(926 S. K. m. 121) (2709 S. K. m. 128) (1602 S. K. m. 35)
Davacı, 15.12.1995 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; Ulş. Ok Eğt. Mrk. K.lığındaki yedeksubay temel eğitimim tamamlamasını takiben 31.3.1995 tarihinde meslek kur'ası sonunda hukukçu Ulş. Atğm. olarak Hrt. Gn. K.lığı emrine atandığını; 19.4.1995 tarihinde Hrt. Gn. K.lığınca Disiplin Subay Yardımcısı olarak görevlendirildiğini, bu görevini sürdürmekte iken 18.10.1995 tarihinde mesaiye bir buçuk saat geç kalması nedeniyle savunması alınarak 4 gün göz hapsi cezası ile tecziye edildiğini, Kanuna uygun olarak bu cezaya karşı 19.10.1995 itiraz hakkını kullandığını, bu itirazının Hrt. Gn. Komutanınca reddedildiği gibi, Disiplin Subay Yardımcılığı görevinden alınarak Destek Tb. Ulş. Oto Bl. K.lığı Oto Bak. K.lığında görevlendirdiğini, 1602 sayılı Kanunun 35. maddesi uyarınca bu işlem hakkında 31.10.1995 tarihinde ihtiyari müracaat hakkını kullanarak işlemin geri alınmasını talep ettiğini, yasaya uygun şekilde Milli Savunma Bakanlığına yapmış olduğu bu başvurunun usulsüz olarak kabul edilerek dilekçesinin Hrt. Gn. K.lığına geri gönderildiğini ve salt bu nedenle de savunmasının alındığını, ardından da KKK. lığının atama emri ile Malatya 2. Ordu Şoför Er Eğt. A.K.lığı emrine atandırıldığını, tamamen yasaların öngördüğü usul ve kurallar çerçevesinde yapmış olduğu disiplin cezasına itiraz ve Disiplin Subay Yardımcılığı görevinden alınarak bir başka yerde görevlendirilme işlemine karşı ihtiyari başvuru nedeniyle maruz kaldığı bu iki işlemin tüm unsurları yönünden hukuka aykırı bulunduğunu; her iki atama işleminin davalı idarece bir ceza olarak tesis edildiğini, oysa yasaların bunu kesinlikle menettiğini, bu iki işlem nedeniyle manevi varlığında ağır bir tahribatın meydana geldiğini, derin bir üzüntü ve manevi acı duyduğunu belirterek; Malatya'ya atandırılması işleminin iptalini ve her iki atama işlemi nedeniyle maruz kaldığı manevi zararın tazmini için ayrı ayrı beşer yüz Milyon lira olmak üzere toplam bir Milyar liranın faiziyle birlikte tazminini talep ve dava etmiştir.
Dava dosyasında yer alan bilgi ve belgelerin müştereken değerlendirilmesinde; askerlik öncesi cumhuriyet savcısı olarak görev yapan davacının 241. dönem yedeksubay adayı olarak temel eğitimini görmekte olduğu Ulş. Ok. ve Eğt. Mrk. K.lığından 31.3.1995 tarihinde hukukçu meslek kur'asına tabi tutularak Harita Gn. K.lığı emrine atandırıldığı, Hrt. Gn. K.lığının 19.4.1005 tarihli işlemi ile de Disiplin Subay Yardımcısı olarak görevlendirildiği, bu görevini sürdürmekte iken 16.10.1905 tarihinde mesaiye 1,5 saat gecikmeyle saat 10.30 civarında gelmesi nedeniyle ilk amiri olan Disiplin Subayınca savunmasının alındığı ve 17.10.1995 tarihinde 4 gün göz hapsi cezası ile tecziye edildiği, davacının 10.10.1905 tarihli dilekçesi ile bu cezaya karşı bir üst amiri (Hrt. Gn. K.) nezdinde itirazda bulunduğu ve olayda bir kastının olmadığını, mesaiye yetişmek için olabilecek bütün imkanları kullandığını, gelir gelmez de hemen amirine durumu şifahen bildirdiğini, buna rağmen herhangi bir uyarı ve kınama yapılmadan verilen bu cezanın işlenen disiplin tecavüzü fiili ile orantılı olmadığını belirterek, söz konusu cezanın kaldırılması yada uygun görülecek bir biçimde değiştirilmesini talep ettiği, bu itiraz dilekçesinin altına Hrt. Gn. K. tarafından Disiplin amirinin kararına katılıyorum ve anılan subayı Disiplin Subay Yardımcılığından alıyorum. Gereğini rica ederim. 23.10.10I95 şeklinde derkenar düşüldüğü ve Hrt. Gn. K.lığının 23.10.1905 tarihli ve Karargah içi görevlendirme konulu emri ile hizmetin daha iyi yürütülebilmesi maksadıyla, davacının Disiplin Subaylığı emrinden, Destek Tabur K.lığı emrine verildiğinin bildirildiği ve davacının 27.10.1905 tarihinde Hrt. Gn. K.lığı Destek Tb. K.lığı Ulş. Oto Bl. K.lığı emrinde yeni görevine başladığı, davacının 31.10.1995 tarihinde davalı Milli Savunma Bakanlığına dilekçesiyle başvurarak, söz konusu karargah içi yer değişikliği işleminin hukukun genel ilkelerine, Anayasa'nın 36 ncı maddesinde yer alan hak arama özgürlüğüne, yine Anayasa'nın 74 ncü maddesinde belirtilen dilekçe hakkına, ASCK. nun 189/4, İç Hizmet Kanununun 26 ve 20, 926 sayılı Kanunun 118, Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliğinin 3 ncü maddelerine aykırı olduğunu belirterek, eski görevine iadesini talep ettiği, bu başvurunun ardından davacının bu dilekçesi nedeniyle usulsüz müracaatta bulunduğu belirtilerek davacının savunmasının birliği K.lığınca istendiği, davacının 16.11.1905 tarihli savunmasında 1602 sayılı Kanunun 35 nci maddesinin verdiği yetkiye dayanarak bu başvuruyu yaptığını ve herhangi bir usulsüzlük bulunmadığını belirttiği, akabinde de KKK. lığının 30.11.1995 tarihli mesaj atama emri ile davacının Hrt. Gn. K.lığı emrinden Malatya 2. Ordu Sof. Er. Eğt. A. Deş. Tb. K.lığı emrine atandırıldığı, 6.12.1995 tarihinde eski görev yeri ile ilişiği kesilen davacının, Malatya'ya atanması işleminin iptali ile her iki atama işlemi nedeniyle uğradığı manevi zararın giderilmesi için toplam Bir Milyar lira manevi tazminat istemli bu davasını 15.12.1995 tarihinde ve süresinde mahkememizde açtığı anlaşılmaktadır.
Dava konusu atama ve manevi tazminat istemleri arasında hukuki bir bağ bulunmadığı, iki işlem arasında aynı kişiye uygulanmasının öte sinde bir birliktelik olmadığına ilişkin davalı idarenin usule yönelik itirazına iştirak edilememiştir. Davaya konu iki işlem arasında maddi ve hukuki bakımdan bir bağlılığın varlığı açık olduğu gibi, birbirini takip eden bu iki işlemin hukuki sebepleri de ileride açıklanacağı üzere müşterek olup, aynı gerekçeyle teselsül etmiştir. Bu bakımdan, 1602 sayılı Kanunun 38nci maddesine uygun olan ve birbiriyle irtibatlı davaların aynı dilekçe ile açılmasında hukuka aykırı bir yön görülmeyerek, bu yöndeki itirazın reddi cihetine gidilmiştir.
Davanın esasına gelince:
Bir iptal ve iki ayrı tam yargı davası tek dilekçe ile açıldığından; davacının istemlerinin ayrı ayrı ele alınmasında yarar görülmektedir.
1. Davacının Harita Genel Komutanlığındaki Görevinden Alınarak Malatya'ya Atandırılması işleminin iptali İstemi Bilindiği üzere, idari yargıda genel kabul görmüş ve öğreti tarafından da büyük ölçüde benimsenmiş ilkeye göre, iptal davasının açılması sırasında kişisel ve meşru menfaat ilişkisinin yanısıra varlığı aranan güncel menfaat koşulunun, davanın devamı ve sonuçlanması aşamasında da mevcudiyeti şarttır. Hüküm anında bu ilişkinin mevcut olmaması halinde, artık davanın esası hakkında karar verilemez ve dava ehliyet yönünden reddedilmelidir. Dava konusunda da davacının dava açma anında ve davanın bir bölümünün devamı sırasında yedeksubay statüsünü devam ettirmesi nedeniyle, söz konusu atama işlemi ile güncel menfaat ilişkisi içerisinde olduğu maddi bir vakıa ise de; 31.3.1996 tarihinde terhis edilmesi karşısında Malatya garnizonuna atandırılması işlemi ile olan güncel menfaat ilişkisinin kesildiği kuşkusuzdur. Bu nedenle bu atama işleminin iptali istemli davanın ehliyet yönünden reddedilmesi gerekli bulunmaktadır. Ancak, burada hemen işaret etmek gerekir ki atama işleminin iptali istemli davanın esastan (iptal veya redle) sonuçlandırılmaması, bu işlem nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen manevi zararın tazmini istemli tam yargı davasının esastan incelenmesine engel teşkil etmez. Çünkü, 1602 sayılı Kanunun 42 nci maddesinde; ilgililerin haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla AYİM'de doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davasını birlikte aşabilecekleri gibi, ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine tam yargı davası açabilecekleri hüküm altına alınmıştır. Davacı, dava dilekçesiyle aynı işlem nedeniyle iptal ve tam yargı davasını birlikte açma yolunu tercih ettiğinden; tam yargı davasının sonuçlandırılabilmesi için, ehliyet yönünden reddedilen iptal davasının esasının, işlemden doğan tazmin sebeplerinin varlığı yönünden, ele alınıp incelenmesi zorunlu bulunmaktadır. Kaldı ki iptal davası sonunda verilen karar ne olursa olsun (iptal, red, ehliyet yönünden red, bir karar verilmesine yer olmadığı vs.), bu dava sonunda ayrıca açılacak tam yargı davasında da, tazmin sebepleri yönünden, iptal davasına konu işlem ele alınıp irdelenmek ve hizmet kusuru yada kusursuz sorumluluk koşullarının mevcudiyeti yönünden esas açısından incelenmek durumundadır. Bu nedenle, davacının Malatya'ya atanması işleminin ehliyet yönünden reddi, bu atama işleminin tazmin sebepleri yönünden ele alınıp irdelenmesine engel teşkil etmemektedir.
2. Davacının Hrt. Gn. K.lığı Disiplin Subay Yardımcılığı görevin alınarak, Hrt. Gn, K.lığı Deş. Tb. K.lığı emrinde görevlendirilmesine ilişkin işlem medeniyle acılan manevi tazminat istemli tam yargı davası;
926 sayılı TSK. Personel Kanununun 121/a maddesinde, asteğmen albay rütbelerindeki subaylar ile astsubayların atanmalarının Kuvvet Komutanlıklarınca yapılacağı ifade edilmiştir. Davacı, yedek subay statüsü ile askerlik öncesi sahip olduğu kariyeri (Cumhuriyet savcısı) dikkate alınarak, davalı idarece hukukçu meslek kur'asına tabi tutulmak suretiyle Hrt. Gn. K.lığı emrine atandırılmıştır. Hrt. Gn. K.lığı da, davacının bu atama sebebine uygun şekilde davacıyı Hrt. Gn. K.lığı Disiplin subay yardımcısı olarak görevlendirmiş ve kariyerinden istifade yoluna gitmek suretiyle başlangıçta hukuka uygun bir işlem tesis etmiştir. Ne var ki, davacının mesaiye 1,5 saat geç gelmesi, savunmasının alınarak 4 gün göz hapsi cezasıyla tecziyesi ve davacının Askeri Ceza Kanununun kendisine tanıdığı bu cezaya itiraz hakkını kullanmasıyla başlayan olaylar zincirinin akabinde, Hrt. Gn. K.lığının emriyle meslek kur'ası ile atandığı bu görevinden alınarak, Hrt. Gn. K.lığı bağlısı ve şehir merkezinden uzaktaki Destek Tb. K.lığında görevlendirilmesi işleminin hukuka uyarlı düştüğü söylenemez. Davacının sınıfı ulaştırma olmakla beraber, davalı idare onun hukukçu olan mesleğini gözeterek ve bu kariyerinden istifade etmek üzere Hrt. Gn. K.lığı emrine atamıştır. Davacının, bu görevinden (Diş. Sb. Yrd) alınmasını gerektiren hukuki ve zaruri sebepler çıkması halinde yapılacak olan iş; atamaya yetkili makam olan KKK. lığına atama teklifinin yapılması ve bunun gerekçelerinin açık şekilde bildirilmesi, akabinden de yetkili makamca atama işleminin tesisi yoludur. KKK. lığı yerine bu yetkinin Hrt. Gn. K.lığınca kullanılması hukuka uyarlı düşmediği gibi; bunun bir atama değil görevlendirme olduğu yolundaki davalı idare savunmasının da bu hukuki gerçeği değiştirici mahiyeti bulunmamaktadır. Mahkememizin muhtelif kararlarında işaret edildiği üzere, zorlayıcı bir nedene dayalı çok kısa bir süreye ilişkin haller ile ek görev durumu müstesna olmak üzere, bir subayın atandırıldığı görev yeri dışında çalıştırılması mümkün değildir. (AYİM. 1. D. 2.4.1991 tarih ve E. 1990/ 1102, K. 1991/919; AYİM. Dergisi, S. 7, Kitap; l, Ankara 1993, S. 205-208) Bir kamu görevlisinin yapacağı işin ne olduğunun açıkça belirlenmiş olması ve bunun yetkili merci tarafından tayin edilmiş bulunması gereklidir. Kamu görevlisinin görev yerinin neresi olduğunun, hangi işi yapa cağının belirlenmemesi yada yetkisiz mercilerce herhangi bir sebeple değiştirilmesi, Anayasa'nın 128/2 nci maddesinde belirtilen memur güvencesi ile de bağdaşmayacaktır. Bu nedenle, adı 'görevlendirme şeklinde nitelendirilse de; davacının görevinin ve görev yerinin değiştirilmesi işleminin atama olduğu aşikardır. Ve bu işlem hukuka uyarlı düşmemektedir.
Öte yandan, davacının bu göreve atandırılması işleminin hukuki sebebinin, davacının salt aldığı disiplin cezasına yaptığı yasalara uygun itiraz hakkını kullanmaktan ibaret davranışı olduğu açıkça görüldüğün den; sözkonusu işlemin bir ceza olarak tesis edildiği kanaatine ulaşılmıştır. Oysa, atama işleminin bir ceza olanak tesisi, amaç yönünden açıkça hukuka aykırılığı beraberinde getirmektedir. Şu halde, sözkonusu atama işlemi yetki ve sebep unsurlarının yanısıra amaç unsuru yönünden de hukuka aykırı düşmüştür. Bunun doğal sonucu olarak da, taşıdığı hukuka aykırılık özelliği dolayısıyla, bu atama işleminden kaynaklanan tam yargı davasında, davalı idarenin bir açık hizmet kusuru içinde bulunduğu, bu hizmet kusuruna yetkisiz ajanlarının atama işlemi tesis etmesinden kaynaklanan hizmetin kötü işlemesinin yol açtığı, dolayısıyla bu işlem nedeniyle davacının sahip bulunduğu hukukçuluk kariyerini uygulama imkanından mahrum bırakıldığı, meslek kur'ası ile atandığı görev yerinin hukuka aykırı şekilde değiştirilmesi karşısında manevi bir zarara uğradığı kabul edilerek, bunun tazmini gerektiği kanısına varılmıştır.
3. Davacının KKK. lığınca Hrt. Gn. K.lığı emrinden alınarak, Malatya 2. Ordu Şoför 1 A.K.lığı emrine atandırılmasına ilişkin işlem nedeniyle acılan manevi tazminat istendi tam yargı davası;
Davacının Hrt. Gn. K.lığı Deş. Tb. K.lığı görevinden de bir süre sonra KKK. lığınca alınarak, terhisine birkaç ay kala Malatya 2. Ordu Şoför A. K.lığı emrine atandırılması işleminin sebebi, davalı idare savunmasına göre ... yeni görevlendirildiği birlikte de disiplinsiz tutum ve davranışlarına devam etmesi, diğer personele kötü örnek olması, mesai arkadaşları arasında huzursuzluk yaratması nedenleriyle, yapılan teklif üzerine... dir. Savunmada bu iddianın akabinde Disiplinin tesisi için Silahlı Kuvvetlerin her kademesindeki personel büyük fedakarlık ve çaba gösterirken, davacının bunu bozmasına yasalar çerçevesinde izin verilmemesi, bütün yönleriyle hukuka uygun bulunmaktadır... şeklindeki açık beyanla davacı hakkındaki bu atama işleminin disiplinin tesisi için yapıldığı savunulmaktadır.
Davacı hakkındaki sözkonusu iddiaları doğrulayıcı ya da kanıtlayıcı hiçbir belge davalı idarece sunulamadığı ve ortaya konulamadığı gibi; mevzuatta subaylara uygulanacak disiplin cezaları arasında yer değiştirme cezası da yer almamaktadır. TSK. ne Mensup Subay ve Astsubayların Atanma ve Yer Değiştirmeleri Hakkındaki Yönetmeliğin 12/g ve 24/j maddelerinde öngörülen görev ihtiyaçları veya idari, asayiş ve zaruri sebepler in mevcudiyeti ortaya konulmadan tesis edilecek bir atama işlemi, düzenli ve basiretli idare ilkesine de aykırı düşer. Ajanları ve elindeki geniş imkanlar gözetildiğinde, görevde başarısız ve yetersiz kalan personelini yazılı olarak uyarmak, hakkında disiplin işlemi uygulamak, eylemi suç mesabesinde ise hakkında adli işlemlere tevessül etmek, böylelikle ilgilinin olumsuz hallerini belgelemek idareye düsen bir yükümlülüktür. Aksi halde, idare fonksiyonunun geniş ve tek taraflı gücüne dayanılarak, salt bir zan ya da değerlendirme üzerine ve hizmet gerekleri genel gerekçesine sığınılarak atama gibi kişinin özvarlığını ve ailesini doğrudan etkileyen bir yola başvurulması, bu işlemi hukuka aykırı hale getirecektir, öte yandan, atamanın bir ceza olarak uygulanmasının yetki saptırması teşkil edeceği, gerek öğreti gerek idari yargı organlarının kararlarıyla belirlenmiş bulunmaktadır.
Tüm dosya kapsamından, davacının Malatya'ya atanmasının; aldığı disiplin cezası ile Disiplin Subaylığındaki görev yerinden alınması nedeniyle, yasalara (ASÖK., İç Hizmet K., 1602 sayılı AYİM kanunun) tamamen uygun şekilde yaptığı ve Anayasa'ca teminat altına alınmış olan hak arama özgürlüğünün kullanılması cümlesinden olan itirazları dolayısıyla yapılmış olduğu açıkça anlaşılmaktadır. Aldığı disiplin cezasına karşı yasal itiraz hakkını kullanmaktan ve yine hakkında tesis edilen ilk atama işlemine karşı 1602 sayılı Kanunun 35 nci maddesi gereğince, ilgili makamdan işlemini gözden geçirmesini istemekten başka bir davranışı olmayan davacının; disiplinsiz bir davranışı olsaydı dahi, bir cezalandırma aracı olarak atamaya tabi tutulması değil, yasada öngörülen disiplin cezalarıyla tecziyesi gerekirdi. Bu atamayı haklı bulacak idari, asayiş, zaruri vs. herhangi bir neden de sözkonusu bulunmadığından; davacının KKK. lığınca Malatya garnizonuna atandırılması işlemi de sebep ve amaç unsurları yönünden hukuka aykırılıkla sakatlanmış bulunmaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da, bu işlemden kaynaklanan tam yargı davasında, davalı idarenin bir açık hizmet kusuru içinde bulunduğu, bu hizmet kusuruna, hukuku uygunluk sebeplerine dayalı olmayan ve kamu yararına aykırı şekilde tesis edilen bir işlemin varlığından kaynaklanan hizmetin kötü işlemesinin yol açtığı, bu işlem nedeniyle davacının terhisine birkaç ay kala Malatya gibi uzak bir garnizona gönderilmesi nedeniyle bir acı ve üzüntüye, dolayısıyla manevi zarara uğradığı kabul edilerek, bunun tazmini gerektiği kanısına varılmıştır.
Davacı her iki işlem içinde ayrı ayrı beşeryüzmilyon lira manevi tazminat talep etmiş ve dava dilekçesinde takdir edilecek manevi tazminatın caydırıcı bir mahiyette olması gerektiğini ifade etmişse de; kurulumuzca, benzer atama işlemleri dolayısıyla tayin edilen manevi tazminat miktarları gözetilerek ve davacının uğradığı manevi zararın ölçüsü re'sen değerlendirilerek, ilk atama işleminden doğan manevi zararına karşılık on milyon lira, ikinci (Malatya garnizonuna) atama işleminden doğan manevi zararına karşılık da onbeşmilyon lira manevi tazminata hükmedilmiştir. Bilindiği üzere, manevi zarar ve manevi tazminatın ölçüsü ve miktarı konusunda yasal bir kriter olmadığı gibi, bu konu tamamen uygulamaya ve içtihatlara bırakılmış bulunmaktadır. Hal böyle olunca da, emsal olaylarda hükmettiği manevi tazminat miktarını dikkate alan kurulumuz, davacının sözkonusu atama işlemleri nedeniyle duyduğu acı ve üzüntüye, dolayısıyla uğradığı manevi zarara karşı yapmış olduğu talebin fahiş miktarda olduğu kanısına vararak, belirtilen miktarları hüküm altına almıştır.
Üye Dz. Hak. Yb. Dr. Serdar Özgüldür, belirtilen manevi tazminat miktarlarının tayini konusundaki görüşe katılmamıştır. Öte yandan kurulumuz, davacının başlangıçta mesaiye geç kalarak, cezalandırma ve atama sürecinin başlamasına kendi kusurlu davranışıyla sebebiyet verdiği, dolayısıyla her iki atama sebebiyle davacıya ayrı ayrı ancak sembolik bir tazminat verilmesi gerektiğine ilişkin Başsavcılık düşüncesi ne de iştirak etmemiştir. Gerçekten, davacının başlangıçta mesaiye geç gelmesi şeklindeki fiilinin (disiplin tecavüzünün) hükmedilecek manevi tazminat miktarının tenkisini gerektirir bir müterafik kusur olarak kabulü mümkün bulunmamaktadır. Bu fiil (davranış) ile dava konusu atama işlemleri arasında hukukça kabul edilebilir herhangi bir uygun illiyet bağı sözkonusu olamayacağından; bu fiil nedeniyle hükmedilecek manevi tazminat miktarının tenkisi düşünülemez. Tazminat miktarının sembolik olabilmesi de tamamen mahkemenin takdirine ait bir keyfiyet olmakla beraber; somut davada miktarının bu şekilde tutulmasını gerektirir herhangi bir neden görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle;
Davacının Hrt. Gn. K.lığı emrinden alınarak, KKK. lığınca Malatya garnizonuna atandırılması işlemi ile ilgili olarak açtığı iptal davası sonuçlanmadan terhis edildiği, böylelikle bu işlemle güncel menfaat ilişkisinin kesildiği anlaşılmakla; bu davanın ehliyet yönünden REDDİNE,
Davacının Hrt. Gn. K.lığı Disiplin Subay Yardımcılığı görevinden alınarak, Hrt. Gn. K.lığı Destek Tb. K.lığı emrine atandırılması işleminden dolayı duyduğu manevi acıya karşılık olmak üzere, davacıya 10.000.000 TL. (Onmilyonlira) manevi tazminat verilmesine, fazlaya ait istemin REDDİNE,
Davacının Hrt. Gn. K.lığı emrinden alınarak, KKK. lığınca Malatya 2. Ör. Şoför Er Eğt. A. K.lığı emrine atandırılması işleminden duyduğu manevi acıya karşılık olmak üzere, davacıya 15.000.000 TL. (Onbeşmilyonlira) manevi tazminat verilmesine, fazlaya ait isteminin REDDİNE,
Hükmedilen manevi tazminatlara dava tarihi olan 15.12.1095 tarihinden itibaren % 30 (yüzde otuz) yasal faiz YÜRÜTÜLMESİNE,
Davalı idare 492 sayılı Harçlar Kanununun 13/j maddesi gereğince harçtan muaf olduğundan, harca hükmedilmesine YER OLMADIĞINA,
Davacı tarafından peşin yatırılan 9.189.000 TL. (Dokuzmilyonyüzseksendokuzbin lira) harcın istek halinde davacıya İADESİNE,
Davacı tarafından peşin yatırılan ve sarfedilen 350.000 TL. (üçyüzellibin lira) posta pulu giderinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, davacının peşin yatırdığı 750.000 TL (Yediyüzellibin lira) posta giderinden artan ve sarfedilmeyen 400.000 TL. (Dörtyüzbin lira) posta pulunun istek halinde DAVACIYA İADESİNE,
Dava duruşmalı görüldüğünden, reddedilen manevi tazminat miktarı üzerinden, davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifeleri uyarınca nisbi olarak hesap edilen 2.500.000 TL. (İkimilyonbeşyüzbin lira) Avukatlık ücretinin, davacıdan alınarak davalı idareye VERİLMESİNE.
KARŞI OY GEREKÇESİ
Anayasa Mahkemesinin bir kararında da (Any. Mah. 11.12.1969; E. 1968/33, K. 1969/12; RG. 2.7.1969, S. 13238) işaret edildiği üzere; manevi zarar sorunu, zararın değerlendirilmesi ve giderilmesi yönlerinden özelliği ve büyük güçlükleri olan bir sorundur, özellik ve güçlük, insanın manevi varlığına yapılan saldırıların etkilerini ölçüye vurmaktaki olanaksızlıkta ve manevi kayıpların telafi kabul etmez niteliğindedir.
Türk İdare hukuku öğretisinde, manevi tazminat; manevi zararı hafifletme, karşılama şeklindeki sembolik işlevinin yanında, özellikle kusurun belirginleşip ağırlaştığı davalarda, ajana rücu etmek koşuluyla, idareyi bir nevi cezalandırma işlevi de kazandırılması gerektiğine ilişkin görüşler ileri sürülmektedir. (Sait GÜRAN, Türk idare Hukukunda Tazminat Miktarının Saptanması, Sorumluluk Hukukunda Yeni Gelişmeler IH. Sempozyumu, 1HP. Yay. No. 622, İstanbul, 19SO, S. 167-168). Şahsen, öğretide yer alan bu yöndeki görüşlere iştirak etmekteyim. Bu görüşün yargı kararlarına yansımasının Hukuk Devleti düşüncesinin tam ve gerçek anlamda yerleşebilmesinde yargısal bir katkı sağlayacağına inanıyorum. Bu yolla, idare ajanları keyfilik ve sübjektiflikten uzaklaşacak; rücu mekanizmasının gerçekten işletilebilmesi halinde, bu şekildeki işlemler dolayısıyla hükmedilecek tazminatların ileride yargı yoluyla kendilerinden geri alınma ihtimali dolayısıyla hukuka uygun hareket etme düşüncesi ve çerçevesinden ayrılmaktan kaçınacaklardır.
Dava konusunda da, davacının Anayasa ve yasaların öngördüğü hak arama, itiraz ve ihtiyari başvuru gibi tamamen mevzuata uygun davranışları nedeniyle davalı idare ajanlarının husumetine maruz kaldığı, savunmada da açıkça belirtmekten çekinilmeyen disiplin tesisi için art arda atama gibi ağır şekilde hukuka aykırı işlemlere tabi tutulduğu, esasen askerlik öncesi Cumhuriyet Savcılığı gibi adalet camiasında mümtaz bir görev yapmakta olan davacının, yasalarda yer almasına rağmen kullandığı hak arama özgürlüğü yol ve yöntemleri sebebiyle tesis edilen hukuka aykırı bu atama işlemleri karşısında, bir hukuk adamında doğal olarak mevcut olduğu karine olarak kabul edilen adalet duygusu"nda ağır bir teşevvüş meydana geldiği, bu duyguda vaki teşevvüşün ve derin etkilenmenin kıtada görevli bir başka yedeksubayla aynı olmasının beklenemeyeceği, dolayısıyla davacının ağır ve derin bir manevi acıya maruz kaldığı, bir hukukçu olarak da asker ocağında karşılaştığı bu olayların manevi etkisinin, gelecekteki meslek yaşantısında da uzun süre devam edeceği, bu nedenle davacıya manevi tazminata hükmederken, bu durum ve özel koşulların dikkate alınarak ve olaylarda kusurları bariz olan idare ajanlarına rücu edilebileceği konusunda gerekçeye açık bir bölüm ilave edilerek, ilk atama işlemi için 50.000.000 TL. (Ellimilyon lira), ikinci atama işlemi için de 100.000.000 TL. (Yüzmilyon lira) manevi tazminata hükmedilmesinin uygun olacağı kanısında olduğumdan; sayın çoğunluğun söz konusu işlemler nedeniyle sırasıyla 10.000.000 TL. (Onmilyon lira) ve 15.000.000 TL. (Onbeşmilyon lira) manevi tazminata hükmedilmesine ilişkin kararına iştirak edemedim. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy