(357 S. K. m. 2, 15, Geç. m. 6) (270 S. KHK m. 1) (5434 S. K. m. 9) (2709 S. K. m. 2, 5, 10, 60/1, 152, 157/1) (1602 S. K. m. 20/2)
Davacı tarafından verilerek 01 Haziran 1995 günü kayda geçen dava, davalı idarenin savunması üzerine verilen ikinci dilekçe ile duruşmada özetle;
Hakim yarbay rütbesine yükseldiği 30 Ağustos 1980 günü birinci sınıf askeri hakimliğe ayrıldığını emekliliğinde 3652 sayılı Kanunun geçici 6 ncı maddesi uyarınca birinci sınıfa ayrılma tarihinin kıdemli binbaşılığa yükseltildiği 30 Ağustos 1978 gününe götürüldüğünü, 4087 Sayılı Kanunun geçici 10 ncu maddesinde, 357 Sayılı Kanunun 15 nci maddesinde yazılı koşulları taşıyanların binbaşı rütbesine yükseltildikleri tarihte birinci sınıfa ayrılacaklarının belirtilmesi üzerine idareye başvurarak birinci sınıf askeri hakimliğe ayrılma tarihinin binbaşılığa yükseldiği 30 Ağustos 1975 gününe götürülmesini istediğini, idarenin 4087 sayılı Kanunun geçici 10 ncu maddesinin yürürlüğe girdiği tarihte görevde olan askeri hakimleri kapsadığı gerekçesi ile istemini reddettiğini, 270 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin yürürlüğe girdiği tarihe dek askeri hakimlerin birinci sınıfa ayrılmalarının sadece Askeri Yargıtay ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesine seçimde önem kazandığını, 270 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnameden sonra ise hakimlik tazminatından yararlanma ve ek göstergelerin uygulanması yönünden önemli hale geldiğini, 4087 sayılı Kanunun geçici 10 ncu maddesinin elbette statüde olan kamu görevlilerini ilgilendiren bir düzenleme olduğunu, onlar için getirilen yeni mali hakların, aynı rütbe ve unvanda bulunan emeklilere de yansıtılmasının idare hukukunun vazgeçilmez temel kuralı olduğunu, 4087 sayılı Kanun ile birinci sınıf askeri hakimliğe ayrılma günü binbaşılığa yükselme gününe götürülen askeri hakimlerin, bu tarihten itibaren altı yıllarını doldurduklarında yüksek hakimlik tazminatı ile ek göstergeyi daha yüksek miktarlardan alacaklarını, bu haktan aynı durumda olan emeklilerin de yararlanmaları gerektiğini, davalı idarenin bu durumları dikkate almadan salt biçimsel yorum yapmakla yetindiğini, esasen yasaların geleceğe yönelik hükümler getireceğini, yasa koyucunun gerekli gördüğü takdirde geçici bir madde ile yasa kuralının geçmişe uygulanmasını sağlayabileceğini, bunun yanında getirilen hükme özel yasasında değilde bir başka yasada yapılan düzenleme gurubu içinde yer verilmiş ise, bu hükmün geçici madde halinde düzenlendiğini ve özel yasasında gerekli düzenleme yapılıncaya dek bu geçici maddenin uygulanması gerektiğini, nitekim, 3824 sayılı yasanın geçici 3 ncu maddesinin buna örnek verilebileceğini, bunun gibi 4087 sayılı Yasanın, Hakimler ve Savcılar Yasasında değişiklik yapan bir yasa olduğunu, askeri hakimlerin birinci sınıf askeri hakimliğe ayrılmalarına ilişkin geçici 10 ncu maddenin özel yasasında değil, bir başka yasada yapılan düzenleme içinde yer aldığını ve geçici madde olarak düzenlendiğini, bir başka yasada yapılan değişiklik içinde yer verilen bu geçici kuralın hem geçmişe etkili olacak şekilde ve hem de 357 sayılı Yasanın 15 nci maddesinde gerekli değişiklik yapılıncaya dek uygulanmasının kaçınılmaz olduğunu, askeri hakimlerin birinci sınıf askeri hakimliğe ayrılmaları konusunda bir düzenleme boşluğunda söz açılamayacağını, bunun yanında maddenin salt görevde olan askeri hakimler hakkında uygulanacağı iddiasının haklı sayılamayacağını, madde de Daha önceki tarihler İtibariyle bu şartları taşıyanların birinci sınıfa ayrılma işlemleri, birinci sınıfa ayrılmayı hak ettikleri tarihe göre düzeltilir. hükmünün geçmişe etkili olarak uygulanması yolundaki görüşlere haklılık kazandırdığını, maddede ki .... ve halen görevde bulunan askeri hakimler deyiminin, emeklileri ayrık tutan bir hüküm şeklinde yorumlanamayacağını, 3562 sayılı Yasanın geçici 6 ncı maddesi ile birinci sınıf askeri hakimliğe ayrılmayı kıdemli binbaşılığa indiren ve bunu emekli askeri hakimlere de yansıtan yasa koyucunun, işi binbaşılığa indirgediğinde emeklilerden bunu esirgediğinin düşünülemeyeceğini, yasa koyucunun birinci sınıfa ayrılmayı binbaşı rütbesine getiren düzenlemeyi geçici bir kuralla gerçekleştirdiğini, hukuk tekniği bakımından geçici maddenin geçici maddesi olamayacağından, geçici 10 ncu maddenin emeklilere yansıtılması için ayrıca bir geçici madde konulmasının yasa koyucudan beklenemeyeceğini, 4087 Sayılı Yasanın geçici 10 ncu maddesinin iki paragraftan oluştuğunu, birinci paragrafta, 24 Mayıs 1989 günü ile bu yasanın yürürlüğe girdiği 21 Mart 1995 günü arasında askeri hakimlik mesleğine girenlerin, ikinci paragrafta ise, 24 Mayıs 1989 gününden önce girenlerin intisaklarının nasıl yapılacağının hükümlere bağlandığını, davalı idarenin geçici 10 ncu maddeye yüklediği anlam ve yorum şekline sadık kalındığında, 22 Mart 1995 gününden sonra mesleğe giren askeri hakimlerin sanki önceden olduğu gibi kıdemli binbaşılığa yükseldiklerinde diğer koşullara da sahip iseler birinci sınıf askeri hakimliğe ayrılabilecekleri sonucuna varılacağını, bu kabulün sağlıklı olmadığını, 357 sayılı Yasanın 2 nci maddesine 2372 sayıl Yasa ile eklenen (D) bendinde Üsteğmen ve Yüzbaşı rütbesinin ilk üç yılında bulunanlardan kendi hesabına hukuk fakültelerini bitirenin askeri hakimlik sınıfına geçirileceklerinin yazılı olduğunu, bu hükme dayanılarak yüzbaşı rütbesinin üçüncü yılında askeri hakim sınıfına geçirilen bir kişinin, iki yıl staj sonrasında kıdemli yüzbaşılığının ikinci yılında askeri hakim olarak atandırılacağın, stajlık süresini bitirdiğinde aynı zamanda binbaşılığa yükseleceğini ve askeri hakimlikteki süre kaydına bakılmaksızın birinci sınıf askeri hakimliğe ayrılacağını, birinci sınıf askeri hakimlikte altı yılını doldurduğu tarihte emeklilik hizmet süresini de dolduracağın, toplam altı yıl askeri hakimlik hizmetinden sonra yasanın yürürlüğe girdiği yılın sonunda emekliliğini istediğinde, en üst dereceden yüksek hakimlik tazminat ve ek gösterge üzerinden emekli edileceğini, buna karşın idare gibi düşünüldüğü takdirde bir yıl önce yarbaylığının üçüncü yılında emekli olan bir askeri hakimin, 23 yıl mesleki hizmetine karşılık daha düşük yüksek hakimlik tazminatı ve ek gösterge alacağını, bu durumun yasanın amacı ile bağdaştırılamayacağını, bunun gibi davalı idarenin yorumuna göre Ekim 1994 yılında hukuk fakültesini bitirip askeri hakimliğe geçirilen bir yüzbaşı binbaşılığına terfi ettiği tarihte birinci sınıf askeri hakimliğe geçirilirken, yasanın yürürlüğünden sonra Haziran 1985 de fakülteyi bitirip askeri hakim sınıfına geçirilen yüzbaşının ise ancak kıdemli binbaşılığa yükseltildiği tarihte, birinci sınıf askeri hakimliğe ayrılabileceğini, yasa maddesinin yazılışının hatalı olduğunu, ancak kuralın biçimsel yanı ne olursa olsun uygulayıcıların onu doğru yorumlayarak gerçek amacı doğrultusunda uygulamaları gerektiğini, Yasanın geçici 10 ncu maddesi ile diğer koşulları taşıyan askeri hakimlerin binbaşılık rütbesinde birinci sınıf askeri hakimliğe ayrılmalarının, daha önceki tarihler itibariyle de aynı koşullara sahip bulunanların emekli olup olmadıklarına bakılmaksızın hak ettikleri tarihte birinci sınıf askeri hakimliğe ayrılacaklarının düzenlendiğini ve geçirilmeleri işlemlerinin buna göre düzeltilmesi gerektiğini, şayet davalı idarenin yorumu haklı görülür ise geçici 10 ncu maddenin 1 nci ve 2 nci paragraflarındaki ...ve halen görevde olan ibarelerinin Anayasanın eşitlik, hukuk devleti ve sosyal güvenlik haklarının korunması ilkelerine aykırılığı gözetilerek, iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması yoluna gidilmesini, kaldı ki 5434 Sayılı Yasanın 9 ncu maddesinde, Bu kanun yürürlüğe girdiği tarihten sonra barem, teşkilat, kadro ve sair kanunlarda yapılacak değişiklikler sonunda aylık tutarlarında husule gelecek yükselmeler, aynı rütbe, kadro unvan ve dereceden bağlanmış bulunan emekli, adi malûllük ve vazife malûllüğü aylıkları ile dul ve yetim aylıkları hakkında da uygulanır hükmünün yazılı bulunduğunu, tüm emekliler hakkında uygulanan genel bir ilke olan bu hüküm uyarınca birinci sınıf askeri hakimliğe ayrılmasının binbaşılığa nasbedildiği tarihe götürülmesi gerektiğini, bunun örneğinin 12 Mart 1995 gün ve 22225 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 95/6541 Sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile verildiğini, idarenin savunmasında öne çıkardığı yorum şeklinin içinden çıkılmaz durumlar yaratacağını, birinci sınıfa ayrılacak hakimlerin mesleğe giriş tarihlerine göre farklı uygulama ve koşullara tabi olma sonucunu yaratacağını, yasanın böyle bir paradoksu içerdiğinin düşünülemeyeceğini işlemin hukuka aykırı olduğunu iddia ederek, iptaline karar verilmesi talep ve dava edilmiştir.
Dava konusu, hakkında 2802 Sayılı Hakimler ve Savcılar Kanununun 4087 Sayılı Hakimler ve Savcılar Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi ve Kanuna Geçici Maddeler Eklenmesi Hakkında Kanunun 5 nci maddesi ile eklenen geçici 10 ncu madde hükümlerinin uygulanarak, birinci sınıf askeri hakimliğe ayrılma tarihinin, binbaşı rütbesine nasbedildiği (yükseltildiği) tarihe götürülmesi gerektiği dileğini reddeden işlemin iptali isteminden ibarettir.
Davanın hukuki nedenini oluşturan sözü edilen madde de Kendi Kanunlarında değişiklik yapılıncaya kadar bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce mesleğe girmiş ve halen görevde bulunan askeri hakimler, 357 sayılı Askeri Hakimler Kanununun 15 nci maddesinde belirtilen diğer koşulları taşımak kaydıyla askeri hakimlik mesleğinde 10 hizmet yılını doldurdukları ve binbaşı rütbesine nasbedildikleri tarihte birinci sınıf askeri hakimliğe geçirilirler. Daha önceki tarihler itibariyle bu şartları taşıyanların birinci sınıfa ayrılma işlemleri; birinci sınıfa ayrılmayı hak ettikleri tarihe göre düzeltilir.
24 Mayıs 1989 tarihinden önce mesleğe girmiş ve halen görevde olan askeri hakimler, 357 Sayılı Kanunun 15 nci maddesindeki süre kaydına bakılmaksızın bu kanundaki diğer koşulları taşımak kaydıyla, binbaşı rütbesine nasbedildikleri tarihte birinci sınıf askeri hakimliğe geçirilirler. Daha önceki tarihler itibariyle bu şartları taşıyanların birinci sınıfa ayrılma işlemleri, birinci sınıfa ayrılmayı hak ettikleri tarihe göre düzeltilir hükmü öngörülmüştür.
4087 Sayılı Kanunun, 21 Mart 1995 gün ve 22234 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanmış, Kanunun 6 ncı maddesinde de, Kanun hükümlerinin yayımı tarihinde yürürlüğe gireceği belirtilmiştir.
Davanın esasına girilmeden önce davacının 4087 Sayılı Kanunun 5 nci maddesi ile 2802 Sayılı Kanuna eklenen geçici 10 ncu maddesinin ilk ve son fıkralarında yer alan ...ve halen görevde olan... ifadelerinin Anayasanın 10 ncu maddesinde ifadesini bulan eşitlik, 2 ve 5 nci maddelerinde geçen Sosyal hukuk devleti ile 60 nci maddesinde açıklanan sosyal güvenlik hakkının devletçe sağlanacağı ilkelerine aykırı düştüğü ve bu yüzden iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulması yolundaki iddiasının tartışılıp irdelenmesi gerekli görülmüştür.
Açılmış bir davada, uyuşmazlığın çözümü için uygulanacak bir kanun yada kanun hükmünde kararnamenin hüküm veya hükümlerinin Anayasaya aykırı olduğunu iddia etme hakkını, Anayasamız davanın taraflarına hak olarak tanımış bulunmaktadır. Anayasanın Anayasaya Aykırılığın Diğer mahkemelerde ileri sürülmesi başlığı altında düzenlenen 152 nci maddesinin 1 nci fıkrasında, bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin hükümlerini Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır. denilmektedir.
Aynı hükmün 2 nci fıkrası, Mahkeme, Anayasaya aykırılık iddiasını ciddi görmezse bu iddia, temyiz - merciince esas hükümle birlikte karara bağlanır hükmünü içermektedir.
Davacı açtığı iptal davasında uygulanacak olan, yasa kurallarının Anayasanın eşitlik, hukuk devleti ve Sosyal güvenlik haklarının korunması ilkelerine aykırı bulunduğu iddiasını, önermek suretiyle, bu konuda, somut norm denetimi yapılması hakkını, kullanmış bulunmaktadır.
Anayasanın 152 nci maddesine göre her Anayasaya aykırılık iddiası, Anayasa Mahkemesi önüne götürülemeyecektir. Anayasaya aykırılık iddiasının, Anayasa Mahkemesine götürülebilmesi için Anayasa hükmünde öngörülen koşulları taşıması gerekir.
Anılan Anayasa hükmü, bu yöndeki uygulama ve öğreti uyarınca ancak;
a. Mahkemenin o dava bakmaya görevli olması,
b. Anayasaya aykırılığı öne sürülen kanun yada kanun hükmünde kararname kuralının, o davada uygulanacak olması,
c. Anayasaya aykırılık iddiasının mahkemece ciddi olduğu kanısına varılması,
Koşullarının varlığı halinde iddia Anayasa Mahkemesine götürülebilecektir.
Davacı muvazzaf askeri hakim statüsünde görev yaptıktan sonra, emekliye ayrılmış ve halen, emekli askeri hakim statüsünde olan birisidir. İptali davaya konu idari işlem, emekliliğinde birinci sınıf askeri hakimliğe ayrılma tarihinin binbaşılığa nasbedildiği tarihe götürülme dileğinin reddine ilişkin işlem, şahsıyla, bir diğer deyişle asker kişi ile ilgili bir işlemdir.
Anayasanın 157/1 ve 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 20 nci maddelerinde, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin bulunan işlem veya eylemlerden doğan davaların görüm ve çözümünün Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin görevine girdiği, ayrıca 1602 sayılı Kanunun 20 nci maddesinin 2 nci fıkrasında Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan yada hizmetten ayrılmış olsalar bile subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurların asker kişi sayılacakları hükme bağlanmış olmakla, Silahlı Kuvvetlerde askeri hakim statüsünde görev yaptıktan sonra, emeklilikle hizmetten ayrılmış olsa dahi öncesinden kazandığı statüden dolayı şahsıyla ilgili olarak tesis edilen işlemin askeri şahısla ilgili olması esas alındığında, davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin göreceği davalardan olduğu sonucuna varılmıştır. Bunun gibi işlemin birinci sınıf askeri hakimliğe ayrılma ile ilgili olması yüzünden askeri hizmete ilişkinliğinde de bir duraksama bulunmamaktadır. Haliyle Anayasaya aykırılık iddiasının ilk koşulunun dava yönünden var olduğu görülmektedir.
Anayasaya aykırılık iddiasının oluşumu yönünden ikinci koşul, anayasaya aykırılığı öne sürülen yasal nitelikli kuralın davada, yani uyuşmazlığın çözümünde uygulanacak olmasıdır. Davacının birinci sınıfa askeri hakimliğe ayrılma tarihinin binbaşılığa nasıp (terfi) tarihine götürülüp götürülemeyeceği sorunu, bir bakıma uyuşmazlık hakkında uygulanacak hüküm 2802 sayılı Kanuna 4087 Sayılı kanunun 5 nci maddesi ile eklenen geçici 10 ncu maddedir. Zira belirtilen hükmün yürürlüğe girdiği 21 Mart 1995 gününden önce, askeri hakimlerin birinci sınıf askeri hakimliğe ayrılmaları ile ilgili yasal düzenlemelerde, koşullar arasında binbaşı rütbesine nasp edilme koşulu bulunmaktadır. Bu koşul ilk kez 4087 Sayılı Kanunla eklenen geçici 10 ncu madde ile öngörülmüş olup, davanın çözümünde doğrudan uygulanacak olan kural da budur.
Anayasaya aykırılık iddiasının ön sorun (bekletici mesele-mesele-i müstehire) olarak kabulünün son koşulu, iddianın mahkemece ciddi olduğu kanısına varılmasıdır. Mahkeme Anayasaya aykırılık iddiasını ciddi görürse, dava dosyasını Anayasa Mahkemesine gönderecek, bu durumu ön sorun sayarak Anayasa Mahkemesince verilecek kararı bekleyecek, değilse iddiayı reddederek Anayasanın 152/2 nci maddesi uyarınca uyuşmazlığı mevcut kurala göre esastan çözümleyecektir.
Anayasaya aykırılık iddiasının, ciddi sayılıp sayılmamasının ölçütü, yasal nitelikli kuralın üst norm, durumundaki Anayasa kuralı veya kuralları ile uyum ve uygunluk derecesinin saptanmasına bağlı olduğu söylenebilir. Mahkeme iddianın gerekçelerinin o konudaki kendi düşünce ve kanaatlarıyla çakıştığı, esastan yoksun olmadığı sonucuna varır, hukuki bakımdan tartışmaya değer görür ise bu konuda ya kendi düşünce ve kanaatini da ekleyerek ya da kendi kabul tarzında suskun kalarak, gerekçeye eklendi yapmaksızın dava dosyasının Anayasa Mahkemesine gönderilmesine karar verecektir. İddianın ciddiliği irdelemesi yapılırken, hiç kuşkusuz mahkeme kendisini Anayasa yargı organı yerine koymayacak, Anayasaya uygunluk denetimi yapmayacaktır. Ne var ki, asılsız ve ciddi olmaktan uzak bulduğu iddiaları da Anayasa Mahkemesi önüne götürmeyecektir.
Bu genel perspektif çerçevesinde, davacının Anayasaya aykırılık iddiasının ciddi olup olmadığı değerlendirilmelidir.
Davacı Yasa kuralının Anayasanın 10, 2, 5 ve 60 ncı maddelerine aykırılığı hakkında bir gerekçe göstermemiş, salt kuralın Anayasaya aykırılığını soyut olarak ileri sürmüştür.
Anayasanın eşitlikle ilgili 10 ncu maddesi Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin Kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye ve sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadır hükmünü amirdir.
Anayasa Mahkemesinin bir çok kararında vurgulandığı gibi, Anayasanın 10 ncu maddesinde öngörülen yasa önünde eşitlik herkesin her yönden aynı kurallara bağlı olacağı anlamına gelmediği, yasaların uygulanmasında dil, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep aykırılığı gözetilmesi ve bu nedenlerle eşitsizliğe yol açılmasının elbette Anayasa katında geçerli sayılamayacağı, bu mutlak yasağın, birbirinin aynı durumda olanlara ayrı kuralların uygulanmasını, ayrıcalıklı kişi ve toplulukların yaratılmasını engellediği, kimi kişilerin haklı bir nedene dayanarak değişik kurallara bağlı tutulmalarının eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmayacağı, durum ve konumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerekli kılabileceği, aynı durumda olanlar için ayrı düzenlemenin aykırılık oluşturacağı, Anayasanın amaçladığı eşitliğin, eylemli değil hukuksal eşitlik olduğu, aynı hukuksal durumları aynı, ayrı hukuksal durumlar ayrı kurallara bağlı tutmakla, Anayasada öngörülen eşitliğin çiğnenmeyeceği, kişisel nitelikleri ve durumları özdeş olanlar arasında yasayla konulan kurallarla değişik uygulamalar yapılamayacağı, durumlardaki değişikliğin doğurduğu zorunluluklar, kamu yararı yada başka haklı nedenlere dayanılarak, yasalara farklı uygulamalar getirilmesi durumunda Anayasanın eşitlik ilkesine aykırılıktan söz edilemeyeceği (Anayasa Mahkemesinin 21 Eylül 1993 gün ve E. 1993/21, K. 1993/10 sayılı, 15 Şubat 1995 gün ve E. 1995/88, K. 1995/10 sayılı; 26 Haziran 1995 gün ve E. 1994/90, K. 1995/22 Sayılı Kararları) bilinen bir keyfiyettir.
Davacının, halen emekli statüsünde olan birisi olarak, Silahlı Kuvvetlerde görevli muvazzaf askeri hakimlerle aynı statü ve özdeş duruma sahip bulunmadığı bir gerçektir. Gerçi geçmişi itibariyle askeri hakimlik mesleğinde görev yapmış olması ve o statüde iken emekli edilmesi, mutlak anlamda ve her yönleriyle meslek içi personelle ayrı hukuki durumlara sahip bulunduğu ve aynı hukuki kurallara tabi tutulmaları gerektiği sonucunu doğurmaz. Statüler arasındaki farklılık ve ayniyetsizlik, farklı kurallara tabi tutulmalarını gerektirebilir. Yasa Koyucunun mesleki yönden birlikteliği olanları zamanla statülerinde farklılıklar meydana, gelmiş olsa bile, aynı kurallara tabi tutmakla yükümlü olduğu söylenemez.
Anayasanın 2 nci maddesinde, Cumhuriyetin nitelikleri arasında sosyal hukuk devleti ilkesine yer verilmekte 5 nci maddesinde, kişilerin ve toplumun refahı, huzur ve mutluluğunu sağlamak kişinin temel hak ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli koşulları hazırlamak devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır.
Hukuk devleti: kişiye tüm hak ve özgürlükleri tanıyıp, bunlara saygı gösteren, bu hakları koruyucu ve geliştirici adil bir hukuk düzeni kuran, bunları devam ettirmeye kendisini zorunlu sayan, tüm faaliyetlerinde hukuka ve anayasaya uyan, devlet organlarının tüm işlemlerini bağımsız yargı denetiminden geçirilmesini sağlayan devlet olarak tanımlanmaktadır. (Anayasa Mahkemesinin 24 Şubat 1963 gün ve E. 1972/4, K. 1972/11 sayılı kararı.)
Anayasanın 60 nci maddesi, herkesin sosyal güvenlik hakkına sahip olduğu, devletin bu güvenliği sağlayacak gerekli önlemleri alacağı hükmünü içermektedir.
Her şeyden önce Anayasa'ya aykırı olduğu iddia edilen Yasa kuralı, doğrudan doğruya ilgili olduğu kişilerin sosyal ve ekonomik haklarını düzenlememekte, kapsamda olanlardan koşullara sahip bulunanların birinci sınıf askeri hakimliğe geçirilişlerini öngörmektedir. Kuralın dolaylı yansıması ile ilgililerin özlük hakları gündeme gelebilmesidir. Maddenin içerik olarak, temel hak ve özgürlükleri sınırlayan, kişinin maddi, manevi varlığının gelişmesini engelleyen ve sosyal güvenlik haklarını, ihlal eden, Anayasa kuralları ile bağdaşmayan bir hükmü içermediği görülmektedir. Anayasa Mahkemesinin pek çok kararında belirtildiği gibi, Anayasa hukukumuzda yasama organının işlemleri için gerek alan gerek işlem türü yönündeki bir sınır çizilmemiştir. Yasa, Anayasaya aykırı olmamak, uygun olmak koşuluyla her alanda her çeşit düzenlemeyi yapabilir. Yürürlükteki yasalarda, günün gereksinmelerine göre ve Anayasaya uygun olarak değişiklik yapılması yasa koyucunun görevleri arasındadır (02 Kasım 1978 gün ve E. 1978/31, K. 1978/50; 18 Mayıs 1990 gün ve 1989/9, K. 1990/8 sayılı kararları.)
Anayasa Hukuku öğretisi ve Anayasa Mahkemesi kararlarından, yasama organının bir konuyu anayasal norm ve ilkelerle çatışmamak kaydıyla, dilediği biçimde düzenlemesinin takdir yetkisi içinde olduğu, bu meyanda askeri hakim sınıfına mensup subayların birinci sınıfa ayrılmalarıyla ilgili kurallarda da gerekli değişiklikler yapabileceği, yeni getirdiği kuralların emekli olan personele yansıtılıp yansıtılmamasının takdir yetkisi dahilinde olduğu söylenebilir. Bunun yanında, halen kamu görevinde çalışanlar ile bunların emeklileri arasında aylık ve diğer özlük hakları yönünden eşitliğin zaten bulunmadığı, gerçeğinden hareketle, uyuşmazlık hakkında uygulanacak olan Yasa kuralının Anayasanın eşitlik, hukuk devleti ve sosyal güvenlik haklarının korunması ilkelerine aykırı olduğu iddiasının ciddi olmadığı kanaatına varılarak, iddia OYBİRLİĞİ ile reddedilmiş ve davanın esasının tartışılmasına geçilmiştir.
Bu arada, 4087 sayılı Kanunun 5 nci maddesi ile 2802 sayılı Kanuna eklenen 10 ncu maddenin Anayasaya aykırılığı iddia edilerek Türkiye Büyük Millet Meclisi Ana muhalefet Partisi Grubu Adına Grup Başkanı tarafından Anayasanın 150 nci maddesine dayanılarak açılan iptal davası üzerine Anayasa Mahkemesinin 07 1995 gün ve E. 1995/18, K. 1995/12-1 sayılı kararı ile geçici 10 ncu maddenin sadece 2 nci fıkrası hakkında yürürlüğün durdurulmasına karar verilmiş, Dairemizce bu husus ve maddenin tümüyle ilgili olarak açılan iptal davası esas alınarak, Anayasa Mahkemesince verilecek kararın sonucunun beklenmesi yeğlenmiş, aradan geçen bir yılı aşkın süreye karşın Anayasa Mahkemesinin bu konudaki kararının yayınlanmaması üzerine, mevcut yasal kural çerçevesinde uyuşmazlığın esasının çözümlenmesi cihetine gidilmiştir.
Davacının birinci sınıf askeri hakimliğe ayrılıp ayrılmaması, bunun için gerekli koşulları taşıyıp taşımadığı hususlarında taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmadığı, esasen davacının askeri hakimlik mesleğinde bulunduğu aşamada birinci sınıf askeri hakimlik koşullarını taşıması nedeniyle emekliliğinden önce birinci sınıf askeri hakimliğe geçirildiği gözetilerek, birinci sınıf askeri hakimliğe geçirilmesinin tarihçesi, koşulları, davacının bu koşullara sahip bulunup bulunmadığı gibi durumlar karar yerinde tartışma dışı bırakılmıştır.
Davanın konusu, davacının 1 nci sınıf askeri hakimliğe geçirilme tarihinin binbaşı rütbesine nasıp tarihine götürülüp götürülmeyeceği ve emekli olan askeri hakimler hakkında 4087 Sayılı Kanunun 5 nci maddesiyle getirilen geçici 10 ncu madde hükmünün uygulanıp uygulanmayacağı olduğuna göre, karar da salt bu hususların tartışılması ile yetinilecektir.
Geçici 10 ncu maddenin 2 nci fıkrası hakkında Anayasa Mahkemesince verilen yürürlüğün durdurulması kararı üzerine maddenin uygulanmasının askıya alındığı ve zaten bu maddenin düzenlediği alan itibariyle davacıyı ilgilendirmediği, 357 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin (D) bendi uyarınca Üsteğmen veya Yüzbaşı rütbesinin ilk üç yılında bulunan Harp Okulu mezunu subaylardan kendi hesabına hukuk fakültesini bitirenlerden askeri hakimlik kaynağına geçirilenlere ilişkin bulunduğu saptanmıştır.
Bu duruma göre davaya uygulanacak yasa kuralı geçici 10, ncu maddenin ilk fıkrasıdır. Bu madde yürürlüğe girdiği tarihten önce mesleğe girmiş olan ve halen görevde bulunanların birinci sınıf askeri hakimliğe geçirilmelerini düzenlemektedir.
Bir kuralın yürürlüğe girdiği tarihten sonraki durumlar hakkında uygulanacağı genel bir hukuk ilkesidir. Özellikle maddi hukukla ilgili kuralların yayımlandığı tarihten önceki olaylara, bir diğer anlatımla geçmişe uygulanabilmesi için özel bir düzenleme getirmesi gerekir. Oysa işaret olunan maddede kapsam açık ve seçik biçimde belirlenmiş, kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce meslekte olan ve halen görevde bulunanlar ile daha önceki tarihte şartları taşıyanlardan görevde bulunanların birinci sınıf askeri hakimliğe geçirilmelerine özgü kurallar getirdiği sonucuna varılmıştır.
Davacının dilekçelerinde ve duruşmada, kanunun uygulanmasından bazı sakıncalar doğacağı değerlendirmeleri geçerli olsa dahi, hükmün yürürlüğe girdiği tarihten önce herhangi bir nedenle meslekten ayrılan ve emekli olan personel hakkında uygulanacağına dair bir düzenleme getirmediği, yani kuralın geçmiş yansıtılmadığı sürece davacı hakkında uygulanmasına hukuken olanak bulunmamaktadır. Yasa hükmü kuralın geçmişe yansıtılacağı hükmünü, salt görevde olanlarla ve onlara özgü olarak uygulanacağını öngörmektedir. Bunun yasadaki açıklık karşısında bir boşluk olarak değerlendirilemeyeceği, davacının da yasada boşluk bulunmadığını açıkça kabullendiği görülmekle, yasanın yürürlüğünden önce emekli olan davacının iddialarına itibar edilmeyerek davanın reddi yolunda karar kurulmuştur.
Açıklandığı üzere, yasal dayanaktan yoksun DAVANIN REDDİNE. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy