(2709 S. K. m. 125)
Davacı vekili, 28.7.1994 tarihinde Batman Asliye Hukuk Hakimliği kaydına geçen dava dilekçesinde özetle; Müvekkillerinin eşi ve babası olan ..................'in sağlam olarak askere gittiğini, askerlik görevini yapmakta iken rahatsızlanarak zaman zaman doktora çıktığını, ilaçlarını kullandığını, ancak ..................'un hastalığı ve psikolojik yapısı ve yaşantısı itibariyle kendisi hakkında daha ciddi bir tedavinin yapılmasının gerekli olduğu gibi ayrıca bu durumun üzerine daha dikkatle eğilmeleri gerektiği halde yapılmadığını, ..................'un gece nöbetine tek başına kalacak şekilde yazıldığını ve nöbete tek olarak gönderildiğini ve sonuç itibari ile müessif olayın meydana geldiğini, müvekkillerine emekli aylığı bağlanmadığını, müteveffanın askere gitmeden önce manifaturacılıkla uğraştığını ve aylık gelirinin 20.000.000 TL. olduğunu, ölüm olayı nedeniyle davacıların ölenin maddi desteğinden yoksun kaldıklarını, ayrıca bu şekildeki genç ölümü nedeni ile büyük bir yeis ve keder içine girdiklerini, müvekkilinin yaşadığı ortam olarak yeniden evlenme şansının bulunmadığını davalı idarenin kendi personeline karşı gösterilmesi gerekli olan ihtimamı yeterince göstermediğini, davanın kabulü ile toplam 500.000.000 TL. maddi ve manevi tazminata 28.10.1993 tarihinden itibaren işleyecek olan yasal faiziyle birlikte hüküm altına alınmasını dava ve talep ettiği anlaşılmaktadır.
Davacıların vekilleri marifetiyle 22.4.1994 tarihinde davalı idareye yazılı olarak başvurarak maddi ve manevi tazminat isteminde bulundukları, istemin 15.6.1994 tarihinde idarece reddedilmesi üzerine davacıların aynı istemli bu tam yargı davasını 28.7.1994 tarihinde süresi içersinde Batman Asliye Hukuk Mahkemesi kanalı ile AYİM'de açtıktan, ancak her nasılsa Ankara 6. İdare Mahkemesine yanlışlıkla gönderilen dava dilekçesinin bu mahkemenin 3.11.1994 tarihli yetki yönünden red kararı ile Edirne İdare Mahkemesine gönderilmesi ve bu Mahkemenin 27.1.1994 tarihli kararı ile söz konusu yanlışlığı fark ederek, dava dilekçesi ve eklerini AYİM Başkanlığına göndermesinden sonra usulüne uygun şekilde tebligat işlemlerinin tamamlandığı davalı idarenin belirttiği biçimde davada süre aşımının bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Dosyada mevcut bilgi ve belgelerin incelenmesinden; Davacıların yakım Lv. Er ..................'in 5. Kor. 21051 Lv. Ik. ve Hiam. Bl. K. lığı emrinde askerlik görevini ifa ettiği sırada, 28 10.1993 tarihinde saat 21.00 23.00 arasında arkadaşı Lv. Er .................. ile birlikte istasyon tabir edilen nöbet mahallinde nöbetçi olduğu, nöbete giderken usulüne uygun şekilde doldur boşalt isteminin yerine getirildiği ve tüfeğin emniyete alındığı, nöbet mahallinde kendisiyle konuşmak isteyen arkadaşı Çvş. Er ..................'ya yüz vermeyen ve konuşmayan müteveffanın, arkadaşının yanından ayrıldığı ve az sonra duyulan seri silah atış sesleri üzerine yanma gelen arkadaşını müteveffayı vurulmuş yerde yatar şekilde bulduğu, derhal Çorlu Askeri Hastanesine kaldırılan ve ameliyata alınan müteveffanın ameliyatta vefat ettiği, bilahare Askeri Savcılıkça yapılan hazırlık soruşturması sonunda, desteğin hamili olduğu tüfeğin dipçiğini yere namluyu ise sol meme üzerine dayamak suretiyle seri atışta 6 adet mermi sıkmak suretiyle intihar ettiğinin belirlendiği ve son zamanlarda arkadaşlarınca gözlenen psikolojik sorunları nedeniyle kendisini vurduğu kanaatine ulaşılarak olayla ilgili olarak 5. Kor. As. Savcılığınca 6.12.1993 tarihinde KYOK. kararı verildiği anlaşılmaktadır.
Anayasanın 125 nci maddesine göre idare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlüdür. Bu suretle idarenin sorumluluğu Anayasa prensibi olarak kabul edilmiştir. Ancak, Anayasada idarenin sorumluluğunun hangi esaslara göre belirleneceği belirtilmemiş bu meselenin halli doktrin ve yargı kararlarına bırakılmıştır. Bugün idarenin sorumluluğu hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk ilkesine dayandırılmaktadır, ister hizmet kusuru isterse kusursuz sorumluluk ilkelerine dayandırılsın genel olarak idarenin tazmin borcunun doğabilmesi için bir kararın mevcudiyeti zarara yol açan eylemin idareye yüklenebilir nitelikte bulunması, zarar ile eylem arasında illiyet bağının bulunması zorunludur.
Davacıların desteğinin ölümünde hizmetin kurulması ve işletilmesinden doğan idareye atfı kabil bir hizmet kusurunun varlığından söz edilemez. Zararlı sonuç idarenin bir eyleminden veya ajanlarının kusurlu davranışlarından kaynaklanmadığı doğrudan doğruya davacıların desteğinin kendi kusurlu fiili (intihan) ile kendi ölümüne sebebiyet verdiği zararlı sonucu doğuran eylem ile hizmet arasında illiyet bağının bulunmadığı, olayda idarenin kusursuz sorumluluğundan da söz edilemeyeceği, sonucuna ulaşılmıştır. Öte yandan müteveffanın psikolojik sorunlarını soruşunun, davalı idarenin tazmin sorumluluğu bulunduğunu ortaya koyduğu da söylenemez. Zira, müteveffanın olay öncesi 6.8.1993 tarihinde psikolojik şikayeti nedeniyle viziteye çıktığı, askeri tabipse onksiyeto + minör depresyon teşhisi konularak gerekli ilaçlarının verildiği, davacının yalnız değil iki kişi ile birlikte nöbet mahalline gönderildiği, istirahatlı olmayan askerlerin hizmete devam ettirilmesinin asıl olduğu her psikolojik sorunu olan askerin kendi yaşamına son vermesi halinde idarenin herhalde sorumlu olduğunu söylemenin tazmin sorumluluğunun sınırsız şekilde genişletmek demek olacağından davacılar vekilinin iddialarına itibar olunmamıştır.
Açıklanan nedenlerle;
Olayda idarenin tazmin borcu bulunmadığı sonucuna ulaşıldığından davacı .................. ile ..................'in maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkin DAVANIN REDDİNE., yargılama giderlerinin davacılar üzerinde BIRAKILMASINA, (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy