(2330 S. K. m. 6)
Davacı vekilinin 13 Ekim 1994 tarihinde kayda geçen dava dilekçesi ile savunmaya karşı verdiği ve 6.12.1994 tarihinde kayda geçen cevap layihasında, davacının 29.7.1993 tarihinde Ret Tepede teröristlere karşı tuzaklama yaptığı sırada tahrip kalıbının kazaen patlaması sonucu iki gözü ile sol elinin küçük parmağı hariç dört parmağını kaybettiğini ömür boyu refakatçiye muhtaç olduğunu, olayda davacının kusurunun bulunmadığını, olayın tamamen kaza sonucu meydana geldiğini, olayın davacının tökezleyerek güç kaynağının üzerine düşmesi sonucu meydana geldiği düşünülse dahi kusurunun bulunmadığını, olayın kazaen meydana geldiğini, tam işçi çalıştıracağı kabul edilmese dahi en azından yarım yevmiye ile işçi çalıştıracağının kabul edilmesi gerektiğini, davacının maddi zararları ve refakatçi işçi ücreti olarak 2.800.000.000 TL. maddi, 200.000.000 TL. manevi tazminatın emeklilik tarihinden itibaren işleyecek yasal faizleri ile birlikte hüküm altına alınması istemi ile işbu davanın açıldığı anlaşılmıştır.
Olayı müteakip yapılan adli tahkikat sonunda, 2 nci Taktik Hava Kuvvet K.lığı Askeri Savcılığınca verilen 15.8.1994 tarih ve 1994/71-157 Esas ve Karar Sayılı Kovuşturmaya Yer Olmadığı Kararının tetkikin den; Şırnak-Beytüşşebap 5. J. Komd. Tb. K.lığında görev yapmakta olan Uzm. J. Çvş. Hüseyin Özlük'ün 29.7.1993 tarihinde Beytüşşebap Ayvalık'ta bulunan Redtepe mevkiinde güvenlik amacıyla yaklaşma istikametlerine tuzaklama yaptığı bir esnada patlayıcı tahrip düzeneğini kurup olay yerinden ayrılacağı sırada ayağa kalkarken arazinin engebeli ve kayalık olması nedeniyle ayağının güç kaynağı veya muhtemelen gerilen ip üzerine düşmesiyle açık kablo uçlarının birbirine teması sonucunda akım devresinin tamamlanmasıyla tahrip düzeneğinin patladığı, olayda düzeneği kurmakla görevli Uzm. J. Çvş. Hüseyin Özlük'ün muhtelif yerlerinden yaralandığı anlaşılarak; Askeri savcılığımızca icra edilen hazırlık soruşturmasında Uzm. Çvş. Hüseyin Özlük'ün yukarıda zikredilen surette başka herhangi bir şahsın kast ve kusuru olmaksızın kendi eylemiyle dikkatsizliği sonucunda tahrip düzeneğinde yer alan güç kaynağı veya gerili ipe basma ederek söz konusu tahrip düzeneğinin patlaması ile yaralanmasına sebebiyet verdiği hususu dosyada mündemiç bilirkişi raporu, tanık ifadeleri, olay yeri tespit tutanağı, olay yeri krokisi, sağlık raporu, görev belgesi vesair belgelerin birlikte değerlendirilmesi neticesinde sübut bulmuş olmakla; 29.7.1993 tarihinde Uzm. J. Çvş. Hüseyin Özlük'ün yaralanması olayında kendisine kusur atfedilebilecek herhangi bir şahsın bulunmadığı, neticenin kendi eylemiyle husule gelmiş olması itibariyle Kovuşturmaya Yer Olmadığına Karar verildiği anlaşılmıştır.
Davacı hakkında GATA Sağlık Kurulunca verilen 2.9.1993 tarih ve 4214 sayılı rapor ile 7.3.1995 ve 1560 sayılı raporlarda iki gözünün ameliyatla alındığı, sol elinin baş parmağı prosimal falaaks proksimalinden, 2 nci, 3 ncü parmakların P/P, 4 ncü parmağın dipten kesildiği, her iki kulakta %35 işitme kaybı olduğu, D/9 F.l TSK. de görev yapamaz fikren çalışır bedenen çalışamaz, ömür boyu bir refakatçıya ihtiyacı vardır kararı verilmesi üzerine 15.8.1995 tarihinde vazife malûllüğü hükümlerinin uygulanarak ve 15.9.1995 tarihinden itibaren de vazife malûllüğü aylığı bağlandığı anlaşılmıştır.
İdarenin, eylemlerinden dolayı tazminle sorumlu tutulabilmesi için, bir zararın bulunması, zararı doğuran eylemin idareye yüklenebilir nitelikte olması, zararla eylem arasında nedensellik bağının bulunması gerekir. Nedensellik bağının kesilmiş sayılması içinde-, zararın tümüyle idare tüzel kişiliğine ve hizmete yabancı unsurlardan doğması gerekmektedir.
Yukarıda izah edilen KYO. kararından anlaşıldığı gibi olayın meydana gelmesinde idareye yüklenebilir bir hizmet kusuru bulunmamaktadır. Yine aynı karardan olayın, davacının tahrip düzenini kurup olay yerinden ayrılacağı sırada ayağa kalkarken arazinin engebeli ve kayalık olması nedeniyle ayağının güç kaynağı veya muhtemelen gerilen ip üzerine düşmesiyle açık halka uçlarının birbirine teması sonucunda akım devresinin tamamlanmasıyla tahrip düzeneğinin patladığı belirtildiğinden davacının açıkça belirlenebilecek bir kusurunun olmadığı anlaşılmıştır.
Ancak, olayın bir kamu hizmeti sırasında meydana geldiği gözönüne alındığında, hizmetle doğrudan doğruya ilgili olduğu, hizmetle zararlı sonuç arasında uygun illiyet bağının bulunduğu anlaşılmaktadır. Gerek öğretide ve gerekse yargı kararlarında kabul edildiği üzere, özellikle Silahlı Kuvvetler tarafından yerine getirilen bazı hizmetlerle, hizmetin ifasında kullanılan uçak, helikopter, silah, top, bomba, mayın gibi araç ve gereçler yapıları gereği hem ilgililer hem de üçüncü kişiler için tehlike arz ederler. Bunların taşıdığı tehlikelerin ne zaman ortaya çıkacağını tahmin edip önceden tedbir alarak önlemek mümkün olamaz, işte bu gibi tehlike taşıyan hizmetlerle araç ve gereçlerden sağlanan yararlar nasıl ki bunların sahibine ait oluyor ise, doğan zararlarda onların sahibine ait olmalıdır, şeklinde de ifa edilebilecek olan risk ilkesinin bir gereği olarak davacının uğradığı zararların hizmetin sahibi idare tarafından karşılanması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Mahkememizin yerleşmiş içtihatlarıyla T.C. Emekli Sandığınca olay sebebiyle bağlanan maluliyet aylığı ve ödenen tütün ikramiyeleri davacıların tespit edilen maddi zararlarından düşüldüğünden maddi tazminat isteyen davacıya vazife malûllüğü aylığı bağlanıp bağlanmadığı sorulmuş, T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünün 8.11.1995 gün ve 69.417:071 sayılı yazıları ile 11.6.1996 gün ve 69.418.071 sayılı yazılarında, davacıya 15.9.1995 tarihinden itibaren 12.558.000 TL. aylık bağlandığı 41.876.000 TL. emekli ikramiyesi ödendiği, 1995 yılı üç aylık tütün ikramiyesinin 1996 yılı içinde ödeneceği, görev dışında sakat kalması halinde 5 yıl 3 ay 23 günlük hizmetinin bulunması nedeniyle aylık bağlanmasına imkan bulunmadığının bildirildiği görülmüştür.
2330 sayılı kanun gereğince davacıya 26.5.1994 tarihinde 209.323.000 TL. nakdi tazminat ödenmiştir. Aynı kanunun 6 ncı maddesi gereğince ödenen bu nakdi tazminat nakdi tazminat alanın maddi ve manevi zararlarının karşılığa olduğu her türlü şüpheden varestedir.
Davacının sakatlık durumuna göre Mahkememizin kabul ettiği kıstaslara göre kabul edilen 1/4 bakıcı ücreti zararı da dahil ve davacı tarafından verilen 31.3.1995 tarihli dilekçede, kira yardımından yararlanmak için müracaatta bulunmayacağına ve zararının bu dilekçesi dikkate alınarak hesaplanması yolundaki istemi de nazara alınarak, tüm maddi zararlarının tespiti için re'sen seçilen bilirkişinin 27.5.1996 tarihinde tanzim ettiği bilirkişi raporunun tetkikinden, davacının nakdi tazminat yararı da dahil tüm yararlarının mahsubuna rağmen karşılanma yan 3.082.556.008 TL. maddi tazminat hakedişinin bulunduğunun bildirildiği anlaşılmıştır.
Taraflara tebliğ edilen bilirkişi raporuna davalı idarece zarar hesabının 65 yaşına kadar yapılması gerekirken 66 yaşına kadar yapılması, OYAK ve tasarrufu teşvik gelirlerinin yarar hanesinde gösterilmesi gerekirken zarar hanesinde gösterildiği, faizsiz kredi, toptu taşıma araçlarından parasız yararlanma hususlarının bilirkişi raporunda dikkate alınmadığı nedenlerle itirazda bulunulmuş ise de, davacının PMF tablosuna göre ömür sonunun 66 gösterilmesi nedeniyle ve davacıya vazife malûlü olarak ayrıldıktan sonra OYAK ve tasarrufu teşvikle ilgili olarak yapılan ödemelerin kendi primleri karşılığı olduğundan maddi zarardan düşülmediği, ancak görevde kalması halinde alması farzedilen bu yararlardan görevden ayrıldıktan sonra mahrum kalacağından zarar hanesinde gösterilmesi gerektiğinden; faizsiz kredi ile toplu taşıt araçlarından ücretsiz faydalanmanın ne zaman nerede ne miktar kullanılacağı ve hatta kullanılıp kullanılmayacağı belli olmadığından Mahkememizce yarar hesabından düşülmeyeceği yolunda karara varıldığından davalı idarenin tüm itirazlarına, itibar edilmemiştir.
Mahkememizin yerleşmiş içtihatlarına, Mahkememizce kabul edilen kıstaslara ve ilmi verilere uygun bulunan bilirkişi raporu doğrultusunda tatbikat yapılmış, ancak davacının istemine bağlı kalınmıştır.
Davacıya olay sebebiyle duyduğu ve ömür boyu duyacağı acı ve ızdırabını kısmen de olsa karşılayabilmek amacıyla uygun miktarda manevi tazminat verilmesi kabul edilmiştir.
Davacı vekili manevi tazminata da emekli olduğu tarihten itibaren faiz yürütülmesini talep etmiş ise de, Kurulumuzca takdir edilen manevi tazminat miktarı paranın karar sırasındaki alım gücü esas alınarak takdir edildiğinden, davacı vekilinin emekli tarihinden itibaren faiz yürütülmesi talebinin Reddi cihetine gidilmiş, ancak hükmedilen manevi tazminat miktarına karar tarihi olan 26 Haziran 1996 tarihinden ödeme tarihine kadar yasal faiz yürütülmesine karar verilmiştir.
Bilirkişi raporu uyarınca ve istemine bağlı kalınarak davacı Hüseyin Özlük'e 2.800.000 TL. (ikimilyarsekizyüzmilyon TL.) maddi tazminat VERİLMESİNE,
Takdiren davacı Hüseyin Özlük'e 150.000.000 TL. (yüzellimilyon TL.) manevi tazminat VERİLMESİNE,
Hükmedilen maddi tazminat miktarına emekli aylığı bağlandığı 15.9.1995 tarihinden ödeme tarihine kadar %30 (yüzde otuz) yasal faiz YÜRÜTÜLMESİNE,
Hükmedilen manevi tazminat miktarına emekli olduğu tarihten itibaren faiz yürütülmesi yolundaki talebin Reddine, ancak hükmedilen manevi tazminat miktarına karar tarihi olan 26 Haziran 1996 tarihinden ödeme tarihine kadar %30 (yüzde otuz) yasal faiz YÜRÜTÜLMESİNE. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy