(657 S. K. m. 12) (818 S. K. m. 61, 66)
Davacı 19 Eylül 1995 tarihinde İstanbul Üçüncü İdare Mahkemesine verdiği ve kayda 27.9.1995 tarihinde geçen dilekçesinde özetle; kendi kusuru bulunmaksızın adalet hizmeti tazminatının fazla ödendiğinin anlaşılması üzerine fazla ödenen miktarın maaşından kesileceğini öğrendiğini, 1995 yılına ait fazla ödemelerin maaşından kesildiğini, 1994 yılında yapılan fazla ödemenin de kesileceğinin kendisine bildirildiğini, kesintilerin haksız ve herhangi bir yasal dayanağının olmadığını, yargı organlarının bu konuda kararlarının bulunduğunu belirterek fazla ödenen tazminat miktarının maaşından kesilmesi işleminin iptali ve 15 Eylül 1995 ayı maaşından kesilen Bir Milyon TL. nin iadesi istemiyle işbu davanın açıldığı anlaşılmıştır.
Davacıya 1994 Mali Yılı Devlet Memurları Zam ve Tazminatları hakkındaki 2.2.1994 tarihli ve 21847 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Bakanlar Kurulunun 95/5152 Sayılı Kararına ekli III sayılı cetvelin Adalet Hizmetleri Tazminatı Başlığını taşıyan F bölümü uyarınca 5-9 ncu derecelerden aylık aldığı için %20 oranında ödenmesi gereken tazminat 1994 yılından başlayarak sehven %26 oranında ödendiği hususunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın esası, idare tarafından sehven yapılan fazla tazminat ödenmesi sonucunda Sayıştay'ın ilgililer hakkında zimmet çıkarması nedeniyle mahkeme kararı olmaksızın davalı idare tarafından fazla ödenen tazminatın rızası olmayan davacının maaşından re'sen kesilip kesilemeyeceği hususudur.
Davalı idare iptali istenilen işlemde askeri hizmete ilişkinlik koşulu bulunmadığından bahisle görev itirazında bulunmuş ise de; bu itirazı Dairemizin 14.2.1996 tarih Gen. Sek. : 1995/1729 - Esas: 1995/799 sayılı kararı ile reddedilmiştir. Red kararı üzerine idare süresinde bu karara karşı 3247 Sayılı Kanunun 12 nci maddesi uyarınca uyuşmazlık çıkarılmasını istemeye yetkili makama başvurmadığından davanın esasının incelenmesine geçilmiştir.
Kamu görevlilerinin aylık ve ödenekleri ile diğer özlük işleminin kanunla düzenleneceği (Anayasa madde 128/2) ilkesi, ayrı zamanda özlük haklarında yapılacak kesintilerin kanuniliği prensibini de beraberin de getirmiştir. Bu durum kamu görevlilerinin güvencesinin kaçınılmaz bir sonuç ve gereğidir. Kamu görevlilerinin aylık ve diğer özlük haklarından kanunlarda (198 sayılı Gelir Vergisi Kanunu, 5434 Sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu, 488 sayılı Damga Vergisi kanunu, 205 Sayılı Ordu Yardımlaşma Kanunu vb.) özel hüküm bulunan haller ile kesinleşmiş yargı kararları üzerine kesinti yapılabilir. Kanunlarda gösterilen haller ile yargı kararı dışında şu ya da bu neden ve gerekçelerle ilgilinin rızası olmadan özlük haklarına el atılması, kesinti yapılması hukuki sayılamaz.
Yasal yada kesinleşmiş yargı kararı gibi bir dayanak bulunmaksızın, idarece kamu görevlisinin aylık ve özlük haklarından kendiliğinden devlet alacağına mahsuben kesinti yapılması hukuki sayılamaz. Bu tür yapılan bir kesinti olsa olsa kamu otorite ve gücüne dayanılarak yapılan bir tahsil olur.
657 Sayılı Devlet Memurları Kanunun 2670 Sayılı Kanunla değişik 12. maddesinin ikinci fıkrasında devlet memurlarının kasıt, kusur, ihmal ve tedbirsizliği sonucu idare zarara uğrarsa, zararın ilgili memura ödettirileceği, anılan hükmün üçüncü fıkrasında ise belirli bir limiti (zararın meydana geldiği tarihte en alt derecenin 1. kademesinde bulunan memurun brüt aylığının yarısı) geçmeyen zararların memurun kabul etmesi halinde idarece tahsil edilebileceği belirtilmiştir. Memurun rıza göstermemesi halinde yargı yerinden hüküm alınması zorunludur.
Devlet memurunun haksız fiili ile idareyi zarara uğratması halinde devlet alacağının rızası veya yargı kararı ile tahsili esasının benimsendiği hukuk düzenimizde, idareyi yanıltıcı bir hareketi, kusuru bulunmayan devlet memuruna sehven yapılan fazla tazminat ödenmesi nedeniyle idarenin alacağını kendiliğinden ve aylıktan kesinti yapmak suretiyle geri alabilmesini kabul etmesinin imkanı bulunmamaktadır.
Her ne kadar davalı idare 15.9.1995 tarihinden itibaren davacının aylığından kesinti yapılmasını, davacının 2.6.1995 tarihli dilekçesinde muvafakatinin bulunmasına dayandırılmakta ise de, dilekçenin incelenmesinden davacının 1994 yılında yapılan fazla ödemenin maaşından kesinti yapılmasına rıza göstermediği, yapılacak kesintinin yasal dayanaklarının bildirilmesini istediği ve cevap verilmemesi üzerine bu davayı açtığı anlaşıldığından davalı idarenin bu yöndeki savunmasına itibar edilmemiştir.
Ancak, bir kamu görevlisine yanlış tahakkuk sonucu aylığının tazminatının veya yan ödemesinin fazda ödenmesi gibi durumlarda fazladan ödenen paranın idari dava açma süresi geçtikten sonra o kamu görevlisinden istenemeyeceğini söylemenin hukuki ve mantıki dayanağı yoktur. Kanuna uygun olmayan ödeme sonucunda kişiler kendilerine ait olmayanı geri vermek zorundadırlar. Bu düşünce sebepsiz zenginleşme müessesesinin temelini oluşturur. (BK. 61-66) Davalı idare, davacıya sehven ödediği fazla tazminat miktarını Borçlar Hukukunun sebepsiz zenginleşme kurallarına dayanarak adliye mahkemelerinde açacağı dava ile isteyebilecektir. Aksine bir düşünce tarzı idarenin kamu görevlilerine yapmış olduğu hatalı ödemeleri, gerek ödeme yapılan kişilerden ve gerekse ödemeyi yapan görevlilerden geri alamayacağı gibi bir sonuç doğurur. Bu durum ise idareyi işlemez ve iş göremez bir hale koyar ki bu tür bir sonucun hukukça savunulması mümkün değildir.
Açıklanan nedenlerle;
Davacıya 1994 yılında idare tarafından sehven fazla ödenen adalet hizmetleri tazminatının, usulüne uygun surette adli yargı yoluna başvurup kesinleşmiş ilam olmaksızın, 15.9.1995 tarihinden itibaren davacının aylığından kesintiler yapılarak geri alınması işleminin iptaline, davacının aylığından kesilen 1.000.000 TL. (birmilyon TL.) nın davacıya İADESİNE. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy