(2709 S. K. m. 125)
Davacı vekilleri 18 Ocak 1996 tarihinde Kocaeli Vergi Mahkemesine verdikleri ve 23 Ocak 1996 tarihinde kayda geçen dilekçelerinde özetle; müvekkillerinin askerlik hizmetini ifa ederken rahatsızlandığını, hastanede apandist ameliyatı yapıldığını, ameliyat sonrasında askerliğe elverişsiz hale gelen müvekkilinin çalışamaz duruma geldiğini, idarenin bu olayda hem kusurlu hem de kusursuz sorumluluğunun bulunduğunu, zararlarının giderilmesi gerektiğini belirterek öncelikle davanın adli yardımlı yürütülmesini ve 1.000.000.000.TL. maddi ve 500.000.000.TL. manevi tazminatın yasal faiziyle birlikte hüküm altına alınmasını talep ve dava etmiştir.
Davacı vekilinin adli yardım talebi AYİM 2 nci Dairesinin 14 Şubat 1996 gün ve E. 1996/100 sayılı kararı ile kabul edilmiştir. Dava dosyasında mevcut belge ve bilgilerin tetkikinden, davacının 06.06.1995 tarihinde acil olarak 600 yataklı hava hastanesine getirildiği, aynı gün ameliyata alındığı, ameliyatta apandisitin hiperamik, ödemli ve omentuma yapışık olduğu görülerek apendisitis tanısı ile usulüne uygun olarak apendektomi yapıldığı, ameliyat sonrası dönemde ekstübe edildikten sonra siyanoz ve nefes darlığının gelişmesi üzerine tekrar entübe edildiği, ikinci kez ekstübasyondan sonra da aynı tablonun görülmesi üzerine GATA Anestezi ABD. ile görüşülerek ambulans içinde ambu ile solunumu sağlanır halde GATA'ya gönderildiği, GATA Anestezi ABD.'da ventilatöre bağlandığı, çekilen akciğer filminde iki taraflı pnömetoraks görülmesi üzerine Göğüs Cerrahisi tarafından hastaya sualtı drenajı uygulandığı, 3 gün sonra akciğerlerin ekspanse olduğu görülerek göğüs tüplerinin çıkarıldığı ve respiratör ile solunum işine son verildiği, 12 Haziran 1995 tarihinde kooperasyon bozukluğu olduğu tespit edilen hastanın Nöroloji hekimlerince yapılan muayeneleri sonucunda ameliyat sonrası komplikasyona bağlı olarak iskemik serebrevasküler aksiden"geliştiğine karar verildiği anlaşılmaktadır.
İddianın niteliği itibariyle teknik olarak Tıp ilmiyle ilgili bulunduğu, davacının askerlik hizmetini yaptığı yerler itibari ile davalı idarenin tıbbi yönden gerekli önlemleri alıp almadığının, rahatsızlığın bünyesel mi yoksa görev şartlarının etkisi ile mi oluştuğunun uzmanlarca tespitinin gerektiği kuşkusuzdur. Zira hizmet kusurunun varlığı veya yokluğu davalı idarenin zararlardan hukuki sorumluluğu ya da sorumsuzluğunun nedenini oluşturacaktır.
Bu amaçla davacıya ait hastanede mevcut kayıtların tamamı getirtildikten sonra AYİM 2 nci Dairesinin 20.11.1996 günlü Ara Kararı ile Hacettepe Üniversiteleri Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Ana Bilim Dalına mensup Öğretim Üyeleri Arasında re'sen seçilen üç kişilik bilirkişi heyetine tevdi edilmiş, heyetçe düzenlenen ve taraflara tebliğ edilen 24 Şubat 1997 tarihli bilirkişi raporunda özetle; Hastada solunum sıkıntısı ve siyanoz gelişmiş olması, pnömotoraks veya ventilasyon ve/veya perfüzyonu bozan bir akut durum geliştiğini düşündüreceği, akciğer filmi çekilmesinin ilk düşünülmesi gereken tetkiklerden biri olduğu, ambu ile sevkedilen hastaya oksijen verilip verilmediğine dair bir nota rastlanmadığı, genç sağlıklı, solunum problemi olmayan ve dinlemekle akciğer sesleri normal olan erişkin acil bir hastada akciğer grafisinin çekilmesi gerekliliğinin tartışmalı olduğu, anestezi esnasında kullanılan Azot protoksitin pnömotoraksa neden olabileceğini söylemenin zor olduğu, barotravma sonucu pnömotoraksın daha kolay oluşacağı, acil olarak ameliyata alınarak sağlıklı genç bir hastada ameliyat öncesi akciğer filmi çekilmesinin çok gerekli olmadığı, gelişmiş olan komplikasyonun ameliyat sonrası ortaya çıktığı, bir pnömotoraksın gelişip gelişmeyeceğinin tüm tetkiklere rağmen önceden söylemenin mümkün olmadığının bildirildiği görülmüştür.
Davacı vekilinin 04.03. tarihli dilekçesi ile anestezi sırasında kullanılan Azot prodoksite gazının pnömotoraksa neden olduğu, müvekkilinin akciğer filmi ameliyat öncesinde çekilmiş olsaydı kistlerin varlığının anlaşılabileceği ve bu durumun ortaya çıkmayacağını belirterek bilirkişi raporuna itiraz ettiği anlaşılmıştır.
AYİM 2 nci Dairesinin 19 Mart 1997 günlü Ara Kararı ile davacı vekilinin bu iddiaları karşısında dava dosyasının tüm ekleri ile birlikte Adli Tıp Kurumu Başkanlığı'na gönderilip ilgili İhtisas Dairesince incelenmesinden sonra davacıda ortaya çıkan rahatsızlığın nedenlerinin neler olduğunun, davacının bu duruma gelmesine neden olan etken veya etkenler yönünden görevli personelin ihmali yada icrai kusurları ve hareketlerinin bulunup bulunmadığının bu kusurlu hareketleri var ise bunların nelerden ibaret olduğunun bu raporla bildirilmesi istenilmiştir.
Adalet Bakanlığı Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 5 nci İhtisas Kurulu'nun 26 Nisan 1999 gün ve A.T.No: 150.250399-14886-447 sayı ve 612 nolu kararında özetle; davacıda akut appendektomi ameliyatı sonunda gelişen iki taraflı pnömotoraksın neden olduğu hipoksemiye (oksijen azlığı) bağlı olarak iskemik serebro vasküler Aksidan'ın husule geldiğinin kabulü gerektiği, rutin olarak ameliyat öncesi akciğer grafisi çektirilmesi gerektiği, ancak çekim süresinin hayati risk taşıdığı durumlarda bu hususun zorunlu olmadığı, şahsın ameliyatında görevli personelin ihmallerinin bulunduğu, davacıya 6.6.1995 günü ameliyat öncesi kan sayımı ve idrar tetkikinin haricinde gerekli dahiliye konsültasyonu ile radyolojik tetkiklerin yaptırılmaması, genel anestezi uygulanmasına ait belge tanzim edilmemiş olması, ameliyat sonucunda görülen siyanozun gerektiği şekilde sebebi araştırılmadan ve oksijen verilmeden sade entübasyonlu ambu ile solunum sağlanarak sevk edilmesi hususlarının kusur teşkil ettiğine oy birliği ile karar verildiğinin belirtildiği görülmüştür.
İdare Hukuku ilkelerine ve Anayasa'nın 125/7 nci maddesine göre, idarenin tazminle sorumlu tutulabilmesi için bir zararın varlığı, zararı doğuran işlem veya eylemin idareye yüklenebilir nitelikte olması, zararla işlem veya eylem arasında illiyet bağının bulunması gerekir. Maddi olguda bu koşullardan birisinin yokluğu, idarenin tazminle sorumlu tutulması yükümlülüğünü kaldırır. Adli Tıp Kurumu 5 nci İhtisas Kurulu'nun yukarıda açıklanan raporundan da anlaşılacağı üzere davacının zararını doğuran rahatsızlığın hizmetin yanlış kurulup yürütülmesinden kaynaklandığı, zararın idarenin ajanlarının kusurlu davranışlarından ileri geldiği, zararlı sonuç ile idarenin ajanlarının davranışları arasında uygun bir nedensellik bağı bulunmaktadır. Davacıdan mevcut rahatsızlığın sonuçlarından davalı idarenin Hizmet kusuru ilkesi uyarınca sorumlu tutulması gerektiği sonuç ve kanaatine ulaşılmıştır.
Davacıya olay nedeniyle T.C.Emekli Sandığında maaş bağlanmadığından sağlamış olduğu bir yararı bulunmamaktadır. Uğramış olduğu zararların tespiti için re'sen seçilen hesap bilirkişisinin tanzim ettiği 25 Eylül 2000 tarihli raporun tetkikinde davacının maddi tazminat hak edişinin 17.958.060.492.TL. olduğunun bildirildiği anlaşılmaktadır.
Taraflara tebliğ edilen bilirkişi raporuna itiraz edilmemiştir. Mahkememizin tespit ettiği kıstaslara, içtihatlarına ve ilmi verilere uygun olduğu anlaşılan bilirkişi raporu doğrultusunda uygulama yapılmıştır.
Davacının olay nedeniyle duyduğu ve ömür boyu duymaya devam edeceği acı ve ızdıraplarının kısmen de olsa telafisi amacıyla takdir olunacak manevi tazminat verilmesi kabul edilirken istemiyle bağlı kalınılmıştır.
Bu itibarla;
1- Bilirkişi raporu uyarınca ve istemiyle bağlı kalınarak davacı Hakan ALDEMİR'e 1.000.000.000.TL.(BİRMİLYAR TL.) maddi tazminat VERİLMESİNE,
2- Takdiren ve istemine bağlı kalınarak davacıya 500.000.000.TL. (BEŞYÜZMİLYON TL.) manevi tazminat VERİLMESİNE,
3- Hükmedilen maddi ve manevi tazminat miktarlarına davanın açıldığı tarih olan 18 Ocak 1996 tarihinden 31 Aralık 1997 tarihine kadar %30 (YÜZDE OTUZ) 1 Ocak 1998 tarihinden 31 Aralık 1999 tarihine kadar %50 (YÜZDE ELLİ), 1 Ocak 2000 tarihinden ödeme tarihine kadar %60 (YÜZDE ALTMIŞ) yasal faiz YÜRÜTÜLMESİNE,
4- Dava adli yardımlı görülmüş olup, davalı idare 499 Sayılı Harçlar kanununun 13/j maddesi uyarınca harçtan muaf olduğundan davalı idare aleyhine harca hükmedilmesine YER OLMADIĞINA,
5- Davacı tarafından peşin yatırılan ve sarfedilen 21.000.000.TL.(YİRMİBİRMİLYON TL.) bilirkişi ücretinin davalı idareden alınarak davacıya VERİLMESİNE,
6- Hükmedilen maddi ve manevi tazminat miktarları üzerinden davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari ücret Tarifeleri uyarınca tespit edilen 87.000.000.TL. (SEKSENYEDİMİLYON TL.) Avukatlık ücretinin davalı idareden alınarak davacıya VERİLMESİNE. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy