(2709 S. K. m. 125)
Davacı vekili 6 Şubat 1996 tarihinde kayda geçen dilekçesinde özetle; Müvekkilinin Yedek Subay öğretmen olarak askerlik hizmetini ifa ederken haksız yere görevine son verildiğini, haksız işlemin iptali için açtıkları davanın lehlerine sonuçlandığını, 1.2.1995 - 15.9.1995 tarihleri arasında özlük haklarından mahrum kaldığını belirterek 75.000.000 TL. maddi ve 10.000.000 TL. manevi tazminatın hüküm altına alınması istemiyle işbu davanın açıldığı anlaşılmıştır.
Davacının yedeksubay öğretmenlik statüsünden çıkarılması işleminin iptali istemiyle dava açtığı, dava sonunda AYİM. ikinci Dairesinin 22 Kasım 1995 tarih, 1995/248 Gen. Sek: 1995/133 Esas ve 1995/890 sayılı kararı ile işlemin neden ve amaç unsurları itibariyle hukuka aykırı bulunarak işlemin iptaline karar verildiği anlaşılmıştır.
Bir idari işlem sebebiyle idarenin sorumlu tutulabilmesi için kural olarak hizmet kusurunun mevcudiyeti, istisnai bazı haller içinde kusursuz sorumluluk söz konusu olabilmektedir.
Davacının yedeksubay öğretmenlik statüsünden çıkarılarak er olarak askere alınmasını gerektirecek, hukuka uygun makul ve inandırıcı nitelikte olup, işlem tesisine dayanak yapılabilecek bir neden veya sebep yok iken, tesis ettiği hukuka aykırı işlemle davacının yedeksubay öğretmen statüsünden çıkartılması davalı idare bakımından hizmet kusuru olarak değerlendirilmiştir. Anayasanın 125/7 nci maddesi uyarınca davacının uğradığı maddi ve manevi zararların davalı idarece giderilmesinin gerektiği sonucuna varılmıştır.
Davacının maddi zararının tespiti için işlem tesis edildiği 1.2.1995 ila göreve iade edildiği 15.9.1995 tarihleri arasında alabileceği maaş miktarları Eleşkirt Milli Eğitim Müdürlüğünden sorulmuştur. Milli Eğitim Müdürlüğünce belirtilen maaş miktarlarının toplamından davalı idarenin aynı tarihler arasında yaptığı masraflar düşülerek davacının uğradığı maddi zararının tespiti cihetine gidilmiştir. Buna göre davacının mahrum kaldığı aylık miktarları toplamı 93.759.000 TL. davalı idarenin yap tığı masraflar 36.2333.982 TL. bakiye zararın ise b7.525.088 TL. olduğu anlaşılmıştır.
Davacının Dairemizce iptal edilen idari işlem nedeniyle duyduğu üzüntüyü kısmen de olsa karşılayabilmek için uygun miktarda manevi tazminat verilmesi kabul edilmiş, bu hususta davacının talebiyle bağlı kazınılmıştır.
Davacı vekili manevi tazminata da yedeksubay öğretmenlik statüsünden çıkarılma tarihinden itibaren faiz yürütülmesini talep etmiş ise de, davacıya takdir olunan manevi tazminat miktarı paranın karar tarihindeki alım gücü esas alınarak tespit edildiğinden davacı vekilinin bu yöndeki talebinin reddi cihetine gidilmiş, ancak takdir olunan manevi tazminat miktarına karar tarihi olan 9.10.1996 tarihinden ödeme tarihine kadar yasal faiz yürütülmesine karar verilmiştir.
Açıklanan nedenlerle;
57.525.000 TL. (Elliyedimilyonbeşyüzyirmibeşbin TL.) maddi tazminat VERİLMESİNE, fazlaya ait isteminin REDDİNE,
Takdiren ve istemi ile bağlı kalınarak davacıya 10.000.000 TL. (onmilyon TL.) manevi tazminat VERİLMESİNE,
Hükmedilen 57.525.000 TL. maddi tazminatın alacağı aylara bölümünün yapılarak,
2.852.242 TL. sine 15.2.1995 tarihinden
5.551.024 TL. sine 15.3.1995
9.489.940 TL. sine 15.4.1995
9.331.024 TL. sine 15.5.1995
9.489.940 TL. sine 15.6.1995
11.479.074 TL. sine 15.8.1995 ödeme tarihine kadar %30 (yüzde otuz) yasal faiz YÜRÜTÜLMESİNE,
4. Hükmedilen manevi tazminat miktarına yedeksubay öğretmenlik statüsünden çıkarıldığı tarihten karar tarihine kadar faiz yürütülmesi yolundaki talebin REDDİNE, ancak karar tarihi olan 9.10.1966 tarihinden ödeme tarihine kadar %30 (yüzde otuz) yasal faiz YÜRÜTÜLMESİNE,
KARŞIOY GEREKÇEM
1) Davacının er statüsünde bulunduğu süre zarfında yapılan giderlerinin (ki bu miktar 28.559.304 TL. tutmaktadır) davacının mahrum kaldığı aylığından düşülmesi özlük hakları kavramına yasaya ve hukuka aykırıdır.
Davacı öğretmen olarak muvazzaf askerlik görevini bitirecekken er statüsüyle görev verilmesi davalı idarenin bir tasarrufudur. Bunda davacının bir istemi söz konusu değildir.
Diğer taraftan, er statüsüyle görev yaptırılan davacıya üniforma, elbise, ayakkabı verilmişse, bu da davacının istemiyle olmamıştır. Atış talimi yaptırılmış, mermi sarf edilmiş ise eğitim alanına, ordugaha askeri amaçla götürülmüşse, bölükte kırtasiye masrafları yapılmışsa bunların hiç birinin şahsıyla doğrudan bir ilgisi olamaz. Bu harcamalar kamu hizmetinin gereği ve sonucudur ve tamamen Devlet'in karşılaması gerekli zaruri giderlerdir. 184 gün zarfında yapılan bu giderler toplam 28.254.304 TL. olup bu giderler davacının içinde bulunduğu statünün zorunlu harcamalarıdır. Davalı idare hem sakat bir idari işlem tesis edecek, hem de sana şu kadar tabanca tüfek atışları yaptırdım, yada elektrik su harcadım. deyip mahrum kaldığı öğretmenlik maaşını kesemez, mahsup ettiremez.
Davacı, vatan görevinin bir bölümünü er statüsüyle yapmışsa, gece ve gündüz eğitime çıkmışsa, nöbet tutmuşsa pek tabidir ki diğer erler gibi devlet tarafından iaşe ve ibate edilecektir. Yasa bunu gerektiriyor zira... Davalı idarenin, davacıyı yedirmeden, içirmeden, yatırmadan, giyindirmeden göreve alması, ona bu hikmetleri yaptırması fiilen ve hukuken mümkün olamayacağına göre, şu kadar tüfek yahut top, füze, atışı yaptırdım gibi kalemleri gösterip bunları masraf olarak göstermesi ve bu giderleri davacının yararı olarak değerlendirmesi ve hak sahibi olduğu aylığından düşmesi hukukun ana ilkeleri ve yasalarla bağdaşmamaktadır.
2) Davacıya er statüsündeyken devlet tarafından yapılan masrafların devletçe geri istenilmesinin Askeri Okullardan disiplinsizlik, başarısızlık gibi nedenlerle çıkarılanlardan okul giderlerinin tazmin ettirilmesi olayıyla bir benzerliği de yoktur. Okuldan çıkarma olayında, öğrenciden (velisinden) taahhütname alınmaktadır. Burada okula girmenin isteğe bağlı lık yönü vardır. Yine burada Devlet, öğrenciye belirli ve zorunlu harcamalarda bulunmaktadır. Adli Yargıda görülen bu davalarda bile Devletin öğrenciden ısınma, aydınlatma, araç, genel temizlik gibi giderleri alamadığı bilinmektedir.
Yukarıda açıkladığım nedenlerle, çoğunluğun görüşüne ve kararına katılamadım. 9.10.1996
KARŞIOY GEREKÇESİ
Davacı lehine hükmedilen manevi tazminata zararın doğduğu tarih olan olay tarihi nden ilgili Saymanlıkça ödemenin yapılacağı güne kadar %30 Yasal Faiz yürütülmesi gerekirken çoğunluk, bu faizin hüküm tarihin den itibaren işlemesi gerektiğim, zira manevi tazminat miktarını hüküm tarihindeki paranın alım gücü dikkate alınarak takdir edildiğini belirtmiş, ancak bu uygulamanın GEREKÇE sini ortaya koyamamış, sonuçta karar bu yönü ile Hukuk Usulü Sorumluluk Hukuku ana ilkelerine, AYİM'in 19 yıllık istikrar bulmuş içtihatlarına, keza Yargıtay ve Askeri Yargıtay'ın hiçbir duraksama göstermeyen yerleşik içtihatlarına aykırı olmuş, böylece davacıyı mağdur etmiştir. Keza, hukuk bilimine aykırı karar verilmiştir.
A) Karar Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'na Kesin Surette Aykırıdır
Her Hukuk davası davanın açıldığı tarihteki duruma göre karara (hükme) bağlanır... dava tarihinden sonra doğmuş olan haklar için aynı davada karar verilemeyeceği (Prof. Dr.. Baki KURU, Hukuk Muhakemeleri Usulü, Ankara 1980, s. 1151, 2109) açık bir keyfiyettir.
Davacı, dava dilekçesinde temerrüt tarihinden itibaren faiz istemiş ise, dava tarihine kadar işlemiş olan gecikme faizi de alacağın aslına eklenir. Bu durumda, davanın müddeabihi asıl alacak ile dava tarihine kadar işlemiş olan gecikme faizi toplamı olan miktardır. Bu nedenle, davacının dava tarihine kadar işlemiş olan gecikme faizi toplamı için de peşin karar ve ilam harcı ödemiş olması gerekir. Davacı, dava tarihine kadar işlemiş olan gecikme faizi için peşin karar ve ilam harcı yatırmamış ise mahkemenin bu peşin kararı ile ilam harcını davacıya tamamlatması gerekir (Harçlar K. 16, IV; m. 30). Mahkeme, peşin karar ve ilam harcı tamamlanmadıkça dava tarihine kadar işlemiş olan gecikme faizine hüküm veremez (Harçlar K. m. 32; Kuru, s. 2151-2152).
... dava tarihine kadar işlemiş olan faiz tutan, davanın müddeabihine dahil olduğundan, mahkemenin, vekalet ücretini de asıl alacak ve geçmiş günler faizi toplamı üzerinden hesaplaması gerekir (Kuru, s. 2153). Hukuk Usulü Yasasının ana kurallarının uygulanması 1602 Sayılı AYİM. Kanununun 56. maddesi yollamasıyla zorunlu bulunmaktadır.
Görevli mahkemede müddeabih e göre saptanır (HUMK. m. 8). Değeri yüz milyona kadar manevi tazminat davaları, Sulh Hukuk, yüz milyondan fazla manevi tazminat davaları ise Asliye Hukuk Mahkemelerinde görülür. AYİM'de adli yargıda olduğu gibi, müddeabihe göre görevli mahkeme sorununun olmaması bu kuralın gözardı edilmesini gerektirmez.
Hukukun bu ana kuralının çoğunluk tarafından dikkate alınmadığı görülmektedir. Bu konuyu bir örnekle açıklamak gerekirse: Sulh mahkemelerinde açılacak tazminat davası azami miktarı 100.000.000 TL. (Yüzmilyon TL.) dur. (HUMK. m. 8, 4146 sayılı Kanunla değişik). Davacının uğradığı manevi zarar miktarı diyelim ki 98.000.000 TL. dir. Olayın vukua geldiği tarih itibariyle bu miktara %30 yasal faiz eklenip müddeabih öyle bulunur. Buna göre yapılan hesaplamada müddeabihin 100 MİLYON rakamını geçmesi durumunda görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesi olacaktır. Çoğunluğun görüşü esas alındığında ise görevli mahkeme sulh hukuk mahkemesidir. Bu durum çok önemlidir.
Bilindiği üzere, görev konusu kamu düzenindedir ve kanunla düzenlenir. Görevli mahkemenin önceden belirli olması gereği ayrıca tabii hakim kavramını da doğrudan ilgilendirmektedir.
AYİM'de sulh hukuk - asliye hukuk mahkemesi gibi bir görev ayrımının olmaması, hukukun bu ana kuralının gözardı edilmesini gerektirmeyeceğini düşünmekteyiz.
Davacı, dava dilekçesinde yalnız faiz istemekle yetinmiş (Temerrüt tarihinden itibaren faiz istediğini bildirmemiş) ise, davalı daha önce mütemerrit duruma düşmüş (kılınmış) olsa bile, mahkeme davanın açıldığı tarihten itibaren (tahsil tarihine kadar) faize hükmeder. Çünkü davacı, bu halde temerrüt tarihi ile dava tarihi arasındaki dönemde işlemiş olan faizden zımnen feragat etmiş sayılır (Kuru, s. 2154)
Türk Hukukunda mahkemenin vereceği hüküm, dava ikamesi anındaki hukuki durumu tespit edeceğinden, dava tarihinden, hüküm tarihine kadar olan alacağında (mesela kira parasının vs.) verilecek kararda dikkate alınabilmesi mümkün değildir. (HGK. 21.11.1962; 6-121/73, Son içtihatları Dergisi, No. 188, s. 5691, geniş izahat için bkz. Üstündağ, Doçentlik tezi, s. 126 ve dipnot 207). Nitekim Temyiz Mahkemesi söylediğimiz bu esasları bir içtihadı birleştirme kararında da şu sözlerle ifade etmektedir: Her dava açıldığı tarihte tespit edilen vaziyet hükme esas ittihaz olunması iktiza eylemesine ve böyle bir davada da talebinin kabule şayan olduğunu ispat eden davacıya karşı davanın ikamesiyle davalı mütemerrit hale düşmüş olduğu gibi artırılma veya eksiltilmesine dair taleplerin kabulünde de buna dava tarihinden itibaren hükmolunması icap ettiğine ilk müzakerede 28.11.1956 tarihinde ittifakla karar verildi (28.11.1956, 1BK. RG. 12.12.1956 s. 9494 ve bu 1BK. ya uygun HGK. 22.6.1973, YED. 1984/1, s. 37, 38) (Prof. Dr. Saim Üstündağ, Medeni Yargılama Hukuku İstanbul 1992, s. 150).
6 - Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununa göre davacı davasını genişletemeyeceği gibi (m. 185) davalı da cevap layihasının davacıya tebliğinden sonra savunmasını genişletemez (m. 202). Buna göre davanın açıldığı tarihteki maddi ve manevi zarar ne miktar ise o miktar esas alınır. Yargılamanın devam ettiği süreç itibariyle geçen zaman dikkate alınıp paranın değer yitirmesi gerekçesiyle de olsa davacı ve davalıya tanınmamış bir yetkisinin hakime tanındığı ileri sürülemez. Hakim, olay tarihini, zammın vukua geldiği tarihi esas alarak hüküm tesis etmekle yükümlüdür.
Çoğunluk, manevi tazminata hükmederken olay sanki hükmün verildiği tarihte (kesinleştiği tardın değil) vukua gelmiş gibi hareket etmiş tir. Hakimin zarar tarihi ni değiştirme yetkisi olamaz. Hakime zarar tarihini değiştirme yetkisi tanınırsa bu durum dolaylı olarak hakime re'sen iddia yı genişletme yetkisi tanınması anlamına gelir ki bunun özel hukuk usul kurallarıyla ve yasanın yukarıda belirtilen maddeleriyle bağdaşır bir yönü olamaz.
7 - Avukatlık asgari ücreti de davanın açıldığı tarih dikkate alınarak hesap edilir; hakim, bu tarihi örneğin hüküm tarihine götüremez.
B) Kararın Bu Kısmı Sorumluluk Hukuku Ana Kurallarıyla Da Bağdaşmamaktadır
1 - Sorumluluk bir kişinin başkasına verdiği zararı giderim yükümlülüğü (Prof. Dr. Henri Detschenaux/Prof. Dr. Pierre Tercier, Sorumluluk Hukuku, Çev. Salim Özdemir, Ankara 1983, s. l)'nü ifade eder.
Sorumluluk hukuku zarar kavramı üzerine kurulmuştur. Zarar yoksa sorumlulukta yoktur.
O halde zarar ne zaman meydana gelmişse o zararın tazmini yükümlülüğü de o andan itibaren doğmuş demektir.
2 - Dava konusu olayımızda haksız fiil sorumluluğu söz konusudur ve zarar bu haksız fiile dayalıdır. Zararın miktarı da haksız fiilin vukua geldiği tarihte ne miktar ise ondan ibarettir.
Zararı doğuran eylem kesinlikle olay tarihinden mahkemenin kararı verdiği tarihe kadar temadi eden bir süreç içinde devam etmektedir. Çoğunluk, gerekçe belirtmemekle beraber eylem in kararın verildiği tarihte, sona ermiş olduğunu kabul eder gibi bir sonuca varmaktadır ki buna katılma olanağı olamayacağı doğaldır.
Zarar, haksız filden kaynaklandığına göre bu zarara karşılık tespit edilecek maddi ve manevi zarar da haksız fiilin vukua geldiği tarih esas alınarak tespit edilmek, hükmedilecek faiz de zararın doğduğu tarihte başlamak durumundadır.
Roma Hukukundan gelen bir kural olan Gasbeden, daima temerrüt halindedir (Von Tulhr, Borçlar Hukuku Umumi, Çev. Cevat Edege. Yargıtay Yayınları Ankara 1983, s. 611) ilkesi faizin başlangıç tarihini açıklayan bir ana hukuk kuralıdır. Nitekim özel hukukun tüm dallarında, bu arada sorumluluk hukuku konusunda da tam ve geniş bir uygulamanın yapıldığı Yargıtay'da gerek HGK. ndan gerek Dairelerden çıkan içtihatlar da ağırlıklı olarak bu doğrultudadır ve bu içtihatları duraksama göstermemektedir. (Bkz. HGK. 13.11.1991, E. 1991/11-303, K. 1991/567-YKD. C. 18 Mart 1992, s. 3, s. 349-358; HGK. 15.6.1994, E. 1904/10-256, K. 1994/410; 4. H.D. 2.1.1989, E. 1989/7458, K. 1989/7207; 11. H.D. 15.iai986, E. 1986/5275, K. 1986/5320; 3.H.D. 29.1.1952, E. 1952/936, K. 1952/932 ve diğer içtihatlar. Bkz. Ahmet İYİMAYA, Sorumluluk ve Tazminat Hukuku Sorunları, C. ü, Ankara 1995, s. 64 ve dn. 1'de ki açıklama ve içtihatlar).
Öğreti, haksız fiilden kaynaklanan tazminat alacaklarında temerrüdün haksız fiilin vuku bulduğu tarihten itibaren başladığını kabul etmekte olup vadesi belirli olmayan para alacaklarında olduğu gibi ayrıca ihtarname keşidesine ihtiyaç bulunmamaktadır. (Bkz. Prof. Dr. Haluk TANDOĞAN, Türk Mesuliyeti Hukuku, (Akif Dışı ve Akti Mesuliyet/Ankara Hukuk Fakültesi yayınlarından No. 159, Ankara 1961, s. 470 vd.; Prof. Dr. Fikret EREN, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, C. II, Ek Fasikül, s. 29. Yazar bu konudaki görüşünü şöyle açıklamaktadır: Manevi tazminat bir alacak hakkı olduğu için, davanın açıldığı tarihten değil, manevi zararın doğduğu, kişilik değerlerinde objektif eksilmenin meydana geldiği andan itibaren zarara faizin de eklenmesi gerekir , Prof. Dr. Safa ASOĞLU, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 1993, s. 288 vd.; Prof. Dr. Hayri DOMANİÇ, Faizle Karşılanamayan Zararların Giderilmesini Sağlayan BK. 105 ve Diğer Hükümler İstanbul 1993 s. 54 vd.; Prof. Dr. Henri DESGENAUX/Prof. Dr. Pierre TERCİER (Çeviren, Salim ÖZDEMİR) Ankara 1983, s. 182-183; Av. Ahmet İYİMAYA, Sorumluluk ve Tazminat Hukuku Sorunları, Ankara 1990, 191 vd. s., özellikle s. 216-217; keza, aynı Yazarın Sorumluluk ve Tazminat Hukuku Sorunları, C. H, Ankara 1995 adli eseri s. 1993, s. 30 ve 131; Dr. Serdar ÖZGÜLDÜR, Askeri Yüksek idare Mahkemesi Kararları Işığında Tam Yargı Davaları, Ankara 1996 s. 360-361; Prof. Dr. Safa REİSOĞLU, Yargıtay Kararları Açısından 3095 Sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine ilişkin Kanun, Ticaret Hukuku ve Yargıtay Kararları Sempozyumu, Bildiriler - Tartışmalar, C. VIII, Ankara 26-27 Nisan 1991, s. 17-18; Av. Sema GÜLEÇ (UÇAKHAN), En Son Değişiklikleriyle Açıklamalı Maddi Tazminat Hesapları, Genişletilmiş 2. Baskı, Ankara 1986, s. 216; Prof. Dr. F. Tekil, Ticari işletme Hukuku, İstanbul 1990 s. 99-101).
Haksız fiillerden dolayı doğan tazminat alacaklarına temerrüt faizi mi, yoksa tazminat faizi mi uygulanacağının doktriner tartışması yapılmış olup bu görüşlerin hepsinde ortak nokta haksız fiillerden doğan tazminat alacaklarında faizin olay tarihi nden itibaren işlemeye başlayacağı şeklinde olduğu görülmektedir (Bkz. HGK. 13.11.1991, E. 1991/11-103, K. 1991/567, YKD. 1992/13, s. 349-358).
Tazminat alacaklarının tespit davalarına benzetilme ve dolayısıyla 'hükmün kesinleştiği tarihten sonra yapılacak ihtarname ile yasal faizin başlatılmasına olanak yoktur. Kaldı ki çoğunluk görüşü esas alınırsa uygulama da içinden çıkılamayacak birçok sorun lara neden olunması kaçınılmazdır. Örnek vermek gerekirse; Aynı olaydan zarar gören A, B ve C adli üç kişi olduğunu kabul edelim. A'nın kararı 1.1.1994'te, B'nin açtığı davanın kararının 1.6.1994'te, C'nin açtığı davanın 31.12.1994'te karar a bağlandığını ve A hakkında verilen kararın temyiz edilmesi sonucu bozulduğunu varsayalım. Yapılan yargılama ile iki üç yıl sonra karar verilecek olursa faizin başlangıç tarihi olarak ilk karar tarihi mi, yoksa ikinci karar tarihi mi, yada hükmün kesinleştiği tarih mi esas alınacaktır tartışması ve kargaşası doğacaktır. Aynı durum B ve C için de söz konusu olabilecektir.
Temerrüt faizi kavramıyla cezai şart kavramı arasında bazı noktalarda benzerlikler olabilir. Ama gerek koşullar, gerek onlara bağlanan sonuçlar bakımından aralarında önemli farklar vardır (Prof. Dr. Hikmet Sami Türk, Yukarıda belirtilen Sempozyum, Tartışmalar Bölümü, s. 25). Faiz paranın gelirinden yoksun kalınmasının karşılanması için verilen bir bedel, bir tazminattır. Halbuki bunu hem kanun koyucu hem de uygulayıcı enflasyonla karıştırdı. Böylece faizle enflasyon kavramları karıştırıldı ve BK. 105. maddesindeki munzam zararı uygulamadı. Halbuki faiz ve enflasyon kavramları tamamen ayrı kavramlardır, temerrüt faizi hususunda Federal Mahkemenin kararları vardır: Tazminat faizlerine, taşıma sözleşmelerinde de olsa, temerrüt faizini kesinlikle uygulamamakta, ancak hüküm tarihinden sonraki faizler temerrüt faiz diye adlandırılmaktadır; başka bir anlatımla olay tarihinden hüküm tarihine kadar adi faiz, bundan sonra ise faiz ve asıl alacağa hüküm tarihimden itibaren temerrüt faizi yürütüyor, temerrüt faizi (ni) olay tarihinden değil hüküm tarihinden başlatıyor. Bizde de böyle olmasını dilemekteyiz (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi Üyesi Çetin Aşçıoğlu, Yukarıda belirtilen Sempozyum, s. 35-37).
Faiz oranı 4.12.1984 tarih ve 3095 Sayılı Yasanın kanuni faiz başlığını taşıyan 1. maddesinin 1. fıkrasında Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanununa göre ödenmesi gereken hallerde, miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse faiz ödemesi senelik yüzde otuz oranında yapılır, şeklinde belirlenmiş, aynı Yasanın 2. maddesinde de Temerrüt faizi nin aksi kararlaştırılmamışsa aynı oran olacağı hükme bağlanmıştır. BK.nun 72 ve 3095 Sayılı Yasanın 1. maddesinde öngörülen faizin olay tarihi nden itibaren başlayacağı, bu faizin adının temerrüt faizi olmayıp kanuni faiz, tazminat faizi olduğu açıktır. Haksız fiil failinin olay tarihinden itibaren yasal faiz le yükümlü olduğu, temerrüt faizi ile haksız fiil tazminatının farklı niteliklerinin bulunduğu yansınamaz. Hak sız ful tazminatı haksız fiil sonucu ortaya çıktığı halde, temerrüt faizi taraflar arasında düzenlenen sekte veya yapılan hukuki işleme uymaması sonucu ortaya çıkar (Şirin, s. 66).
8 - Diğer taraftan iki üç yıldan bu yana oluşan çoğunluk görüşü AYİM'in kurulduğu günden itibaren 19 yıllık yerleşik içtihadına da aykırıdır (Bkz. özgüldür, s. 360-361). Danıştay'ın emsal kararlarından esinlenilmiş olunabilir. Ne varki Danıştay kararlarında gözlemlenen maktuen şu kadar manevi tazminat ödenmesine ve faiz yürütülmesine yer olmadığına şeklindeki kararlarına katılma olanağı görememekteyiz.
Öncelikle ifade olunmalıdır ki manevi tazminat hakimin takdir ine mevdudur. Herhangi bir yasa da öngörülen bir maktu tarife yazılı değildir. Hakimin durum ölçütlerinin ise maktu luk niteliğinin kazanılması nda yeterli olamayacağı açıktır. Keza, Danıştay'ın manevi tazminata faiz yürütmemesinin gerekçesine de kararlarda rastlanılmamaktadır.
Diğer taraftan, Danıştay'ın bir konuda belirli bir yönde karar vermesinin Mahkememizi bağlar niteliği bulunmamaktadır. Nitekim AYİM kurulduğu günden (1972'den) beri manevi tazminata olay tarihinden itibaren faiz yürütülmesine karar vermiştir. AYİM. 1. Dairesi verdiği tüm kararlarıma OYBİRLİĞİYLE manevi tazminata olay tarihinden itibaren faiz yürütmektedir (bkz. AYİM. 1. D. 28.5.1996, 1267/520. Karar Düzeltme isteminin Reddine kararı ise: 15.10.1996, 702/857). AYİM. 2. Dairesi de 2-3 yıl öncesine kadar manevi tazminata olay tarihinden itibaren faiz yürütülmesine karar veriyordu ve bu uygulama Mahkemenin kurulduğu günden beri istikrarlı surette devam etmiştir.
Türkiye'deki tüm Askeri Mahkemelerde manevi tazminata olay tarihinden itibaren faiz yürütmektedirler. Askeri Yargıtay'ın yerleşik içtihatları bu doğrultudadır.
Yargıtay'ın, bir Dairesinin (9. HD. nin) bazı kararları hariç, tüm Hukuk ve Ceza Daireleri, manevi tazminata faizi olay tarihinden itibaren yürütmektedirler.
Hal böyle olduğuna göre, çoğunluğun karşı yoldaki görüşünün bir gerekçesi, olması ve bu gerekçede belirttiğimiz doktriner görüşler ve mevzuat hükümlerinin açık hükümlerinin nasıl aşıldığı nın yine çoğunluk kararında belirtilmiş olması gerekirdi ki buna rastlayamamaktayız.
9 - Zamanaşımı, zararın doğduğu andan itibaren işlemeye başlar. Yoksa kararın verildiği tarihte değil. O halde çoğunluk zamanaşımı müessesesine de aykırı davranmış bulunmaktadır. Zira zararın doğduğu tarih tazminat miktarının saptanmasında bir türlü, zamanaşımı hükümlerinin (BK. m. 60) uygulanmasında başka türlü uygulanamaz.
10 - Mahkememizce takdir olunan manevi tazminata faizin hüküm tarihinden başlatılması Hukuk Usulü'nün bir ana kuralını da altüst eden bir uygulama ve kabul şeklidir. O da hakimin taleple bağlı olduğu kuralıdır. Hakim talep edilenden fazlaya hükmedemez (HUMK. m. 180).
Mahkememizde manevi tazminata hükmedilirken, dava dosyalan (davacılar) arasında eşitlik, uygulamada birlik ve benzerlik olsun diye her yıl, belirli sakatlıklarda yada ölüm olaylarında verilecek tazminat miktarlarını takdiren belirlenmektedir. Belirlenen bu miktar o tarihten itibaren belirli bir süre uygulanmakta ve değişmemektedir, örneğin görevi sırasında şehit bir erin anne, baba ve kardeşlerine Mahkememizce (2. Dairece) verilen manevi tazminat miktarları belirli dönemlerde hep aynı tutulmuş olup bu standart uygulama sürdürülmektedir. Bu durumu karara bağlanan dava dosyalarına göre bir cetvel halinde şöylece gösterebiliriz:
50 MİLYON TL. 70 MİLYON TL, 100 MİLYON TL.
Kardeş Sayısı
(1-3) (4-6)
(7-9) (10-12)
Anne ve Babaya Manevi Tazminat
1.6.1995'den sonra
20 MİLYON TL.
16 MİLYON TL.
12 MİLYON TL.
8 MİLYON TL.
1.1.1996'dan sonra
28 MİLYON TL. 22 MİLYON TL. 17 MİLYON TL. 11 MİLYON TL.
2.10.1996'dan sonra
40 MİLYON TL. 30 MİLYON TL. 20 MİLYON TL. 15 MİLYON TL.
Hal böyle olunca eşitsizlik kendini açıkça göstermektedir. Zira, çoğunluk manevi tazminata olay tarihinden itibaren faiz yürütmemekte, faizi hüküm tarihinden başlatmaktadır (Danıştay ise manavı tazminatta faizi tümden reddetmektedir).
Aynı olay nedeniyle birden ziyade davacının ayrı ayrı dava açtıklarını yada aynı tür, tamamen birbirine benzeyen, iki ayrı olaydan dolayı iki ayrı dava açıldığını kabul edelim. AYİM'in manevi tazminata ne kadar miktar üzerinden hükmettiği verdiği kararlarla belirlidir. Örneğin ölüm olayları 1 Temmuz 1995'de vukua gelmiş olsun. (A) ve (B) iki ayrı dava açarlar ve her ikisi de 20'şer Milyon manevi tazminat isterler. (A)'nın açtığı dava 20.12.1995'de hükme bağlanmışsa, AYİM 2. Dairesi kardeşin açtığı bu manevi tazminat davasında 20.000.000 TL. manevi tazminata hükmetmiş olacaktır. Aynı gün vukua gelen yine bir başka ölüm olayından dolayı (B)'nin açtığı manevi tazminat davasında ise hüküm, ara kararları, bilirkişi incelemesi gibi nedenlerle zorunlu olarak uzamış ve hüküm 2 Ekim 1996'dan sonra verilebilmişse, dava dilekçesinde talebin de 20.000.000 TL, olması nedeniyle hakim 20.000.000 TL.'nin üstüne çıkamayacak demektir. Zira hakim istemle bağlıdır. Dolayısıyla 2.10.1996 dan sonra AYİM 40.000.000 TL. manevi tazminata hükmedecekken zorunlu olarak (istemle bağlı olduğundan) 20.000.000 TL. na hükmetmek durumunda kalmaktadır. Görüldüğü üzere, çoğunluğun görüşü esas alındığında adaleti sağlamak yerine adaletsizlik, eşitsizlik ve gayri adil sonuçların doğumu kaçınılmaz olmaktadır. Çoğunluğun bu tür haksızlık karşısında, olay tarihinden itibaren faize de hükmetmediğinden, hakkı ve adaleti sağlayacak başkaca herhangi bir hukuki çareleri de bulunma maktadır.
O halde çoğunluğun görüşüne katılmamak, sadece bu son örnek nedeniyle bile, zorunluluk teşkil etmektedir.
SONUÇ
Hukuk Usulü ve Sorumluluk Hukukunun ana kuralları bir sistem i oluşturur. Bu sistemi bozmamak gerekir.
Dava konusu olayımızda hükmedin manevi tazminat miktarı Kurulumuzca Oybirliği ile takdir olunmuş bir miktardır. Ancak bu miktara olayın vukua geldiği tarihten itibaren %30 (Yüzde otuz) yasal faiz uygulanması yasa, sorumluluk ve usul hukuku gereğidir.
Yukarıda belirtilen nedenlerle çoğunluk görüşüne katılmadık. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy