(1086 S. K. m. 18) (1602 S. K. m. 46) (2577 S. K. m. 16, 21) (2709 S. K. m. 120, 125) (5434 S. K. m. 74) (211 S. K. m. 69)
Davacılar vekili, 2 Ağustos 1995 tarihinde kayda geçen dava dilekçesi ve savunmaya karşı verdiği 24 Ekim 1995 tarihinde kayda geçen dava dilekçesi ile mahkememizin ara kararı üzerine verdiği 30.5.1996 tarihinde kayda geçen dilekçesinde özetle; Müvekkillerinin yakını J. Astsb. Salim Alıcı'nın, Diyarbakır Jandarma Asayiş Komutanlığı emrinde görev yapmakta iken uçuş ekibi olarak iştirak ettiği görev sırasında PKK terör örgütü mensuplarınca açılan ateş nedeniyle helikopterin düşmesi sonucu şehit olduğunu, olayda idarenin hem kusurlu hem de kusursuz sorumluluğu söz konusu olduğundan müvekkillerinin zararlarının davalı idarece karşılanması gerektiğini ileri sürerek ayrı ayrı miktarlar belirtmeksizin eş ve çocuk için toplam 700.000.000. TL. maddi, 50.000.000. TL. manevi tazminata olay tarihinden itibaren yasal faiz ile birlikte hüküm altına alınmasını talep ve dava etmiştir.
Dava dilekçesinde hangi davacı için ne miktarda maddi, ne miktar da manevi tazminat istendiğinin ayrı ayrı belirtilmemiş olması nedeniyle, Dairemizin 8 Mayıs 1996 gün ve 1996/35 Esas sayılı ara kararı ile davacılar vekilinden tazminat miktarlarını davacılar için ayrı ayrı belirlemesi istenmiş, bunun üzerine davacılar vekili tarafından verilen ve 30J5.1996 tarihinde kayda geçen dilekçe ile eş Hülya Alıcı için 500.000.000. TL. maddi, 50.000.000. TL. manevi, çocuk Merve Alıcı için ise 200.000.000. TL. maddi, 50.000.000. TL. manevi tazminat isteminde bulunulmuştur. Dava dilekçesinde eş ve çocuk için toplam 700.000.000. TL. maddi, 50.000.000,- TL. manevi tazminat istenmesine karşın, sonradan verilen dilekçe ile manevi tazminat miktarının 50.000.000. TL. artırılarak toplam 100.000.000. TL. ye çıkarılmış olma sı davanın genişletilmesi ve değiştirilmesi prensibine aykırı bulunduğundan (HUMK. Md. 18, AYİM. Kanunu Md. 46 ve İYUK. Md. 16 ve 21), davacı vekilinin ara kararımız üzerine verdiği dilekçede eş ve çocuk için eşit miktarlarda manevi tazminat isteminde bulunması karşısında, istenen manevi tazminat miktarı eş ve çocuk için ayrı ayrı 25.000.000,-'ar TL. olarak kabul edilmiştir.
Dava dosyasının incelenmesinden, davacıların yakını J. Astsb. Salim Alıcı'nın Diyarbakır Jandarma Asayiş Komutanlığı emrinde görevli iken 13.1.1995 tarihinde görevi nedeniyle içerisinde bulunduğu helikopterin PKK terör örgütü mensuplarınca açılan ateş tesiriyle düşmesi sonucu şehit olduğu anlaşılmıştır.
Olayın bir kamu hizmetinin ifası sırasında meydana geldiği ve olay da müteveffanın kusurunun bulunmadığı hususlarında taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamakla birlikte, olayın taraflara göre üçüncü kişi durumundaki teröristlerin eyleminden meydana gelmiş olması nedeniyle idarenin bu eylemden sorumlu tutulup tutulmayacağı, tutulacaksa sorumluluğun türü üzerinde durulmasına gerek görülmüştür.
Anayasanın 125 nci maddesinde; idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlü olduğu belirtilmek suretiyle idarenin sorumluluğu Anayasa prensibi olarak kabul edilmiştir, Ancak, Anayasada idarenin sorumluluğunun hangi esaslara göre belirleneceği belirtilmemiş, bu meselenin halli doktrin ve yargı kararlarına bırakılmıştır. Uygulamada idarenin sorumluluğu hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk esaslarına dayandırılmaktadır, ister kusursuz sorumluluk ilkelerine, ister hizmet kusuru ilkelerine dayandırılsın genel olarak idarenin tazmin borcunun doğabilmesi için bir zararın mevcudiyeti, zarar ile eylem arasında uygun illiyet bağının bulunması zorunludur.
Bilindiği gibi son yıllarda Güneydoğu ve Doğu Anadolu'da yoğunla şan terör eylemleri nedeniyle Anayasanın 120 nci maddesine göre bazı illeri de kapsayan olağanüstü hal ilan edilmiş, bu olağanüstü hal uygulaması sırasında çok sayıda güvenlik görevlisi ve asker kişi şehit olmuştur.
İdare, Güneydoğuda ve Doğu Anadolu'da güvenliği sağlamak amacıyla kamu hizmetini yoğun şekilde ifa etmeye çalışmakta ve bu hizmeti ajanları vasıtasıyla yerine getirmektedir, idarenin terör hareketlerine karşı giriştiği faaliyet savaş hali sayılmadığından ve mücbir bir sebep olarak nitelendirilmediğinden bu tür faaliyetler sırasında (kamu hizmetini itfa ederken) zarar gören idare ajanının zarara uğramasında, hizmetin kurulmasından ve işletilmesinden doğan, idareye atfı kabil bir hizmet kusurunun varlığından da söz edilemez. Dava konusu zararın doğrudan doğruya idarenin bir eyleminden doğmayıp idarenin dışındaki bir olaydan kaynaklandığı açıktır. Zararlı sonucu doğuran olayla hizmet arasında illiyet bağı bulunduğundan kusursuz sorumluluk ilkesine göre zararın yalnızca zarar gören üzerinde bırakılmayarak topluma yayılması adalet, eşitlik ve hakkaniyet esaslarına daha uygun düşeceğinden davacıların zararlarının bu esaslara göre karşılanması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Mahkememizin yerleşmiş içtihatları uyarınca olay sebebiyle T.C. Emekli Sandığınca bağlanan aylıklar ve ödenen tütün ikramiyeleri yarar olarak kabul edilerek davacıların maddi zararlarından düşüldüğünden, maddi tazminat isteyen davacı eş ile çocuğa dul ve yetim aylığı bağlanıp bağlanmadığı araştırılmış, T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünün 26.3.1996 gün ve 71.379.080 sayılı yazısından, Genel Müdürlüğün 7.4.1995 gün ve 33604 sayılı işlemiyle 15.1.1996 tarihinden itibaren davacı eşe 6.590.000. TL. davacı çocuğa 3.295.000. TL. 1 nci derece harp malûllüğü aylığı bağlandığı, aylıkların memur maaş katsayısı artışlarına paralel olarak artarak 15.11.1995 tarihinden itibaren davacı eş için 16.030.000.TL., davacı çocuk için 8.015.000. TL. ye yükseltildiği, 3480 saydı kanun uyarınca davacı eş ve çocuğa 1995 yılı için 16.650.000. TL. tütün ikramiyesi ödendiği, ayrıca davacı eşe 31.657.000. TL. çocuğa ise 15.829.000. TL. emekli ikramiyesi ödendiği anlaşılmıştır.
Bunlara ek olarak davacılara 2629 sayılı kanuna göre maddi ve manevi zararlara karşılık olarak 13.2.1995 tarihinde 431.040.000. TL. tazminat ödenmiş bulunmaktadır.
Davacı eş ve çocuğun maddi zararlarının belirlenmesi için re'sen seçilen bilirkişi tarafından tanzim olunan 17.6.1996 tarihli bilirkişi raporunun tetkikinden; davacı eşin maddi zararlarının sağlanan maddi yararlara 500.449.801. TL. fazlasıyla karşılandığı, ayrıca 167.117.800.TL. şehitlik tazminatı aldığı, maddi tazminat hakedişinin bulunmadığı, davacı çocuk ise şehitlik tazminatının tümünün mahsubuna rağmen 115.439.888.828. TL. maddi tazminat hakedişinin bulunduğunun bildirildiği görülmüştür.
Taraflara tebliğ edilen bilirkişi raporuna süresi içerisinde davalı idarece, davacı çocuk için zarar hesabının sonuna kadar yapılması gerekirken 25 yaş sonuna kadar yapıldığı gerekçesiyle itirazda bulunul muş ise de; T.C. Emekli Sandığı Kanununun 74 ncü ve İç Hizmet Kanununun 69 ncu maddesi hükümleri uyarınca üniversite öğrenimi yapmakta olan çocuklara baba desteğinin 25 yaş sonuna kadar devam etmesi ve babası teröristlerle girişilen çatışmada vefat eden bir çocuğun üniversite öğrenimi yapamayacağının peşin olarak kabulünün hukuk mantığı ve cari uygulama ile bir ilgisinin bulunmaması karşısında itiraza itibar edilmemiş, mahkememizin yerleşik içtihatlarına ilmi verilere ve mahkememizce kabul edilen kıstaslara uygun bulunan bilirkişi raporu doğrultusunda uygulama yapılmıştır.
Davacıların yakınlarını kaybetmeleri nedeniyle duydukları ve ömür boyu duyacakları acı ve ızdırabı kısmen de olsa karşılayabilmek amacı ile kendilerine uygun miktarda manevi tazminat verilmesi kabul edilmiş, ancak davacı anneye 2629 sayılı kanun uyarınca ödenen ve tamamen manevi zararlarına karşılık kalan tazminat miktarı benzer olaylarda anneye ödenen manevi tazminat miktarlarının çok üstünde olduğundan, davacı annenin manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir.
Davalı idarece, ön müracaat dilekçelerinde faiz isteminde bulunmayan davacıların, dava dilekçesinde faiz isteminde bulunmak suretiyle taleple bağlılık prensibini aştıklarından bahisle faiz istemlerinin reddi talep olunmuş ise de; ön müracaatın sulh olmak amacıyla yapılan bir müracaat olması, yapılan müracaatın kabul edilmemesi halinde davacının avukat tutarak dava açacak olması ve davanın neticelenmesi için uzun süre bekledikten sonra alacağıma kavuşma imkanım elde edecek olması ve ön müracaat dilekçesinin dava dilekçesi niteliğinde olmaması karşısında davalı idarenin itirazı kabul edilmemiştir.
Davacılar vekilinin manevi tazminat miktarlarına olay tarihinden, itibaren yasal faiz uygulanması yolundaki istemi, Kurulumuzca takdir olunan manevi tazminat miktarları paranın karar sırasındaki alım gücü esas alınarak tespit edildiğinden bu yoldaki istemin reddine karar verilmiş, ancak hükmedilen manevi tazminat miktarına karar tarihinden ödeme tarihine kadar yasal faiz yürütülmesine karar verilmiştir.
Açıklanan nedenlerle;
Bilirkişi raporu ve 2629 Sayılı Yasa uyarınca ödenen tazminat dikkate alınarak davacı eş Hülya Alıcı'nın maddi ve manevi tazminat istemlerinin REDDİNE,
Bilirkişi raporu uyarınca davacı çocuk Merve Hayal Alıcı'ya 115.440.000. TL. (yüzonbeşmilyon dörtyüzkırkbin TL.) maddi tazminat verilmesine, fazlaya ait isteminin REDDİNE,
Davacı çocuğa takdiren ve istemine bağlı kalınarak 25.000.000. TL. (yirmibeşmilyon TL.) tazminat VERİLMESİNE,
Hükmedilen maddi tazminat miktarına olay tarihi olan 13.1.1995 tarihinden ödeme tarihine kadar %30 (yüzde otuz) yasal faiz YÜRÜTÜLMESİNE,
Hükmedilen manevi tazminata olay tarihinden itibaren yasal faiz uygulanması yolundaki davacının isteminin REDDİNE, ancak karar tarihi olan 10.7.1996 tarihinden ödeme tarihine kadar %30 (yüzde otuz) yasal faiz YÜRÜTÜLMESİNE. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy