(2709 S. K. m. 125)
Davacı vekili, 04 Temmuz 1996 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin izin bitiminde birliğine dönerken içinde bulunduğu otobüsün Kırıkkale civarında devrilmesi sonucu ağır şekilde yaralanıp bakıma muhtaç şekilde sakat kaldığını, müvekkilinin sakatlanmasının görevin sebep ve tesiri ile meydana gelmesi sebebiyle idarenin kusursuz sorumluluk prensiplerine göre sorumlu bulunduğunu ileri sürerek 7.000.000.000. TL. maddi (bakıcı işçiye ödenecek tazminat), 400.000.000. TL. manevi olmak üzere toplam 7.400.000.000. TL. tazminatın hüküm altına alınmasını, dava ve talep etmiştir.
Davacının adli yardım istemesi Dairemizin 02 Eylül 1996 tarih ve Gensek No: 1996/1153, Esas No.: 1996/108 sayılı kararı ile kabul edilmiştir.
Davalı idarenin, davaya bakmak görevinin adliye mahkemelerine ait olduğu, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin bu davaya bakmak görevinin bulunmadığı yolundaki görev itirazı, Dairemizin 27 Kasım 1996 gün ve Gensek No.: 1996/153, Esas No.: 1996/55 sayılı kararı ile iznin ve birliğe şevkin görülen askeri hizmetin bir parçası olması nedeniyle eylemde askeri hizmete ilişkinlik vasfının bulunduğu gerekçesiyle reddedilmiş, davalı idarenin görev uyuşmazlığı çıkarılması istemiyle yapmış olduğu başvuru hakkında ise, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 18.01.1997 tarih ve 1 sayılı kararı ile olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına yer olmadığına karar verilmiştir.
Dava dosyasında mevcut bilgi ve belgelerden; Erzincan 3. Ör. Bölg. Mu. Tb.K. lığı emrinde askerlik hizmetini yapmakta iken 28.02.1992-22.03.1992 tarihleri arasında izne gönderilen davacının, izin müddeti sonunda birliğine dönmek üzere Ankara'dan bindiği Can Erzincan işletmesine ait otobüsün Kırıkkale ili yakınlarında devrilmesi sonucunda ağır şekilde yaralandığı, yapılan tedavileri sonucunda GATA Sağlık Kurulunca düzenlenen 24.04.1996 gün 4920 Sayılı rapor ile Th 6 Paropleji frankel A. teşhisiyle D/10 F.1 Askerliğe elverişli değildir kararı verildiği anlaşılmıştır.
İdarenin hukuki sorumluluğu için bir zararın mevcudiyeti, zarara yol açan eylemin idareye yüklenebilir nitelikte olması ve zararla eylem arasında uygun illiyet bağının bulunması yeterlidir. İlliyet bağının kesilmiş sayılması için de zararın tümüyle hizmete ve idare tüzel kişiliğine yabancı unsurlardan doğması gerekmektedir. Dava konusu olay, er olan davacının izinli olduğu sırada meydana gelmiş ise de; eratın izinli bulundukları evrede silah, altında olma, yani yükümlülük hallerinin devam etmesi, 5434 Sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanununun 13.03.1996 gün ve 1976 sayılı Kanunla değişik 56 ncı maddesi ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin yerleşmiş içtihatları uyarınca muvazzaf, yedek ve gönüllü erlerin silah altında bulundukları esnada celp, sevk, izne gidiş ve dönüşleri sırasında yükü bulacak arızalarda kişilerin vazife malûlü sayılmaları, keza davacıya bu olay sebebiyle T.C. Emekli Sandığınca vazife malûlü kabul edilerek vazife malûllüğü aylığı bağlanmış olması karşısında, olayın kamu hizmetinin ifası sırasında meydana geldiği sonucuna varılmıştır. Olayımızda idareye atfı kabil bir hizmet kusurundan sözedilemez ise de; bir kamu görevinin ifası sırasında meydana gelen zarar ile görevden neşet eden eylem arasında sıkı bir illiyet bağı bulunduğundan kusursuz sorumluluk ilkesi gereğince davacının uğradığı zararın davalı idare tarafından karşılanması gerektiği sonucuna varılmıştır. Esasen bu durum Anayasanın 125/son maddesi gereğidir.
Mahkememizin yerleşmiş içtihatları uyarınca olay sebebiyet T.C. Emekli Sandığınca bağlanan aylıklar ve ödenen tütün ikramiyeleri yarar olarak kabul edilerek davacıların maddi zararlarından düşürüldüğünden, maddi tazminat talebinde bulunan davacıya aylık bağlanıp bağlanmadığı, tütün ikramiyesi ödenip ödenmediği araştırılmış, T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünün 21.05.1997 gün ve 71.331.118 sayılı yazısından; Genel Müdürlüğün 24.02.1997 gün ve 27136 sayılı işlemi ile 01.06.1996 tarihinden itibaren davacıya T.S.K. Vazife Malûllüğü aylığı bağlandığı, bilahare davacının vazife malûllüğü derecesinin 1 olduğunun anlaşılması üzerine Genel Müdürlüğün 07.03.1997 tarih ve 366453 Sayılı işlemi ile 01.06.1996 tarihinden itibaren aylığının 20.986.000. TL. olarak düzeltildiği, bağlanan aylıkların daha sonra memur maaş katsayısı artışına paralel olarak artmaya devamla en son 01.01.1997 tarihinde 45.375.000. TL. yükseltildiği, ayrıca 3480 Sayılı kanuna göre 1996 yılına ait 7 aylık 44.777.000. TL. tütün ikramiyesi ödendiği, 1997 yılına ait 12 aylık tütün ikramiyesinin ise 01.01.1998 tarihindeki memur maaş katsayısına göre hesaplanarak 1988 yılının ilk üç ayı içerisinde ödeneceği anlaşılmıştır.
Davacının sağlık kurulu raporundaki sakatlık durumu dikkate alınarak 1/2 oranındaki bakıcı ücreti de dahil maddi zararının tesbiti için re'sen seçilen bilirkişinin tanzim ettiği 16.09.1997 tarihli bilirkişi raporunda davacının bağlanan aylık ve ödenen tütün ikramiyesi ile karşılanmayan maddi zararının 7.812.943.243. TL olduğu bildirilmiştir.
Taraflara tebliğ edilen ve itiraz edilmeyen bilirkişi raporu Mahkememizin yerleşmiş içtihatlarına, Mahkememizce kabul edilen kıstaslara ve ilmi verilere uygun bulunduğundan bilirkişi raporu doğrultusunda tatbikat yapılmıştır.
Davacının duyduğu ve ömür boyu duyacağı acı ve ızdırabı kısmen de olsa karşılayabilmek amacıyla uygun miktarda manevi tazminat verilmesi kabul edilmiştir.
Davacı vekili tarafından manevi tazminata olay tarihinden itibaren yasal faiz uygulanması yolunda istemde bulunulmuş ise de; Kurulumuzca takdir olunan manevi tazminat miktarı paranın karar anındaki alım gücü esas alınarak belirlendiğinden bu istem kabul edilmemiş, ancak karar tarihinden ödeme tarihine kadar yasal faiz yürütülmesine karar verilmiştir.
Açıklanan nedenlerle;
1- Bilirkişi raporu uyarınca ve istemine bağlı kalınarak davacı İrfan TÜFEKÇİ'ye 7.000.000.000. TL. (yedimilyar TL.) MADDİ TAZMİNAT VERİLMESİNE,
2- Takdiren davacıya 300.000.000.TL (üçmilyar TL.) MANEVİ TAZMİNAT VERİLMESİNE, fazlaya ait isteminin REDDİNE,
3- Hükmedilen maddi tazminat miktarına davacının yeniden gelir elde edeceği kabul edilen 10.11.1992 tarihinden ödeme tarihine kadar %30 (yüzdeotuz) YASAL FAİZ YÜRÜTÜLMESİNE,
4- Hükmedilen manevi tazminat miktarına olay tarihinden itibaren faiz yürütülmesi yolundaki davacının talebinin REDDİNE, ancak karar tarihi olan 15 Ekim 1997 tarihinden ödeme tarihine kadar YASAL FAİZ YÜRÜTÜLMESİNE, ödeme 31 Aralık 1997 tarihine kadar ki süre içinde tahakkuk ederse bu tarihe kadar yasal faizin %30 (yüzdeotuz), ödemenin 31 Aralık 1997 tarihini geçmesi halinde 01 Ocak 1998 gününden itibaren %50 (yüzdeelli) oranında yasal faiz uygulanmasına.
5- Dava adli yardımlı görülmüş olup, davalı idare 492 Sayılı Harçlar Kanununun 13/f maddesi uyarınca harçtan muaf olduğundan davalı idare aleyhine harca hükmedilmesine YER OLMADIĞINI,
6- Davacı tarafından peşin yatırılan ve sarfedilen 3.000.000.TL (üçmilyon TL.) bilirkişi ücretinin davalı idareden alınarak DAVACIYA VERİLMESİNE,
7- Hükmedilen maddi ve manevi tazminat miktarı üzerinden davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifeleri gereğince hesapedilen 81.000.000TL (seksenbirmilyon TL.) Avukatlık Ücretinin davalı idareden alınarak DAVACIYA VERİLMESİNE,
8- Dava duruşmalı görüldüğünden reddedilen manevi tazminat miktarı üzerinden davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifeleri gereğince hesapedilen 10.000.000.TL. (onmilyon TL.) Avukatlık Ücretinin davacıdan alınarak DAVALI İDAREYE VERİLMESİNE,
KARŞIOY GEREKÇEM
5434 Sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanununun 1976 Sayılı Kanunla değişik 56 ncı maddesine göre;
1. Muvazzaf, yedek ve gönüllü erlerin;
a) Silah altında bulundukları sırada,
b) Celplerinde,
c) Terhislerinde,
2. Yd.Sb.Okulu öğrencilerinin;
a) Okulda,
b) Okuldan önceki hazırlık kıtasında,
Vazife malûlü olmaları halinde kendilerine, öğrenim durumlarına göre aylık bağlanmaktadır.
Görüldüğü üzere erlere, sadece vazife malûlü olmaları halinde bu madde gereğince aylık bağlanmaktadır. Vazife malûllüğü de 5434 Sayılı Kanunun 45., 47., 48., 49. maddeleri içerisinde değerlendirilmektedir.
Erler ve bu statüde kabul edilen Yd.Sb. Okulu öğrencileri için aylık ödeme söz konusu olmamakla birlikte bunların vazife malûllükleri ve vazife nedeniyle ölmeleri halinde 5434 Sayılı Kanunun 56 ncı maddesinden yararlanmaları mümkündür.
Emekli Sandığı Kanunundan yararlanma hakkı olanlara iştirakçi denmekte olup Emekli Sandığı ile ilgilendirilmeleri zorunluluğu vardır. Bunun tek istisnası Cumhurbaşkanı ve erlerdir. Yani erler Sandık iştirakçisi olmadıkları, başka bir ifade ile sandığa emeklilik keseneği ödemedikleri halde şartları oluştuğunda kendilerine vazife malûlü aylığı bağlanabilmektedir. Kanun koyucu Sandık iştirakçisi olmadıkları için erlerin silahaltında bulundukları esnada veya celp ve terhislerinde (1111 Sayılı Askerlik Kanunun 5/2 nci maddesine göre askerlik hizmet süresi askerlik şubesinden sevk tarihinden başlar) vazife malûlü olmaları halinde kendilerine aylık bağlanacağına ilişkin özel bir düzenleme getirmiştir. Burada dikkat edilmesi gereken konu onların vazife malûlü olmaları halinde kendilerine sandıkça aylık bağlanmasıdır.
Diğer taraftan tazmin teorisinin bütün esaslarının kusursuz sorumluluk veya kusura dayanan sorumluluk kuramları için geçerli idarenin tazmin borcunun doğabilmesi için;
a) Bir zararın bulunması,
b) Zararın faile isnadının mümkün olması
c) Zararla fiil arasında illiyet bağının bulunması lazımdır.
Tazmin borcunun meydana gelebilmesi için zararlı muamele veya fiilin idareye atıf ve isnat edilebilmesi, yani idare hükmi şahsının zararın faili ve sorumlusu durumunda bulunması gerekmektedir. Fiil idareye atıf ve isnat edebilmekle beraber sorumluluğun diğer şartları bulunmazsa tazmin borcu doğmaz.
Fiilin idareye atıf ve isnadının mümkün olması koşulunun sonucu olarak mücbir sebeplerden veya zarara uğrayan kimsenin kendi fiilinden veya Üçüncü Şahsın Fiilinden Husule Gelen Zararlardan idare sorumlu olmaz. Zira bunlar doğrudan doğruya idareye atıf ve isnat edilemezler.
Dava konusu olayda; Erzincan 3. Ordu Blg.Mu.Tb.2 nci Bl. de görevli Mu.Onb.İrfan TÜFEKÇİ'nin 28.02.1992 ile 22.03.1992 tarihleri arasında yol dahil 20 gün süreyle gittiği kanuni izninden kıt'asına dönmek üzere Ankara'dan bindiği 34 JEP 48 plaka nolu Can Erzincan Otobüs Firması tarafından çalıştırılmakta olan otobüsün 21 Mart 1992 gecesi saat 21.30 sıralarında Kırıkkale yakınlarında sürücüsü ise İlhan'ın karlı ve kaygan yolda sevk ve idaresindeki aracını trafik, yol ve hava durumuna göre sevketmesi gerekir iken, hızlı ve yüksek vitesle sevketmesi sonucu aracının takla atmasına ve araçta bulunan yolculardan iki kişinin ölümüne, çok sayıda kişinin yaralanmasına, olaya tamamen kendi kusuru ile sebebiyet verdiği (Kırıkkale Asliye 2. Ceza Mahkemesinin 19.10.1992 gün ve 1992/156 Esas ve 419 Karar sayılı hükmü) anlaşılmaktadır.
Açıklanan durum karşısında zararı doğuran davranışın idareye bağlanması mümkün değildir. İdare ile ilişkisi olmayan otobüs sürücüsünün tamamen kendi kusuru sonucu devrilmesine sebebiyet verdiği aracın devrilmesi ve davacının sakatlanması olayında, zararlı sonucun, zararlı davranışın idareye bağlanması mümkün değildir. İdare ve idare ile ilişkisi olmayan otobüs sürücüsünün aracını devirmesi sonucu davacıya verdiği zarar idareyi bağlamaz.
2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanununun 85 nci maddesi Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar hükmünü taşımaktadır.
Bu durum karşısında zarar doğurucu eylemin tamamen otobüs işleteni (veya teşebbüs sahibi)ne ait olduğu ve bu eylemin idareye bağlanmasının mümkün bulunmaması nedeniyle davanın reddine karar vermek gerekir iken, davacı erin silah altında bulunması nedeniyle 5434 sayılı Kanunun 56 nci maddesi uyarınca vazife malûllüğü aylığı bağlanmış olmasından hareketle, zarar doğurucu eylemin kimden gelmiş olmasına bakılmaksızın idareyi tazminle sorumlu tutan çoğunluk görüşüne katılmak mümkün değildir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy