(2709 S. K. m. 157) (1602 S. K. m. 20) (1111 S. K. m. 3, 5, 77) (5434 S. K. m. 56)
Davacı vekili, 4 Temmuz 1996 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin izin bitimi kıtasına dönmek üzere 21.3.1992 günü Kastamonu'dan Ankara'ya geldiğini, aynı gün 34 JEP 48 plaka nolu otobüsle birliğinin bulunduğu Erzincan'a hareket ettiğini, otobüsün şoförün 8/8 nisbetindeki kusurlu hareketi sonucu devrilmesiyle müvekkilinin yaralanıp sakat kaldığını, sakatlanmasının görevin sebep ve tesiri ile meydana geldiğini, davalı idarenin kusursuz sorumluluk prensiplerine göre sorumlu bulunduğunu ileri sürerek 7.000.000.000. TL. maddi, 400.000.000. TL. manevi olmak üzere toplam 7.400.000.000. TL. tazminatın olay tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte hüküm altına alınmasını dava ve talep etmiştir.
Anayasanın 157 nci maddesinde; Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu, ancak askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker olması şartının aranmayacağı belirtilmiş, 25.12.1981 gün ve 2568 sayılı Kanunla değişik 1602 sayılı Kanunun 20 nci maddesinde de aynı hükme yer verilmiştir. Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin bir davaya bakabilmesi için dava konusu işlemin asker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir. 1602 Sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun değişik 20 nci maddesinde; bu kanunun uygulanmasında; Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurların asker kişi oldukları hüküm altına alınmıştır.
Bu hükümler karşısında olay tarihinde onbaşı olan davacının asker kişi olduğundan kuşku yoktur.
Davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin görevine girip girmediğini saptamada asıl sorun, işlem veya eylemin askeri hizmete ilişkin olup olmadığının açıklığa kavuşturulmasıdır.
1111 Sayılı Askerlik Kanununun 3 ncü maddesinde Askerli Çağının, yoklama devri, muvazzaflık ve yedek olmak üzere üç devreye ayrılacağı, 5 nci maddesinde muvazzaflık hizmetinin askerlik şubesinden sevk tarihinden başlayacağı, bu kanunun tesbit ettiği esaslar dışında veya muvazzaflık hizmetini yapmadıkça hiç bir ferdin askerlik çağından çıkarılamayacağı, aynı kanunun 77 nci maddesinde erbaş ve erlerin izin sürelerinin muvazzaflık hizmetinden sayılacağı hükme bağlanmıştır.
5434 Sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanununun 56 nci maddesinde ise muvazzaf, yedek ve gönüllü erlerin silah altında bulundukları esnada veya celp ve terhislerinde (serbest şevkler dahil) şevkleri sırasında vazife malûlü olmaları halinde aylık bağlanacağı öngörülmüştür.
Açıklanan hükümler ışığında; izinli olarak birliğinden ayrılmış bulunan davacının izin hitamında birliğine dönerken içerisinde bulunduğu şehirlerarası otobüsün devrilerek yaralanması olayında, iznin ve birliğine şevkin görülen askeri hizmetin bir parçası olması karşısında eylemde askeri hizmete ilişkinlik vasfının da bulunduğu dolayısıyla uyuşmazlığın Askeri Yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Yukarıda belirtilen nedenlerle, dava konusu uyuşmazlığın asker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması nedeniyle davaya bakma görevi Askeri Yüksek İdare Mahkemesine ait olduğundan davalı idarenin görev itirazının REDDİNE,
2247 Sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluşu ve işleyişi Hakkındaki Kanunun 10 ve 12 nci maddeleri uyarınca olumlu görev uyuşmazlığı çıkarma isteminde bulunmaya yetkili makama intikalinin düşünülmesi için kararın görev itirazında bulunan davalı idareye TEBLİĞİNE. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy