(2709 S. K. m. 125)
Davacı vekili 24.6.1996 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 29.3.1993 tarihinde teröristleri takip görevine giderken bindiği aracın teröristler tarafından yola döşenen mayına basması ve mayının patlaması sonucu TSK. de görev yapamayacak ve hayatını ömür boyu bir başkasının bakımı ile sürdürebilecek derecede yaralandığını, müvekkilinin olayda herhangi bir kuşunun bulunmadığını, müvekkilinin çalışamamaktan dolayı meydana gelen gelir ve tazminat kayıpları ile çalıştıracağı işçiye ödeyeceği bakıcı ücret ve tazminatları itibariyle toplam 6.750.000.000.TL maddi zarara uğradığını, ayrıca olay sebebiyle sakat kalmakla büyük üzüntü duyduğunu ve duymaya devam edeceğini bu nedenle toplam 7.000.000.000.TL tazminata olay tarihinden itibaren işleyecek kanuni faiziyle birlikte hükmedilmesini dava ve talep ettiği anlaşılmaktadır.
Dosyada mevcut bilgi ve belgelerin incelenmesinden, Davacı J.Astsb.Kd.Çvş.Hakan MİZRAK'ın Mardin/Mazıdağı İlçe Jandarma Komutanlığı emrinde görevli iken, 19.3.1993 tarihinde bir göreve giderken içinde bulunduğu askeri aracın teröristlerce döşenen mayına çarpması sonucu meydana gelen patlamada yaralandığı, yapılan muayene ve tedavileri sonucu GATA Sağlık kurulunun 28.3.1996 gün ve 1948 Sayılı raporu ile Kırığına bağlı Th.G.Parapleji teşhisi konularak D/10 F1 Türk Silahlı Kuvvetlerinde görev yapamaz yaşamaz için genel hareketleri yapmaktan aciz ve hayatın idamesi için bir başkasının destek ve yardımına muhtaç derecede malûldür. Ambulansla ve refakatli olarak Zonguldak'a nakli uygundur kararı verildiği, davacıya 2330 Sayılı Kanun uyarınca Nakdi Tazminat ödendiği T.C.Emekli Sandığı Gn. Md. lüğünce 15.1.1997 tarihinden itibaren 1 nci derece TSK. vazife malûllüğü aylığı bağlandığı, emeklilik ikramiyesi ve tütün ikramiyesi ödendiği, davacının 3713 sayılı kanun uyarınca kira yardımından yararlanmak istemediğini beyan ettiği anlaşılmaktadır.
Anayasanın 125 nci maddesine göre idare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlüdür. Bu suretle idarenin sorumluluğu Anayasa prensibi olarak kabul edilmiştir. Ancak, Anayasada İdarenin sorumluluğunun hangi esaslara göre belirleneceği belirtilmemiş, bu meselenin halli doktrin ve yargı kararlarına bırakılmıştır. Bugün idarenin sorumluluğu hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk ilkelerine dayandırılmaktadır. İster hizmet kusuru İsterse kusursuz sorumluluk ilkelerine dayandırılsın genel olarak idarenin tazmin borcunun doğabilmesi için bir zararın mevcudiyeti, zarara yol açan eylemin idareye yüklenebilir nitelikte bulunması zarar ile eylem arasında illiyet bağının bulunması zorunludur.
Davacının asayişle ilgili bir görevi ifası sırasında yaralanarak sakat kaldığı hususunda taraflar arasında bir ihtilaf bulunmamaktadır. Olayın meydana gelmesinde hizmetin kurulması ve işletilmesinden doğan idareye atfı kabil bir hizmet kusurunun varlığından sözedilemez. Zarar doğrudan doğruya idarenin bir eyleminden doğmayıp idarenin dışındaki bir olaydan kaynaklandığı açıktır. Zararlı sonucu doğuran olay ile hizmet arasındaki illiyet bağı bulunduğundan kusursuz sorumluluk ilkesine göre zararın zarar gören üzerinde bırakılmayarak topluma yayılması adalet, eşitlik, hakkaniyet esaslarına daha uygun düşeceğinden davacının zararlarının bu esaslara göre karşılanması gerekeceği sonucuna ulaşılmıştır.
Maddi tazminat isteminde bulunan davacının maddi zararlarının tesbiti için resen seçilen bilirkişi tarafından tanzim olunup Mahkememize ibraz edilen 5.9.1997 tarihli bilirkişi raporunda davacının maddi zararının nakdi tazminatın tümünün mahsubundan sonra 17.345.467.862.TL. olduğu belirtilmiştir. Davacının 1/2 oranında bakıcıya muhtaç olduğu Kurulumuzca değerlendirilerek hesaplanan bu orana göre yapılması hususunda bilirkişiye talimat verilmiştir.
Taraflara tebliğ olunan bilirkişi raporuna davacının muhtemel ömür sonu 66 yaş olarak hesap edildiğini, aysa PMF yaş tablosuna göre muhtemel ömür sonunun 65 yaş olduğu hesaplamanın buna göre yapılması gerektiği ayrıca 3713 Sayılı kanunla getirilen bir takım yararların gözönüne alınmadığı gerekçesiyle itiraz ettiği, davacı vekili ise davacının zararlarının isteminin çok üzerinde gerçekleşmiş bulunması nedeniyle rapora itiraz etmediklerini ancak bilirkişiye verilen talimat ve hesaplatma usulüne karşın diyecekleri olduğunu, sağlık kurulu tarafından müvekkilinin ömür boyu bir başkasının bakımına muhtaç olduğu belirtildiği halde Mahkemece resen kanaat kullanılarak daha hesap yapılmadan peşin 2/4 oranında bakıcıya muhtaçtır şeklinde karar verme hak ve yetkisine sahip olmadığı bunun açık bir hukuk ihlali olduğu, eğer mahkeme bakıcıya muhtaçlık konusunda bir tereddüt içinde ise bunu gene sağlık kurullarına tesbit ettirmek zorunda olduğu, konunun tamamen farklı ve teknik bir konu olduğu mahkemenin yetkisinin B.K.nun 43 ve müteakip maddeleri ile sınırlı olduğunu belirtmiştir.
Bilirkişi raporunu Mahkememizce verilen verilere göre ve davacının muhtemel ömür sonunun PMF tablosuna göre tesbit edilmesi ve davacının 3713 Sayılı kanun ile sağlanan kira yardımından yararlanmayacağını beyan etmesi nedeniyle davalı idarenin itirazları yerinde görülmemiş, davacı vekilinin beyanlarına da tazminatın suret ve şümulünün derecesini tayin etmenin hakimin takdirine mevdu bir keyfiyet olması nedeniyle itibar olunmamış, ilmi verilere ve Mahkememizin yerleşik içtihatlarına uygun bulunan bilirkişi raporu uyarınca tatbikat yapılmıştır.
Davacının olay nedeniyle duyduğu ve ileride duyacağı acı ve ızdırabını kısmen de olsa karşılayabilmek amacıyla uygun miktarda manevi tazminat verilmesi kabul edilmiştir.
Davacı manevi tazminata olay tarihinden itibaren yasal faiz yürütülmesini talep etmiş ise de, takdir edilen manevi tazminat miktarı paranın karar anındaki alım gücü sosyal ve ekonomik koşullar esas alınarak tesbit edildiğinden davacının talebinin reddi cihetine gidilmiş ancak karar tarihinden ödeme tarihine kadar yasal faiz verilmesi kabul edilmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1- Bilirkişi raporları uyarınca ve istemine bağlı kalınarak davacı Hakan MİZRAK'a 6.750.000.000TL (altımilyaryediyüzellimilyon TL.) MADDİ TAZMİNAT VERİLMESİNE.
2- Takdiren ve istemine bağlı kalınarak 250.000.000. TL. (ikiyüzellimilyon TL.) MADDİ TAZMİNAT VERİLMESİNE,
3- Hükmedilen maddi tazminat miktarına 15 Ocak 1997 tarihinden itibaren %30 (yüzde otuz) YASAL FAİZ YÜRÜTÜLMESİNE.
4- Hükmedilen manevi tazminat miktarına yasal faiz yürütülmesi isteminin REDDİNE, ancak karar tarihi olan 1 Ekim 1997 tarihinden ödeme tarihine kadar %30 (yüzde otuz) YASAL FAİZ YÜRÜTÜLMESİNE.
5- Harçlar Kanununun 13/j maddesi gereğince harçları muaf tutulan davalı idare aleyhine harca hükmedilmesine YER OLMADIĞINA.
6- Davacı tarafından peşin yatırılan 63.376.000.TL. (Altmışüçmilyonüçyüzyetmişaltıbin TL.) harcın istek halinde DAVACIYA İADESİNE.
7- Peşin yatırılan sarfedilen ve sarfedilecek olan 3.500.000.TL. (Üçmilyonbeşyüzbin TL.) posta pulu ücretinin davalı idareden alınarak DAVACIYA VERİLMESİNE.
8- Davacı tarafından peşin yatırılan ve sarfedilen 4.500.000.TL. (Dörtmilyonbeşyüzbin TL.) bilirkişi ücretinin davalı idareden alınarak DAVACIYA VERİLMESİNE.
9- Hükmedilen maddi ve manevi tazminat miktarları üzerinden davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifeleri gereğince hesapedilen 77.750.000.TL. (Yetmişyedimilyonyediyüzellibin TL.) avukatlık ücretinin davalı idareden alınarak DAVACIYA VERİLMESİNE. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy