(1312 S. K. m. 1) (1111 S. K. m. 1, 2, 5, 10) (2709 S. K. m. 72) (403 S. K. m. 1)
Davacının vekili tarafından verilerek 23 Aralık 1996 günü kayda geçen dava dilekçesi ve duruşmada özetle; davacının 21 Ocak 1959 tarihinde Suriye'de Türk uyruklu ana ve Suriye uyruklu babadan olduğunu, tahsilini Suriye'de tamamladığını Türk vatandaşlığına geçmek için başvuruda bulunduğunu ve Bakanlar Kurulunun 28 Eylül 1984 gün ve 7635 sayılı kararıyla 1312 sayılı Kanunun 1 nci maddesi uyarınca Türk vatandaşlığına alındığını, bu durumun Hatay Askerlik Şubesi Başkanlığına bildirildiğini, adı geçen Şubenin 14 Nisan 1986 günü yazısı ile Hatay İl İdare Kuruluna davacının, 1111 Sayılı askerlik Kanununun 1 ve 10 ncu maddeleri uyarınca yirmi iki yaşını doldurması nedeniyle acemi ihtiyat olarak askerliğine karar alınmasının önerildiğini ve il İdare Kurulunun 17 Nisan 1986 gün ve 870 sayılı kararıyla acemi ihtiyatlığına karar verildiğini, hatta aynı askerlik şube başkanlığının 21 Ocak 1988 gün ve 3 Ks. 3050 - (1959-197) 88 sayılı yazılarıyla askerlik durum belgesi verildiğini, acemi ihtiyat olduğunun bu belgede vurgulanarak yurtdışına çıkmasında sakınca bulunmadığının vurgulandığını, 1986 yılından bu yana aradan on iki yıla yakın bir süre geçtikten sonra Hatay İl İdare Kurulunun sözü edilen kararına karşın bakaya olduğu gerekçesiyle aranmaya başlandığını, bu durumun davalı idarenin önceki kararından döndüğünü gösterdiğini ve annesinin Türk uyrukluğundan ötürü 403 ve 1312 sayılı Kanun hükümlerin uyarınca Türk vatandaşı olması gereken davacı hakkında, 1111 sayılı Kanunun göçmen statüsündekilerle ilgili hükümlerinin uygulanamayacağı görüş ve kabulünden hareket edildiğinin anlaşıldığını, işlemin usul ve maksat yönlerinden kanuna aykırı olduğunu, kazanılmış hak ilkesiyle bağdaşmadığını, idari istikrar kuralının ihlal edildiğini, geri alman işlem hukuka aykırı dahi olsa, yürürlükte kaldığı süre içinde doğurduğu hukuki durum ve ilişkilerin davacının iyi niyetli olduğu da esas alınarak korunması gerektiğini, kişilerin hukuk kaidelerine uyma zorunluluğu yanında, devletin de aynı kurallara uymakla yükümlü bulunduğunu, kişilerin hukuka olan güven duygularının zedelenmemesi gerektiğini, işlem üzerinden makul sayılabilecek bir sürenin geçtiğini, artık bu işleme dayanarak davacının kazandığı durumun idari istikrar ilkesi uyarınca hukuken korunmasının kaçınılmaz olduğunu, sakat işlemin geri alınamayacağını, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi İkinci Dairesinin 30 Eylül 1987 gün ve E. 1987/26, K. 1987/145, 11 Kasım 1990 gün ve E. 1990/139, K. 1990/36, 14 Kasım 1990 gün ve E. 1990/91, K. 1990/434 sayılı kararlarında aynı görüşün kabul edildiğini, Danıştay'ın da aynı doğrultuda kararları bulunduğunu, 17 Nisan 1996 günü ihtiyata geçirilen davacı hakkındaki işlemin geri alınmasının idari istikrar ilkesine aykırı düştüğünü, bunun yanında hakkındaki bu işlem nedeniyle askerlik mevzuatının tanıdığı bazı haklardan zamanında yararlanamadığını, dövizli askerliğin buna örnek verilebileceğini, Suriye'de muvazzaflık hizmeti yaptığını kanıtlayan belgelerin sunulmasına dahi olanak verilmediğini, idarenin salt kendiliğinden yaptığı işlemden bunca zamandan sonra dönmesinin ve yeni bir işlem tesis etmesinin hukuka uyarlı görülmeyeceğini iddia ederek, öncelikle yürütmenin durdurulmasını ve işlemin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davacının yürütmenin durdurulması istemi Askeri Yüksek İdare Mahkemesi İkinci Dairesinin 8 Ocak 1997 gün ve E. 1997/9 sayılı kararı ile kabul edilmiştir.
21 Ocak 1959 günü Suriye'de Türk uyruklu ana ite Suriye uyruklu babadan doğan davacının, 28 Eylül 1984 gün ve 7635 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile Türk vatandaşlığına kabul edildiği, sanki Türk uyrukluğunu doğumla değil de göçmen statüsünde ve sonradan kazanmış kabul edilmesi yolundaki bu işlem üzerine, Hatay Askerlik Şubesi Başkanlığının 14 Ağustos 1986 günlü yazılı istemi ve Hatay İl İdare Kurulunun, 17 Nisan 1986 gün ve 870 sayılı işlemi ile Türkiye'ye göç ettiği tarihte 22 yaşından büyük olduğu da gözetilerek Acemi ihtiyat statüsünde askerliğine karar verilip, yedeğe geçirildiği, Adana Askerlik Dairesi Başkanlığının 21 Kasım 1991 gün ve 3.K. 916-(206)-91-187-6 sayılı işlemi ile durumunun incelendiği ve o tarihte yürürlükte bulunan 1314 sayılı Kanun ve 403 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanununun 2383 sayılı kanunla değişik 1 nci maddesi uyarınca Türk anadan doğan çocuklar Türk sayıldığından yabancı ülkede Türk anadan doğan davacının doğumla Türk vatandaşlığını kazandığı dile getirilerek, göçmen statüsünde olmadığı, o yüzden askerlik yükümlülüğüne tabi tutulması gerektiği ve hakkında Milli Savunma Bakanlığının 17 Aralık 1980 gün ve ASAL. 0916-915-80 Yd.Sb.Ş.CST.K. (16/A-12) sayılı emirleri doğrultusunda işlem yapılmasına işaret edildiği, davacının 21 Kasım 1991 gününden bu yana bakaya olarak arandığı, Antakya Askerlik Şubesi Başkanlığının 24 Eylül 1993 gün ve As.Ş. 0526-19-93 (1959/197) 3. Ks. sayılı; 4 Mayıs 1994 gün ve ASAL.: 0918-18-94/ (1959-0917) sayılı: 1 Ağustos 1994 gün ve 3 ncü Ks.: 0917-99-94/3. Ks. (1959-197) B sayılı; 19 Ocak 1995 gün ve As. Ş. 0917-262-94/3. Ks. (1959-197) B sayılı; 27 Aralık 1995 gün ve ASAL. 0918-31-98/(1959-0917) 28 sayılı; 22 Temmuz 1996 gün ve ASAL. 0918-34-96/(1959-0197) 45 sayılı; 13 Ocak 1997 gün ve As. Ş. 0917-11-97/3. Ks. (1945/394) (1959/197) B2 sayılı; 22 Ocak 1997 gün ve As. Ş. 0526-1-97/ 3. Ks. (1959-197J B 11 sayılı; Hatay Emniyet Müdürlüğünün 9 Mayıs 1994 gün ve B. 05.1.EGM.4.31.00.44.94/8591 sayılı yazılarından anlaşılmıştır.
Davacının 21 Ocak 1959 tarihinde yabancı ülkede Türk anadan doğduğunda, o tarihte yürürlükte bulunan 1312 sayılı kanunun 1 nci maddesi uyarınca doğumla birlikte Türk vatandaşlığını kazandığında, bilahare yürürlüğe giren 403 Sayılı Türk Vatandaşlığı Kanununun 2383 Sayılı kanunla değişik, Türk babadan olan ve Türk anadan doğan çocukların Türk vatandaşı sayılacağını öngören 1 nci maddesi uyarınca Bakanlar Kurulunun 28 Eylül 1984 gün ve 7635 sayılı kararı ile Türk vatandaşlığına alındığı tarihte de mevcut yasal durum nedeniyle Türk vatandaşı olduğunda taraflar mutabık olup, bu konularda aralarında bir uyuşmazlık bulunmadığı gözlenmiştir.
Davacı doğumla birlikte Türk vatandaşlığını kazandığına göre, askerlik yükümlülüğü ilgili hususlarda Türk vatandaşlarının tabi bulunduğu kurallara tabi olmak ve mevzuatla Türk vatandaşları yönünden öngörülmeyen bir ayrıcalıktan yararlanmamak durum ve konumdadır.
1982 Anayasasının 72 nci maddesinde vatan hizmeti düzenlenmiş, vatan hizmetinin her Türk'ün hakkı ve ödevi olduğu, bu hizmetin Silahlı Kuvvetlerde yada kamu kesiminde ne şekilde yerine getirileceğinin veya getirilmiş sayılacağının kanunla düzenleneceği belirtilmiştir.
1111 Sayılı Askerlik kanunun ile 1076 sayılı Yedek Subay ve Yedek Askeri Memurlar kanununda, askerlik yükümlülüğünün yerine getiriliş usul ve esasları ayrıntılı hükümlere bağlanmıştır.
1111 Sayılı Kanunun 1 nci maddesinde Türkiye Cumhuriyeti tebaası olan her erkek, işbu kanunun mucibince askerlik yapmaya mecburdur hükmü yazılıdır.
Aynı kanunun 5 nci maddesinin son fıkrası Bu kanunun tesbit ettiği esaslar dışında veya muvazzaflık hizmetini yapmadıkça hiçbir fert askerlik çağından çıkarılmaz hükmünü içermektedir.
Değinilen hükümlerin açık ve buyrultucu hükümleri karşısında, doğumla Türk vatandaşlığını kazandığında kuşku bulunmayan davacının, askerlik yükümlülüğünü yerine getirmede, diğer her Türk erkek vatandaşı gibi bu hükümlere tabi olacağı ve ayrıcalıklı tutulamayacağı, ancak aynı konum ve hukuki durumda olan Türk vatandaşları yönünden söz konusu olabilecek muafiyet ve ayrıcalıklardan da yine aynı şekilde ve ölçüde yararlanabileceği yadsınamaz bir gerçekliktir.
Davacının göçmen muhacir statüsüne sahip olmadığı açıktır. O nedenle, doğumla Türk vatandaşlığını kazanan davacının, göçmen-muhacir-statüsünde imişcesine kabul edilerek Türk vatandaşlığına alınması yolundaki 28 Eylül 1984 gün ve 7635 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile aynı hukuki nedenle ve sözü edilen karara dayanılarak sail göçmenler hakkında öngörülen, onlar için uygulanabilecek olan 1111 Sayılı Askerlik kanununun 2 nci maddesinin 3 ncü fıkrasındaki, 10 ncu maddesinin 10 ncu bendindeki; Türkiye'ye geldikleri tarihte yirmi iki yaşını doldurmuş olan göçmenlerin muvazzaf hizmete tabi tutulmayıp yedeğe geçirileceklerine ilişkin muafiyet hükümleri uyarınca hakkında işlem yapılmasına yönelik Antalya Askerlik Şubesi Başkanlığının yazılı işlemi üzerine Acemi Yedeklik statüsüne geçiren 14 Nisan 1986 gün ve 870 sayılı Antalya İl İdare Kurulu Kararının hukuka uygunluklarının kabul edilmesi olanaksızdır. Doğumla birlikte zaten Türk vatandaşı olan davacının, herhangi bir nedenle bu vatandaşlığı kaybetmeden, bir başka statüde, örneğin göçmen olarak yeniden Türk vatandaşlığına alınması hukuken olanaksızdır. Velev ki davacı özelinde olduğu gibi alınmış olsa bile vatandaşlığın kazanılması görüntüsündeki işlemin sadece fiziki varlığı dışında, özde ve içerik olarak hukuki varlığından ve geçerliğinden sözedilemez. Bir işlemin hukuken geçerlisi ancak, yetki, şekil, neden, amaç ve konu öğelerine sahip olmakla kaimdir. İşlemin neden öğesi, işlemin tesisinden önce var olan, maddi bir olgu yada hukuki bir kuralın önermesi sonucu işlemin tesis edilmesini gerekli kılan hali ifade eder. Nedensiz bir işlem olamaz. Hukuken geçerli bir nedene dayanmayan işlem tesis edilemez. Davacı doğumla Türk vatandaşlığını kazandığına, yeniden Türk vatandaşlığını kazanmasını gerektiren ne maddi ve ne de hukuki bir neden bulunmadığına göre Türk vatandaşlığına göçmen statüsünde alınmasıyla ilgili Bakanlar Kurulu Kararının nedeni olmayan ve bu yönüyle de hukuka ağır sakatlık haliyle malûl bir işlem niteliğinde olduğu kabul edilmelidir. Literatürde ve uygulamada; nedeni olmaksızın tesis edilen işlemlerin, hukuki hüküm ve sonuçlar doğurmaktan yoksun bulundukları, kişiler yönünden edinilmiş müesses durumlar yaratmayacakları, yok hükmünde oldukları kabul edilmektedir.
Yok hükmünde olan bir işlem, bir diğer işlemin nedenini oluşturamaz. Hukuki varlıktan yoksun olan bir işleme dayanılarak tesis edilen işlemlere hukuki hüküm ve sonuçlar atfedilemez. O yüzden, Bakanlar Kurulunun yok hükmünde bulunan kararını dayanak alan Antalya Askerlik Şubesi Başkanlığının yazıları ve Antalya İl İdare Kurulunun davacının muvazzaf askerlik hizmetinden muaf tutularak Acemi Yedekliğe geçirilmesine ilişkin işlemi de geçersiz bir nedene dayandıklarından ve nedeni olmaksızın tesis edildiklerinden yok hükmündedirler. Yoklukla malûl olan işlemler, hiçbir hakkın edinimine neden olamazlar. Gerçi işlemlerin alınmasında davacının bir dahlinin davalı idareyi aldatıcı, yanıltıcı bir hareketinin bulunmadığı, davalı idarenin işlemleri kendiliğinden tesis ettiği doğru olmakla birlikte, yok hükmünde bulunan işlemlerin hukuken hüküm ve sonuçlar yaratması, bunlara dayanılarak kişi yararına kazanılmış müesses hukuki durumlar edinilmesi olanağı bulunmadığından, 1111 Sayılı Kanunun 2 nci maddesinin 1 ve 5 nci maddesinin son fıkrasının buyrultucu hükümleri karşısında tesis edilmeleri üzerinden ne kadar süre geçerse geçsin, zamanla yapay bir sağlık kazanmaları ve haliyle İdari istikrar ilkesine konu olmaları düşünülemez. Bu nedenlerle davalı idarenin Türk vatandaşı olan davacı hakkında muvazzaflık hizmetine tabi tutulması ve askere alınması yolunda tesis ettiği işlemler yetki, şekil, neden, amaç ve konu öğeler bakımından hukuka uyarlı bulunmuş, davacının öne sürdüğü iddiaları kabule değer görülmemiştir.
Açıklandığı üzere, yasal dayanaktan yoksun davanın REDDİNE. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy