(2330 S. K. m. 6) (818 S. K. m. 41, 43, 47, 49) (1136 S. K. m. 164)
Davacı vekilinin 15 Ağustos 1997 tarihinde kayda geçen dava dilekçesi ile savunmaya karşı verdiği ve 17 Ekim 1997 tarihinde kayda geçen cevap layihasında; davacı Ord.Astsb. ..................un İdil, Şırnak 2 nci Hudut Tb.K.lığı emrinde görevli bulunduğu sırada 10.3.1992 tarihinde atış alanında tüfek bombası atışları yapıldığı esnada başına şarapnel parçası isabet ederek ağır şekilde yaralandığını, yapılan tedavileri sonunda GATA Sağlık Kurulunun 15.9.1994 gün ve 5561 numaralı raporu ile TSK.lerinde Görev Yapamaz kararı verildiğini, davacının 15.6.1996 tarihi itibariyle vazife malûlü olarak ayrıldığını, davacının vücudunun sağ tarafının felçli olduğunu, davacının konuşma güçlüğü çektiğini, yüzde görünüm bozukluğu eğrilik olduğunu, davacının vazife malûlü olarak görevinden ayrılmasıyla istikbalde sahip olacağı maddi imkanlarından mahrum kaldığını, emekliye ayrıldığı tarihe kadar maaşında gelirinde bir azalma olmadığını, zararın ancak davacının emekli olduğu tarihte somut olarak ortaya çıkacağından yasadaki bir yıllık sürenin bu tarihten itibaren işlemeye başlayacağını AYİM İkinci Dairesinin 14.4.1993 tarih ve 1992/752 Esas 1993/149 karar sayılı kararının da bu doğrultuda olduğunu bu nedenlerle 29.500.000.000.TL. maddi 500.000.000.TL. manevi tazminatın olay tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte hüküm altına alınması istemi ile işbu davanın açıldığı anlaşılmıştır.
Dava dosyasındaki bilgi ve belgelerden; davacının İdil-Şırnak 2 nci Hudut Tb.3 ncü Mknz.P.Bl.K.lığı emrinde görevli bulunduğu sırada 10 Mart 1992 tarihinde 2 nci Hdt.Tb.K.lığı atış alanında yapılan tüfek bombası atışları esnasında başına şarapnel parçası isabet etmesi nedeniyle ağır şekilde yaralandığı, yapılan tedavileri sonunda GATA Sağlık Kurulunun 15 Eylül 1994 tarih ve 5561 numaralı raporu ile sol hemiperezi teşhisi konularak D/10 F 1 Türk Silahlı Kuvvetlerinde görev yapamaz kararı verildiği bu raporun 24.11.1994 tarihinde Milli Savunma Bakanlığı Sağlık Dairesince onanarak kesinleştiği, davacının görevine devam ettirilerek 20.5.1996 tarihinde vazife malûlü olarak Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiğinin kesildiği ve davacının son görev aylığını aldığı 15 Mayıs 1996 tarihine kadar aylıklarını almaya devam ettiği görülmüştür.
Davalı idare savunmasında davacı hakkında verilen 15.9.1994 tarihli raporun onaylanarak kesinleştiği 24.11.1994 tarihinden itibaren bir yıl içinde idareye müracaat ederek maddi ve manevi zararlarını istemesi gerekirken bu sürenin geçirilmesinden sonra 20.5.1997 tarihinde yapılan idari müracaat üzerine açılan davanın süre aşımı nedeniyle reddinin gerekeceğini ileri sürmüş ise de; davacının raporun onayından sonra da görevine devam ettirildiği ve vazife malûlü olarak ilişiğinin kesildiği 20 Mayıs 1996 tarihine kadar görev aylıklarını aldığı en son aldığı görev aylığının 15 Mayıs 1996 tarihi olduğu, davacı sakatlığının boyutlarını raporun onaylandığı tarih olan 24.11.1994 tarihinde öğrenmekle birlikte, görev aylıklarını almaya devam ettiğinden henüz gelirinde bir azalma olmadığı, gelirinde ne zaman ve ne kadar azalma olacağını ancak bağlanacak olan vazife malûlü aylıklarını öğrendiğinde bileceği, yani zararının ancak Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiğinin kesildiği tarihte ortaya çıktığı, başka bir deyişle davacının zararının doğduğu ve istenebilir nitelik kazandığı tarihin vazife malûlü olarak Türk Silahlı Kuvvetlerinden ayrıldığı tarih olan 20 Mayıs 1996 tarihi olduğu, bir yıllık sürenin bu tarihten itibaren işlemeye başladığı, davacının da emekliye ayrıldığı 15.6.1996 tarihinden itibaren bir yıl içinde 20.5.1997 tarihinde davalı idareye müracaat ederek cevap verilmemesi üzerine 15.8.1997 tarihinde açılan davanın süresinde açıldığı sonuç ve kanaatine varılarak davalı idarenin iddiasına itibar edilmemiş ve davanın esastan incelenmesine geçilmiştir.
Olayın bir kamu hizmetinin ifası sırasında meydana geldiği ve olayda davacının hiçbir kusurunun bulunmadığı hususlarında taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.
İdarenin hukuki sorumluluğu için, bir zararın mevcudiyeti zarara yol açan eylemin idareye yüklenebilir nitelikte olması ve zararla eylem arasında illiyet bağının bulunması yeterlidir. İlliyet bağının kesilmiş sayılması için de zararın tümüyle hizmet ve idare tüzel kişiliğine yabancı unsurlardan doğması gerekmektedir.
Olayımızda idareye atfı kabil bir hizmet kusurunun varlığından söz edilemez ise de; bir kamu görevinin ifası sırasında genel külfetler dışında umulmadık nedenlerle meydana gelen zararın eylem ile zararlı sonuç arasında illiyet bağı bulunmak şartıyla hizmet kusuru aranmaksızın kusursuz sorumluluk kuram ve ilkeleri gereğince kişi üzerinde bırakılmayıp hizmetin sahibi idarece karşılanmasının gerekeceği, dolayısıyla bir kamu hizmeti olduğunda şüphe bulunmayan tüfek bombası atışları görevinin ifası sırasında başından yaralanarak sakat kalması olayında davacının uğradığı zararların davalı idarece karşılanması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Mahkememizin yerleşmiş kararlarıyla T.C.Emekli Sandığınca olay sebebiyle bağlanan aylıklar ve ödenen tütün ikramiyeleri davacıların maddi tazminat hakedişlerinden düşüldüğünden, davacıya vazife malûllüğü aylığı bağlanıp bağlanmadığı hususu sorulmuş, T.C.Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünün 23.02.1998 tarih ve 64.781.046 sayılı yazılarından; Genel Müdürlüğün 28.8.1996 tarih ve 125924 sayılı işlemi ile davacıya 15.6.1996 tarihinden itibaren 3.derece vazife malûlü aylığı olarak 21.666.000.TL. aylık bağlandığını, aylığın 1.1.1998 tarihinde 81.712.000.TL. ye yükseltildiği, 1996 yılı için 6,5 aylık 26.935.000.TL. 1997 yılı için 87.300.000.TL. tütün ikramiyesi ve toplam 413.363.000.TL. emekli ikramiyesi ödendiğini, davacının görevi dışında bir sebepten sakat kalması halinde 15 yıl 7 ay 26 gün hizmeti nedeniyle 1.7.1996 tarihinden itibaren 19.680.000.TL. adi malûl aylığı bağlanacağını bu aylığın 1.1.1998 tarihinde 49.431.000.TL. ye yükseltileceğinin bildirildiği görülmüştür.
Davacıya 2330 Sayılı Kanun gereğince 22.03.1996 tarihinde 528.831.000.-TL. nakdi tazminat ödenmiştir. Aynı Kanunun 6 ncı maddesi gereğince ödenen bu nakdi tazminat, nakdi tazminatı alanın maddi ve manevi zararlarının karşılığı olduğu her türlü şüpheden varestedir.
Davacının maddi zararının tespiti için resen seçilen bilirkişinin 30 Mart 1998 tarihinde tanzim ettiği bilirkişi raporu ile aynı bilirkişinin 4 Mayıs 1998 tarihinde tanzim ettiği ek bilirkişi raporlarının tetkikinden; davacının bağlanan aylıklar ödenen tütün ikramiyeleri ile ödenen nakdi tazminat yararının tamamının mahsubuna rağmen karşılanmayan maddi zararının 13.256.500.000.TL. olduğunun bildirildiği anlaşılmıştır.
Taraflara tebliğ edilen ve itiraz edilmeyen ek bilirkişi raporu Mahkememizin yerleşmiş içtihatlarına Mahkememizce kabul edilen kıstaslara ve ilmi verilere uygun bulunduğundan bilirkişi raporu doğrultusunda tatbikat yapılmıştır.
Davacıya olay sebebiyle duyduğu ve ömür boyu duyacağı acı ve ızdırabını kısmen de olsa karşılayabilmek amacıyla davacıya uygun miktarda manevi tazminat verilmesi kabul edilmiştir.
Davacı vekili manevi tazminata da olay tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmasını talep etmiş ise de; Kurulumuzca takdir edilen manevi tazminat paranın karar sırasındaki alım gücü esas alınarak takdir edildiğinden davacı vekilinin olay tarihinden itibaren faiz yürütülmesi isteminin reddi cihetine gidilmiş ancak karar tarihi olan 10 Haziran 1998 tarihinden ödeme tarihine kadar yasal faiz uygulanması kabul edilmiştir.
Açıklanan Nedenlerle;
1. Ek Bilirkişi raporu uyarınca davacı ..................a 13.256.500.000. TL. (ONÜÇMİLYARİKİYÜZELLİALTIMİLYONBEŞYÜZBİN TL.) MADDİ TAZMİNAT VERİLMESİNE, fazlaya ait isteminin REDDİNE,
2. Takdiren davacı ..................a 300.000.000.TL. (ÜÇYÜZMİLYON TL.) MANEVİ TAZMİNAT VERİLMESİNE, fazlaya ait isteminin REDDİNE,
3. Hükmedilen maddi tazminat miktarına davacıya emekli aylığı bağlandığı 15 Haziran 1996 tarihinden ödeme tarihine kadar YASAL FAİZ YÜRÜTÜLMESİNE, faiz oranının 31 Ocak 1997 tarihine kadar % 30 (YÜZDE OTUZ), 1 Ocak 1998 tarihinden itibaren % 50 (YÜZDE ELLİ) OLARAK UYGULANMASINA,
4. Hükmedilen manevi tazminat miktarına olay tarihinden karar tarihine kadar faiz uygulanması talebinin REDDİNE, ancak karar tarihi olan 10 Haziran 1998 tarihinden ödeme tarihine kadar % 50 (YÜZDE ELLİ) YASAL FAİZ UYGULANMASINA,
5. Davacı tarafından peşin yatırılan ve sarf edilen 9.000.000. TL. bilirkişi ücretinin davada haklılık oranına göre 4.884.750. TL. sının davacı üzerinde BIRAKILMASINA, 4.115.250. TL. (Dörtmilyonyüzonbeşbinikiyüzelli TL.) sının davalı idareden alınarak DAVACIYA VERİLMESİNE,
6. Davacı tarafından peşin yatırılan 271.000.000.TL. (İkiyüzyetmişbirmilyon TL.) harcın istek halinde DAVACIYA İADESİNE,
7. Davalı idare harçtan muaf olduğundan davalı idare aleyhine harca hükmedilmesine YER OLMADIĞINA,
8. Davacı tarafından peşin yatırılan ve sarf edilen 3.300.000.TL. (Üçmilyonüçyüzbin TL.) posta pulu giderinin davalı idareden alınarak DAVACIYA VERİLMESİNE,
9. Hükmedilen maddi ve manevi tazminat miktarlarına davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifeleri gereğince hesap edilen 99.256.500. TL. (Doksandokuz milyon ikiyüz elli altıbinbeşyüz TL.) avukatlık ücretinin davalı idareden alınarak DAVACIYA VERİLMESİNE,
10. Dava duruşmalı görüldüğünden reddedilen maddi ve manevi tazminat miktarlarına davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifeleri gereğince hesap edilen 94.243.500. TL. (Doksandörtmilyonikiyüzkırküçbinbeşyüz TL.) avukatlık ücretinin davacıdan alınarak DAVALI İDAREYE VERİLMESİNE,
KARŞI OY YAZISI
İdari eylemlere karşı açılan tam yargı davasında süre 1602 Sayılı Kanunun 43/1 nci maddesinde İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açmadan önce bu eylemlerin yazılı bildirimi üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve herhalde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde yetkili makama başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri lazımdır. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde bu konudaki istemin tebliği tarihinden ve altmış gün içinde, cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açabilirler şeklinde düzenlenmiştir.
Buna göre idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanlar durumu öğrendikleri andan itibaren bir yıl içinde idareye başvurarak haklarını yerine getirmesini istemeleri yasanın amir hükmüdür. Davacı 10.3.1992 tarihinde yaralandığı yapılan muayene ve tedavisi sonucunda GATAnın 15.09.1994 tarih ve 5561 sayılı raporu ile TSK.de görev yapamaz kararı verildiği ve bu raporun 24.11.1994 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. Davacı eylem nedeni ile TSK. de görev yapamaz hale geldiğini kesin olarak raporun kesinleşmesi ile öğrenmiştir. Artık bu tarihten itibaren bir yıl içinde idareye başvurarak maddi ve manevi zararlarının giderilmesini istemesi gerekmektedir. Davacı ise bu süreyi kaçırdıktan çok sonra 20.5.1997 tarihinde idareye başvurduğu anlaşılmaktadır. Davanın süre aşımı yönünden reddine karar verilmesi gerekmektedir. Davacının sağlık kurulu raporuna rağmen idarece bir müddet daha çalıştırılması ve davacının aylık alması hususu yasada öngörülen ve geçirilen süreyi ihya etmez. Bu husus sadece maddi tazminat miktarının hesaplanması ile ilgili bir husustur.
Açıklanan nedenlerle davanın süre aşımı yönünden reddine karar verilmesi gerektiği kanaatinde olduğumdan, davanın süresinde açıldığı kabul edilerek davayı esastan sonuçlandıran çoğunluk kararına katılmadım. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy