(1602 S. K. m. 71) (2709 S. K. m. 125)
Davacılar vekili 12.12.1997 tarihinde kayda geçen ve dilekçe reddine uğrayan dilekçesi ve 13.2.1998 tarihinde kayda geçen yenileme dilekçesinde özetle; ...........'un Kandıra 4.P.Tb.Komutanlığında askerliğini yapmakta iken 20.9.1996 tarihinde inşaatın çökmesi sonucu öldüğünü, geride annesi ......................, birlikte yaşadığı ve bu evlilikten doğan çocukları ......................., ....................ve ..................'un kaldıklarını, bu nedenlerle davacı anne idi....................için beşyüz milyon lira maddi, bir milyar lira manevi, ........................ için beşyüz milyon maddi, bir milyar manevi, davacı çocuklar ......................... ve ......................... için ikiyüz ellişer milyon maddi, beşyüzer milyon manevi, İsa için ikiyüz elli milyon maddi, ikiyüz elli milyon manevi tazminat istemi ile işbu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
9.9.1997 tarihinde Diyarbakır Asliye 2.Hukuk Mahkemesine açılan 4.12.1997 tarihinde davanın görev yönünden reddine karar verilmesi üzerine 12.12.1997 tarihinde Diyarbakır İdare Mahkemesi kaydına geçen dilekçe ile işbu dava açılmış bulunduğundan davalı idarenin süre itirazına, diğer taraftan ara kararımız üzerine davacılar vekili tarafından Mahkememize gönderilen Diyarbakır 2.Noterince 19.3.1999 gün ve 15145 sayı ile düzenlendiği anlaşılan vekaletnameye göre anne tarafından velayeten verilmiş vekalet bulunmadığına ilişkin diğer itirazına iştirak edilmemiştir.
Dava dosyasındaki bilgi ve belgelere göre; Kandıra 4.P.Tb.Komutanlığının, Kandıra Garnizonundaki 25 m. atış poligonunun tadilatı kapsamında yer alan betonarme kolon ve kirişler ile bunların arasında örülmüş olan duvarın 20.9.1996 günü yıkımı sırasında davacıların yakını P.Er .....................'un yıkılan duvarın altında kalarak vefat ettiği, dört erinde çeşitli yerlerinden yaralandıkları, yıkımda görevli Astsb ................... ile Er ...................'nün dikkatsizlik ve tedbirsizlik ve talimatlara riayetsizlik sonucu bir kişinin ölümü, birden fazlalarının yaralanmasına sebebiyet vermek suçundan cezalandırılmaları istemi ile 15.Kor.As.Savcılığının 11.4.1997 gün ve 1997/13- 158 esas ve Karar sayılı iddianamesi ile kamu davası açıldığı, olayda davacıların yakını müteveffanın bir kusurunun bulunmadığı anlaşılmaktadır.
İdarenin hukuki sorumluluğu için, bir zararın mevcudiyeti, zarara yol açan eylemin idareye yüklenebilir nitelikte olması ve zararla eylem arasında illiyet bağının bulunması yeterlidir. İlliyet bağının kesilmiş sayılması için de zararın tümüyle hizmete ve idare tüzel kişiliğine yabancı unsurlardan doğması gerekmektedir.
Olayımızda idareye atfı kabil bir hizmet kusurundan söz edilemez ise de; bir kamu görevinin ifası sırasında meydana gelen zarar ile görevden neşet eden eylem arasında sıkı bir illiyet bağı bulunduğundan kusursuz sorumluluk kuram ve ilkesi gereğince davacıların uğradığı zararın davalı idarece karşılanmasının gerekeceği sonucuna varılmıştır.
Diğer taraftan Çınar Asliye Hukuk Mahkemesinin 29.11.1996 gün ve 1996/107 Esas, 1996/120 Karar sayılı ilamı ile ................... ve ...................'den doğma 7.10.1993 doğumlu ................., 7.10.1994 doğumlu ......................., 1.1.1996 doğumlu ......................'un babalarının müteveffa olduğunun, MK.Md.295 gereğince Tespitine, bütün sonuçlarıyla babalığına hükmedilmesine, küçüklerin velayetinin annelerine Tevdiine karar verildiği, kararın 25.12.1996 tarihinde kesinleşmiş bulunduğu anlaşılmakta olup, anılan kararda ...................... ile ...........................'in resmi nikah yapmaksızın 4- 5 yıl birlikte yaşadıkları belirtilmektedir.
Mahkememizin yerleşik içtihatlarına göre; T.C.Emekli Sandığı iştirakçisi olmayan bir kimsenin askerlik hizmeti sırasında ölmesi halinde, varislerine bağlanması gereken vazife malullüğü aylıkları ve 3480 sayılı Kanun uyarınca ödenmesi gereken tütün beyie ikramiyeleri olay nedeniyle sağlanmış yarar kabul edildiğinden bu konu araştırılmış, T.C.Emekli Sandığı Gn. Müdürlüğüne yazılan 14.40.1998 tarihli ara kararımıza 4.12.1998 gün ve EMS.76.814.008 sayı ile verilen cevapta, adı geçenin vefatına ilişkin olarak dul ve yetimleri tarafından aylık bağlanması istemi ile sandığa yapılmış herhangi bir başvuru bulunmadığı bildirilmiştir.
Bunun üzerine, bu durum belirtilerek davacılar vekiline yazılan 27.1.1999 tarihli ara kararımızla; şimdiye kadar başvuru yapılmamışsa davacı anne, eş ve çocuklara aylık bağlanması için T.C.Emekli Sandığına başvurularak, başvuru tarihinin ve tahsis numarasının mahkememize bildirilmesi istenmiştir. Bu ara kararımızın 9 Şubat 1999 tarihinde davacılar vekiline tebliğ edilmiş olmasına rağmen herhangi bir cevap verilmemesi üzerine 28.4.1999 tarihinde davacılar vekiline yazılan ara kararımızla istem yinelenmiştir. Davacılar vekili tarafından, Mahkememize yazılan 4.11.1999 tarihli dilekçe ile Mart 1999 tarihinde Emekli Sandığına başvuru yapıldığı 76814008 sicil numarası verildiği bildirilmiştir.
Bunun üzerine 24.11.1999 tarihinde T.C.Emekli Sandığı Genel Müdürlüğüne yazılan ara kararı ile davacı anne, eş ve çocuklara vazife malullüğü aylığı bağlanıp bağlanmadığı, bağlanmış ise hangi tarihte ne miktarda aylık bağlandığı 3480 sayılı Kanun uyarınca davacılara tütün ikramiyesi ödenmiş ise, hangi yıllar itibariyle ne miktar ödendiği yeniden sorulmuş, T.C.Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünün 14.1.2000 gün ve 76.814.008 sayılı yazısı ile ... müteveffanın vazife malullüğü durumunun yönetim kurulunca incelenerek 25.11.1999 gün ve 1347 sayı ile ... hakkında vazife malullüğü hükümlerinin uygulanmasına karar verilmesi üzerine Genel Müdürlüğün 15.12.1999 gün ve 123599 sayılı işlemi ile 1.10.1996 tarihinden itibaren yetimleri ....................., ................ ve ..............'ya 10.692.000.er TL. aylık bağlandığı, bağlanan bu aylıklarının memur maaş katsayısı artışlarına bağlı olarak artmaya devamla, her üçünün aylıklarını en son 1.1.2000 tarihinden itibaren 67.219.000.ar TL.ye yükseltildiği, davacı anne ................'tan 27.12.1999 gün ve 76.814.008 sayılı yazı ile aylık bağlanabilmesi için bazı bilgi ve belgeler istendiği, belgelerin gönderilmesi halinde durumunun inceleneceği, .................'a aylık bağlanamadığı, 3480 sayılı Kanun uyarınca aylık bağlanan yetimlere 1996 yılı için 6.354.000.er TL, 1997 yılı için 114.620.000.er TL., 1998 yılı için 133.000.000.er TL. tütün ikramiyesi ödendiği, 1999 yılı için 184.134.000.er TL. tütün ikramiyesinin 2000 yılının ilk üç ayında ödeneceği bildirilmiştir.
Davacı anne .....................'a aylık bağlanıp bağlanmadığı 8.3.2000 tarihinde Emekli Sandığına yazılan ara kararımızla yeniden sorulmuş; 17.4.2000 gün ve 76.814.008 sayılı cevabi yazı da, tarafına aylık bağlanabilmesi için kendisinden istenen bilgi ve belgelerin bugüne kadar gönderilmemesi nedeniyle aylık bağlanamadığı, yazı ile istenen bilgi ve belgelerin gönderilmesi halinde gerekli işlemin yapılacağı bildirilmiştir. Bunun üzerine; bu durum açıklanarak 3.5.2000 tarihinde davacılar veriline yazılan ara kararımızla; T.C.Emekli Sandığınca istenilen belgelerin gönderilmemesi nedeniyle davacının bu güne kadar sürüncemede kaldığı açıklanarak, sandıkça istenilen belgelerin bir an önce T.C.Emekli Sandığına gönderilerek, gönderildiğinin mahkememize bildirilmesi, aksi takdirde davacı anne .........................'a Emekli Sandığınca aylık bağlanmışçasına hesap yapması konusunda bilirkişiye talimat verilerek ona göre maddi zarar hesabı yaptırılacağı hususu davacılar vekiline tebliğ edilmiş ve ara kararı gereği için tebliğinden itibaren (30) gün Kesin Süre verilmiştir. Davacı vekilinden belirtilen sürede cevap alınamaması nedeniyle, davacı anneye aylık bağlanıp bağlanmadığı yeniden Emekli Sandığından sorulmuş, T.C.Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünün 2.8.2000 gün ve 76.814.008 sayılı yazısı ile davacı anneden evvelce istenilen bilgi ve belgelerin gönderilmediği, bilahare vekili Avukat ................'in 18.5.2000 tarihli dilekçesi ile ...................'a aylık bağlanması talebinde bulunması üzerine 6.6.2000 tarihli yazı ile söz konusu belgelerin yeniden istendiği, ancak bu güne kadar gönderilmediği, istenilen bilgi ve belgelerin gönderilmesi halinde gerekli istemin yapılarak ara kararımıza cevap verileceği bildirilmiştir.
20.9.2000 tarihinde T.C. Emekli Sandığına bir kez daha yazılan ara kararımızla durum açılanarak davacı anne ................'a aylık bağlanıp bağlanmadığı, 3480 sayılı Kanun uyarınca tütün Beyie ikramiyesi ödenip ödenmediği yeniden sorulmuş, 31.10.2000 gün ve 76.814.008 sayılı cevabi yazı ile davacı .................vekili Avukat .....................' ten istenen bilgi ve belgelerin bugüne kadar gönderilmediği bildirilmiş, gönderilmesi halinde gerekli işlem ve ara kararımızın gereğinin yapılacağı bildirilmiştir.
Evvelce 3 Mayıs 2000 tarihli ara kararımıza (tebliğ tarihinden itibaren 30 günlük kesin süre verilmiş olmasına rağmen) uzun süre cevap verilmemesi üzerine durum detaylıca açılanmak suretiyle 7 Aralık 2000 tarihinde davacılar vekili ....................' in yeniden yazılan ara kararlarımızla; müteveffanın vazife malullüğü durumunun T.C. Emekli Sandığı Yönetim Kurulu kararı ile kabul edilmiş olup, davacı anneye aylık bağlanabilmesi için sandıkça istenen bilgi ve belgelerin sandığa gönderilmemesi nedeniyle davanın sürüncemede kaldığı, sandıkça istenen belgelerin 30 gün içinde Emekli Sandığına gönderilip, gönderildiğinin Mahkememize bildirilmesi, verilen sürenin Kesin Süre olduğu, ara kararımız gereğinin bu süre içinde yerine getirilmemesi halinde davacı anneye vazife malullüğü aylığı bağlanmış gibi zarar ziyan hesabı yaptırılacağı belirtilmiş olmasına rağmen, davacılar vekili 21.2.2001 tarihli dilekçesi ile başkaca hiçbir konuya temas etmeksizin sadece Emekli Sandığına başvuruda bulunduğunu belirtip, başvuru üzerine verilen sicil numarasının 76.814.008 olduğu bildirilmekle yetinilmiştir. Sonuç olarak Mahkememizce vekiline yapılan birçok tebligata rağmen, davacı anne ...................'a aylık bağlanabilmesi için istenen belgelerin bu güne kadar Emekli Sandığına intikali sağlanamamıştır.
Yukarıda belirtildiği üzere, Mahkememizin yerleşik içtihatlarına göre T.C. Emekli Sandığı iştirakçisi olmayan bir kimsenin askerlik hizmetini yerine getirmekte iken görevi nedeniyle ölmesi halinde varislerine T.C. Emekli Sandığınca bağlanan aylık ve ödenen tütün ikramiyeleri olay nedeniyle sağlanan yarar kabul edildiğinden bu konunun araştırılması üzerine müteveffanın çocuklarına aylık bağlandığı ve tütün ikramiyesi ödenmekte olduğu anlaşılmış, davacı Anne ..................' a henüz aylık bağlanmamış ise de, müteveffa ...........................'un Emekli Sandığı Yönetim Kurulu tarafından durumu incelenerek vazife malullüğünün kabul edildiği, bu nedenle T.C. Emekli Sandığınca kendisinden istenen bilgi ve belgelerin gönderilmesi halinde, dul olduğu anlaşılan davacı anne .................' a aylık bağlanmasının muhakkak olduğu cihetle bilirkişiye bu davacıya aylık bağlanmışçasına zarar hesabı yapması talimatı verilmiştir.
Diğer taraftan Çınar Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda belirtilen 29.11.1996 gün ve 1996/107 - 120 Sayılı kararında tüm tanıklarca .................. ve müteveffa ..................' un resmi nikah yapmaksızın 4-5 yıl süreyle birlikte yaşadıkları, birlikte yaşamalarından 1993 yılında ................., 1994 yılında ....................., 1996 yılında .................. isimli üç çocuklarının dünyaya geldiği, çocukların anneleri .................. üzerine kayıtlı bulunduğu, Müteveffanın askerlik hizmetini yapmakta iken 20.9.1996 tarihinde duvar altında kalarak öldüğü, ...................' tan doğan bu çocukların müteveffa ..................' tan olduğunun tespitine ve .......................' un babalığına karar verilmesi üzerine bu çocukların .......................... soyadı ile ve müteveffanın çocukları olarak nüfusa tescil edildikleri anlaşılmaktadır. Anılan karara ve ............... ile müteveffanın beş yıla yakın bir süre aynı çatı altında yaşamaları ve bu birliktelikten üç çocuğun dünyaya gelmiş olması göz önünde bulundurulduğunda aralarında bir bakım (geçindirme) ilişkileri olduğu kuşkusuzdur. Müteveffa ölmese idi onun ..................' a eylemli ve düzenli olarak yardım etmekte olup, bu durumdan yardımın ileride de devam etmesi yani ona destek olmaya devam etmesi muhakkak olduğu cihetle, ölenin desteğini kaybetmesi nedeniyle, onun desteğinden yoksun kalan ve müteveffa ile aynı çatı altında yaşayan .................' a da destekten yoksun kalma tazminatı verilmesi cihetine gidilmiştir.
Davacıların ölüm olayı nedeniyle maruz kaldıkları maddi (destekten yoksun kalma) zararlarının bağlanan aylıkla ve ödenen tütün ikramiyeleri ile karşılanıp karşılanmadığının, karşılanamamış ise geriye ne kadar karşılanmayan zararlarının bulunduğunun tespiti amacı ile bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş, re'sen seçilen bilirkişi tarafından düzenlenerek (yukarıda belirtildiği gibi davacı anne ....................'a aylık bağlanmışçasına hesap yapılmak suretiyle) Mahkememize ibraz edilen 20.06.2001 tarihli bilirkişi raporunda; .................' un 18.285.887.765 TL. maddi tazminat hak edişi bulunduğu, davacı çocuklar ..............., ............. ve ................ ile dul anne ..............'un maddi zararları sağladıkları maddi yararlarla karşılandığından, bu dört davacının maddi tazminat hak edişlerinin bulunmadığı bildirilmiştir.
Taraflara tebliği edilen bilirkişi raporuna itiraz edilmem iş, mahkememizin yerleşik içtihatlarına ve ilmi verilere uygun bulunan bilirkişi raporu kurulumuzca da kabul edilerek, rapor doğrultusunda uygulama yapılmış, ancak ..................... yönünden istemine bağlı kalınmıştır.
Davacıların ölüm olayı nedeniyle duydukları ve ömür boyu duyacakları acı ve ızdırabı kısmen de olsa karşılayabilmek amacı ile olayın vukua geliş şekli ve tarihi, davacıların statüsü ve sosyal durumları, paranın alış gücü ve işleyecek faiz miktarı göz önünde bulundurularak kendilerine uygun miktarda manevi tazminat verilmesi kabul edilmiştir.
Diğer yandan, yukarıda da işaret edildiği gibi Mahkememizin yerleşmiş içtihatlarına göre T.C.Emekli Sandığınca bağlanan maluliyet aylığı ve tütün ikramiyesi davacıların maddi tazminat hak edişinden düşülmektedir. Davamızda davacıların maddi tazminat talebi reddedilmiş ise de; bu ret hususu davacının isteminde haksız oluşundan değil haklı görülen talebinin T.C.Emekli Sandığınca bağlanan aylık ve tütün ikramiyesi gibi gelirlerin mahsup edilmesi sonucu geriye hükmedilecek bir miktar kalmamasına dayandığından ve davacıların davasını açtığı sırada vazife malullüğü aylığı henüz bağlanmamış olup (daya 12.12.1997 de açılmış olup 15.12.1999 tarihinde aylık bağlanmıştır) davacıların, bu aylığın bağlanıp bağlanmayacağı hususundaki T.C.Emekli Sandığı işlemini beklediği takdirde dava açma süresi geçirilecek olup, dava açılmasının bir hukuki zorunluluk olarak belirmesi karşısında yargılama giderlerinin özellikle maddi tazminat bakımından avukatlık ücretinin davacıya yükletilmesine ilişkin davalı idare isteminin 1602 Sayılı Kanunun 71 nci maddesi uyarınca reddi cihetine gidilmiştir.
Açıklanan nedenlerle;
Bilirkişi raporu uyarınca ve istemine bağlı kalınarak destekten yoksun kalan .....................' a 500.000.000 TL.(beş yüz milyon TL.) maddi tazminat VERİLMESİNE,
Bilirkişi raporu uyarınca davacı anne ..................... ve davacı çocukları ................., ............ ve ..............' un maddi tazminat istemlerinin REDDİNE,
Davacı anne .............. ve davacı .............' a takdiren ve ayrı ayrı 400.000.000 TL. (dört yüzer milyon) MANEVİ TAZMİNAT VERİLMESİNE, fazlaya ait istemlerinin REDDİNE,
Davacı çocuklar .................. ve ....................' a takdiren ve ayrı ayrı 400.000.000 TL. (dört yüzer milyon TL.) manevi tazminat verilmesine, fazlaya ait istemlerinin REDDİNE,
Davacı çocuk ..................' a takdiren ve istemi gibi 250.000.000 TL.(ikiyüz elli milyon TL.) manevi tazminat VERİLMESİNE,
Hükmedilen maddi tazminat miktarına müteveffanın yeniden gelir elde edeceği varsayılan 20 Ekim 1997 tarihinden 30 Aralık 1998 tarihine kadar %30 (yüzde otuz), 1 Ocak 1999 tarihinden 31 Aralık 1999 tarihine kadar %50 (yüzde elli), 1 Ocak 2000 tarihinden ödeme tarihine kadar %60 (yüzde altmış) yasal FAİZ YÜRÜTÜLMESİNE,
Hükmedilen manevi tazminat miktarlarına olay tarihi 20 Eylül 1996 tarihinden 31 Aralık 1998 tarihine kadar %30 (yüzde otuz), 1 Ocak 1999 tarihinden 31 Aralık 1999 tarihine kadar %50 (yüzde elli), 1 Ocak 2000 tarihinden ödeme tarihine kadar %60 (yüzde altmış) yasal FAİZ YÜRÜTÜLMESİNE,
Davacılar tarafından peşin yatırılarak harcanan 17.350.000 TL. (on sekiz milyon üç yüz elli bin TL.) posta giderinin davalı idareden alınarak davacılara VERİLMESİNE,
Davacılara" tarafından peşin yatırılan 45.732.200 TL. (kırk beş milyon yedi yüz otuz iki bin iki yüz TL.) harcın İstek halinde davacılara İADESİNE,
Davacılar tarafından peşin yatırılarak sarf edilen 20.000.000 TL. (yirmi milyon TL.) bilirkişi ücretinin davadaki haklılık oranına göre 14.300.000 TL.
(on dört milyon üç yüz bin TL.) nın davacılar üzerinde bırakılmasına, 5.700.000 TL. (beş milyon yedi yüz bin TL.) nın davalı idareden alınarak Davacılara VERİLMESİNE,
Hükmedilen maddi ve manevi tazminat miktarlarına göre davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifeleri gereğince nispi olarak hesabedilen 101.850.000 TL. (yüz bir milyon sekiz yüz elli bin TL.) vekalet ücretinin davalı idareden alınarak Davacılara VERİLMESİNE,
Dava duruşmalı görüldüğünden reddedilen maddi ve manevi tazminat miktarları üzerinden hesabedilen 118.650.000 TL. (yüz on sekiz milyon altı yüz elli bin TL.) vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalı idareye VERİLMESİNE,
KARŞI OY GEREKÇEM
Davacılar manevi tazminata olay tarihinden itibaren yasal faiz yürütülmesini talep etmişler ise de; takdir olunan manevi tazminat miktarı paranın karar tarihindeki alım gücü, olay tarihinden karar tarihine kadar geçen süredeki değişen sosyal ve ekonomik koşullar nazara alınarak davacıların olay tarihindeki manevi zararlarının tamamını kapsayacak şekilde tespit ve takdir edildiğinden, manevi tazminata olay tarihinden itibaren yasal faiz yürütülmesi isteminin reddine karar verilmesi, ancak karar tarihinden ödeme tarihine kadar yasal faiz yürütülmesi gerektiği görüşünde bulunduğumdan çoğunluğun aksi yöndeki kararma katılmıyorum.
KARŞI OY GEREKÇESİ
Dava askerlik hizmetini yapmaktayken yıkılan duvar altında kalarak vefat eden P.Er .................. ile ilgili olarak açılan maddi ve manevi tazminat istemli tam yargı davasıdır.
1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununa göre davacıların açtıkları davalarda dava dilekçesi ile ileri sürdükleri olaylar ve burada belirttikleri Yazılı Beyanlarındaki Statüleri esas alınarak dava görülmekte, hukuka uygunluk denetlemesi buna göre yapılmakta ve hak edişleri belirlenmektedir. Dava konusu olayda davacıların statülerinin belirlenmesinin de bu kapsamda yapılmasının zorunluluğu bulunmakta, bunun dışında kabullerle davanın görülmesi mümkün olmamaktadır.
1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin görevleri başlıklı madde 20'de Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Türk Milleti adına; askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, Asker Kişileri İlgilendiren ve Askeri Hizmete İlişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların ilk ve son derece mahkemesi olarak yargı denetimini ve diğer konularla gösterilen görevleri yapar. Ancak, Askerlik Yükümlülüğünden Doğan Uyuşmazlıklarda; İlgilinin Asker Kişi Olması Şartı Aranmaz.
- Bu Kanunun uygulanmasında Asker Kişiden Maksat; Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ye erler ile sivil memurlardır. hükmünün yer aldığı, İdari davalar ve yargı yetkisinin sınırı başlıklı Madde 21'de 20 nci madde de belirtilen kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden dolayı, yetki, sebep, şekil, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından bahisle menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılacak iptal davaları, ayrı idari işlem ve eylemlerin haklarını ihlal etmesi halinde açılacak tam yargı davaları, doğrudan doğruya ve kesin olarak Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde çözümlenir ve karara bağlanır.
- İdari Yargı Yetkisi, İdari İşlem Ve Eylemlerin Hukuka Uygunluğunun Denetimi İle Sınırlıdır... hükmünün yer aldığı görülmektedir.
İdare hukuku bir Statü Hukukudur. Her davada olduğu gibi görev öncelikli olarak incelendiğinde 1602 sayılı Kanun kapsamında davada davacıların statülerinin belirlenmesi ve bunun hukuki olması, hukuk içinde yer almayan statülere yeni baştan bir statü getirme sorumluluğunun yaratılması ve de sağlanmasının uygun olmayacağı, yine 1602 sayılı Kanunla dikte ettirilen asker içişi ve asker kişiyi ilgilendirme durumunun gerektirdiği statülerin açık bir şekilde ortaya konularak, olması gereken prensibinden ayrı, kabullerle uygulamaların genişletilmesi, hukuk içinde yer almayan kavram ve terimlerin üretilerek yeni statülerin yaratılması bizleri yanlış sonuçlara götüreceği gibi bu yönde çelişkileri de arttıracağı, hukuku tanımama ve hukuksallıktan uzaklaşma bakımından kuşku ve sakıncaları yaratacağı, kişileri kanunlara uymaya teşvik ve yönlendirme zorunluluğu ile kayıp ve kazançların değerlendirilmesi, belirlenmiş hak ve menfaatler doğrultusunda işlem tesisine imkan yaratılmamasının hakkaniyet ilkeleri ve toplumun genel menfaatleri açısından uygun olacağı değerlendirilmektedir.
Davacının ölümüyle sonuçlanan olayda davacının hukuki yakınlarının maddi kayıplarının karşılanması; hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkesi esaslarına göre idarenin sorumluluğunda olan bir durumdur. İdare, bu tür olaylarda haklılık durumunu göz önüne alarak davacı yakınlarının kayıplarının karşılanmasına yönelik mevcut kanunlara göre davacı yakınlarına (anne, baba, karı, koca, kardeş ve çocuklar) çeşitli maddi imkanlar sağlamakta, tazminat ödemekte, maaş bağlamakta ve parasal yardımlar yapmaktadır. Şayet davacı herhangi bir olayda kendi kusuru dışında yaralanmış ve maluliyetinin mevcudiyeti tespit edilmiş ise davacının hayatını idame edecek şekilde maddi kayıplarının karşılanması yönünde tam yargı davasında maddi kayıpları hesaplanarak, yalnız kendisi için hak ediş olarak maddi ve kişilik haklarına uğranılan zararını karşılamak üzere tayin olunan miktar manevi tazminat şeklinde verilmesi mümkün olmaktadır. Medeni Kanununda ve Borçlar Kanununda manevi tazminata hükmedilmesi gereken hususlar kişiliğin korunması M.K. 24, İsme Tecavüz M.K. 25, Nişan Bozulması M.K. 85, Evlenmenin Feshi M.K. 126, Boşanma M.K. 143, Babalık Davası M.K. 305, Cismani Zarar ve Ölüm B.K. 47 ve nihayet Kişilik Haklarının İhlali B.K. 49 halleri olarak açıklanmıştır. Aynı şekilde Mahkememizin yerleşik içtihatlarına göre Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı iştirakçisi olmayan bir kimsenin askerlik hizmetini yerine getirmekte iken görevi nedeniyle ölmesi halinde Varislerine T.C.Emekli Sandığınca bağlanan aylık ve ödenen tütün ikramiyeleri, idarece ödenen nakdi tazminat olay nedeniyle sağlanan yarar olarak kabul edilmektedir. Buna göre re'sen seçilen bilirkişi marifetiyle Varislerin Maddi Tazminat Hakedişleri belirlenmektedir. 5434 sayılı T.C.Emekli Sandığı Kanununun 67 nci maddesine göre "66 nci Madde'de sözü geçen dul ve yetimler şunlardır; - a) Karı, - b) Koca, -c) Çocuklar, -d) Ana, -e) Baba" olduğu hükmünün yer aldığı, bu hüküm kapsamında Varislerin Kimler Olduğu açıktır. Mahkememiz kayda geçen dava dilekçesinde öncelikle ilk incelemeden geçirerek usulden eksik hususların belirlenmesini esas almaktadır. Dolayısıyla kişilerin statülerinin belirlenmesinde Vukuatlı Nüfus Kayıt Örneği istenerek maddi manevi tazminata esas olarak yakınların kimlik kontrolü yapılmakta, buna göre hak sahibi davacılar belirlenmekte, böylece statüleri tescil edilmektedir.
Dosyada mevcut bilgi ve belgelerin incelenmesi, neticesinde; olay tarihinin 20.09.1996 olduğu, davanın 12.12.1997 tarihinde açıldığı görülmektedir. Davacı, Davalı Milli Savunma Bakanlığı olan idareye 11.07.1997 tarihinde dilekçe ile müracaatta bulunmuştur. Olay tarihi ve davanın açıldığı tarih itibariyle .................., .............. ve ...............'un Vukuatlı Nüfus kayıt örneğine göre medeni hali bekar tasdikli ..- ................ ile birlikte Şanlıurfa ili, Viranşehir İlçesi, Çamurlu Köyü Cilt No: 01701, Sayfa No: 27, Kütük Sıra No: 77'ye kayıtlı oldukları görülmektedir. Davacı bundan sonra mahkeme kararlan ile çocuklarının maddi kayıplarına hukuki bir statü kazandırma gayreti içinde bulunmuştur. Çınar Asliye Hukuk Mahkemesinin 29.11.1996 tarihli ve 28.12.1996 tarihinde kesinleşen Esas No: 1996/107, Karar No: 1996/120 sayılı kararı ile karar tarihinde 3 yaşında olan ..........................'un karar tarihinde 2 yaşında olan ...................'un ve karar tarihinde yaşında olan .................'un babalarının Diyarbakır İli Çınar İlçesi Alatosun Köyü Cilt No: 006/02, ..................'den olma halen ölü olan ............... olduğunun M.K.nun 295 nci ve devamı maddeleri gereğince Tespitine ve bütün sonuçları ile babalığına Hükmedilmesine, velayetlerinin annelerine tevdiine karar verilmiştir. Bu durum itibariyle mahkemenin kararı paralelinde davacıya kanunda açık olarak belirtildiği şekilde babalık davası sonucu kişilik haklarının ihlaline bağlı olarak tazminat hak edişi sağlanmış olması gerekirdi. Bu durum Mahkememiz görevine girmemektedir.
Davacı .................'un Şanlıurfa İlindeki nüfusuna kayıtlı olan ................., ................ ve ................., ............., ................. ve ..................... olarak 28.05.1997 tarihinde Diyarbakır İli, Çınar İlçesi, Alatosun Köyü, Cilt No:006/02, Sayfa No: 8 ve Kütük Sıra No: 53'de bekar müteveffa .................'un kütüğüne kaydolmuşlardır. Aynı kütükte müteveffa ...................'un yine müteveffa babası ............, 07.05.1982'de .................. ile evlenmiş annesi .................., resmi nikahlı iki kardeşi ve henüz evli olmayan ....................... bulunmaktadır.
Yukarıda belirtildiği üzere müteveffanın ölümünden sonra açılan babalık davası ile mahkeme ........................'un Saadet, Sevim ve İsa'nın babaları olduğuna karar vermiş, ancak baba hayatta olmadığı için bunun tıbben (DNA testi vb.) ispatlanması mümkün olmamıştır. M.K. Madde 295- Evlilik dışında doğan çocuğun anası, babalığın mahkeme kararıyla belirlenmesi için dava açılabilir. Çocuğun da bu hakkı vardır. - Dava, baba veya mirasçılarına karşı açılır. Hükmü yer almakta, Madde 296'da ise Dava, çocuk doğmadan önce veya doğumundan başlayarak en geç bir yıl içinde açılır. hükmüne amirdir. Bu kanun maddelerine rağmen babanın ölümünden sonra Md. 296'da belirtilen süreler de dikkate alınmadan babalık davası sonuçlandırılmıştır. Çocuklara mahkeme kararı gereğince Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünce artışlarda dikkate alınarak 15.12.1999 tarihinden itibaren aylık bağlanmış, tütün ikramiyesi ödenmiştir. ......................'un; durumu, T.C.Emekli Sandığı Kanununun 67 nci maddesinde belirtilen 66 ncı madde de sözü geçen dul ve yetimler kapsamına girmediğinden bir ödeme yapılmamıştır. Anne ....................'a da Emekli Sandığı tarafından maaş bağlanacağı bildirilmiştir.
Anne ve çocukların maddi zarar hesabında kendilerinin belirlenmiş statüleri gereği Mahkememizin yerleşik içtihatlarına göre uygulama yapılmıştır. İdare Hukukunun Statü Hukuku kavramı tam gerçekleştirilmiştir.
Ancak ........................'un durumu incelendiğinde statüsünün hukuka geniş ve dar anlamda aykırılık teşkil etmesine rağmen bilirkişi incelemesinde statü kavramı dışında kalınarak eş (karı) gibi hesaplama yapılmış ve zarar belirlenmiş, hatta ..............................'un Emekli Sandığından herhangi bir fayda sağlamadığı belirtilerek, bu durum heyetçe de kabul görmüş olmakla birlikte özde böyle bir faydadan söz etmenin dahi hukuken mümkün olmadığı açıktır. Kabullerle kişilere statü belirlenmesi ve bu belirlemeye göre hak edişlerin ortaya konması yasa dışı durumların yasalaştırılması, yani bu durumların topluma yansıtılarak kişilerin hak ve menfaatlerinin gelişen dünya ortamında kısır bir döngü içine sokulması olarak mütalaa edilmektedir.
Müteveffa ..................... askere gitmeden önceki işi ve geliri davacılardan sorulmamış, ancak hesap bilirkişi incelemesinde yer alan ve incelemeye esas teşkil eden değerlendirmede her hangi bir işinin ve gelirinin olmadığı kabul edilmiştir.
Buna göre müteveffa .......................'un askerliğe şevkinden önce herhangi bir işinin ve gelirinin bulunmadığı gibi herhangi bir kimseye bakım yükümlülüğünün olduğuna dair hukuki belge ve bilgi de bulunmamaktadır. Ayrıca müteveffanın üç kardeşinden ikisinin evli olduğu vukuatlı nüfus kayıt örneğinden görülmektedir.
..................'un babalık davasında belirtildiği gibi 4- 5 sene ........................ile birlikte yaşamış olmalarının yani bunların yasa dışı yaşayanlar kapsamında olup olmadıklarının incelenmesi ile birlikte destekten yoksun kalma, yani yardımcı durumunun ortaya konması önem kazanmaktadır. Ayrıca bu kapsamda şayet destek durumu varsa bunun derecesi ile oranı da ortaya konmalıdır. B.K. Madde 45- Bir adam ölürse, ödence, özellikle gömme giderlerini de kapsar.
- Ölüm hemen olmamışsa, ödence, tedavi giderlerini ve çalışma gücünden yoksun kalmaktan doğan zararı kapsar.
- Ölüm Sonucunda Başka Kimseler, ölenin yardımından yoksun kalmışlarsa, onların bu zararını da ödencelemek gerekir. hükmüne amirdir. Maddi 47- Yargıç özel durumları göz önüne alarak, bedensel zarara uğrayan kimseye ve adam ölmesi durumunda ölünün Ailesine, tinsel (manevi) zarar karşılığı olarak tüzegenliğe uygun bir ödence verilmesine karar verebilir. hükmü ile de manevi tazminatta AİLE olması önem arz etmekte, buna adaletli olacak şekilde manevi tazminat verilmesinde kesinlik bulunmadığı, yapılacak değerlendirmeye göre verilebileceği belirtilmektedir. Destekten yoksun kalındığında tazminat isteme hakkı vuku bulmaktadır. Burada destek yani yardımcının bulunması BK.na göre önem arz etmektedir. Ancak bu işlemi yaparken hukuka aykırılık teşkil etmemesi, yasa dışı durumda bulunulmaması gerçek sonuca ulaşmada ve toplum menfaati için gerekli olmaktadır. Genel anlamda yardımcı, bir kişiye fiilen yardım etmiş veya ileride yardım edeceğine dair kuvvetli bir olasılık bulunan kişi olarak ifade edilmektedir. O halde bunları, gerçek ve farazi yardımcı olmak üzere ikiye ayırabiliriz. Gerçek yardımcı Daha Ölümü Zamanında Davacıya Yardım Sağlamış Kimsedir. Örneğin, ana, baba, çocuklarına; para kazanabilecek durumdaki çocuklar, ana, babalarına; koca, karısına; karı kocasına; kardeşler birbirlerine yardım sağlarlar. Bunların yardımı yalnız başlarına ve tamamen yapmaları zorunlu değildir.
Medeni Kanun ile kişilerin birliktelikleri karı koca ve çocuklar olarak birbirlerine karşı sorumlulukları ve bunun hukuki zemini hazırlanmış bulunmaktadır. Yani evlenme akdi ile anne, baba, karı, koca ve çocukların durumları, sorumlulukları, her türlü hakları birbirlerine bakma yükümlülükleri açık bir şekilde kanun karşısında belirlenmektedir. Ancak yasa ile belirlenmiş durumlar dışındaki durumlarda, destek durumunun bulunup bulunmadığı belirlenerek, bunun ispatlanması ile bakım gücüne göre bakım ihtiyacı ortaya konabilecektir. Burada yasa dışı durumda bulunmamak, hukuka aykırılık teşkil etmemek kıstasları göz önünde bulundurularak destek durumunun aranmasında davacıların ileride şimdiki iktisadi ve mali durumlarını devam ettiremeyecekleri ve ihtiyaç içerisinde kalacakları kabul olunduğu ve ölenin de yardımı olmaksızın ihtiyaçlarının giderilemeyeceği Tespit Olunması Halinde Tazminat verilmesi mümkün olabilecektir. Şu halde her şeyden önce Sosyal Durumları, Mali Ve İktisadi İmkanları incelenmeli ve Gerçekten İlerde Ölenin Yardımına İhtiyaç Duyacakları Tespit Edildiği Takdirde Tazminatın Miktarı Hesaplanması uygun olacaktır.
Destekten yoksun kalmada yardım edilenin bulunmasında kendisine fiilen yardım edilen veya gelecekte yardım edilme olasılığı bulunan kişi veya kişiler, yardım edilendir. Bu yardım edilen kişi, özellikle ana, baba, kardeş, eş veya çocuk olabilir. Çocuk söz konusu ise, yardım, kural olarak rüşt yaşı ile sınırlıdır.
(Yargıtay 4.Hukuk D.Bşl.) Açıklamalı İçtihatlı Borçlar Kanunu Genel Hükümler Birinci Cilt Sayfa 600 de Destekten yoksun kalma tazminatına ilişkin davalarda Bakım Gücü ile Bakım İhtiyacının ispatlanması sorunu büyük önem taşır. ibaresi yer almaktadır. Ayrıca aynı dokümanın 598 nci sayfasında Destek Kavramı, Yardımlarda Düzenlilik Ve Devamlılık Halinde Söz Konusu Olur. Ölmeseydi anneannenin torununa bakacağı umudu, bu kavramın kapsamı dışındadır. Sorumluluk için mantıki illiyet değil, uygun illiyet bağı aranır. Nedenle sonuç arasında bir illiyetin kabulü için sorunun genel hayat tecrübelerine, olayların genel akışına ve objektif ihtimale göre, bir nedene bağlanabilmesini aramak zorunluluğu vardır. Başka bir anlatımla sonuç mahiyeti itibariyle bu nedene (olaya) uygun olmalı, onun uygun bir sonucu olarak görünmelidir. açıklamaları yer almakta, destek kavramında yardımların düzenliliği ve devamlılığının araştırılması gerek ve yeter şart olmaktadır.
Dava konusu olayda yasa dışı durum, hukuka aykırılık kavramları içinde belirlenen statülere göre uyuşmazlığın çözümü çoğunluk görüşü olarak bunların kabulü ise hukuk içinde bu durumun yasallaştırılması sonucunu doğurmaktadır.
Müteveffa ....................... askere gitmeden önce herhangi bir işte çalışmamakta, herhangi bir işi bulunmamaktadır. Davada herhangi bir desteklik gücü ortaya konmamıştır. Bundan sonrada destek olacak mıdır? Olacaksa ne derece destek olacaktır? Bu destek ne kadar sürecektir? sorularına cevap aranmadığı gibi davacı ........................'un statüsü de tam olarak ortaya konmamıştır. Müteveffa ..........................'un diğer 3 kardeşinin 2'si evli, 1'i bekardır. Müteveffanın askere gitmeden önceki medeni hali askerdeyken beyanı bilinmemektedir. Ancak vukuatlı nüfus kayıt örneğinde bekar olarak yer almaktadır. Çocukların babalık davası ile müteveffanın kayıtlı olduğu nüfus kütüğüne geçirilmesi işleminde de M.K. Madde 296'ya göre aykırılık bulunduğu görülmektedir. Hukuki olmayan statülere rağmen hukuki statü oluşturma gayretleri içinde maddi ve manevi tazminat hak edişin zemininin hazırlanması var olan hukuki duruma paralel hukuksuzluk yaratılması gayreti olarak görülmektedir. Bilirkişi incelemesinde de dolaylı kabullerle oluşturulan ......................'un statüsünün hukuki olmadığı ve elde etme hakkı olup olmadığına bakılmaksızın yapılan hesaplamanın da hukuki olmadığı kanaatinde bulunmaktayım.
Yukarıda açıklanan nedenlerle tam belirlenmeyen statüsü nedeniyle, öncelikle görev yönünden reddi gereken ve davacının davada haklılığının hukuka uygunluğunun denetlenmesinde oluşan hukuka uygun olmama durumu, gerek müteveffanın statüsü, ölümünden önceki durumu ve ilişkileri gerekse desteklik yönünden durumunun tam araştırılmamış olması ve bu konuda varsayımlara dayandırılmış olmasından dolayı oluşan yasa dişilik ve hukuka aykırılık içinde ve Medeni Kanun kapsamında kabul edilen bir statüde bilirkişi incelemesi yaptırılan davacı ....................'a maddi ve manevi tazminat verilmesine karar veren çoğunluk görüşüne iştirak etmediğimden karşı oy kullandım. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy