(926 S. K. m. 14, 20) (2709 S. K. m. 10, 125) (1602 S. K. m. 21) (Subay Sicil Yönetmeliği m. 113, 114)
Davacı, 3 Aralık 1997 tarihinde kayda geçen dava dilekçesi ile davalı idarenin savunmasına karşı verdiği ikinci dilekçede özetle; 30 Haziran 1994 yılında Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesini bitirdiğini, muvazzaf subaylığa geçmek için yaptığı 4.8.1994 ve 26 Kasım 1997 tarihli başvurularının reddedildiğini, Jandarma Genel Komutanlığının 7 Ağustos 1997 gün ve PER.4011-252-97/Pl.Ynt.D.Per.Tem.Ş.(196797) sayılı emrinde 1998 yılında emsalleri arasında temayüz etmiş astsubaylar arasından çeşitli sınıflardan toplam 175 astsubayın TSK. Personel Kanununun 109 ncu maddesi gereğince sınavla subaylığa geçirileceğinin bildirildiğini, ayni emrin ikinci maddesi (f) bendinde ise Jandarma Genel Komutanlığının Personel Temin ve Yetiştirme Planı (1993-1998) uyarınca ihtiyaç olmadığından, kendi nam ve hesabına fakülte ve yüksekokulları bitiren astsubayların TSK. Personel kanununun 14 ncü maddesine göre subaylığa geçme istemiyle ilgili olarak verilen dilekçeler J.Gn.K.lığına gönderilmeyecektir denildiğini, Jandarma Genel Komutanlığının bitirmiş olduğu işletme fakültesi ile ilgili olarak yardımcı sınıf subaya ihtiyacı olduğu açıkça belli olduğu ve aranan şartları taşıdığı 4 yıllık fakülte mezunu olmak gibi fazladan bir vasfı olduğu halde J.Gn.K.lığı Personel Temin ve Yetiştirme Planına (1993-1998) fakülte ve yüksekokul mezunu astsubaylar dahil edilmemiştir gerekçesiyle üniversite mezunu astsubaylar subay yapılmazken lise mezunu astsubayların subay yapılmasının kamu vicdanına ters düştüğünü, bu durumun Anayasanın 10 ncu maddesinde yer alan kanunlar önünde eşitlilik ilkesine aykırı bulunduğunu ileri sürerek subaylığa geçirilmeme işleminin iptalini dava ve talep etmiştir.
926 Sayılı TSK. Personel Kanununun 14 ncü maddesinin 3 ncü fıkrasında En az dört yıl süreli fakülte ve yüksekokulları bitirerek muvazzaf subay olmak için başvuran astsubaylarda 30 yaşından, lisansüstü öğrenimi tamamlamış olanlar 35 yaşından büyük olmamak ve diğer nitelikleri de haiz bulunmak şartıyla Kuvvet Komutanlarının veya Jandarma Genel Komutanlığının teklifi üzerine öğrenimlerinin ilgilendirdiği sınıflarda teğmen rütbesiyle muvazzaf subaylığa nasbedilirler... denilmektedir.
Kanunun 20 nci maddesinde de .... fakülte ve yüksekokul mezunları ile yedek subaylık hizmetini yapmakta olanlardan istekli bulunanların muvazzaf subaylığa nasp edilmelerinde aranacak nitelikler ve diğer hususlar bir yönetmelikte tespit olunur hükmü öngörülmüştür.
Kanunun buyrultucu hükmü gereği fakülte ve yüksekokul bitiren subaylardan istekli olanların muvazzaf subaylığa geçirilme usul ve esasları, bunlarda aranacak nitelikler Subay Sicil Yönetmeliğinde ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir.
Söz konusu Yönetmeliğin 113 ncü maddesinin (a) bendinde, fakülte ve yüksekokulları bitirerek muvazzaf subay olmak için başvuran astsubaylarda aranacak nitelikler sayılmakta ve (1) Silahlı Kuvvetlerin ihtiyacı bulunduğu sınıflarda görev yapabilecekleri anlaşılan ve bu göreve imkan veren en az 4 yıllık bir fakülte ve yüksekokuldan mezun olmak, (II) müracaat tarihi itibariyle düzeltilmemiş nüfus kaydına göre lisans öğrenimini tamamlamış olanlar 30, lisansüstü öğrenimini tamamlamış olanlar 35 yaşından büyük olmamak, (III) Son iki rütbede almış olduğu sicil notları ortalaması sicil tam notunun % 85 ve daha yukarısı olmak, (IV) Hakkında genel kültür, mesleki bilgi, karakter ve ahlak bakımından subaylığa layık bulunduğuna dair nitelik belgesi sıralı sicil üstlerince onanmış olmak, (V) Sağlık bakımından elverişli olmak, (VI) Yapılacak mülakatta başarı kazanmak. hükmüne yer verilmiştir.
Aynı Yönetmeliğin 114 ncü maddesi Genelkurmay Başkanlığının direktifinde belirtilen % oranları ve tavan yapısı bozulmadan, Kuvvet Komutanlıkları ve Jandarma Genel Komutanlığınca hazırlanacak temin ve yetiştirme planlarında astsubaylıktan subay olacaklar için her yıl Aralık ayının ilk haftasında bir kontenjan tespit edilir.
Kontenjan tespiti ile beraber ihtiyaç duyulan sınıflara hangi fakülte veya yüksekokul mezunlarının alınacağı belirtilir.
Bu husus ile meydana gelecek diğer değişiklikler her yıl Aralık ayı sonuna kadar ilgililere duyurulmak üzere yayınlanır hükmünü içermektedir.
Dava dosyasında mevcut belgelerden davacının dört yıllık öğrenim süreli Anadolu Üniversitesi İşletme Fakültesini bitirdiği, başvuru tarihine göre yaş durumunun subaylığa geçirilmeye uygun olduğu, sicil notları ortalaması ve nitelik belgesi yönünden aranılan koşullara sahip olduğu anlaşılmakla ve zaten değinilen bu hususlarla ilgili olarak taraflar arasında bir uyuşmazlık da bulunmamakla birlikte, uyuşmazlığın davalı idarenin 926 sayılı Kanunun 14/3 ve Subay Sicil Yönetmeliğinin 113 ve takip eden maddelerine göre fakülte ve yüksekokulları bitiren astsubaylardan subay kaynağına geçirileceklere gereksinme duyulmadığını ve personel temin ve yetiştirme planlarında muvazzaf subaylığa nasp için böyle bir kaynağın öngörülmemiş olduğu neden gösterilerek davacının başvurusunun reddedilmesinden kaynaklandığı görülmektedir.
İdarenin kamu hizmetinin gerekleri doğrultusunda teşkilatlanması, hizmetin gereksinme duyduğu personelin sayısal miktarını kadro ve kuruluşunda göstermesi kamu hizmetini hangi niteliklere sahip personel eliyle yürüteceğini, örneğin personelin öğrenim, yaş, sağlık gibi koşullarının ne olması gerektiğini öngörmesi ve hizmete alacağı personeli önceden belirlenmiş durumlara uyanlar arasında seçmesi en doğal hakkıdır. İdare kamu hizmetini topluma yararlı şekilde sunmakla yükümlü olduğuna göre, hizmeti en iyi hangi personel eliyle yürüteceğini takdir etmek yetkisine de sahiptir. Önemli olan bu takdir yetkisinin hukuka uygun olarak kullanıp kullanmadığıdır. Önceden somut kurallarla belirlenmiş hukuki durumlara aykırı bir uygulamanın yapılması, elbette takdir yetkisi ilkesine uygunluğu savunulamayacak bir husustur. Davaya konu olan olguda: davalı idare kamu hizmetinin gereksinme gösterdiği subay kaynağına öğrenim durumları ne olursa olsun fakülte ve yüksekokul mezunu subaylardan almayacağını planlamış, personel temin ve yetiştirme planlarında da böyle bir duruma yer vermediğini öne sürmüştür. Kamu hizmetinin yürütülmesinde, fakülte ve yüksekokul mezunu astsubay kaynağından muvazzaf subaylığa geçiş yapılmasının sakıncalarını dile getirerek, bu kaynaktan subaylığa geçirileceklerin rütbe kısıtlamasına tabi olmamaları nedeniyle ileride personel politikası bakımından oluşturulması gerekli görülen pramidal yapıyı bozacağını iddia etmektedir. Gerçektende davalı idare savunma ekinde gönderilen personel temin ve yetiştirme planlarında fakülte veya yüksekokul mezunu astsubay kaynağından muvazzaf subay kaynağına personel geçirilmesine yer verilmediği saptanmıştır. Davalı idarenin sözü edilen kaynaktan muvazzaf subaylığa geçirilecek personele ihtiyacı bulunmadığı ve bu durumu personel temin ve yetiştirme planlarında öngördüğü cihetle, davacının isteminin reddi yolunda tesis ettiği işlemin hukuka aykırılığı düşünülemez. Aksi bir kabul tarzı, idarenin takdir hakkını kaldıracak ve idari işlem niteliği taşıyacak yargı kararı verilmek demek olacaktır ki, bu durumu Anayasanın 125/4 ve 1602 sayılı Kanunun 21 nci maddeleri ile bağdaşırlığı söylenemez. Zira bu maddelerde; yargı yetkisi, idari işlem ve eylemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı tutulmuş, idari eylem ve işlem niteliğinde veya takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilemeyeceği vurgulanmıştır. Davalı idare açıkça, fakülte ve yüksekokul bitiren astsubaylardan, 926 sayılı Kanunun 14/3 ncü maddesine göre muvazzaf subay kaynağına geçişe ve subay nasbına ihtiyacı bulunmadığını ve personel temin ve yetiştirme planlarında bu durum öngörmediğini savunmuş ve savunma adı geçen planların incelenmesi ile doğrulanmış iken, verilecek bir yargı kararında aksinin hüküm altına alınması, doğrudan idarenin yerine geçmek, yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlamak, idari işlem ve eylem niteliğinde, takdir yetkisini kaldırmak anlamına gelir. Böyle bir kararın Anayasa ve Yasaya aykırılığı söz götürmez bir gerçektir.
Anayasanın 10 ncu maddesinde belirtilen eşitlikten amaç eylemli değil hukuki eşitliktir. Hukuki eşitlik aynı durum ve kişiler arasındaki eşitliği öngörür. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar ayrı kurallara bağlı tutulursa Anayasanın öngördüğü eşitlik ilkesi çiğnenmiş olmaz. Bu itibarla dava konusu olayda eşitlik ilkesinin zedelendiğinden söz edilemez. Bu nedenle davacının iddiaları kabule değer görülmemiş, işlemin tüm öğeleriyle hukuka uyarlı bulunmuştur.
Açıklandığı üzere, yasal dayanaktan yoksun DAVANIN REDDİNE, (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy