(2709 S. K. m. 40, 129) (1602 S. K. m. 24)
Davacı vekili 24 Şubat 1998 tarihinde kayda geçen dava Dilekçesinde özetle; müteveffa .......'un 48.P.Tug.l.P.Tb.2.Bl.K.lığı emrinde askerlik görevini yaptığı sırada şehit düştüğünden bahisle, cenazesinin memleketi Niğde ili Altunhisar İlçesine askeri araçla gönderilip defnedildiğini, bilahare ölüm sebebini hemşerileri polis memuru ........'nın mahkeme kararının göndermesi üzerine öğrendiklerini, müteveffanın Astsb. ........'nın dövmesi sonucu çok ağır tehevvüre kapılarak silahla intihar ettiğini, idarenin hizmet kusurundan dolayı davacı anne ve baba için ayrı ayrı 3.000.000.000 TL. maddi, 500.000.000 TL. manevi, davacı kardeşler için ayrı ayrı 100.000.000 manevi olmak üzere toplam 7.300.000.000. TL. maddi ve manevi tazminatın hüküm altına alınmasını talep ve dava etmiştir.
Davalı idare savunmasında; davanın süre aşımına uğradığını, ölen kişi için de dava açıldığını, müessir fiil ile intihar olayı arasında illiyet bulunmadığını ileri sürmüştür.
Dava dosyasının incelenmesinden; davacıların Yakını .......'un askerlik görevini yaptığı sırada 06.09.1996 tarihinde silahla vurulmak suretiyle intihar ettiği, intihar öncesi Astsb. ........'nın ..........'a nöbette iken sebebini sorduğu, inkar edince mevzi içinde çapraz tutuş cezası verdiği, sabahı bölük merkezine inmek için mercedes kamyonda oturan müteveffayı araçtan indirerek nöbette uyuduğunu kabul etmemesi üzerine dövdüğü, kulağından tutarak mercedes kamyonun kaportasına çarparak vurduğu, dayak neticesinde ağzından ve burnundan kan geldiği, dudağında kesik oluştuğu, astsubayın bu eyleminden dolayı asta müessir fiil suçundan 48. P.Tuğ.K.As. Mahkemesince yargılanıp suçu sabit görülerek cezalandırıldığı, 20.02.1997 tarihinde 1997/166 Esas, 1997/25 sayılı kararın 18.06.1997 tarihinde kesinleştiği, davacıların bu kararı hemşerilerinin göndermesi üzerine 26.08.1997 tarihinde öğrendiklerini iddia ettikleri, 18.12.1997 tarihinde idareye müracaat edip zımni red kararı üzerine iş bu davayı açtıkları, dava dilekçesindeki müteveffanın kardeşi olarak gösterilen ..........'un müteveffanın kendisi olduğu anlaşılmaktadır.
1602 Sayılı Kanunun 43 ncü maddesinde; İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açmadan önce, bu eylemlerin yazılı bildirimi üzerine veya başka surette öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve herhalde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde yetkili makama başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri lazımdır. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde bu konudaki işlemin tebliği tarihinden ve altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açabilirler denilmektedir. Madde metninden de anlaşılacağı üzere idari eylemlerden hakları ihlal edilenlerin, bu eylemin yazılı bildirimi veya başka surette öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl içinde idareye başvurmaları gerekmektedir.
Müteveffanın şehit düştüğünden bahisle cenazesinin getirilip defninden sonra anne ve babası tarafından oğullarının nasıl şehit düştüğü hususundaki taleplerine henüz soruşturma yapıldığını, dosyanın ilgili Askeri Savcılığa gönderilmiş olduğu bildirilince ilgili mahkemeden de kesin cevap alamayınca hemşerileri vasıtasıyla dava sonucunu öğrenme gayreti içinde olup hemşerilerinin 23.08.1997 çıkış tarihli postayla kesinleşmiş mahkeme kararını göndermesi üzerine, olay ve sebebini gerçek biçimde öğrenince 18.12.1997 tarihinde idareye başvurmuşlar cevap verilmeyince süresi içinde dava dilekçesi verilmiştir.
Olayın özelliği itibariyle ve soruşturma nedeniyle birliğince gerçek sebebi gizli tutulduğu mahkeme kararı kesinleşip ilgililere duyuruluncaya kadar davacılar menfaatlerinin ihlali konusunda gerçek bilgiye kararın gönderilmesinden sonra sahip olmuşlardır. Sonucun (eylem ve sebebin) bildirilmesi konusunda idarenin bir tebligatı mevcut olmadığından tanıdıkları vasıtasıyla 23.08.1997 postaya veriliş tarihli haberle duruma vakıf oldukları cihetle olay ve sebebini en erken bu tarihte öğrendiklerini kabul etsek dahi bu tarihten itibaren 60 gün içinde idareye başvurulmuş olması ve beş yıllık sürenin de geçmemiş olması karşısında başvuru ve davanın süresinde olduğunu kabul etmek gerekmektedir.
Dava dilekçesinde müteveffanın kardeşi olan .........'un müteveffanın kendisinin olduğunun davacı vekilince de kabul edilmesi ve cevaba cevap dilekçesinde bu hususun zuhulen yazıldığının kabul edilmesi nedeniyle, davacılar listesinden çıkarılmış bu konu da herhangi bir karar verilmesine gerek olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Anayasanın 40 ncı maddesinde yer alan kişinin resmi görevliler tarafından vaki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da kanuna göre, Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır. Şeklinde ifadesini bulan hükmü ve yine Anayasanın 129/5 nci maddesindeki memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak ancak idare aleyhine açılabilir. Şeklindeki hükmü ile 1602 Sayılı Kanunun 24 ncü maddesinde yer alan kişiler askeri görevlerle ilgili olarak uğradıkları zararlardan ötürü bu görevleri yerine getiren personel aleyhinde değil sadece bu mahkemede ilgili kurum aleyhine tazminat davası açabilirler. Kurumun genel hükümlere göre sorumlu personele rücu hakkı saklıdır. Şeklindeki hükmü muvacehesinde askeri bir kamu hizmetinin ifası sırasında ifa edilen zararlarda sonuç ile eylem arasındaki bağın hizmetten soyutlanamayacağı, idare ajanının mevcut kişisel kusurunun ifa edilen görevden ayrı düşünülemeyeceği, bu durumda dahi verilen zararlarda devletin asıl ve birinci derecedeki sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı, keza devlet adına kamu hizmeti yürüten davalı idarenin halin icaplarına ve ihtiyaca göre hizmeti devamlı ve iyi şekilde topluma arz etmesi ve hizmeti yürütürken kimsenin zarara uğramamasını sağlamak amacıyla gerekli önlemleri alması zorunludur. Bu zorunluluğunun gereği gibi yerine getirilmemesi hizmetin kusurlu işlediğinin göstergesidir.
Müteveffanın disiplinsiz hareketleri olsa dahi gereğinin yasal yollarla halli gerekirken, müteveffanın Astsb. ........... tarafından küfredilip arkadaşlarının önünde birkaç kez tekme tokat ve yumruklarla dövülüp başının aracın kasasına çarptırıldığı, ağzının ve burnunun kanadığı, savunmasını hazırladığı halde daha çok dövülme ve hakarete maruz kalması sonucu onur kırıcı bu davranışlara dayanamayarak intihar ettiği, Astsb. ........'nün astlarını korumakla görevli olduğu halde bu lazımeye Riayet etmediği, olayın idarenin ajanı astsubayın kusurundan ileri geldiği, ajanın idarenin yürüttüğü hizmetin bir parçası olduğu, bunun hizmetin yapısından kaynaklandığı, başka bir deyişle ajanları idarenin yürüttüğü hizmetten ayırmanın mümkün olmadığı düşünüldüğünde birlikteki hizmetin iyi işlemediği, ajanların yeterince eğitilmediği ve yeterince denetlenmediği, dolayısıyla idarenin hizmet kusuru içinde bulunduğu anlaşıldığından, müteveffanın müterafik kusuru da dikkate alınarak zararların davalı idarece karşılanması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Davacılara sağlanan maddi yararların tespiti maksadıyla davacı anne ve babaya olay nedeniyle aylık bağlanıp bağlanmadığı T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünden sorulmuş, 23.6.2000 tarihinde verilen cevap ile ilgilinin nöbette uyumasından dolayı komutanınca kötü muameleye maruz kalması üzerine bu durumu kendisine yediremeyerek silahla kendisini vurma eylemi T.C. Em. San. Kanununun 48. Maddesinin (e) fıkrası kapsamına girdiğinden ilgililere aylık bağlanamayacağı ve tütün ikramiyesi ödenemeyeceği bildirilmiştir.
Maddi tazminat isteminde bulunan davacıların maddi zararlarının tespiti için re'sen seçilen bilirkişi tarafından tanzim edilip mahkememize ibraz edilen 12.10.2000 tarihli bilirkişi raporunda, davacın annenin maddi zararı ve hak edişinin 1.439.189.069 TL., davacı babanın maddi zararının ve hak edişinin 655.683.309 TL. olduğu bildirilmiştir.
Taraflara tebliğ olunan ve itiraz edilmeyen bilirkişi raporunun mahkememizce bilirkişiye verilen talimatlara göre hazırlandığı, ilmi verilere ve mahkememizin yerleşik içtihatlarına uygun olarak düzenlendiği anlaşıldığından bilirkişi raporu uyarınca işlem yapılmıştır.
Davacılara olay nedeniyle duydukları ve ileride duyacakları acı ve ızdıraplarını kısmen de olsa karşılayabilmek amacıyla; olayın vukua geliş şekli ve tarihi, davacının askerlik statüsü ve sosyal durumu, paranın alım gücü ve işleyecek faiz gözönünde bulundurularak uygun miktarda manevi tazminat verilmesi kabul edilmiştir.
Hükmedilen maddi ve manevi tazminatlara uygulanan yasal faiz 01.01.2000 tarihinden itibaren %60 olmasına rağmen dava dilekçesinde %50 yasal faiz talep edildiğinden 01.01.2000 tarihinden itibaren istem gibi %50 faize hükmedilmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1- Bilirkişi raporu uyarınca ve müteveffanın müterafik kusuru nazara alınarak davacı baba ..........'a 350.000.000 TL. (üçyüzelli milyon TL.) davacı anne ............. 1.000.000.000 TL. (bir milyar TL.) maddi tazminat verilmesine, fazlaya ait istemlerinin REDDİNE,
2- Davacı anne ve babaya takdiren ve müteveffanın müterafık kusuru dikkate alınarak ayrı ayrı ve istemleri gibi 500.000.000 TL. (beşyüz milyonar TL.) manevi tazminat VERİLMESİNE,
3- Davacı kardeşler ......., ...... ve ........'a takdiren ve müteveffanın müterafik kusuru dikkate alınarak ayrı ayrı istemleri gibi 100.000.000'ar TL. (yüzmilyonar TL.) manevi tazminat VERİLMESİNE,
4- Hükmedilen maddi tazminat miktarlarına müteveffanın yeniden gelir elde edeceği varsayılan 24.4.1997 tarihinden 31 Aralık 1997 tarihine kadar %30 (yüzde otuz), 1 Ocak 1998 tarihinden ödeme tarihine kadar %50 (yüzde elli) yasal faiz YÜRÜTÜLMESİNE,
5- Hükmedilen manevi tazminat miktarlarına olay tarihi olan 6.09.1996 tarihinden 31.12.1997 tarihine kadar %30 (yüzde otuz), 01.01.1998 tarihinden ödeme tarihine kadar %50 (yüzde elli) yasal faiz VERİLMESİNE,
6- Yargılama giderlerinin davalı idareye yükletilmesine, Harçlar Kanununun 13/j maddesi gereğince harçtan muaf tutulan davalı idare aleyhine harca hükmedilmesine YER OLMADIĞINA,
7- Davacılar tarafından peşin yatırılan 67.232.000 TL. (altmışyedi milyon ikiyüzotuziki bin TL.) harcın istek halinde davacılara İADESİNE,
8- Davacılar tarafından peşin yatırılan ve sarf edilen 12.000.000 TL. (oniki milyon TL.) posta pulu giderinin davalı idareden alınarak davacılara VERİLMESİNE,
9- Davacılar tarafından yatırılan ve sarf edilen 20.000.000 TL. bilirkişi ücretinin davadaki haklılık oranına göre 15.500.000 TL. (onbeş milyon beşyüz bin TL.)'nın davacılar üzerinde bırakılmasına, 4.500.000 TL. (dört milyon beşyüz bin TL.)'nın davalı idareden alınarak davacılara VERİLMESİNE,
10- Hükmedilen maddi ve manevi tazminat miktarları üzerinden davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifeleri gereğince hesap edilen 118.650.000 TL. (yüzonsekiz milyon altıyüzelli bin TL.) Avukatlık ücretinin davalı idareden alınarak davacılara VERİLMESİNE,
11- Dava duruşmalı görüldüğünden reddedilen maddi tazminat miktarları üzerinden davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari ücret tarifeleri gereğince hesap edilen 62.150.000 TL. (altmışiki milyon altıyüzelli bin TL.) Avukatlık Ücretinin davacılardan alınarak davalı idareye VERİLMESİNE, (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy