(2709 S. K. m. 125) (818 S. K. m. 47)
Davacının 19 Haziran 1998 tarihinde kayda geçen dilekçesinde özetle; eşi P.Atğm. .......'nin askerlik görevini icra ettiği sırada yapılan Kuzey Irak Operasyonu sırasında 03.06.1997 tarihinde mayına basması neticesinde yaralandığını ve kaldırıldığı Diyarbakır Askeri Hastanesinde şehit olduğunu, eşinin askere gitmeden önce 8/3 derece ve kademesinde görev yapan komiser yardımcısı olduğunu, olay tarihinde kızı Zeynep'e hamile olduğunu, idarenin kendisine ödediği nakdi tazminatın zararını karşılamaktan çok uzak olduğunu, idareye yaptığı müracaatta cevap verilmemesi üzerine toplam 18.000.000.000 TL. (18 Milyar) Maddi, 2.000.000.000 TL. (2 milyar) Manevi tazminatın olay tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte ödenmesini talep ve dava etmiştir.
Dava dosyasında mevcut bilgi ve belgelerin incelenmesinden, davacıların yakını .......'nin P.Atğm. olarak Van 21 nci Sınır Tümen K.lığı emrinde askerlik hizmetini yaptığı, Kuzey Irak Operasyonu sırasında mayına basması neticesinde yaralandığı, kaldırıldığı Diyarbakır Askeri Hastanesinde 06.06.1997 tarihinde şehit olduğu davacılardan ........'nin olay tarihinde kızı ..........'ye hamile olduğu, davacılara 3.12.1997 tarihinde 1.700.000.000 TL. (birmilyar yediyüz milyon TL.) nakdi tazminat ödendiği, davacının 26.2.1998 tarihinde idareye yaptığı müracaatta cevap verilmemesi üzerine toplam 20.000.000.000 TL. (20 milyar) maddi ve manevi tazminat istemi ile işbu davayı açtığı anlaşılmıştır.
Bilindiği gibi son yıllarda Güneydoğu ve Doğu Anadolu'da yoğunlaşan terör eylemleri sebebiyle Anayasanın 120 nci maddesine göre bazı illeri kapsayan olağanüstü hal ilan edilmiş bu olağanüstü hal uygulaması sırasında çok sayıda güvenlik görevlileri ve Askeri kişi sakat kalmış veya şehit olmuştur.
Anayasanın 125 nci maddesinde İdare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür şeklindeki hüküm, son yıllarda gerek mahkememiz gerekse diğer yargı organları tarafından geniş yorumlanmakta, idarenin Anayasa ve yasalardan aldığı yetkilerle ve kamusal yöntemlerle yaptığı hizmetlerden, bu hizmetlerin kurulması ve işletilmesinden doğan bireysel nitelikli zararlarla idare ajanlarının verdiği zararlar, hatta üçüncü kişilerin bu hizmetle ilgili eylemlerinin doğurduğu zararların idarece giderilmesi gerektiği kabul edilmektedir. Bu suretle idarenin sorumluluğu kusurlu davranış nedenini aşarak kusursuz sorumluluk hallerini de kapsayan bir genişlik kazanırken diğer yandan zarar verici eylemi yapanla idare arasında bir ilişkinin bulunmadığı, bazı hallerde dahi idarenin sorumlu tutulması kabul edilmektedir. Böylece öğretide ve yargı kararlarında idarenin eylemlerinden dolayı sorumluluğu, mücbir sebep ve idarece alınacak tedbirlerle giderilmesi mümkün olmayan umulmadık haller dışında kabul edilmektedir.
Devletin terör hareketlerine karşı giriştiği faaliyet savaş hali sayılmadığı ve dolayısıyla mücbir sebep olarak nitelendirilmediğinden, bu faaliyetler sırasında teröristlerin eylemlerinden zarara uğrayanların bu zararı, tüm ülkede değil ülkenin bir kısmında terör örgütleri tarafından yaratılan bir zarar olduğundan, savaş halinde olduğu gibi tüm toplumun katlanmak durumunda olduğu bir kamu külfeti olarak değerlendirilmemiş, özel ve olağandışı nitelik taşıyan kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesi gereğince idarece karşılanması gereken bir zarar olarak kabul edilmiştir.
Davalı idare davacı .........'in olay tarihinde henüz doğmamış olması nedeniyle manevi zarara uğramasının mümkün olmadığını belirtmiş ise de; Yargıtay 9.Hukuk Dairesinin 5.12.1967 tarih ve 8571 Esas 11541 Karar sayılı ilamında aynen belirttiği üzere BK.nun 47 nci maddesinde hakimin özel durumları göz önünde tutarak ölenin ailesine manevi zarar nedeniyle adalete uygun tazminat ödenmesine karar verilebileceği hükmü yer almıştır.
Küçük .........'nin ölümünden sonra doğması aile kavramına dahil olmasına engel teşkil etmez. Bundan başka manevi zararın ölüm anında doğmasını zorunlu kılan bir kanun hükmü yoktur. Manevi zararın sonradan doğması da mümkündür. Gerçekten babasını dahi tanımak mutluluğundan yoksun kalacak çocuğun bütün yaşantısı boyunca duyacağı eksiklik ve acı söz götürmez. Öbür yandan ilk olarak manevi tazminat müessesesi kabul edildikten sonra, küçüğün geleceğine yönelen manevi zararları karşılıksız bırakmak açık surette adalet ve hakkaniyet kurallarına aykırı düşer .Açıklanan bu nedenlerle babası vefat ettiği sırada henüz doğmamış olan ancak sonradan tam ve sağlam doğmak suretiyle hukuken kişilik kazanan davacı ..........'in babasının ölümü nedeniyle manevi zarara uğradığının kabul edilmesi gerekmektedir. (Aynı doğrultuda Yargıtay 9.H.D. 30.06.1970 gün 2600 Esas, 7353 Karar sayılı ilamı; 15.H.D.22.10.1974 gün 809 Esas 1207 Karar sayılı ilamı; 10.H.D. 27.10.1977 gün, 1341 Esas, 6711 Karar sayılı ilamı; 4.H.D. 5.3.1979 gün, 9773 Esas, 2900 Karar ve 19.3.1981 gün ve 1989 Esas, 3442 Karar sayılı ilamları mevcuttur.).
Mahkememizin yerleşmiş kararlarıyla T.C. Emekli Sandığınca olay sebebiyle bağlanan aylıklar ödenen tütün ikramiyeleri, davacının tespit edilen maddi zararlarından düşüldüğünden, davacılara vazife malullüğü aylığı bağlanıp bağlanmadığı sorulmuş, T.C.Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünün 15.9.1997 tarih ve 116697 sayılı işlemi ile eş .........'ye 15.06.1997 tarihinden itibaren 50.102.000 TL. TSK. Vazife Malullüğü aylığı bağlandığı bu aylığın 01.01.1998 tarihinden itibaren 55.454..000 TL. olduğu, kızı .......'nin 13.11.1997 tarihinde doğması nedeniyle 01.12.1997 tarihinden itibaren 25.600.000 TL. dul ve yetim aylığı bağlandığı bu aylığında 01.01.1997 tarihinde 33.272.000 TL. olduğu, ayrıca ilgilinin toplam 2 yıl 10 ay 15 gün hizmetine karşılık eşine toplam 3.556.707.000 TL. emekli ikramiyesi ödendiği ayrıca 3480 sayılı kanun uyarınca eşe ve çocuğa toplam 471.509.000 T.L tütün ikramiyesi ödendiği görülmüştür. 2330 Sayılı Kanun gereğince davacıya 1.770.221.000 TL. nakdi tazminat ödenmiştir. Aynı kanunun 6 ncı maddesi gereğince ödenen bu nakdi tazminat, nakdi tazminatı alanın maddi ve manevi zararlarının karşılığı olduğu her türlü şüpheden varestedir.
Davacının 2 Eylül 1998 tarihinde idareye yaptığı 3713 sayılı yasa gereği 10 yıl süreyle kira yardımından yararlanma isteğine 12 Ekim 1998 tarihinde olumsuz cevap verildiği bu nedenle bilirkişi hesaplamalarında konut kira yardımından faydalanmadığının esas alındığı anlaşılmıştır.
Maddi zararların tespiti için re'sen seçilen bilirkişinin 11.02.2000 tarihli raporunun tetkikinden davacı eşin maddi zararların bağlanan aylık ve tütün ikramiyesi ile 13.958.810.010. TL. fazlasıyla karşılandığından maddi tazminat hak edişinin bulunmadığı ayrıca 1.059.783.474 TL. nakdi tazminat yararı sağladığının, davacı çocuk ........'nin de bağlanan aylık ve tütün ikramiyesi ile 12.174.913.888 TL. fazlasıyla karşılandığı ayrıca 3.179.350.453. TL. nakdi tazminat yararı sağladığının bildirildiği anlaşılmıştır.
Taraflara tebliğ edilen bilirkişi raporuna itiraz edilmemiş olduğundan bilirkişi raporu uyarınca tatbikat yapılmıştır. Bilirkişi raporu uyarınca davacıların maddi zararı bağlanan aylık ve ödenen tütün ikramiyeleri ile fazlasıyla karşılandığından davacıların maddi tazminat hakedişi bulunmamaktadır. Davacıların ayrıca sağladığı nakdi tazminat yararları manevi zararın karşılığı olarak kaldığından ve Mahkememizin emsal olaylarda takdir ettiği manevi tazminat miktarlarından fazla olduğundan davacıların manevi tazminat isteminin de reddi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle;
1- Bilirkişi raporu uyarınca ve ödenen Nakdi Tazminat dikkate alınarak davacılar ........ ve .......'nin MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT İstemlerinin REDDİNE
2- Davacı tarafından peşin yatırılan 25.000.000 TL. Bilirkişi ücretinin davacı üzerinde BIRAKILMASINA,
3- Davacı tarafından peşin yatırılan 181.200.000 TL. harçtan 1.172.000 TL. Başvurma 1.569.400 TL. ilam harcının toplam 2.741.000 TL. harcın mahsubu ile artan 178.459.000 TL. harcın istek halinde DAVACIYA İADESİNE,
4- Posta pulu masraflarının davacı üzerinde BIRAKILMASINA. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy