(2709 S. K. m. 125) (1602 S. K. m. 21, 24)
Davacılar vekili 27 Ekim 1997 tarihinde kayda geçen dilekçesinde özetle; Konya Ereğli Jandarma Bölük K.lığı emrinde askerliğini yapmakta olan davacıların eşi ve babası .........'in 1.8.1997 tarihinde bir şahsın saldırısına uğrayarak şehit olduğunu, olay nedeniyle maddi ve manevi zarara uğradıklarını, zararın yetkililerin gerekli özen ve dikkati göstermemelerinden dolayı olduğunu, davalı idareye yaptıkları başvuruya olumsuz cevap verildiğini belirterek toplam 1.000.000.000.-TL. maddi ve 4.000.000.000.-TL. manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte hüküm altına alınmasını talep ve dava etmiştir.
Dava konusu olayla ilgili belgeler ve özellikle Konya Ereğli Ağır Ceza Mahkemesi'nin 25.08.1998 gün ve E. 1997/60, K. 1998/35 sayılı hükmü incelendiğinde; davacıların yakınının Ereğli Jandarma K.lığında askerlik hizmetini ifa ettiği, 1.8.1997 tarihinde sanık sivil şahıs ..........'in karakol komutanlığına giderek PKK tarafından takip edildiğini, öldürülmekten korktuğunu beyan etmesi üzerine bahçede dinlenmesine izin verildiği, saat 21:00'den sonra sanığın telaşlandığı, sıkıntısının arttığı ve huzursuzluk çıkarması üzerine nezarette taşkınlık yapması üzerine nöbetçiler tarafından yeniden bahçeye çıkarıldığı, bahçede otururken sanığın birden oturduğu yerden kalkıp duvardan atlayarak kaçmaya başladığı, davacıların yakınında aralarında bulunduğu erler tarafında sanığın takibine başlandığı, sanığın yakalandığı anda pantolonuna gizlediği ekmek bıçağını çıkarak ......... ve ........ adlı erleri yaraladığı, sanığın etkisiz hale getirildiği, hastaneye götürülen yaralı erlerin vefat ettiği, sanığın Paronoid Şizofren olduğunun tesbiti nedeniyle hakkında ceza tayin edilemediği, hastanede kontrol altında tutulmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.
İdarenin hukuki sorumluluğunun dayanağı Anayasanın 125 nci maddesidir. Anayasanın 125 nci maddesine göre İdare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlüdür Bu suretle idarenin sorumluluğu Anayasa prensibi olarak kabul edilmiştir. Anayasa dışında idaremin sorumluluğu 1602 Sayılı Kanunun 21 ve 24 ncü maddelerinde de düzenlenmiştir. Ancak gerek Anayasa da gerekse 1602 Sayılı Kanunda idarenin sorumluluğunun hangi esaslara dayanacağı belirtilmemiştir. Bu meselenin halli doktrin ve yargı içtihatlarına bırakılmıştır. Bugün idarenin sorumluluğu hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk ilkelerine dayandırılmaktadır. İster hizmet kusuru isterse kusursuz sorumluluk ilkesine dayansın genel olarak idarenin tazmin borcunun doğabilmesi için, bir zararın mevcudiyeti zara yol açan eylemin idareye yüklenebilir nitelikte olması, zarar ile eylem arasında illiyet bağının bulunması zorunludur.
Meydana gelen olay nedeniyle doğan zararın meydana gelişinde idareye atfı kabil hizmetin kurulmasında ve işletilmesinden doğan bir hizmet kusuru bulunmamaktadır. Ancak davacıların yakınının bir kamu hizmeti olduğunda şüphe bulunmayan askerlik hizmeti yaptığı sırada karakol bahçesinde bekleyen şüpheli şahsın kaçması üzerine yakalanmasına çalışılırken sanığın bıçakla yaralanmak suretiyle öldürüldüğü, zarar ile eylem arasında illiyet bağının bulunduğu, sözkonusu zararların kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca davalı idarece karşılanması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Davacılara olay nedeniyle bağlanacak aylık ve ödenecek tütün ikramiyeleri yarar olarak kabul edilmektedir. Zira davacıların yakını Emekli Sandığına tabi bir işte çalışmakla birlikte görevi dışında bir sebeple ölse idi 3 yıl 1 ay 22 günlük hizmet süresi dikkate alındığında aylık bağlanamayacaktır.
Bu husus araştırılmış T.C.Emekli Sandığı'nın 7.10.1998 gün ve 71.793.028 sayılı yazısından, Genel Müdürlüğün 6.8.1998 gün ve 91379 sayılı işlemi ile 1.09.1997 tarihinden itibaren davacı eşe 37.482.000.-TL. çocuğa 18.741.000.-TL. aylık bağlandığı, en son olarak 1.10.1998 tarihinden itibaren eşin aylığının 67.041.00.-TL'ye çocuğun aylığının 33.521.000.-TL.'ye yükseltildiği, 1997 yılı için eşe ve çocuğa ayrı ayrı 22.310.000.-TL. tütün ikramiyesi tahakkuk ettirildiği, öte yandan davacının sandığa tabi hizmet süresi dikkate alınarak eşe 83.945.000.-TL. çocuğa 41.973.000.-TL. emekli ikramiyesi ödendiğinin bildirildiği görülmüştür.
Ayrıca davacılara 2330 sayılı Nakdi Tazminat ödenmesi ve aylık bağlanması hakkındaki kanun uyarınca 17.12.1997 tarihinde 1.775.000.000.-TL. nakdi tazminat ödenmiştir, anılan kanunun 6 ncı maddesi uyarınca ödenen bu tazminat maddi ve manevi zararların karşılığıdır.
Davacıların uğradıkları zararların tesbiti için re'sen seçilen bilirkişinin hazırladığı 11.01.1999 tarihli bilirkişi raporunun tetkikinde davacılardan eşin zararının sağladığı yararlara 6.180.014.-TL. fazlasıyla karşılandığı ayrıca 2.988.902.777.-TL. nakdi tazminat yararı sağladığı, çocuğu zararının sağladığı yararlarla 4.963.004.807.-TL. fazlasıyla karşılandığı ayrıca 1.305.526.806.-TL. nakdi tazminat yararı sağladığının bildirildiği görülmüştür.
Taraflara tebliğ olunan bilirkişi raporuna itiraz edilmemiştir. Mahkememizin tesbit ettiği kıstaslara, yerleşik kararlarına ve ilmi verilere uygun görülen bilirkişi raporu doğrultusunda uygulama yapılmıştır.
Davacıların yakınlarını kaybetmeleri nedeniyle duydukları ve ömür boyu duymaya devam edecekleri acı ve ızdıraplarını kısmen de olsa telafi edilebilmesi amacıyla takdir olunacak miktarlarda manevi tazminat verilmesine karar verilmiş, ancak davacıların sağladıkları nakdi tazminat yararları miktarları mahkememizce emsal olaylarda verilen tazminat miktarından fazla olduğundan davacıların bu yöndeki taleplerinin de reddine karar verilmiştir.
Mahkememizin yerleşik içtihatlarına göre T.C.Emekli Sandığı Gn. Md. nce ödenen maluliyet aylığı ve tütün ikramiyesi maddi tazminat miktarlarından düşürmektedir. Zira davacı bu olay nedeniyle T.C.Emekli Sandığında gerek maluliyet aylığı ve gerekse tütün ikramiyesinin ödenmesi uzun zamana ihtiyaç göstermekte ve başlangıçta bu aylığın bağlanması kesin olmadığından idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanlar bir yandan aylık bağlanması hususunda başvururken öte yandan da dava açma süresini geçirmemek için maddi tazminat verilmesi istemiyle bağlanacak aylıkları da içerecek şekilde tam yargı davası açmaktadırlar. Başka bir deyişle başlangıçta davacıların maddi tazminat istemiyle tam yargı davasını açma veya aylık bağlanması için başvuruda bulunma yollarından birini seçmeleri haklarının kaybolmasını önlemek yönünden imkan dahilinde bulunmamakta, zorunlu olarak iki yola birden başvurma durumunda kalmaktadırlar. Hal böyle olunca duruşmalı görülen davalarda mahsup muamelesinden dolayı maddi tazminat isteminin kısmen veya tamamen reddi halinde davacılar aleyhine hükmolunması haksızlığa ve hak aramak için başka çaresi olmayan davacının zarara uğramasına yol açmaktadır. Bu görüşün ışığı altında Mahkememizdeki benzer davalarla ilgili uygulamalar da dikkate alınarak davacının maddi tazminat talebinin reddi sebebiyle aleyhe vekalet ücretine hükmolunmamıştır.
Aynı sebeplerle, davanın açıldığı tarihte nakdi tazminat ödenmediği, dava açıldıktan sonra ödenmesi nedeniyle reddedilen manevi tazminat miktarları üzerinden aleyhe ücreti vekalete de hükmolunulmamıştır.
Bu itibarla ve yukarıda açıklanan nedenlerle;
1- Bilirkişi raporu uyarınca ve ödenen nakdi tazminat miktarları dikkate alınarak davacılar .......... ve .........'in maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine,
2- 1602 sayılı Kanunun 71 nci maddesi uyarınca yargılama giderlerinin davacılara Yükletilmesine, davacılar tarafından peşin yatırılan 45.735.000.-TL. harçtan 649.700.-TL. başvuru ve 870.000.-TL. maktu ilam harcı toplamı olan 1.519.000.-TL. harcın mahsubu ile bakiye 44.216.000.-TL. (Kırkdörtmilyonikiyüzonaltıbin TL.) harcın istem halinde davacılara iadesine,
3- Davacılar tarafından peşin yatırılan ve sarf edilen bilirkişi ücreti ve posta giderlerinin davacıların üzerinde bırakılmasına,
4- Davalı idarenin aleyhe ücreti vekalet talebinin REDDİNE. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy