(2709 S. K. m. 125)
Davacılar vekilleri, 26.03.1999 tarihinde Hekimhan Asliye Hukuk Mahkemesine verdikleri ve AYİM kayıtlarına 6 Nisan 1999 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle, müvekkillerinin oğlu ve kardeşi olan Plt.Ütğm. ..........'in 04.06.1997 tarihinde yapılan sınır ötesi harekat sırasında teröristlerce atılan füzenin içinde bulunduğu helikoptere isabet etmesi sonucu şehit olduğunu, idarenin kusurlu ve kusursuz sorumluluk kuramı gereğince sorumluluğunun bulunduğunu belirterek davacı baba ............ için 1.500.000.000.TL. maddi, 7.000.000.000.TL. manevi, davacı kardeşler .......... ve ........ için 750.000.000.'ar TL. maddi, 3.000.000.000'ar TL.' manevi olmak üzere toplam 16.000.000.000.TL. tazminatın hüküm altına alınmasını dava ve talep etmiştir.
Yukarıda özetlenen 12 Kasım 1999 tarihli Başsavcılık düşüncesinde, davada süre aşımının bulunduğu ileri sürülmüş, ancak davanın esası hakkında herhangi bir görüş belirtilmemiştir.
Kurulumuzca yapılan değerlendirmede; 04 Haziran 1997 tarihinde meydana gelen ölüm olayıyla ilgili olarak, 1602 Sayılı Kanunun 43 ncü maddesinde öngörülen bir yıllık başvuru süresi içerisinde, idari başvuruda bulunulmaksızın, 03 Haziran 1998 tarihinde doğrudan Askeri Yüksek İdare Mahkemesine açılan davada, AYİM. 2.Dairesinin 15 Temmuz 1998 gün ve 1998/564 Karar sayılı kararı ile dilekçenin reddine karar verildiği, bu karar uyarınca süresi içerisinde 27.08.1998 tarihinde kayda geçen dilekçe ile yenilenen davada Mahkememizin 25 Kasım 1998 gün ve 1998/718 Karar sayılı kararı ile dilekçenin görevli mercie tevdiine karar verilmesi üzerine 26.03.1999 tarihinde kayda geçen dilekçe ile işbu davanın açıldığı anlaşıldığından, davada süre aşımının bulunmadığı sonucuna varılmış ve 8 Aralık 1999 gün ve 1999/374 Esas sayılı kararı ile davanın esası hakkında Başsavcılık görüşü alınmak üzere dava dosyasının AYİM Genel Sekreterliğine iadesine oyçokluğuyla karar verilmiştir.
AYİM. Başsavcılığının 29 Aralık 1999 gün ve 1999/1403 sayılı yazısı ile davanın süreden reddine şeklindeki Başsavcılık düşüncesinin usule ilişkin nihai bir karar olması nedeniyle ikinci bir düşünce bildirilmesinin olanaksız bulunduğu gerekçesiyle dava dosyası yeniden Mahkememize gönderilmiştir.
Dairemizin 05 Ocak 2000 gün ve Gensek No: 1999/518, Esas No: 1999/374 sayılı kararı ile davanın esası hakkında Başsavcılık görüşü alınmak üzere dosyanın yeniden AYİM Genel Sekreterliğine iadesine karar verilmiş, bu kez AYİM Başkanlığının 3 Şubat 2000 gün ve Gensek: 1999/518 İd.Ks.sayılı yazısı ile Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başkanlığının görev ve yetki düzeni itibariyle replik düplük aşaması tamamlanarak Başsavcılık düşüncesi alınmasından sonra daireye intikal etmiş bir dava ile ilgili olarak sözü edilen konuda yapabileceği bir işlem bulunmadığı belirtilerek Mahkememize gönderilmesi üzerine yargılamaya, Başsavcılığın davanın esasına ilişkin görüşü alınmaksızın devam olunmuştur.
Dosyada mevcut belge ve bilgilerin incelenmesinden;
davacıların yakını Plt.Ütğm. ............'in 04.06.1997 tarihinde teröristlere karşı yürütülen sınır ötesi harekat sırasında içinde bulunduğu helikopterin teröristlerce atılan füze ile düşürülmesi sonucu vefat ettiği anlaşılmıştır.
Olayın bir kamu hizmetinin ifası sırasında meydana geldiği ve olayda müteveffanın kusurunun olmadığı hususlarında taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamakla birlikte olayın taraflara göre üçüncü kişi durumundaki teröristlerin eyleminden meydana gelmiş olması nedeniyle idarenin bu eylemden sorumlu tutulup tutulmayacağı, tutulacaksa sorumluluğun türü üzerinde durulmasına gerek görülmüştür.
Anayasanın 125 nci maddesine göre idare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlüdür. Bu suretle idarenin sorumluluğu Anayasa prensibi olarak kabul edilmiştir. Ancak, Anayasada İdarenin sorumluluğunun hangi esaslara göre belirleneceği belirtilmemiş, bu meselenin halli doktrin ve yargı kararlarına bırakılmıştır. Bugün idarenin sorumluluğu hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk ilkelerine dayandırılmaktadır. İster hizmet kusuru isterse kusursuz sorumluluk ilkelerine dayandırılsın genel olarak idarenin tazmin borcunun doğabilmesi için bir zararın mevcudiyeti, zarara yol açan eylemin idareye yüklenebilir nitelikte bulunması zarar ile eylem arasında illiyet bağının bulunması zorunludur.
Bilindiği gibi Güneydoğu ve Doğu Anadolu'da yoğunlaşan terör eylemleri nedeniyle Anayasanın 120 nci maddesine göre bazı illeri kapsayan olağanüstü hal ilan edilmiştir. Olağanüstü hal uygulaması sırasında çok sayıda güvenlik görevlileri ve Askeri kişi şehit olmuştur.
İdare Güneydoğu ve Doğu Anadolu'da güvenliği sağlamak amacıyla kamu hizmetini yoğun şekilde ifa etmeye çalışmakta ve bu hizmeti ajanları vasıtasıyla yerine getirmektedir. İdarenin terör hareketlerine karşı giriştiği faaliyet savaş hali sayılmadığından mücbir sebep olarak kabul edilmeyeceği gibi, bu tür faaliyetler sırasında kamu hizmetini ifa ederken zarar gören idare ajanının zarara uğramasında, hizmetin kurulmasından ve işletilmesinden doğan, idareye atfı kabil bir hizmet kusurunun varlığından da sözedilemez. Dava konusu zararın doğrudan doğruya idarenin bir eyleminden doğmayıp idarenin dışındaki bir olaydan kaynaklandığı açıktır. Zararlı sonucu doğuran olayla hizmet arasında illiyet bağı bulunduğundan kusursuz sorumluluk ilkesine göre zararın yalnızca zarar gören üzerinde bırakılmayarak topluma yayılması adalet, eşitlik ve hakkaniyet esaslarına daha uygun düşeceğinden davacıların zararının bu esaslara göre karşılanması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Mahkememizin yerleşik içtihatları uyarınca T.C.Emekli Sandığı iştirakçisi olan kimselerin kamu hizmetinin ifası sırasında ölmeleri halinde varislerine T.C.Emekli Sandığınca bağlanan vazife malullüğü aylığı ile bu kimselerin ecelleri ile ölmeleri halinde Emekli Sandığınca bağlanacak dul ve yetim aylıkları arasındaki fark ve ödenen tütün ikramiyeleri olay sebebiyle sağlanan yarar olarak kabul edilerek maddi zararlardan düşüldüğünden maddi tazminat talebinde bulunan davacı baba ............'a aylık bağlanıp bağlanmadığı, tütün ikramiyesi ödenip ödenmediği araştırılmış, T.C.Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünün 31.03.2000-19.09.2000 gün ve 72.858.004 sayılı yazılarından; 22.08.1997, 05.05.1998, 14.01.1999 tarih ve 104303, 57010, 160053 sayılı işlemler ile 3713 Sayılı Kanun uyarınca 7. Derece 1. Kademe+ 950 intibakı üzerinden davacı babaya 15.06.1997 tarihinden itibaren 51.345.000.TL. 1. Derece TSK.vazife malullüğü aylığı bağlandığı, bilahare bağlanan aylıkların memur maaş katsayısı artışına paralel olarak artmaya devamla 01.01.2000 tarihinden itibaren 226.530.000.TL.'sına yükseltildiği, müteveffanın durumunun 01.09.2000 tarihinden itibaren yürürlüğe giren 4567 Sayılı Kanun kapsamında girmesi nedeniyle 6. Derece 2. Kademe + 1150 ek gösterge intibakı ile 01.07.2000 tarihinden itibaren aylıklarının 262.560.000.TL.'sına yükseltildiği, müteveffanın 7 yıl 2 ay fiili hizmeti, 11 ay 8 gün fiili hizmet süresi zammı ve 1 yıl 23 gün hizmeti, 9 yıl kıdemi bulunmakla birlikte anılan hizmetlerinin 5434 Sayılı Kanunun 55. nci maddesi uyarınca 30 yıl kabul edilmek suretiyle aylık bağlandığı, ayrıca 3480 Sayılı Kanun uyarınca 1997 yılı için (6,5 aylık) 72.507.000.TL., 1998 yılı için 399.000.000.000.TL., 1999 yılı için 552.400.000.TL. tütün ikramiyesi, 5434 Sayılı Kanunun Ek 20 nci maddesi uyarınca 3.556.707.000.TL. emeklilik ikramiyesi ödendiği anlaşılmıştır.
Yukarıda açıklananlara ek olarak 2629 Sayılı Uçuş, Paraşüt, Denizaltı, Dalgıç ve Kurbağa Adam Hizmetleri Tazminat Kanunu ve 926 Sayılı Türk silahlı Kuvvetleri Personel Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun hükümleri uyarınca davacı baba .......... ile davacı kardeşler ............ ile .........'a 12 Haziran 1997 tarihinde 1.880.481.000.TL. şehitlik tazminatı ödenmiş bulunmaktadır.
Anılan Kanunun 14 ncü maddesinin (c) bendinde ödenen tazminatın maddi ve manevi zararlar karşılığı olduğu, (d) bendinde ise, tespit edilen tazminatın kanuni mirasçılara intikalinde şehidin eş ve füruu veya yalnızca füruu ile içtima eden ve ölüm tarihinde sağ olan ana ve babanın her birine ayrı ayrı olmak üzere %10 tutarındaki kısmı verildikten sonra kalanı içtima eden diğer mirasçılara ödeneceği, diğer hallerde miras hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır.
Maddi tazminat isteminde bulunan davacının maddi zararlarının sağlanan yararlarla karşılanıp karşılanmadığının, karşılanmış ise karşılanmayan zarar miktarının tespiti amacıyla bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş, resen seçilen bilirkişi tarafından düzenlenerek Mahkememize ibraz edilenle 10.2000 tarihli bilirkişi raporundan; davacı babanın maddi zararının sadece maddi yararlarla ve 68.835048.219.TL. fazlasıyla karşılandığı, ayrıca 5.691.066.804.TL. nakdi tazminat yararı sağladığı, bu nedenle maddi tazminat hakedişinin mevcut olmadığı anlaşılmıştır.
Her ne kadar bilirkişi raporunda davacı babanın faizlendirilmiş şekliyle 5.691.066.804.TL. nakdi tazminat yararı sağladığı belirtilmiş ise de, müteveffa .........'ın annesi ..........'in daha önce ölmüş bulunması nedeniyle 2629 Sayılı Kanunun 14/d ve Türk Medeni Kanununun miras hükümleri uyarınca nakdi tazminatın bir kısmının annenin mirasçısı durumunda bulunan davacı kardeşlere intikal etmesi nedeniyle davacı babanın 2.845.533.402.TL., davacı kardeşlerin ise ayrı ayrı 711.383.350.TL. nakdi tazminat yararı sağladıkları anlaşıldığından bu miktarlar nazara alınarak hüküm kurulmuştur.
Taraflara tebliğ edilen bilirkişi raporuna davacı vekilince bilirkişi raporunun yeterli ve objektif olmadığı, hesaplama yöntemi ile rapora esas alınan hususların dosya kapsamı ile çeliştiği ve gerçekleri yansıtmadığı, hesaplanan yaşam süresi, ödenecek miktarlar, faiz ve hesaplamaların yanlış ve ferdi olduğu, yasalar uyarınca yapılan ödemelerin oluşan maddi zarardan ayrı olarak değerlendirilmesi gerektiği, bilirkişinin yalnızca davacılardan ........... ile ilgili hesaplama yapıp diğer davacıların dikkate alınmamasının yanlış olduğu yolunda itirazda bulunulmuş ise de, raporu hazırlayan bilirkişinin hesap bilirkişi olup Mahkememizce kendisine verilen talimatlar çerçevesinde hesaplama yapması, sözkonusu raporun Mahkememizin yerleşik içtihatlarına, tespit ettiği kıstaslara, ilmi verilere uygun bulunması karşısında davacı vekilinin itirazına itibar edilmemiştir.
Bilirkişi raporundan da anlaşıldığı gibi davacı baba ..........'in maddi zararı sadece bağlanan aylık ve ödenen tütün ikramiyesi ile fazlasıyla karşılandığından maddi tazminat hakedişi bulunmamaktadır. Davacının ayrıca sağladığı faizlendirilmiş 2.845.533.402.TL. lık nakdi tazminat yararı bu davacının manevi zararlarının karşılığı olarak kalmış ve maddi tazminat hesabında dikkate alınmamıştır. Davacı babanın manevi zararının karşılığı olarak kalan bu nakdi tazminat yararı Mahkememizin emsal olaylarda takdir ettiği manevi tazminat miktarından fazla olduğundan davacı babanın manevi tazminat isteminin de reddine karar verilmiştir.
Davacı kardeşler için de maddi tazminat isteminde bulunulmuş ise de, ölenin kardeşlerine destek olabilmesi için kardeşlerin halen ihtiyaç içinde bulunmaları, ölenin de hali refahta olması ve kardeşlerine yardım ettiğinin belgeleriyle ispatlanması şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerektiğinden ve bu hususlar ispat edilmemiş olduğundan, davacı kardeşlerin maddi tazminat isteminin reddi cihetine gidilmiştir. Ayrıca davacı babaya aylık bağlanmış olup ihtiyacı olan çocuklarına bakımın kardeşten önce geliri olan babaya düştüğü de bir gerçektir.
Davacı kardeşlerin manevi tazminat istemine gelince, davacı kardeşlerin miras hükümleri uyarınca ayrı ayrı sağlamış oldukları 711.383.350.TL. lık nakdi tazminat yararı 2629 Sayılı Yasa uyarınca manevi zararlarının karşılığı olarak ödendiğinden ve sağlanan bu yarar Mahkememizin emsal olaylarda kardeşlere takdir ettiği manevi tazminat miktarlarından fazla olduğundan davacı kardeşlerin manevi tazminat istemlerinin de reddine karar verilmiştir.
Açıklanan nedenlerle;
1- Bilirkişi raporu uyarınca ve ödenen nakdi tazminat dikkate alınarak davacı baba ..........'ın MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT İSTEMİNİN REDDİNE,
2- Davacı kardeşler .......... ile ............'ın MADDİ TAZMİNAT İSTEMLERİNİN REDDİNE,
3- Ödenen nakdi tazminat dikkate alınarak davacı kardeşler ............ ile ..........'in MANEVİ TAZMİNAT İSTEMLERİNİN REDDİNE,
4. Davacılar tarafından peşin yatırılan 146.600.000.TL. harçtan 2.080.000.TL. başvurma harcı ile 2.790.000.TL. ilam harcının toplamı olan 4.870.000.TL. harcın mahsubu ile artan 141.730.000.TL.(YÜZKIRKBİRMİLYONYEDİYÜZOTUZBİN TL.) harcın istek halinde davacılara İADESİNE,
5- Davacılar tarafından peşin yatırılan ve sarf edilen 25.000.000.TL. (YİRMİBEŞMİLYON TL.) bilirkişi ücretinin DAVACILAR ÜZERİNDE BIRAKILMASINA,
6- Davacılar tarafından peşin yatırılan ve sarfedilen 11.650.000. TL. (ONBİRMİLYONALTIYÜZELLİBİN TL.) posta pulu giderinin DAVACILAR ÜZERİNDE BIRAKILMASINA,
7- Dava duruşmalı görüldüğünden reddedilen maddi ve manevi tazminat miktarı üzerinden davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan avukatlık Asgari Ücret Tarifeleri gereğince hesabedilen 121.100.000. TL. (YÜZYİRMİBİRMİLYON TL.) Avukatlık ücretinin davacılardan alınarak DAVALI İDAREYE İADESİNE. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy