(1632 S. K. m. 155, 171) (1602 S. K. m. 21) (2709 S. K. m. 119)
Davacı 28 Ekim 1999 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; 15-30 Ağustos 1999 tarihleri arasında planlı senelik izin kullanmak üzere görev yaptığı gemiden ayrıldığını, 16 Ağustos 1999 tarihinde ailesi ile birlikte İzmir'e gittiğini, 17 Ağustos 1999 gecesi olan büyük depremi duyar duymaz, ailesinin ve evinin de Gölcük'te olması nedeniyle süratle İzmir'den Gölcük'e gitmek için hareket ettiğini, ancak yolların kapalı olması nedeniyle 18 Ağustos 1999 akşamı geç saatlerde Karamürsel'e gelebildiğini, görev yaptığı geminin Tüpraş'taki yangından ötürü seyir halinde olması nedeniyle gemisine gidemediğini, ancak döndüğüne dair bilgiyi gemi komutanına iletmesi için elektrik subayına cep telefonu ile bildirdiğini, birkaç gün Gölcük'te kalıp yaralı ve ölen akrabaları ile ilgilendikten sonra tekrar ailesinin yanına döndüğünü, onları emin bir yere yerleştirmeyi müteakip 29 Ağustos 1999 tarihinde gemiye katıldığını, tüm bu gecikmelerin makul bir sebebi olmasına ve durumun gemi komutanınca da bilinmesine rağmen farklı algılanması sonucunda Kişiye Özel olarak şiddetli uyarı yazısının yazıldığını, 17 Ağustos 1999 tarihinde olan deprem sonrasında; Anayasanın 119 ncu maddesi, Olağanüstü Hal Kanununun 131 nci maddesi ve konu ile ilgili diğer mevzuatlarda da belirtildiği gibi Bölgenin Afet Bölgesi olduğuna dair bir Bakanlar Kurulu Kararı ve Milli Savunma Bakanlığının veya Genelkurmay Başkanlığının izinlerin kaldırıldığına dair bir kararı olmamasına rağmen en kısa sürede bölgeye ulaşarak gemi ile irtibat kurduğunu ve Gemi Komutanının bilgisi dahilinde hareket ettiğini, Gemi Komutanı tarafından şahsına verilen özel uyarının iptali maksadıyla 6 Eylül 1999 tarihinde IV. Muhrip Filotillası Komodoruna müracaat ettiğini ve müracaatının 04 Ekim 1999 tarihli yazı ile reddedildiğini, söz konusu özel uyarı yazısının daha sonraki sicil amirlerini menfi yönde etkileyerek hakkındaki kanaatlerini yönlendirecek nitelikte olması ve sicil dosyasında bulunduğu müddetçe de yanlış değerlendirmelere sebebiyet verecek olması nedeniyle iptal edilerek şahsi dosyasından çıkarılmasını talep ve etmiştir.
Dava dosyasındaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden, davacının ikinci sicil üstü olan Gemi Komutanınca verilen Özel gizlilik dereceli ve ...size hatırlatıyor ve sizi en şiddetli şekilde uyarıyorum ifadesi ile sona eren uyarı yazısının, 1632 Sayılı Askeri Ceza Kanunu'nun 155 nci maddesinde sayılan cezalar kapsamında bulunan Tevbih (uyarı) cezası niteliğindeki şiddetli tevbih cezası olduğu ve 1632 sayılı Kanunun 171 nci maddesine Ek cetvelde belirtilen disiplin amirlerinin disiplin ceza yetkileri cetveline göre verilmiş bir disiplin cezası olduğu huşunda bir tereddüt bulunmamaktadır.
Davacı söz konusu cezanın kaldırılması için 06 Eylül 1999 tarihli dilekçesi ile bir üst amirine müracaat etmiş ve ancak üst amirinin müracaatını reddetmesi üzerine söz konusu disiplin cezası kesinleşmiştir.
1602 Sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun İdari davalar ve yargı yetkisinin sınırı başlıklı 21 nci maddesinin 2 nci bendi; İdari yargı yetkisi, idari işlem ve eylemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. Yerindelik denetimi yapılamaz. Yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak tarzda kullanılamaz ve idari eylem ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilemez hükmünü, aynı maddenin son fıkrası ise; Cumhurbaşkanı, Yüksek Askeri Şuranın tasarrufları ve Sıkıyönetim Komutanlarının 1402 Sayılı Kanunda yazılı tasarrufları ile disiplin suç ve tecavüzlerinden ötürü disiplin amirlerince verilen cezalar yargı denetimi dışındadır hükmünü amirdir.
Disiplin amirlerince verilen disiplin cezaları yargı denetimi dışında tutulmuş olmakla birlikte; Mahkememizin bu konuda istikrar bulan içtihatlarında da belirtildiği üzere, askeri disiplin cezaları ister bir başka idari işlemin hukuki sebebi olsun, ister tek başına bir idari işlem durumunda olsun her iki halde de, bu tür disiplin cezalarının yok hükmünde olup olmadığının belirlenmesi ile sınırlı olarak yargı denetimine tabi olduğu konusunda bir şüphe bulunmamaktadır. Tesis olunan disiplin cezası işleminde; savunmanın alınmaması, yetkisiz amirin ceza vermesi, cezada zamanaşımı olması yahut amirin ceza yetkisini aşması gibi haller kanuna açık ve net aykırılık teşkil edeceğinden bu haller verilen disiplin cezasının yok hükmünde sayılmasını zorunlu kılmaktadır. Bu kapsamda yargı denetimine tabi tutulan disiplin cezasında; Davacıya isnat edilen suç ve verilen disiplin cezasının, ceza vermeye yetkili disiplin amirinin 1632 Sayılı Kanununda belirtilen yetkileri dahilinde, 1632 ve 477 Sayılı Kanunlarda belirtilen süre içinde ve savunma alınmak suretiyle verildiği, herhangi bir maddi hatanın bulunmadığı görülerek yasal mevzuata ve hukuka herhangi bir aykırılığın bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle yasal dayanaktan yoksun bulunan DAVANIN REDDİNE. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy