(1602 S. K. m. 43)
Davacılar vekili, 13.10.1999 tarihinde kayda geçen aynı tarihli dava dilekçesi ile 16.12.1999 tarihli dilekçesinde özetle;
müvekkillerinden ........... ve .......... oğlu, diğer müvekkillerinin kardeşi ..........'in, askerlik hizmetini yapmakta iken 02.11.199.4 tarihinde aynı birlikte görevli er .......... tarafından hamili bulunduğu G-3 piyade tüfeği ile öldürüldüğünü, adı geçen erin yargılaması sonucunda tedbirsizlik dikkatsizlik sonucu ölüme sebebiyet vermek suçundan KKK.lığı Askeri mahkemesince 15.08.1995 tarihinde mahkumiyetine karar verildiğini, bu kararın Askeri Yargıtay 1 nci Dairesince 07.02.1996 tarihinde onanarak kesinleştiğini, müvekkillerinin maddi ve manevi zarara uğramaları nedeniyle Ankara 13 ncü Asliye Hukuk Mahkemesinde tazminat davası açıldığını, ancak bu mahkemenin görevsizlik kararı vermesi üzerine bu davanın açıldığını, ceza davası açılmış olduğundan ve gerçekte ceza yargılaması sonucunda ortaya çıktığı için gözönünde bulundurulması gereken sürenin, ceza zamanaşımı süresi olan 5 yıl olduğunu, olayın 02.11.1994 tarihinde meydana gelmiş olması nedeniyle zamanaşımı süresinin 02.11.1999 tarihinde sona ereceğini, oysa davanın zamanaşımı süresi dolmadan 8 ay önce 05.03.1999 tarihinde açıldığını, davada süre aşımı bulunmadığını belirterek müvekkilleri baba ......... ve anne ........... için ayrı ayrı beşer milyar TL. maddi ve birer milyar TL. manevi ve kardeşler için ayrı ayrı beşyüzer milyon TL. olmak üzere toplam 14.500.000.000.TL. (ondörtmilyarbeşyüzmilyon TL)'ın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte hüküm altına alınmasını talep ve dava etmiştir.
Dava dosyasındaki bilgi ve belgelere göre; Davacıların oğlu ve kardeşleri Mu.Er .........'in, Etimesgut/ANKARA 700 ncü Muhabere Ana Depo ve Fabrika Komutanlığı Kh.Bl.Komutanlığı emrinde askerlik hizmetini yapmakta iken aynı birlikte görevli Mu.Er .........'ın tedbirsizliği ve dikkatsizliği sonucu 02.11.1994 tarihinde G-3 piyade tüfeği ile vurularak öldürüldüğü, KKK.lığı Askeri Mahkemesinin 15.08.1995 gün ve 1995/226-317 Esas ve Karar sayılı kararı ile ceza yargılaması sonuçlandırılarak Mu.Er ...........'in tedbirsizlik, dikkatsizlik, emir ve talimatlara riayetsizlik sonucu ölüme sebebiyet vermek suçundan mahkumiyetine karar verildiği, müteveffanın babası .........'in bu yargılamaya vekili vasıtasıyla müdahil olarak katıldığı, verilen kararı müdahil olarak temyiz ettikleri, mahkumiyet hükmünün, Askeri Yargıtay 1 nci D.nin 07.02.1996 gün ve 1996/99-97 sayılı ilamı ile onanarak kesinleştiği, davacılar vekili tarafından Ankara 13 ncü Asliye Hukuk Mahkemesinde 05.03.1999 tarihinde tazminat davası açıldığı, bu mahkemenin görevsizlik kararı vermesi üzerine bu defa Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde davanın açıldığı anlaşılmıştır.
Dava açma süresi, kamu düzeni ile ilgili olup hak düşürücü süre niteliğinde olduğundan davanın her aşamasında re'sen dikkate alınması hukuk alanında tartışmasız kabul edilen bir zorunluluktur. Bu nedenle işin esasına geçilmeden önce davanın süresinde açılıp açılmadığı hususu incelenmiştir.
1602 Sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 43 ncü maddesi İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açmadan önce, bu eylemlerin yazılı bildirimi üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve herhalde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde yetkili makama başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri lazımdır. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde bu konudaki işlemin tebliği tarihinden ve altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açabilirler.
Görevli olmayan adli yargı mercilerine açılan tam yargı davasının görevden reddi halinde sonradan Askeri Yüksek İdare Mahkemesine açılan davalarda, birinci fıkrada öngörülen idareye başvurma şartı aranmaz hükmünü öngörmektedir.
Buna göre; davacıların, oğlu ve kardeşlerinin ölüm tarihi olan 02.11.1994 tarihinden itibaren bir yıl içerisinde idareye başvurması, başvurudan sonra yasal süreler içerisinde tam yargı davasını açmaları gereklidir.
Ankara 13 ncü Asliye Hukuk Mahkemesine 05.03.1999 tarihinde dava açıldığı ve bu davanın 29.09.1999 tarihinde görev yönünden reddi üzerine AYİM'de dava açıldığı, bu halde idareye ön müracaatta bulunma şartının aranmayacağı öngörülmüş ise de bu durum, 1602 Sayılı Kanunun 43 ncü maddesinde belirtilen eylemin öğrenilmesinden itibaren bir yıl ve olay tarihinden itibaren beş yıl içinde dava açılması şartını ortadan kaldırmamaktadır. Davacıların, ölüm olayını en geç bir kaç gün içinde öğrendiklerinin kabulü, hayatın olağan akışına uygun düşmekte ise de lehe bir yorumla davacılar vekili ve müteveffanın babası ........'in, davacıların yakınının ölümüne sebebiyet veren Sanık ..........'in yargılanmasına 19.01.1995 tarihli dilekçe ile müdahil olarak katıldıkları dikkate alınarak en geç bu tarihte eylemden haberdar olduklarının kabul edilmesinin gerektiği, davacıların bu tarihten itibaren de bir yıllık dava açma süresini geçirdikten sonra 05.03.1999 tarihinde maddi ve manevi tazminat istemiyle adli yargıda dava açtıklarının anlaşıldığı, davacılar vekilinin, davanın beş yıllık zamanaşımı süresi içinde açılabileceği iddialarına ise 1602 Sayılı AYİM.Kanununun 43 ncü maddesindeki eylemin öğrenilmesinden itibaren bir yıllık süre içinde davanın açılması gerektiği hükmü karşısında itibar edilemeyerek, davacılar vekilinin bir yıllık dava açma süresini geçirdikten sonra tam yargı davasını açtığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle;
1- Davanın süre aşımı yönünden REDDİNE,
2- 1602 Sayılı AYİM Kanununun 71 nci maddesi gereğince yargılama giderlerinin davacılar üzerinde BIRAKILMASINA. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy