(1602 S. K. m. 43) (2709 S. K. m. 125)
Davacılar, 18.01.2000 tarihinde kayda geçen dava dilekçelerinde AYİM Daireler Kurulunca reddi üzerine yeniledikleri ve 29.02.2000 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; yakınları olan ...............'nün, Konya 487 nci Ulaştırma Hafif Oto Tb.K.lığı emrinde askerlik hizmetini yaparken 30.12.1998 tarihinde yaralandığının bildirildiğini, Konya'ya birliğine ve daha sonra kaldırıldığı Selçuk Tıp Fakültesine gittiklerini, yaralanmanın lastik şişirirken meydana geldiğini öğrendiklerini, 03.01.1999 tarihinde vefat ettiğini, bu acı ölüm karşısında buna sebebiyet verenlerin kim olduğunu araştırmak için tahkikatı yürüten sivil savcılığa akabinde askeri savcılığa başvurduklarını, müteveffaya kademe astsubayı ve komutanları tarafından lastik yapma görevi verildiğini, mesleği ve askeri sınıfı olmadığı halde emre itaatsizlik olmasın diye görevi yapmaya çalıştığını, lastik tamiri sırasında cant sekmanı denilen parçanın lastikten fırlayarak müteveffanın ayağı ve başına çarparak yaralandığını ve sonucunda hayatını kaybettiği gerçeği ile karşı karşıya kaldıklarını, ulaştırma sınıfında eğitim alan, sivil hayatında dizel motor tamircisi olan müteveffanın amirlerince sınıfı ve branşı olmayan bir konuda görevlendirildiğini, nezaret görevinin yapılmadığını, ölüm olayı sonrasında kademe astsubayı hakkında KKK.lığı Askeri Mahkemesine dava açıldığını, lastik yapma işinin müteveffanın meslek bilgisi dahilinde olmadığını, kendisine emir verilen ve yapılması istenilen lastiğin askeri bir araca ait olduğunu tamir yerinin de kademe olduğunu, emir veren üstlerinin de o yerin komutanları olduğunu, emir ve talimatlara aykırı hareket eden üstlerinin davranış ve emirlerinin suç teşkil eden eylem olduğunu, bunun sonucunda ölüm meydana geldiğini, Mehmetçik Vakfı dışında herhangi bir yarar sağlamadıklarını, tazminat istemiyle 28.09.1999 tarihli dilekçeyle Milli Savunma Bakanlığına başvuruda bulunduklarını, bu ölüm olayı nedeniyle destekten yoksun kalmaları ve manevi zararları için davacılardan .............'na onarmilyar TL. maddi, beşer milyar TL. manevi ve davacı kardeş .........için üç milyar TL. manevi tazminat olmak üzere toplam 20.000.000.000.TL. maddi ve 13.000.000.000.TL. manevi tazminatın olay tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmişlerdir.
Davalı idare tarafından davada süre aşımı olduğu ileri sürülmüş ise de, davacıların yakınları olan Ulş.Er ............'nün 03.01.1999 tarihinde vefat ettiği, 28.09.1999 tarihli dilekçeleri ile idareye maddi ve manevi tazminat istemiyle başvuruda bulundukları, dilekçenin 05.10.1999 tarihinde idarece teslim alındığı, herhangi bir cevap verilmediği ve davacıların 18.01.2000 tarihinde AYİM kayıtlarına geçen dilekçeleri ile dava açtıkları, AYİM Daireler Kurulunun 03.02.2000 tarih ve 2000/6-20 sayılı kararı ile dilekçenin reddine karar verildiği, bu kararın 24.02.2000 tarihinde ilgililere tebliğ edildiği, ve 29.02.2000 tarihinde AYİM kayıtlarına geçen dilekçe ile dava açıldığı, 1602 sayılı AYİM Kanununun 43 ncü maddesinde öngörülen süre içerisinde idareye müracaat edildiği, cevap verilmemesi üzerine 120 günlük yasal süre içerisinde de davanın açıldığı, süre aşımının söz konusu olmadığı anlaşıldığından idare tarafından ileri sürülen süre aşımı itirazına itibar edilmeyerek uyuşmazlığın esasına geçilmiştir.
Dava dosyasındaki bilgi ve belgeler ve özellikle ölüm olayına ilişkin olarak hakkında memuriyet görevini ihmal suçundan kamu davası açılan Ord.Tek.Bçvş ............'nün yargılaması sonucunda KKK.lığı Askeri Mahkemesinin 16.05.2000 tarih ve 2000/315- 322 sayılı Askeri Yargıtay 3 ncü Dairesinin 24.10.2000 gün ve 2000/653- 651 sayılı ilamı ile onanarak kesinleşen beraat kararı incelendiğinde; Ulş.Er ..............'nün, Konya - 487.Uls.Hff.Oto Tb.K.lığı emrinde askerlik hizmetini yapmakta iken 30.12.1998 günü saat: 15.00 sıralarında arkadaşı .............'e ait Magırus aracın patlak olan lastiğinin onarımını yaptıktan sonra lastiği şişirmek için kademenin önünde duran seyyar kompresörün yanına gittiği, Er ..........'ün kompresörün havasını açtığı sırada müteveffanın lastiği şişirdiği, bilahare çekiçle çembere ve janta vurmasıyla lastiğin patladığı, birkaç metre yükseğe fırlayan lastiğin üzerine düşmesi sonucu müteveffanın başından yaralandığı ve sol bacak kaval kemiğinin kırıldığı, tedavilerine rağmen Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesinde 03.01.1999 tarihinde kunt kafa travması sonucu gelişen beyin ödemi nedeniyle vefat ettiği anlaşılmıştır.
Bahse konu kararda; müteveffanın asıl görevinin motor tamirciliği olduğunda, lastik şişirme görevini arkadaşına yardım etmek maksadıyla kendiliğinden yaptığında, bu hususta sanık tarafından kendisine herhangi bir emir verilmediğinde kuşku bulunmadığı, esasen lastik tamirinin motor kademesinin özel bir bölümünde ve şişirilmesinin ise lastik şişirme kafesinde yapılması gerektiği, müteveffanın bu gerekliliğe riayet etmeksizin şişirme eylemini açıkta yapmak suretiyle bu olayın meydana gelmesine sebebiyet verdiği, bu hususun çeşitli görev talimatlarıyla kademe personeline ve bu meyanda müteveffaya da tebliğ edildiği, bu nedenle müteveffanın amiri konumunda bulunan sanığın emrindeki personele gerek araç ve gereçlerin kullanımı ve gerekse görevlerin ifası hususunda yeterli eğitim ve sorumluluk vermediğinden söz edilemeyeceği, olay sırasında kademedeki bir aracı tamirle meşgul olduğu anlaşılan sanığın müteveffanın kendiliğinden kalkıştığı lastik şişirme eyleminden haberdar olmasının düşünülemeyeceği, sanığın genel olarak davranışları ile müteveffanın ölümüne sebebiyet veren kaza arasında doğrudan doğruya bir illiyet bağı olmadığı, sanığın bu olayın meydana gelmesine sebep olacak şekilde doğrudan doğruya bir emir ve talimat vermediği, dolaylı şekilde ihmali bir davranışının bulunmadığı belirtilerek hakkında dava açılan Ord.Tek.Astsb.Kd.Bçvş .............. hakkında beraat kararı verilmiştir.
T.C.Anayasasının 125 nci maddesine göre, idare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlüdür. Bu suretle idarenin sorumluluğu Anayasa prensibi olarak kabul edilmiştir. Ancak Anayasada idarenin sorumluluğunun hangi esaslara göre belirleneceği belirtilmemiş, bu meselenin halli doktrin ve yargı kararlarına bırakılmıştır. Bugün idarenin sorumluluğu hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkelerine dayandırılmaktadır. İster hizmet kusuru ister kusursuz sorumluluk ilkelerine dayandırılsın, idarenin hukuki sorumluluğu için bir zararın mevcudiyeti, zarara yol açan eylemin idareye yüklenebilir nitelikte olması, zararla eylem arasında illiyet bağının bulunması zorunludur. İlliyet bağının kesilmiş sayılması için de zararın tümüyle hizmete ve idare tüzel kişiliğine yabancı unsurlardan doğması gerekmektedir.
Ölüm olayının meydana gelmesinde, hizmetin kurulması ve işletilmesinden kaynaklanan idareye atfı kabil bir hizmet kusurunun varlığından bahsedilemez. Ancak olayın askerlik gibi tehlikeli ve özellikli bir kamu hizmetinin ifası sırasında meydana geldiği, müteveffanın bir askeri hizmetin ifası sırasında arkadaşına yardım maksadıyla kendiliğinden askeri bir aracın lastik tamiri ve şişirilmesi işlemine giriştiği, zarar ile hizmet arasındaki illiyet bağının tamamen kesilmediği anlaşılmakla zarar gören üzerinde bırakılmayarak topluma yayılması eşitlik, hakkaniyet ve adalete uygun düşeceğinden davacıların zararlarının kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca karşılanmasının gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Ancak ölüm olayının meydana gelmesinde müteveffanın emir ve talimatlara aykırı hareket etmesinin rol oynadığı, bu nedenle müterafik kusurunun bulunduğu kabul edilmiştir.
Davacılardan anne ve babanın olay nedeniyle sağladıkları bir yarar bulunmamaktadır. Uğradıkları zararın tespiti için resen seçilen bilirkişinin hazırladığı 19.10.2001 tarihli bilirkişi raporundan davacı annenin maddi zararının 4.398.122.329.TL., babanın ise 3.339.683.461.TL. olduğu anlaşılmıştır.
Taraflara tebliğ edilen bilirkişi raporuna itiraz edilmemiştir. Bilirkişi raporu, Mahkememizce kabul edilen kıstaslara ve ilmi verilere uygun düzenlendiğinden rapor doğrultusunda uygulama yapılmış, müteveffanın müterafik kusuru dikkate alınmıştır.
Davacıların, yakınlarını kaybetmeleri nedeniyle duydukları ve ömür boyu duyacakları acı ve ızdırabı kısmen de olsa karşılayabilmek amacıyla olayın vukua geliş şekli, tarihi, davacıların sosyal durumları, paranın alım gücü ve işleyecek faiz dikkate alınarak kendilerine uygun miktarda manevi tazminat verilmesi kabul edilmiştir.
Açıklanan nedenlerle;
1- Bilirkişi raporu uyarınca ve müteveffanın müterafik kusuru dikkate alınarak davacı anne ..................'na 1.500.000.000.TL.(Birmilyarbeşyüzbin TL.) maddi tazminat VERİLMESİNE, davacı baba .................'na 1.000.000.000.TL. (Birmilyar TL.) maddi tazminat VERİLMESİNE, fazlaya ait istemlerinin REDDİNE,
2- Takdiren ve müteveffanın müterafık kusuru dikkate alınarak davacı anne ve davacı baba .................'na ayrı ayrı 250.000.000.'er TL. (İkiyüzellişermilyon TL.) manevi tazminat VERİLMESİNE, fazlaya ait istemlerinin REDDİNE,
3- Davacı kardeş .................'na takdiren ve müteveffanın müterafik kusuru dikkate alınarak 120.000.000.TL.(yüzyirmimilyon TL.) manevi tazminat VERİLMESİNE, fazlaya ait isteminin REDDİNE,
4- Hükmedilen maddi tazminat miktarlarına müteveffanın yeniden gelir elde etmeye başlayacağı varsayılan 21.04.2000 tarihinden ödeme tarihine kadar yıllık %60 (yüzde altmış) yasal faiz YÜRÜTÜLMESİNE,
5- Hükmedilen manevi tazminat miktarlarına olay tarihi olan 03.01.1999 tarihinden 31.12.1999 tarihine kadar yıllık %50 (yüzde elli), 01.01.2000 tarihinden ödeme tarihine kadar yıllık %60 (yüzde altmış) yasal faiz YÜRÜTÜLMESİNE,
6- Davacılar tarafından peşin yatırılan ve sarfedilen 35.000.000.TL. bilirkişi ücretinin davada haklılık oranına göre 30.625.000.TL. sının (otuzmilyonaltıyüzyirmibeşbin TL.) davacılar üzerinde BIRAKILMASINA, 4.375.000.TL. sinin (dörtmilyonücyüzyetmişbeşbin TL.) davalı idareden alınarak davacılara VERİLMESİNE,
7- 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 71 nci maddesi gereğince yargılama giderlerinin davalı idareye YÜKLETİLMESİNE, 492 sayılı Harçlar Kanununun 13/j maddesi gereğince muaf tutulan idare aleyhine harca hükmedilmesine yer OLMADIĞINA, davacı tarafından peşin yatırılan ve sarfedilen 14.750.000.TL. (ondörtmilyonyediyüzellibin TL.) posta ücretinin davalı idareden alınarak davacılara VERİLMESİNE,
8- Hükmedilen maddi ve manevi tazminat miktarları üzerinden davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifeleri gereğince hesabedilen 132.200.000.TL. (yüzotuzikimilyonikiyüzbin TL.) avukatlık ücretinin davalı idareden alınarak davacılara VERİLMESİNE,
Dava duruşmalı görüldüğünden reddedilen maddi ve manevi tazminat miktarları üzerinden davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifelerinin 11 nci maddesi de dikkate alınarak hesabedilen 147.200.000.TL. (yüzkırkyedimilyonikiyüzbin TL.) avukatlık ücretinin davacılardan alınarak davalı idareye VERİLMESİNE, 10. Davacılar tarafından peşin yatırılan 377.570.000.TL. (Üçyüzyetmişyedimilyonbeşyüzyetmişbin TL.) harcın istekleri halinde davacılara İADESİNE,
KARŞI OY GEREKÇEM
Davacılar manevi tazminata olay tarihinden itibaren yasal faiz yürütülmesini talep etmişler ise de; takdir olunan manevi tazminat miktarı paranın karar tarihindeki alım gücü, olay tarihinden karar tarihine kadar geçen süredeki değişen sosyal ve ekonomik koşullar nazara alınarak davacıların olay tarihindeki manevi zararlarının tamamını kapsayacak şekilde tespit ve takdir edildiğinden, manevi tazminata olay tarihinden itibaren yasal faiz yürütülmesi isteminin reddine karar verilmesi, ancak karar tarihinden ödeme tarihine kadar yasal faiz yürütülmesi gerektiği görüşünde bulunduğumdan çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy