(2709 S. K. m. 129) (1602 S. K. m. 24)
Davacı vekili 19 Nisan 2000 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin Ege Ordu Hava Alayı Karargah Bölük Komutanlığı emrinde askerlik görevini yaparken, aldığı disiplin cezasının infazı için kapatıldığı disiplin ceza evinde gardiyanlarca dövülerek bel kemiğinin kırıldığını, sağlık kurul raporuna göre müvekkilinin askerliğe elverişsiz hale geldiğini beyan ederek 25.000.000.000 TL maddi ve 2.000.000.000 TL manevi tazminat ile yasal faizlerinin ödenmesi talep ve dava etmiştir.
Davacı vekilinin Adli Yardım İstemi AYİM ikinci Dairesinin 26 Nisan 2000 gün ve Gensek No:2000/568, Esas No:2000/303 sayılı kararı ile kabul edilmiştir.
Dava dosyasındaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden; davacının 03 Şubat 1999 tarihinde 14 günlük disiplin cezasını çekmek üzere Ulaştırma Okul Komutanlığı Disiplin cezaevine girdiği ve 17.02.1999 tarihinde tahliye olduğu, tahliyesini müteakip bel ağrısı şikayetleri nedeniyle yapılan kontrolleri neticesinde ameliyat edildiği, iki kez 3 aylık Hava değişimi aldığı, 22.09.1999 gün ve 2512 sayılı sağlık kurulu raporu ile davacı hakkında Askerliğe elverişli değildir. Sakatlık oranı %20'dir. kararı verildiği, davacıyı disiplin cezaevinde darp eden sanıklar hakkında İzmir Hava Eğitim Komutanlığı Askeri Savcılığınca 15.12.1999 tarih ve Esas No: 1999/312, Karar No: 1999/396 sayılı iddianame ile dava açıldığı, yapılan yargılama sonunda İzmir Hava Eğitim Komutanlığı Askeri Mahkemesinin 28 Şubat 2001 gün ve 2000/27-112 Esas ve Karar sayılı ilamı ile sanıklar Onb. ................, er .............. ve Er ............. hakkındaki Ast'a Müessir Fiil ve Müessir Fiil suçları 4616 Sayılı cezaların ertelenmesine dair kanun kapsamında olduğundan anılan yasanın 1/4 ncü madde ve fıkrası uyarınca Kamu Davasının Kesin Hükme Bağlanmasının Ertelenmesine karar verildiği anlaşılmıştır.
Anılan kararda müdahil terhisli Er ................'in Şubat 1999 tarihinde 14 günlük disiplin cezasını çekmek için Gaziemir Ulaştırma Okulu ve Eğitim Merkezi Komutanlığı Disiplin Cezaevine kapatıldığı, bu disiplin cezaevinde gardiyan olarak görevli sanıklar Onb ................., Er ........... ve .................. tarafından cezaevine hoş geldin partisi adı altında muhtelif defalar dövüldüğü, sanık erler tarafından beline basılıp tekme ile vurulduğu, bir defasında sanık .............. tarafından mağdurun palaskasından tutularak ağaçlara savrulduğu, mağdur erin belinden rahatsız olduğu, disiplin cezaevinden tahliyesini müteakip gönderildiği İzmir 600 Yataklı Mevki Asker Hastanesinde filminin çekimi sonucu bel kemiğinde kırık olduğunun anlaşıldığı, bel kemiğinden ameliyat edilip platin takıldığı, 3 ay hava değişimi verildiği, Ankara 600 Yataklı Mevki Asker Hastanesi Sıhhi Kurulunca 22 Eylül 1999 gün ve 2512 sayılı rapor ile 30 gün iş ve gücünden kaldığı, sekel tespit edilemediği, geçirdiği operasyon nedeniyle sakatlık oranının %20 olduğu, bu haliyle askerliğe elverişli olmadığı kararının verildiği, sanık Onb ..............'un vücutta tahribatı mucip Ast'a Müessir Fiil suçundan Askeri Ceza Kanununun 118/1 madde ve fıkrası gereğince, diğer sanıklar ..............'un vücutta tahribatı doğuracak surette müessir fiil suçundan TCK'nun 456/3 ncü madde ve fıkrası uyarınca cezalandırılmaları istemiyle haklarında açılan kamu davasının yapılan yargılamasında müdahil mağdur Er ...................'in muhtelif ifadelerinde sanık Onb ...............'un kendisine tokatla yüzüne vurduğunu, kasığına tekmeyle vurmak suretiyle dövdüğünü, başkaca bir müessir fiilinin söz konusu olmadığını, belindeki kırığın bu sanığın müessir fiilleri sonucu oluşmayacağını, diğer iki sanığın tekme ile beline müteaddit defalar vurduklarını iddia etmiş oluşu ve tüm dosya kapsamındaki deliller çerçevesinde sanık Onb ................'un fiilinin Askeri Ceza Kanununun 118/1 nci maddesinde belirtilen vücutta tahribat doğuracak Ast'a Müessir Fiil suçunu oluşturmayıp, Askeri Ceza Kanununun 117/1 madde ve fıkrasında belirtilen adiyen müessir fiil suçunu oluşturduğu açıklanmıştır.
Olayın bir kamu hizmetinin ifası sırasında meydana geldiği, sakat kalma olayında davacının herhangi bir kusurunun olmadığı anlaşılmaktadır.
Devlet adına kamu hizmeti yürüten idarenin halin icabına ve ihtiyaca göre hizmeti devamlı ve en iyi şekilde topluma arz etmesi, hizmeti yürütürken kimsenin zarara uğramamasını sağlamak amacı ile gerekli önlemleri alması zorunludur. Bu zorunluluğun gereği gibi yerine getirilmemesi hizmetin gereği gibi işlemediğinin açık delilidir.
Davacının maluliyetinin idare ajanlarının suç teşkil eden kastı eylemi neticesinde gerçekleştiği tespit edildiğinde her ne kadar idareye bir hizmet kusuru atfetmek mümkün değil ise de Anayasanın 129/5 nci madde ve fıkrasındaki memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davalarının kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak ancak idare aleyhine açılabileceği hükmü ve 1602 Sayılı AYİM Kanununun 24 ncü maddesindeki kişilerin askeri görevlerle ilgili olarak uğradıkları zararlardan dolayı bu görevi yerine getiren personel aleyhine değil; sadece bu mahkemede ilgili kurum aleyhine tazminat davası açabilecekleri hükmü karşısında idarenin söz konusu zararın giderilmesinde istihdam ettiği ajanın görev kusurundan doğan objektif sorumluluk hali uyarınca sorumlu tutulmasının gerekeceği kanısına varılmıştır.
Mahkememizin yerleşik içtihatlarına göre T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünce iştirakçisi olmayanlara bağlanan vazife malullüğü aylığı ve ödenen tütün ikramiyeleri davacının tespit edilen maddi zararından düşüldüğünden bu husus araştırılmış, T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünün 05 Mart 2002 gün ve 515847 sayılı işlemi ile 01 Ekim 1999 tarihinden itibaren 122.510.000 TL vazife malullüğü aylığı bağlandığı ve bu bağlanan aylıklarının 01.01.2000 tarihinden itibaren 140.880.000 TL'ye, 15.06.2000 tarihinden itibaren 146.030.000 TL'ye,
01.07.2000 tarihinden itibaren 161.150.000 TL'ye, 15.12.2000 tarihinden itibaren 169.740.000 TL'ye, 01.01.2001 tarihinden itibaren 186.730.000 TL'ye, 15.04.2001 tarihinden itibaren 191.560.000 TL'ye, 15.05.2001 tarihinden itibaren 211.330.000 TL'ye, 15.06.2001 tarihinden itibaren 222.250.000 TL'ye, 01.07.2001 tarihinden itibaren 233.880.000 TL'ye, 15.09.2001 tarihinden itibaren 242.160.000 TL'ye, 15.10.2000 tarihinden itibaren 256.470.000 TL'ye, 15.11.2001 tarihinden itibaren 272.130.000 TL'ye, 15.12.2001 tarihinden itibaren 283.810.000 TL'ye, 01.01.2002 tarihinden itibaren 312.340.000 TL'ye yükseltildiği anlaşılmıştır.
Ayrıca ilgiliye 1999 yılı için (3 aylık) 75.955.000 TL, 2000 yılı için (12 aylık) 401.280.000 TL ve 2001 yılı için (12 aylık) 616.600.000 TL tütün ikramiyesi ödendiği bildirilmiştir.
Davacı vekili 03 Nisan 2002 tarihinde kayda geçen dava dilekçesi ile vekaletnamedeki yetkiye istinaden maddi tazminat istemlerinin tamamından feragat ettiklerini beyan etmiştir.
Feragat taraflar arasındaki uyuşmazlığı ortadan kaldıran ve davanın esasına girilmesini önleyen kesin bir irade beyanı olduğundan feragat nedeniyle davanın maddi tazminat istemiyle ilgili uyuşmazlığın esası hakkında bir karar verilmesine yer olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Diğer yönden, yukarıda işaret edildiği gibi Mahkememizin yerleşik içtihatlarına göre T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünce bağlanan maluliyet aylığı ve tütün ikramiyesi davacının maddi tazminat hak edişinden düşülmektedir. Davamızda davacı maddi tazminat talebinden feragat etmiş ise de; bu husus davacının isteminde haksız oluşundan değil haklı görülen talebinin T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünce bağlanan aylık ve tütün ikramiyesi gibi gelirlerin mahsup edilmesi halinde geriye hükmedilecek bir miktar kalmamasına dayandığından ve davacının davasını açtığı sırada vazife malullüğü aylığı henüz bağlanmamış olup (dava 19 Nisan 2000 tarihinde açılmış olup, 05 Mart 2002 tarihinde aylık bağlanmasına karar verilmiş) davacının bu aylığın bağlanıp bağlanmayacağı hususundaki T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünün işlemini beklediği takdirde dava açma süresini geçirecek olduğundan, dava açılmasının bir hukuki zorunluluk olarak belirmesi karşısında yargılama giderlerinin özellikle maddi tazminat bakımından avukatlık ücretinin davacıya yükletilmesine ilişkin davalı idare istemine iştirak edilmemiştir.
Davacının sakat kalması nedeniyle gerek olay anında duyduğu ve gerekse ömür boyu duyacağı acı ve ızdırabı kısmen de olsa karşılayabilmek amacı ile olayın oluş şekli ve tarihi, paranın alım gücü ve işleyecek yasal faizi göz önünde bulundurularak kendisine uygun miktarda manevi tazminat verilmesi kabul edilmiştir.
1. Açıklanan nedenlerle; Davacının maddi tazminat isteminden feragati nedeniyle Uyuşmazlığın Esası Hakkında Bir Karar Verilmesine Yer Olmadığına,
2. Davacıya takdiren 250.000.000 TL (ikiyüzellimilyon TL) manevi tazminat verilmesine fazlaya ait isteminin Reddine,
3. Hükmedilen manevi tazminat miktarına olay tarihi olan 01 Şubat 1999 tarihinden 31 Aralık 1999 tarihine kadar yıllık %50 (yüzdeelli), 01 Ocak 2000 tarihinden ödeme tarihine kadar yıllık %60 (yüzdealtmış) yasal faiz yürütülmesine,
4. 1602 Sayılı AYİM Kanunun 71 nci maddesi gereğince yargılama giderlerinin davalı idareye YÜKLETİLMESİNE, ancak 492 Sayılı Harçlar Kanununun 13/j maddesi gereğince muaf tutulduğundan idare aleyhine harca hükmedilmesine yer olmadığına,
5. Hükmedilen manevi tazminat miktarı üzerinden davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifeleri gereğince hesaplanan 25.000.000.000 TL (yirmibeşmilyon TL) Avukatlık ücretinin davalı idareden alınarak davacıya VERİLMESİNE,
6. Dava duruşmalı görüldüğünden, reddedilen manevi tazminat miktarı üzerinden davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifeleri gereğince tarifenin 11 nci maddesi nazara alınarak hesap edilen 25.000.000 TL (yirmibeşmilyon TL) Avukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye VERİLMESİNE,
7. Dava duruşmalı görüldüğünden feragat nedeniyle vazgeçilen maddi tazminat miktarı için yukarıda açıklanan gerekçelerle davacı aleyhine Avukatlık Ücreti Hükmedilmesine Yer Olmadığına.
KARŞI OY
Davacılar manevi tazminata olay tarihinden itibaren yasal faiz yürütülmesini talep etmişler ise de; takdir olunan manevi tazminat miktarı paranın karar tarihindeki alım gücü, olay tarihinden karar tarihine kadar geçen süredeki değişen sosyal ve ekonomik koşullar nazara alınarak davacıların olay tarihindeki manevi zararlarının tamamını kapsayacak şekilde tespit ve takdir edildiğinden, manevi tazminata olay tarihinden itibaren yasal faiz yürütülmesi isteminin reddine karar verilmesi, ancak karar tarihinden ödeme tarihine kadar yasal faiz yürütülmesi gerektiği görüşünde bulunduğumdan çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılamıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy