(926 S. K. m. 68)
Davacı vekili, 10 Mayıs 2000 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin Tuzla Piyade Okulu Subay-Astsubay Kurs Tabur Komutanlığı 1. Bölük Dz. R. Asb. adayı olarak öğrenim görmekte iken 20 Nisan 2000 tarihli emir uyarınca öğrencilikle ilişiğinin kesildiğimi, hangi nedenle askeri öğrencilikle ilişiğinin kesildiğini bilmemekle birlikte bu durumun kendisinden kaynaklanmadığını, babasının 1979 yılında TSİP üyesi olmasının öğrencilikle ilişiğinin kesilmesine neden olabileceğini düşündüklerini, bu durumun ise Kanun dışı siyasi ve sosyal cereyanlara kapılmış olduğu şeklindeki bir değerlendirme için yeterli olmadığını, müvekkilinin babasının 20 yıl önceki olayının oğlunun 20 yıl sonra okuldan çıkarılması için yeterli sebep oluşturmayacağını belirterek yürütmenin durdurulmasını ve okuldan çıkarılma işleminin iptalini dava ve talep etmiştir.
Davacının yürütmenin durdurulmasına ilişkin istemi, Dairemizin 20 Eylül 2000 gün ve Gensek No:2000/805, Esas No:2000/397 sayılı kararı ile reddedilmiştir.
926 sayılı TSK. Personel Kanununun 68 nci maddesinin (b) bendinde astsubay okullarına girişte aranacak nitelikler, okulların öğrenim, eğitim süre ve şekilleri, öğrencilerin azami öğrenim süresiyle görev ve sorumlulukları ve ilgili diğer hususların yönetmelikle düzenleneceği öngörülmüş, maddenin (d) bendinde astsubay okulu öğrencilerinin öğrencilik niteliğini kaybedecekleri genel şartlar 6 alt bent halinde sıralanmış, 6 numaralı alt bentte yönetmelikte tespit edilecek giriş koşullarına uymadıkları sonradan anlaşılanların öğrencilik niteliğini kaybedecekleri hükme bağlanmış, aynı maddenin (e) bendinde ise bu maddenin (d) bendi gereğince öğrencilik niteliğini kaybedenlerin ilişiklerinin kesileceği belirtilmiştir.
Anılan yasa uyarınca çıkarılan, TSK. Sınıf Okulları Yönetmeliğinin Astsubay Sınıf Okullarından Çıkma ve Çıkarılma başlıklı 19 ncu maddesinin (B) bendinin (4) nolu alt bendinde güvenlik soruşturması olumsuz çıkanların disiplin kuruluna sevk edilmeden okulla ilişiğinin kesileceği hükmüne yer verilmiştir.
Güvenlik soruşturmasının sonucunun hangi hallerde olumsuz kabul edileceği Silahlı Kuvvetler İstihbarata Karşı Koyma, Koruyucu Güvenlik ve İşbirliği Yönergesinde ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir. Bu Yönergede, Askeri öğrenci adayının, kendisi, anne, baba ve kardeşlerinin bazı eylemlerinin Askeri öğrenciliğe engel olacağı açıklanmıştır.
Silahlı Kuvvetler İstihbarata Karşı Koyma, Koruyucu Güvenlik ve İşbirliği Yönergesi (MY.114-1 A 33-5)'in güvenlik soruşturmasının olumsuz kabul edileceği halleri düzenleyen Üçüncü Bölüm Birinci Kısmının 4 ncü maddesinin (b) bendini (2) numaralı alt bendinde Devletin bir kişi veya zümre tarafından yönetilmesini veya sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde egemenliğini sağlamak veya dil, ırk, din ve mezhep ayrımı yaratmak veya sair herhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere dayanan bir devlet düzeni kurmak, bu tür faaliyetlerde bulunan yerli veya yabancı dernek, grup, kulüp, teşkilat ve benzeri teşekküllerden herhangi birine üye olmak veya bunlarla sıkı işbirliği içinde bulunmak, desteklemek veya bunların sempatizanı olmak gibi faaliyetleri nedeniyle MİT Müsteşarlığı, Emn. Gn. Md. lüğü, Mahalli Emniyet Müdürlükleri ve İl Jandarma Alay Komutanlıklardan herhangi biri tarafından hakkında bilgi verilmesi güvenlik soruşturmasının olumsuz kabul edileceği haller arasında sayılmıştır.
Yönergenin Askeri Öğrenci olmayı engelleyen sakıncalı haller i düzenleyen 9/d(2) maddesinde ise aynen Öğrencinin kendisi, annesi, babası veya kardeşlerinden herhangi birisi hakkında, devletin bir kişi veya zümre tarafından yönetilmesini veya sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde egemenliğini sağlamak veya dil, ırk, din ve mezhep ayrımı yaratmak veya sair herhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere dayanan bir devlet düzeni kurmak, bu tür faaliyetlerde bulunan yerli veya yabancı dernek, grup, kulüp, teşkilat ve benzeri teşekküllerden herhangi birine üye olmak veya bunlarla sıkı işbirliği içinde bulunmak, desteklemek veya bunların sempatizanı olmak gibi faaliyetleri nedeniyle MİT Müsteşarlığı, Em. Gn. Md. lüğü, mahalli emniyet müdürlükleri ve İl Jandarma Alay Komutanlıklarından herhangi biri tarafından bilgi verilmişse denilerek sayılan sakıncalı hallerin Askeri öğrenci olmaya engel teşkil edeceği belirtilmiştir.
Türk Silahlı Kuvvetlerine alınacak personelin seçiminde titizlik gösterilmesi, bunlar hakkında güvenlik soruşturması yapılması, kendilerinde ve kanuni yakınlarında bir kısım niteliklere sahip olma şartının aranması şüphesiz kamu yararına uygun bir faaliyettir. Yukarıda değinilen mevzuat gereği öğrencilerin ve anne, baba ve kardeşlerinden oluşan yakınlarının hem öğrencilik öncesi hem de astsubay naspedilecekleri tarihe dek mevzuatta öngörülen niteliklere sahip olmaları ve bu nitelikleri korumaları gereklidir.
Dava dosyasının ve davalı idarenin savunma layihası ekinde gönderilen gizli gizlilik dereceli belgelerin tetkikinden, davacının babası hakkında yaptırılan güvenlik soruşturması sonucu tespit edilen durumunun; Silahlı Kuvvetler İstihbarata Karşı Koyma, Koruyucu Güvenlik ve işbirliği Yönergesinin 9/d (2) nci maddesinde belirtilen hallerden olduğu, davacının bu durumu itibarıyla anılan yönerge esaslarına göre askeri öğrencilikle bağdaşmayacak konuma geldiği anlaşıldığından davacının okuldan çıkarılması işleminde hukuka ve mevzuata aykırılığın bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, yasal dayanaktan yoksun davanın REDDİNE,
KARŞI OY GEREKÇEM
Davacı ......... Deniz Kuvvetlerinde P. Astsb. Olmak üzere Astsubay Sınıf Okuluna kayıt edilmiş, öğrenimini başarılı olarak sürdürürken hakkında yapılan güvenlik soruşturmasının olumsuz çıkması sonucu okuldan çıkarılma işlemi yapılmış bir kişidir.
Tesis olunan okuldan çıkarılma işleminin tek hukuki sebebi gizli belgeler dir. İş bu işlemin tek hukuki sebebi olan gizli belgelerin davacıya ve vekiline incelettirilmesi ve bu belge ya da belgeler karşısında ne diyeceğinin sorulması ya da savunmasını yapmasına olanak tanınması gerekirdi. Bu yargı nın olmazsa olmaz koşulu olan sav ve savunma nın eşit surette alınması ilkesinin doğal sonucudur. Gizli belgeleri davacının ileri sürüp sadece hakim in incelemesi ve fakat karşı taraf olan davacının bu belgeler hakkında hiçbir bilgi sahibi olamaması savunma yapma hakkının özünden ortadan kaldırılması anlamına gelir ki bunu hukuk devleti ilkesiyle uyumlu görememekteyim.
Aksini düşünelim; Davacı kendisince bir takım gizli belge ibraz edip ileri sürse, bu belgeleri davalı idareye tebliğ etmesek, bu halde davalı idare pekâlâ davacının dayandığı gizli belgeler nelermiş, onları ben bir göreyim, ondan sonra savunma yapacağım diyecektir. Bu da davalı idarenin doğal hakkıdır. O halde her iki tarafın iddia ve savunmaları ekinde gönderdikleri belgelerin karşı tarafça incelenememesi diye bir ilke artık çağdaş ve hukukun üstünlüğünü kabul etmiş hukuk düzenlerinde kaldırılmıştır. Nitekim gizli belgelerin karşı tarafça incelenemeyeceğine ilişkin 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 20 nci maddesindeki hüküm 10 Haziran 1994 ve 4001 sayılı kanunla kaldırılmış bulunmaktadır.
1602 Sayılı AYİM Kanununun 52 nci maddesinde hala yürürlüğünü muhafaza etmesinin hukuk devleti , hukukun üstünlüğü , yargı bağımsızlığı , adil yargılanma hakkı , eşitlik gibi evrensel temel hak ve özgürlükler le uyumlu olmadığı çok açık ve nettir.
1602 Sayılı AYİM Yasasının 52 nci maddesi son fıkrası gizli belgelerin taraf ve vekillerine incelettirilmeyeceğim amir ise de bu hüküm yargılamanın sav-savunma hakim üçlüsünde taraflardan birinin iddiasının karşı tarafça bilinmemesi, sav ya da savunması içeriğini bilemediği bir belge yönünden hiç bir beyanda bulunamaması sonucunu doğurmaktadır.
Nasıl ki davacının tüm iddialarını dilekçe ve ekindeki belgelerle açıkça ortaya koyması gerekli ve zorunluysa davalı idarenin de savunmasını dayandırdığı iddialarını belgelere dayandırması ve bu iddialarının davacıya bildirilmesi de aynı derecede zorunludur. Bu zorunluluk Anayasanın eşitlik kuralının da bir gereğidir.
Davalı idarece gizli belge diye gönderilen belgeler sadece davacıyı ilgilendirdiğine göre bu belgelerin Devletin Güvenliği ile bir ilgisinin olamayacağı açıktır. İşte bu nedenledir ki 10.06.1994 tarih ve 4001 Sayılı Kanun ile 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu değiştirilmiş bulunmaktadır.
Gizli belgeler Türkiye Cumhuriyetinin güvenliğine ve yüksek menfaatlerine veya Türkiye Cumhuriyetinin güvenliği ve yüksek menfaatleri ile birlikte yabancı devletlere de ilişkin ise, Başbakan, Genelkurmay Başkanı veya ilgili Bakan gerekçesini bildirmek suretiyle söz konusu bilgi ve belgeleri vermeyebilir (bakınız 1602 sayılı AYİM. K. m. 52, fıkra 3). Hal böyleyken 1602 Sayılı AYİM Yasasının 52. Maddesinin 4 ncü fıkrası davalı idarenin gönderdiği ve sadece davacının özel durumuyla sınırlı olan, kesinlikle devletin güvenliğiyle ilgili olmayan gizli belgelerin davacıya incelettirilmeyeceğim öngörmektedir ki bu son fıkra hem bir önceki fıkrayla, hem Anayasanın 36 nci maddesinde öngörülen savunma hakkıyla, hem Anayasanın 10 ncu maddesindeki eşitlik kuralıyla, hem de temel hakların ve özgürlüklerin özü ne dokunulamayacağına, yasayla yapılabilecek sınırlamaların da Anayasanın sözüne ve ruhuna uygun olarak kanunla sınırlandırılabileceğine ilişkin 13, 14 ve 15 maddeleriyle bağdaşmamaktadır.
Davacının davalı idarenin tesis ettiği idari işlemin hukuki sebebini oluşturma nedenlerini bilmeden savunmasını neye göre yapacağı bir bilinmez lik taşır. Gizli dereceli belgelerin ne derece gizli olduğu, niçin davacıyı ilgilendiren bir olgunun davacıdan gizlenmesi gerektiği de üzerinde durulması gereken bir konudur. Bir kişiyi ya da ailesi fertlerinden birkaç kişiyi ilgilendiren bir olgunun devletin güvenliği ile bir ilgisinin olamayacağına göre davacının kendisine ne gibi bir olumsuzluk isnat ediliyorsa davacıya bunların açıkça bildirilmesi ve davacının da kendisini savunması, karşı iddialarını ileri sürmesine olanak tanınması hukukun üstünlüğünü kabul eden devlet ilkesinin doğal bir sonucudur. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ncı maddesiyle düzenlenen ve dolayısıyla iç hukukumuzun bir kuralı olan Adil Yargılanma Hakkı , adalete ulaşma hakkı Right of acces to the courts müessesesi de sadece davacıyı ilgilendiren gizli belgelerin davacının incelemesini gerekli ve zorunlu kılmaktadır.
Belirttiğim bu nedenlerle davacı hakkında, davalı idarece ileri sürülen gizli bilgi ve belgelerin davacıya incelettirilmesi, bilgisine sunulması ve kendisine Savunma Hakkı tanınması gerekirdi. Davacının bu konudaki savunmasını yapabilme olanağından yoksun kılınması replik ve diplik, iddia ve savunmanın Eşit surette hakim önüne konulmaması anlamına gelir.
Diğer taraftan, davalı idarenin gizli diye gönderdiği belgelerin mahkemenin gerekçeli kararında değerlendirilip tartışılamaması sonucu da doğmaktadır. Yargıç gizli belgeleri dosyayı incelerken değerlendirmekte, mevcut belgeleri olumsuz güvenlik belgesi niteliğinde bulması durumunda ret gerekçesinde sadece bu belgeye /belgelere atıf yapmakta yetinmek zorunda kalmaktadır. Denilebilir ki yargıcın gizli belgeyi incelemesi yeterlidir, ayrıca davacının da incelemesine gerek yoktur. Ne var ki gizli belgeyi hakimin yeterince incelemesi başkadır, bu belgenin/belgelerin tarafların savunma haklarını tam olarak kullanmalarına sunmak yine başkadır. Hakim, gizli belge içeriğini gerekçeli karar da açıkça tartışıp değerlendiremediğine göre Anayasanın 141 nci maddesinde öngörülen Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır şeklindeki anayasa hükmünün gereğinin yerine getirildiği de ileri sürülemeyecek demektir.
Tüm bunların ötesinde diğer bir husus da şudur: Askeri okula kabul edilen bir öğrenci öğreniminin 1 nci, hatta 2 nci yılına girdikten, öğrenimini çok başarılı bir şekilde sürdürürken okuldan sadece güvenlik soruşturmasının olumsuz olduğunun anlaşılması nedeniyle çıkarılması işlemi hem öğrenciyi, hem de aile fertlerini maddi ve manevi surette zarara uğratmaktadır. Nitekim öğrencinin okula alındığı günden okuldan ilişiğinin kesildiği tarih arasında yapılan milyarları bulan masraflar öğrenci ve velisinden istenmektedir ki bu durum okul masraflarını taahhüt eden öğrenciyi ve velisini, dolayısıyla ailesinin tüm bireylerini maddi yönden müzayaka durumuna sokmaktadır. Olayın devleti ilgilendiren yönü ise devletin bu öğrenciye yaptığı kamu harcamasıdır. Devlet bu alacağını öğrencinin ekonomik zayıflığı nedeniyle çoğu kez alamamak durumunda kalabilecektir.
Öğrencinin okulda öğrenimini çok başarılı bir şekilde sürdürdüğü, ayrıca çok disiplinli olduğu bir evrede, okula girişinin 1 nci ya da 2 nci yılında okuldan çıkarılması gerek o öğrenciyi, gerek ailesi bireylerini manevi zarara uğratabilir. Akrabaları ve ikamet ettiği yerdeki komşuları nezdinde askeri okuldan hangi nedenle çıkarıldığını anılan çevreye anlatması ve açıklaması her zaman pek kolay olmayabilir. Uğranılan bu maddi ve manevi zararın daha doğmadan önlenmesi ise askeri okula alınacak öğrencilerin Tüm Güvenlik Soruşturmalarının Daha Okula Başlatılmadan Önce Kesin Surette Sonuçlandırılması Gereğini ortaya koymaktadır. Düzenli ve mütedebbir, hukukun üstünlüğünü kabul etmiş bir idareden beklenen budur. Güvenlik soruşturmasının öğrencinin okula kabulünden sonra yapılması ve tamamlanması uygulaması okuldan çıkarılan öğrenci yönünden yarattığı yukarıda belirttiğim sorunlar dışında okula girebilecek olan bir başka öğrenci adayının kontenjanın dolması nedeniyle okula alınamaması sonucunu da doğurmaktadır. Bu yönü bile güvenlik soruşturmasının daha öğrencinin okula kabulünden önce kesin surette sonuçlandırılması gereğini zorunlu kılmaktadır. Öğrencinin okuldan çıkarılması nedenlerinin sadece o öğrencinin okula kabulünden sonra doğan hukuki sebepler e dayandırılması hukuki zorunluluğu vardır. Zira tesis edilen bir idari işlemin geri alınması koşulları belirlidir. Öğrencinin okula kabulü sırasında düzenlediği belgelerde gerçeğe aykırı beyanda bulunması, tahsil durumu vesair belgelerde sahtecilik yapılması gibi bir durum yoksa artık öğrencinin okuldan çıkarılmaması gerekir.
Güvenlik soruşturmasını okula kabul işleminden sonra tamamlanması üzerine öğrencinin okula kabul koşullarını kaşımadığının sonradan anlaşılmış olması gibi bir gerekçe esas alınarak okuldan çıkarılması o öğrencinin kendisinin bir işlem veya eyleminden kaynaklanmamakta ve fakat güvenlik soruşturmasının daha okula kabul edilmesinden önce tamamlanmamasından, güvenlik soruşturması sonucu beklenilmeden, aceleci bir davranışla okula kaydını hemen yapan idarenin işleminden kaynaklanmaktadır. Bu hatalı hareket tarzının ağır sonuçlarının davacı öğrenci ve ailesi bireylerine yüklenilmesi işlemini hukukun himaye ettiğinin ileri sürülemeyeceği açıkça görülmektedir.
Belirtilen nedenlerle, öncelikle 1602 sayılı yasanın 52 nci maddesinin son fıkrası Anayasanın 10, 36 ve 141 nci maddelerine aykırıdır. O nedenle Anayasanın 152 nci maddesi uyarınca Anayasa Mahkemesine başvurulması gerekirdi.
Anayasaya aykırılık görüşüm kabul görmese dahi 2577 sayılı yasanın 4001 sayılı yasayla değişik 20 nci madde hükmünün 1602 sayılı yasanın 52 nci maddesini zımnen ilga ettiğinin kabulü gerekirdi.
Yukarıda belirttiğim nedenlerle, davacıya gizli belgeleri incelemesi olanağının tanınması, ileri sürülen gizli belgelerin kararda tartışılıp değerlendirilmesi ve sonucuna göre ya işlemin iptali ya da davanın reddine ilişkin bir karar verilmesi gerekirken aksi düşünceyle, anayasaya ve yasalara aykırı surette, davanın reddine ilişkin çoğunluğun kararına katılmadım. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy