(1602 S. K. m. 26)
Davacılar vekili, 29 Mayıs 2000 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin kanuni yakın Dz.Er. ............'in Gölcük Dz.Altı Filo Komutanlığında askerlik görevini yaparken 17.08.1999 tarihli depremde göçük altında kalarak şehit olduğunu, deprem bölgesinde bulunan idare binalarının depreme karşı dayanıklılığının idarece kontrol altında bulundurulup, gereken önlemleri almanın idarenin görevi olduğunu, daha büyük şiddetlerde depreme maruz kalan ülkelerde can kaybı olmadığını, dolayısıyla idarenin olayda kusurlu bulunduğunu, idarenin bir an için kusursuz olduğu düşünülse dahi gerek kusursuz sorumluluk ilkesi gerek çalıştıranın sorumluluğu gerekse zararın dağıtılması ilkesi uyarınca müvekkillerinin zararlarının idarece karşılanması gerektiğini belirterek toplam 11.750.000.000 TL. maddi ve manevi tazminatın olay tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte hüküm altına alınmasını dava ve talep etmiştir.
1602 Sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun Daireler Kurulunun görevlerini belirleyen 26 ncı maddesinin (e) bendinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başkanının ve Başsavcının yahut Dairelerin prensibe taalluk eden hususlarda Daireler Kurulunda görüşülmesinin uygun gördükleri davalar ın Daireler Kurulunda bakılacağı hüküm altına alınmıştır.
Zarar idarenin doğrudan bir eyleminden değil, 17.8.1999 tarihinde meydana gelen depremden kaynaklanmıştır. Marmara bölgesinde meydana gelen bu depremde sadece askeri tesis ve binalar değil kamuya ait birçok bina ve tesis zarar görmüş bunlarla ilgili olarak değişik hukuki sebeplerle adli, idari yargı yerlerinde tazminat davaları açıldığı bir vakıadır.
Davada, idarenin mücbir sebep veya umulmayan hallerde meydana gelen zararlardan sorumlu tutulup tutulamayacağı, tutulacak ise hangi esaslara göre sorumlu tutulacağı, mücbir sebep öncesi hizmetin kurulup işletilmesinde idarenin hizmet kusurundan söz edilip edilmeyeceği hususlarının tespitinde varılacak sonuç ve davada uygulanacak kurallar açısından davanın prensibe taalluk ettiği sonucuna ulaşılarak Dairemizce davanın Daireler Kurulunda görüşülmesi uygun görülmüştür.
Açıklanan nedenlerle 1602 Sayılı Kanunun 26/e maddesi uyarınca dava dosyasının askeri yüksek idare mahkemesi daireler kuruluna TEVDİİNE.
KARŞI OY GEREKÇEM
Bu dava, Dairemizin görev alanına giren bir davadır. Mücbir sebep, umulmayan hal, tazminat, sorumluluk hukukuyla ilgili kokular (kusursuz sorumluluk, hizmet kusuru gibi) Dairemizde görülen tüm dava dosyalarında derinlemesine devamlı surette incelenmektedir. Esasen 1602 sayılı Yasanın 23. maddesi tu konuda 2.Daireyi görevli kılmakla Dairemiz anılan hukuki konularda ihtisaslaşmış bulunmaktadır.
Diğer taraftan, her dava dosyası kendi içinde bir ilke, bir değerlendirme içerir. Diğer bir anlatımla, ilke taşımayan hiçbir karar, hiçbir hüküm düşünülemez, olamaz. O halde prensibe ilişkindir deyip bir dava dosyasının görüldüğü Dairesinden alınıp başka bir Daire'ye (bu Daire Daireler Kurulu olabileceği gibi 1. veya 2. Daire de olabilir) Tevdi edilmesi kararı tüm dava dosyaları için söz konusu olabilecektir. Bu durum ise dava dosyasının görüleceği mahkemenin önceden belirli olması, değişmemesi kuralına (tabii hakim kuralına) aykırılık oluşturur. Böyle bir kararın verilmesi ihtimali yasayla olanaklı halde ise tabii hakim kuralı ihlal edilmiş demektir.
Kaldı ki AYİM'de Daireler Kurulu, Dairelerin verdikleri kararlara karşı başvurulan bir üst yargı yeri de değildir. Zira Daireler Kurulu da dava dosyalarını ilk ve son derece mahkemesi olarak karara bağlamaktadır.
1602 Sayılı Yasanın 26/e maddesinde öngörülen prensibe taalluk eden hususlar sözcüğü kamu düzeninden olan Görevli mahkeme, kavramıyla da uyum içinde değildir. Görev gibi bir konu yasalarda uygun görmek gibi tamamen sübjektif bir değerlendirmeyle düzenlenmemelidir. Zira görevli mahkeme önceden açık ve net surette belirli olmak durumundadır. O nedenle anılan yasa maddesinin takdire dayalı olmasının da görev kuralları ile uyumlu olmadığı açıktır. Madde bu yönüyle Anayasaya kesinlikle aykırıdır.
AYİM Kanununun 26/e maddesine benzer bir hüküm ne Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda, ne Ceza Yargılaması Kanununda, ne de 2575 ya da 2577 sayılı Yasalarda mevcuttur. Mevcut olmamasının nedeni yukarıda belirttiğim hukukun ana kurallarının bir sonucudur.
AYİM'deki her iki Daire ile Daireler kurulunun görevlerinin yasada önceden belirtilmiştir, sorun göreve ilişkin olmayıp ortada bir işbölümü vardır, anılan Daireler dava dosyalarını birbirlerine TEVDİ kararıyla gönderebilirler, Dairelerce Görevsizlik kararı verilemeyeceği görüşü yanlış değildir, bu görüşe katılıyorum. Ne var ki bir dava dosyasının hangi Dairede görüşülüp karara bağlanacağı hususu önceden kesin olarak belirgin olması zarureti de görevli mahkeme ve tabii hakim kavramlarının doğal sonucudur.
Açıkladığım nedenlerle, bu davada AYİM İkinci Dairesi görevli olduğundan ve olayda prensibe ilişkin olmaklık bulunmadığından dava dosyasının Daireler Kurulu'na tevdiine ilişkin karara karşı oy kullanmış bulunuyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy