(2709 S. K. m. 125)
Davacılar vekili 31 Ağustos 2000 tarihinde kayda geçen dilekçesinde özetle; davacılar yakınının, 3 ncü Mekanize Piyade Tabur Komutanlığı emrinde görev yaptığı esnada, 4.7.2000 tarihinde, sevk ve idaresindeki ambulans aracı ile Ardahan'a seyir halindeyken meydana gelen kazada vefat ettiğini belirterek, toplam 51.500.000.000 TL. maddi ve 8.500.000.000 TL. manevi tazminat ödenmesini talep ve dava etmiştir.
Dava dosyasındaki bilgi ve belgeler ile özellikle Ardahan Cumhuriyet Başsavcılığının 22.7.1999 tarihli ve 1999/339 sayılı Takipsizlik Kararı ve 5/7/1999 tarihli bilirkişi raporundan, davacılar yakını P. Er .......... 'in, 3ncü Mekanize Piyade Tabur Komutanlığı emrinde görevliyken, 4.7.1999 tarihinde, saat 00.30 sularında intihar girişiminde bulunan bir eri sevk ve idaresindeki askeri ambulans aracı ile hastaneye götürdüğü sırada trafik kazası geçirdiği ve bu kazada vefat ettiği, olayda davacıların yakını müteveffanın 4/3 oranında kusurlu olduğu anlaşılmıştır.
İdarenin hukuki sorumluluğu için bir zararın mevcudiyeti, zarara yol açan eylemin idareye yüklenebilir nitelikte olması ve zararla eylem arasında İlliyet bağının bulunması gereklidir. İlliyet bağının kesilmiş sayılması için de zararın tümüyle hizmete ve idare tüzel kişiliğine yabancı unsurlardan doğması gerekmektedir.
Olayımızda idareye atfı kabil bir hizmet kusurundan söz edilemez ise de, bir kamu görevinin ifası sırasında meydana gelen zarar ile görevden neşet eden eylem arasında sıkı bir illiyet bağı bulunduğundan, kusursuz sorumluluk kuram ve ilkesi gereğince davacıların uğradığı zararın davalı idarece karşılanmasının gerekeceği sonucuna varılmıştır.
Sivas Asliye Hukuk Mahkemesinin 1.6.2000 tarihli ve 2000/391 Esas, 2000/421 Karar sayılı ilamı ile mirasın tamamının .......... ve ........... dogma 08.11.1998 doğumlu .................... 'in isabet ve Aidiyetine karar verilmiştir. Mahkememizin yerleşik içtihatlarına göre; T.C.Emekli Sandığı iştirakçisi olmayan bir kimsenin askerlik hizmeti sırasında ölmesi halinde, varislerine bağlanması gereken vazife malullüğü aylıkları ve 3480 sayılı Kanun uyarınca ödenmesi gereken tütün beyie ikramiyeleri olay nedeniyle sağlanmış yarar kabul edildiğinden bu konu araştırılmış, T.C. Emekli Sandığı Gn. Müdürlüğüne yazılan 6.12.2000 tarihli Ara Kararımıza 22.1.2002 tarihli ve 78.561.083 sayı ile verilen cevapta, adi geçenin vefatı nedeniyle 1. derece vazife malulü olarak oğlu .........................'a Genel Müdürlüğün 25.11.1999 tarihli ve 1336 sayılı kararı ile 1.8.1999 tarihinden geçerli olarak 87.667.000.- TL dul ve yetim aylığı bağlandığı, 1.1.2001 tarihinde de 133.630. 000.- TL'ye yükseltildiği, ayrıca 1999 yılı için (5 aylık) 230.167.000.- TL., 2000 yılı için ise (12 aylık) 729.600,000.- TL. tütün ikramiyesi ödendiği anlaşılmıştır.
Sivas Asliye Hukuk Mahkemesinin yukarıda yer verilen Veraset İlamında da belirtildiği davacı................... ve müteveffa..................... 'in yaklaşık iki yıl birlikte yaşadıktan, birlikte yaşamalarından 1998 yılında...................... isimli bir çocuklarının dünyaya geldiği, Müteveffanın hizmetini yapmakta iken, 4.7.1999 tarihinde sevk ve idaresinde ki ambulansla hasta geçirdiği trafik kazasında öldüğü, ........................'dan doğan bu çocuğun, müteveffa ...........................'in ürerine nüfusa tescil edildiği anlaşılmaktadır. Davacı.................... ile müteveffanın birlikteliklerinden bir çocuğun meydana gelmiş olduğu ve bu çocuğun babasının nüfusuna annesi...................... olarak kaydedildiği göz önünde bulundurulduğunda, müteveffa ile davacı arasında bakım (geçindirme) ve destek ilişkisi olduğu kuskusuzdur. Müteveffa ölmese idi ................................... a eylemli ve düzenli olarak yardım edeceği dolayısıyla ..............................' in ölüm olayı nedeniyle ölenin desteğini kaybettiği değerlendirildiğinden destekten yoksun kalan davacı .............................a tazminat verilmesi cihetine gidilmiştir. Davacıların ölüm olayı nedeniyle maruz kaldıkları maddi (destekten yoksun kalma) zararlarına bağlanan aylıkla ve ödenen tütün ikramiyeleri ile karşılanıp karşılanmadığının, karşılanamamış ise geriye ne kadar karşılanmayan zararlarının bulunduğunun tespiti amacı ile bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş, resen seçilen bilirkişi tarafından düzenlenerek Mahkememize ibraz edilen 20,06.2001 tarihli bilirkişi raporunda, davacı.......................... in 18.348.121.083.- TL maddi tazminat hak edişi bulunduğu, davacı çocuk ............................'in maddi zararı sağladığı maddi yararlarla karşılandığından, bu davacının maddî tazminat hak edişinin bulunmadığı davacı anne.......................... 'in 411715.120.- TL. davacı baba..................... in ise 467.562,048.- TL. maddi tazminat hak edişi bulunduğu bildirilmiştir.
Taraflara tebliğ edilen bilirkişi raporuna itiraz edilmemiş, mahkememizin yerleşik içtihatlarına ve ilmi verilere uygun bulunan bilirkişi raporu kurulumuzca da kabul edilerek, rapor doğrultusunda uygulama yapılmış ve uygulama yapılırken davacılar yakını müteveffa .................... in ölüme sebebiyet veren kazanın oluşumundaki tedbirsiz ve dikkatsiz hareketten, müterafik kusur olarak kabul edilmiştir.
Diğer taraftan, davacıların gerek olay nedeniyle duyduğu ve gerek ömür boyu duyacağı acı ve ızdırabı kısmen de olsa karşılayabilmek amacıyla, olayın vukua geliş sekli ve tarihi, davacıların statüsü ve sosyal konumlan, olayını vukua geldiği (zararın doğduğu) tarihteki paranın alım gücü ve takdir olunan manevi tazminatın davacıya fiilen ödeneceği güne kadar geçecek sürede isleyecek yasal faizi göz önünde bulundurularak kendisine uygun miktarda manevi tazminat verilmesi kabul edilmiştir.
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacı .......................'a, bilirkişi raporu uyarınca ve Müteveffanın müterafik kusuru da dikkate alınarak, destekten yoksun kalması nedeniyle 9.000.000.000.- TL. (dokuz milyar TL.) maddi tazminat VERİLMESİNE, fazlaya ilişkin isteminin REDDİNE,
2. Davacı çocuk ........................ in maddi tazminat isteminin REDDİNE,
3. Davacı anne ......................'a bilirkişi raporu uyarınca ve Müteveffanın müterafik kusuru dikkate alınarak 210.000.000,- TL. (iki yüz on milyon TL) maddi tazminat VERİLMESİNE, fazlaya ilişkin isteminin REDDİNE,
4. Davacı baba .............. 'a bilirkişi raporu uyarınca ve Müteveffanın müterafik kusuru dikkate alınarak, 225,000.000,- TL. (iki yüz yirmi beş milyon TL.) maddi tazminat VERİLMESİNE, fazlaya ilişkin isteminin REDDİNE,
5. Davacılar ................., .............., ................ ve.............. takdirden ayrı ayrı ve Müteveffanın müterafik kusuru da dikkate alınarak 300.000.000'ar TL. (üç yüzer milyon TL.) manavı tazminat VERİLMESİNE, fazlaya ait istemlerinin REDDİNE
6. Davacı kardeşler .............. , .................., ................., ................., .................., ................., ................., ..................... ve ................. takdiren, ayrı ayrı ve Müteveffanın müterafik kusuru da dikkate alınarak, 60.000.000 ar TL. (altmışar milyon TL.) manavı tazminat VERİLMESİNE; fazlaya ait isteminin REDDİNE
7. Hükmedilen maddî tazminat miktarlarına, Müteveffanın yeniden gelir elde edeceği varsayılan 25 Nisan 2000 tarihinden ödeme tarihine kadar yıllık %60 (yüzde altmış) yasal faiz YÜRÜTÜLMESİNE.
8. Hükmedilen manevî tazminat miktarlarına, olay tarihi olan 4 Temmuz 1999 tarihinden 31 Aralık 1999 tarihine kadar yıllık %50 (yüzde elli), 1 Ocak 2000 tarihinden ödeme tarihine kadar yıllık %60 (yüzde altmış) yasal faiz YÜRÜTÜLMESİNE.
9. Davacılar tarafından peşin yatırılan ve sarf edilen 12.250.000.- TL. (on iki milyon iki yüz elli bin TL.) posta giderinin davalı idareden alınarak davacılara VERİLMESİNE,
10. 492 sayılı Harçlar Kanunu uyarınca davacılar tarafından peşin yatırılan 700,000.000,-TL. (yedi yüz milyon TL.) harcın istemleri halinde davacılara İADESİNE,
11. Davacılar tarafından peşin yatırılan ve sarf edilen 20.000.000 TL. (yirmi milyon TL.) bilirkişi ücretinin, davadaki haklilik oranına göre 16.400.000 TL. nin (on altı milyon dört yüz bin TL.) davacılar üzerinde BIRAKILMASINA, 3.600.000 TL. nin (üç milyon altı yüz bin TL.) davalı idareden alınarak davacılara VERİLMESİNE,
12. Hükmedilen maddî ve manevî tazminat miktarlarına göre davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari ücret Tarifeleri gereğince nispî olarak hesaplanan 156.175.000, TL. (yüz elli altı milyon yüz yetmiş beş bin TL.) vekalet ücretinin davalı idareden alınarak davacılara VERİLMESİNE, dava duruşmalı görüldüğünden reddedilen maddi ve manevî tazminat miktarları üzerinden 188,805.000 TL. (yüz seksen sekiz milyon sekiz yüz beş bin TL.) vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalı idareye VERİLMESİNE,
30 Ocak 2002 tarihinde hükmedilen manevî tazminat miktarlarına olay tarihinden olmayıp, karar tarihinden ödeme tarihine kadar yasal faiz yürütülmesi gerektiği görüsünde bulunan Üye Hak. Kd. Alb. M. Hayri ÖZTAN ile davacı .......................'a maddi ve manevi tazminat verilmemesi gerektiği görüsünde bulunan Üye Dz. Kur. Kd. Alb. O. Tanju SEL in bu yöndeki karşı oyları nedeniyle bu hususlarda Oy Çokluğuyla, diğer hususlarda Oybirliği ile karar verildi.
KARŞI OY GEREKÇEM
Davacılar manevi tazminata olay tarihinden itibaren yasal faiz yürütülmesini talep etmişler ise de; takdir olunan manevi tazminat miktarı paranın karar tarihindeki alım gücü, olay tarihinden karar tarihine kadar geçen süredeki değişen sosyal ve ekonomik koşullar nazara alınarak davacının olay tarihindeki manevi zararlarının tamamını kapsayacak şekilde tespit ve takdir edildiğinden, manevi tazminata olay tarihinden itibaren yasal faiz yürütülmesi isteminin REDDİNE karar verilmesi, ancak karar tarihinden ödeme tarihine kadar yasal faiz yürütülmesi gerektiği görüsünde bulunduğumdan çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmıyorum.
KARŞI OY GEREKÇEM
Dava askerlik hizmetini yapmaktayken ambulans sürücüsü olan Er ........... in görevli olduğu birliğinde meydana gelen bir kazada yaralanan Er i taşırken aşırı süratli olması, dikkatsiz ve tedbirsiz araç kullanması sonucu direksiyon hâkimiyetini kaybederek aracın devrilmesiyle vefat etmesine bağlı olarak açılan maddi ve manevi tazminat istemli tam yargı davasıdır.
1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununa göre davacıların açtıkları davalarda Davanın Görülmesi; Öncelikle Usulden, Dava Dilekçesi İle İleri Sürdükleri Olaylara, Burada Belirttikleri Ve Yazılı Beyanlarıyla Ortaya Koydukları Ve Buna Göre Belirlenen Statüleri Çerçevesinde Mümkün Olmakta Ve Esastan Hukuka Uygunluk Denetlemesi Yapılarak Hak Edişleri Belirlenmektedir. Dava Konusu Olayda da Davacıların Hak Edişlerinin Belirlenmesinde Esas Teşkil Edecek Statülerinin Dava Dilekçesinde İleri Sürdükleri İddia, Kimlik, Kişilik Ve Bilgilere Göre Ortaya Konması Zorunluluğu Bulunduğundan, Bunun Dışında Olabilecek Kabullerle Davanın Görülmesinin Mümkün Olmadığı Açıktır. Ancak bahse konu davamızda öncelikle bu konuda yeterli inceleme ve değerlendirmenin yapılmadığı mütalaa edilmektedir.
1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin görevleri başlıklı madde 20de Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Türk Milleti adına askeri olamayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile Asker Kişileri İlgilendiren ve Askeri Hizmete İlişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların ilk ve son derece mahkemesi olarak yargı denetimi ve diğer konularla gösterilen görevleri yapar. Ancak Askeri Yükümlülüğünden Doğan Uyuşmazlıklarda; İlgilinin Asker Kişi Olması Şartı Aranmaz. Bu Kanunun Uygulanmasında Asker Kişiden Maksat, Türk Silahlı Kuvvetlerinde Görevli Bulunan Veya Hizmetten Ayrılmış Olan Subay, Askeri Memur, Astsubay, Askeri Öğrenci Uzman Çavuş, Uzman Jandarma Çavuş, Erbaşlar Ve Erler İle Sivil Memurlardır. Hükmünün yer aldığı İdari Davalar Ve Yargı Yetkilisinin Sınırı başlıklı Madde 21de 20nci madde de belirtilen kişileri ilgilendiren askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden dolayı, yetki, sebep, sekil, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından bahisle menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılacak iptal davaları, aynı idari işlem ve eylemlerin haklarını ihlal etmesi halinde açılacak tam yargı davaları, doğrudan doğruya ve kesin olarak Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde çözümlenir ve karara bağlanır. İdari Yargı Yetkisi, İdari İşlem Ve Eylemlerin Hukuka Uygunluğunun Denetimi İle Sınırlıdır... hükmünün yer aldığı görülmektedir.
İdare hukuku bir Statü Hukukudur. Her davada olduğu gibi öncelikli olarak incelendiğinde 1602 sayılı Kanun kapsamında davada davacıların statülerinin belirlenmesi ve bunun hukuki olması içinde yer almayan statülere yeni baştan bir statü getirme sorumluluğunun yaratılması ve de sağlanmasının uygun olacağı, yine 1602 sayılı Kanunla dikte ettirilen asker kişi ve asker kişiyi ilgilendirme durumunun gerektirdiği statüden açık bir şekilde ortaya konularak, olması gereken prensibinden ayrı, kabullerle uygulamaların genişletilmesi, hukuk içinde yer almayan kavram ve terimlerin üretilerek yeni statülerin yaratılması bizleri yanlış sonuçlara götüreceği gibi bu yönde çelişkileri de arttıracağı, hukuku tanımama ve hukuksallıktan uzaklaşma bakımından kuşku ve sakıncalar yaratacağı, bunun sonucu olarak kişileri kanunlara uymaya teşvik ve yönlendirme zorunluluğu ile kayıp ve kazançların değerlendirilmesinin, belirlenmiş hak ve menfaatler doğrultusunda işlem tesisinin sağlanmasının hakkaniyet ilkeleri ve toplumun genel menfaatleri açısından uygun bir çözüm tarzı olacağı değerlendirilmektedir.
Davacının müterafik kusuru bulunmadan ölümüyle sonuçlanan davalarda davacının hukuki yakınlarının maddi kayıplarının karşılanması; hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkesi esaslarına göre idarenin sorumluluğunda olan bir durumdur.
İdare, bu tür olaylarda haklilik durumunu göz önüne alarak davacı yakınlarının kayıplarının karşılanmasına yönelik mevcut konulara göre davacı yakınlarına (anne, baba, karı, koca, kardeş ve çocuklar) çeşitli maddi imkânlar sağlamakta, tazminat ödemekte, maaş bağlamakta ve parasal yardımlar yapmaktadır. Şayet davacı herhangi bir olayda kendi kusuru dışında yaralanmış ve maluliyetinin mevcudiyeti tespit edilmiş ise davacının hayatini idame edecek şekilde maddi kayıpların karşılanması yönünde tam yargı davasında maddi kayıpların hesaplanarak, yalnız kendisi için hak Ediş olarak maddi ve kişilik haklarına uğranılan zararını karşılamak üzere tayin olunan miktarın manevi tazminat seklinde verilmesi mümkün olmaktadır.
Medeni Kanunda ve Borçlar Kanununda manevi tazminata hükmedilmesi gereken hususlar kişiliğin korunması M.K. 24, İsme Tecavüz M.K. 25 Nisan Bozulması M.K. 85, Evlenmenin Feshi M.K. 126, Boşanma M.K.143, Babalık Davası M.K. 305 Cismani zarar ve Ölüm B.K.47 ve nihayet kişilik Haklarının İhlali B.K. 49 halleri olarak açıklanmıştır. Aynı şekilde Mahkememizin yerleşik içtihatlarına göre Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı İştirakçisi olmayan bir kimsenin askerlik hizmetini yerine getirmekte iken görevi nedeniyle ölmesi halinde Varislerine T.C. Emekli Sandığınca bağlanan aylık ve ödenen bütün ikramiyeleri, idarece ödenen nakdi tazminat olay nedeniyle sağlanan yarar olarak kabul edilmektedir. Buna göre resen seçilen bilirkişi marifetiyle Varislerin Maddi Tazminat Hak edişleri belirlenmektedir. 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanununun 67nci maddesine göre 66nci Madde de sözü geçen dul ve yetimler şunlardır; a) Karı, c) çocuklar, d) Ana, e) Baba olduğu hükmünün yer aldığı, bu hükmün kapsamında Varislerin Kimler olduğu açıktır. Mahkememiz kayda geçen dava dilekçesinde öncelikle ilk incelemeden geçirerek usulden eksik hususların belirlenmesini esas almaktadır. Dolayısıyla kişilerin statülerinin belirlenmesinde Vukuatlı Nüfus Kayıt Örneği istenerek maddi manevi tazminata esas olarak yakınların kimlik kontrolü yapılmakta, buna göre hak sahibi davacılar belirlenmekte böylece statüleri ortaya konularak tescil edilmektedir.
Dosyada mevcut bilgi ve belgelerin incelenmesi neticesinde;
1. Olay tarihinin 04 Temmuz 1999 olduğu:
2. Davanın AYIM' de 31 Ağustos 2000 tarihinde açıldığı.
3. Davacı vekilinin bu maksatla İdareye 11 Mayıs 2000 tarihinde müracaat ettiği,
4. Olay tarihinden itibaren hak düşürücü süre olan bir senelik sürenin 05 Temmuz 2000 tarihinde sona erdiği,
5. 8 Kasım 1998 dokumlu ........................'in, müteveffa Er ...................... in nüfus kütüğü olan; Sivas; Merkez, Kumyurt Köyü Cilt No:0157, Kütük Sıra No:0004' e kaydının, vefat tarihi olan 04 Temmuz 1999 tarihinden takriben iki ay 3 gün sonra 07 Eylül 1999 tarihinde yapıldığı ancak bu kaydın ne şekilde yapıldığı bilinmediği gibi (Mahkeme Kararı İle), bu konuda herhangi bir açıklayıcı bilgi ve belgenin de bulunmadığı,
6. Davacı baba........... 'in Emekli Sandığı Gene! Müdürlüğüne yaptığı aylık bağlanması talebi kapsamında Sivas Valiliği İl İdare Kurulunca 17 Mayıs 2000 tarih ve 2000/114 sayı ile Merkez Kumyurt Köyü Hakkından........... 'in Valilik Makamına yazdığı 12 Nisan 2000 tarihli dilekçesi ile Ardahan İlinde askerlik görevini yapmakta iken görev şehidi olan oğlu ......................... 'dan dolayı alabileceği bazı haklara esas olmak üzere muhtaçlık talebinde bulunduğu ve hakkında yaptırılan araştırma sonucu menkul ve gayrimenkul olmadığı gerekçesi ile hakkında 19 Nisan 2000 gün ve 2000/92 sayılı muhtaçlık kararı verildiği ve bunun Emekli Sandığı Genel Müdürlüğüne gönderildiği bu karar kapsamında mahallinde yapılan incelemede; çiftçilikten 100 milyon gelir sağladığı ve 2 milyar değerinde büyük bas hayvani bulunduğu, muhtaç olmadığının anlaşıldığı, böylece davacının yaşadığı yerde hakkında yapılan araştırma ile mahallinde düzenlenen evrakların güvenilmez olduğunun anlaşıldığı,
7. Er ........................ 'in 25 Ağustos 1998 tarihinde Askerlik Şubesinden askerlik görevi için birliğine sevkinin yapıldığı,
8. Dava dilekçesinde de belirtildiği gibi müteveffa Er........................ 'in askere gitmeden önce herhangi bir isi ve gelirinin olmadığı gibi evli de olmadığı yani bekâr olduğu
9. Müteveffa askerdeyken, 8 Kasım 1998 tarihinde doğan.............. 'in müteveffanın kütüğüne, ölümünden iki ay üç gün sonra 7 Eylül 1999 tarihinde kaydının yapıldığı, bu kaydın ne şekilde yapıldığının da bilinmediği, bu konuda herhangi bir bilgi ve belge olmadığı gibi araştırmanın da yapılmadığı,
10. Bu kayıttan 5 gün sonra müteveffanın kardeşi...................... in çocuk ............................ ile ilgili olarak Sivas 2. Sulh Hukuk Mahkemesinde 15 Eylül 1999 tarihinde Vasi Tayini ve Vasiye İzin konulu davada bahse konu kütük kaydı kapsamında 'Davacı amca................ 'in M.K. nün 361nci maddesi gereğince Vasi olarak tayinine, vasiye vesayet altına alınan .............. 'a yapılacak yardımları alabilmesi ve adına bağlanacak maaşları alabilmesi için İzin Verilmesine 16 Kasım 1999 tarihinde 1999/706 Esas No ve 1999/827 Karar No ile karar verildiği,
11. Buradan da nüfus kaydına göre müteveffanın çocuğu yapılan ..........................'ın Bakımının Tamamen ....................'a Verildiği Görülmektedir. Dava dilekçesi ekinde sunulduğu gibi Sivas ili Merkeze bağlı Köklüce Köyü 0152 Cilt No' da ve 013 Kütük Sıra No da kayıtlı ................ 'in üzerinde çocuk bulunmadığı gibi kendisi de bekar olarak gözükmektedir. ....................a vesayeten amca .......................in Sivas 2nci Sulh Hukuk Mahkemesinde 22 Mayıs 2000 tarihinde açtığı veraset davasında, 1 Haziran 2000 tarih ve Esas No: 2000/391, Karar No:2000/421 Sayılı Karar ile Sivas, Merkez, Kumyurt Köyü, Cilt No: 0157, Kütük Sıra No:0004'de nüfusa kayıtlı ............................. ve ............................ 'den olma 10 Ekim 1978 doğumlu 4 Temmuz 1999 tarihinde Bekar Olarak Vefat Eden ........................ 'ın miras meselesi M.K.nun hükümlerine göre bir pay kabul edilerek 8 Kasım 1998 doğumlu .................. 'a verildiği' kararı verilmiştir. Buna Göre Bekar Olarak Vefat Eden ...........................'ın Mirasının Tamamı Öldükten İki Ay Üç Gün Sonra Kandı Nüfus Kaydına Geçirilen ..................... A Verilmiştir. Yine dava dilekçesi ekinde yer alan ..............: ..........., ......... Köyü, Cilt No:........, Kütük Sıra No:.........'de kayıtlı Müteveffa ..............'ın On Kardeşi Olduğu, Bunlardan Yedişinin Medenî Nikâhlı Ve İkisinin İse Halen Bekâr Olduğu Görülmektedir. Davacı vekilinin dava dilekçesinde aile fertlerinin evliliği ile ilgili olarak ileri sürdüğü hususların mevcut gerçeklerle çeliştiği, gerçeği yansıtmadığı burada da bir kez daha görülmektedir. Yukarıda belirtildiği üzere Müteveffa Erin ölümünden sonra herhangi bir babalık davası dahi açılmadan ölümden iki ay üç gün sonra nüfusuna geçirilen...................... ile ilgili olarak açılan Vasi tayini Ve Vasiye İzin davası ile amca .....................'in vasisi olduğuna karar verildiği,veraset ilamı kararı ile de ..................... 'in tüm malinin bir pay olarak ................... 'a dolayısı ile bakmakla yükümlü olan ................... 'a verildiği açık ve net olarak ortaya konulmuş bulunmaktadır. Müteveffa ................. 'la ............. arasında askerden önce, askerde iken olan ve askerden sonra olacak ilişkiyi ve destekliği ortaya koyacak bir bilgi, belge bulunmamakta, kararda da belirtildiği üzere varsayımlara dayanılarak hukuki ortam tesis edilmeye çalışılmış bulunmaktadır. Çocuk ..........................a Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünce artışlarda dikkate alınarak 1 Ağustos 1999 tarihinden itibaren aylık bağlanmış, tütün ikramiyesi ödenmiştir. Çocuğun maddi zararı hesabında kendi statüsü de dikkate alınarak Mahkememizin yerleşik içtihatlarına göre uygulama yapılmıştır, idare Hukukunun Statü Hukuku kavramı çocuk için yapılan uygulama ve incelemede tam olarak gerçekleştirilmiştir.
Ancak ......................'in durumu incelendiğinde statüsünün hukuka geniş ve dar anlamda aykırılık teşkil etmesine rağmen bilirkişi incelemesinde statü kavramı dışında kalınarak eş (kan) gibi hesaplama yapılmış ve zarar belirlenmiş, hatta............... 'in Emekli Sandigindan herhangi bir fayda sağlamadığı belirtilerek, bu durum heyetçe de kabul görmüş olmakla birlikte özde böyle bir faydadan söz etmenin dahi hukuken mümkün olmadığı açık olmasına rağmen bu kapsamda uygulama yapılmıştır. Kabullerle kişilerin statülerinin belirlenmesi ve bu belirlemeye göre hak edişlerin ortaya konmasının yasa dışı durumların yasalaştırılması, yani bu durumların topluma yansıtılarak kişilerin hak ve menfaatlerinin gelişen dünya ortamında kısır bir döngü içine sokulmasına neden olacağı kaygı ve mütalaası bulunmaktadır.
Müteveffa................... askere gitmeden önceki isi ve geliri davacılardan sorulmamıştır. Ancak dava dilekçesinde müvekkili tarafından Müteveffanın Askerlik Hizmetine Başlamadan Önce Sigortalı Olarak Çalışmadığı Gibi Kendisine Ait Bir İşyeri Bulunmadığı belirtilmiştir. Ayrıca yapılan hesap bilirkişi incelemesinde yer alan ve incelemeye esas teşkil eden değerlendirmede de müteveffanın her hangi bir isinin ve gelirinin olmadığı kabul edilmiştir Buna göre müteveffa...................... 'in askere sevkinden önce herhangi bir isinin ve gelirinin bulunmadığı gibi herhangi bir kimseye bakma yükümlülüğünün olduğuna dair hukuki herhangi bir belge ve bilgi de bulunmamaktadır. Ayrıca müteveffanın dokuz kardeşinden yedisinin evli olduğu vukuatlı nüfus kayıt örneğinden görülmektedir.
........................ Hakkında; daha önce Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünün babanın muhtaçlık ile ilgili olarak talebi karsısında yaptığı ve yanlış beyanların yer aldığı yönteme benzer yapılan araştırma ve buna göre........... 'in müteveffa ile askere gitmeden önce iki yıl birlikteliği olduğu yönünde kendisi dâhil mahallindeki kişilerin beyanlarından hareketle kendilerinin birlikte yaşamış oldukları kabul edilmiş, yani kendilerinin yasa dışı yasayanlar kapsamında olup olmadıkları dahi tam incelenmeden (ki bu incelense idi zaten beyanlar tek taraflı olacaktı ayrıca nüfus kayıtlarının da gerçeği gösterdiği bilinmektedir) karara gidilmiştir. Zaten .............'in vefat etmiş olması da onun beyanına başvurulamamasına neden olmaktadır. Netice olarak destekten yoksun kalma durumunda yardımcı durumunun net ve açık olarak ortaya konması gerekmektedir. Ayrıca destek durumu varsa bunun derecesi ve oranı da ortaya konmalıdır. B.K. ile Medeni Kanun kapsamında oluşan statülerin dışında oluşan her türlü statülerdeki desteklik durumlarında bu destekliğin her halükarda ispatlanması şartı ile doğan zararların çözümü mümkün olmaktadır. Bunun dışındaki kabullerin Hukuk Dışılığa teşvik sağlayacağı, hukukun yaptırım gücünü ortadan kaldıracağı açıktır. B.K. Madde 45- Bir adam Ölürse, ödence, özellikle gömme giderlerini de kapsar - Ölüm hemen olmamışsa, ödence, tedavi giderlerini ve çalışma gücünden yoksun kalmaktan doğan zararı kapsar - Ölüm Sonucunda Başka Kimseler, ölenin yardımından yoksun kalmışlarsa, onların bu zararını da ödencelemek gerekir. hükmüne amirdir. Maddi 47- Yargıç özel durumları göz önüne alarak, bedensel zarara uğrayan kimseye ve adam ölmesi durumunda ölünün Ailesine, tinsel (manevi) zarar karşılığı olarak tüzegenliğe uygun bir ödence Verilmesine karar verebilir. hükmü ile de manevi tazminatta Aile önem arz etmekte, buna adaletli olacak şekilde manevi tazminat verilmesinde kesinlik bulunmadığı, yapılacak değerlendirmeye göre verilebileceği belirlenmektedir. Destekten yoksun kalındığında tazminat isteme hakki vuku bulmaktadır. Burada destek yani yardımcının bulunması B.K. na göre önem arz etmektedir. Ancak bu işlemi yaparken hukuka aykırılık teşkil etmemesi, yasa dışı durumda bulunulmaması gerçek sonuca ulaşmada ve toplum menfaati için gerekli olmaktadır Genel anlamda yardımcı, bir Kişiye fiilen yardım etmiş veya ileride yardım edeceğine dair kuvvetli bir olasılık bulunan kişi olarak İfade edilmektedir, o halde bunları, gerçek ve farazi yardımcı olmak üzere ikiye ayırabiliriz. Gerçek yardımcı Daha Ölümü Zamanında Davacıya Yardım Sağlamış Kimsedir. Örneğin, ana, baba, çocuklarına; para kazanabilecek durumdaki çocuklar, ana, babalarına; koca, karısına; karı kocasına, kardeşler birbirlerine yardım sağlarlar. Bunların yardımı yalnız başlarına ve tamamen yapmaları zorunlu değildir
Medeni Kanun ile kişilerin birliktelikleri karı, koca ve çocuklar olarak birbirlerine karşı sorumluluktan ve bunun hukuki zemini hazırlanmış bulunmaktadır. Yani evlenme akdi ile anne, baba, kari, koca ve çocukların durumları, sorumlulukları, her türlü hakları birbirlerine bakma yükümlülükleri açık bir şekilde kanun karşısında belirlenmektedir. Ancak yasa ile belirlenmiş durumlar dışındaki durumlarda, destek durumunun bulunup bulunmadığının belirlenmesi ve bunun ispatlanması ile bakim gücüne göre bakim ihtiyacının ortaya konması esas teşkil etmektedir. Burada yasa dışı durumda bulunmamak, hukuka aykırılık teşkil etmemek kıstasları göz önünde bulundurularak destek durumunun aranmasında davacıların ileride şimdiki iktisadi ve mali durumlarını devam ettiremeyecekleri ve ihtiyaç içerisinde kalacakları kabul olunduğu ve ölenin de yardımı olmaksızın ihtiyaçlarının giderilemeyeceği Tespit Olunması Halinde Tazminat verilmesi mümkün olabilecektir. Su halde her şeyden önce Sosyal Durumları, Malı ve İktisadı İmkanları incelenmeli ve Gerçekten İlerde Ölenin Yardımına İhtiyaç Duyacakları Tespit Edildiği Takdirde Tazminatın Miktarı Hesaplanması uygun olacaktır
Destekten yoksun kalmada yardım edilenin bulunmasında kendisine fiilen yardım edilen veya gelecekte yardım edilme olasılığı bulunan kişi veya kişiler yardım edilendir. Bu yardım edilen kişi, özellikle ana, baba, kardeş, eş veya çocuk olabilir. Çocuk söz konusu ise, yardım, kural olarak rüşt yaşı ile sınırlı olmaktadır. Turgut Uygur (Yargıtay 4.Hukuk D.Bşk.) Açıklamalı İçtihatlı Borçlar Kanunu Genel Hükümler Birinci Cilt Sayfa 600 de Destekten yoksun kalma tazminatına İlişkin davalarda Bakım Gücü ile Bakım İhtiyacının ispatlanması sorunu büyük önem taşır. İbaresi yer almaktadır. Ayrıca aynı dokümanın 598nci sayfasında Destek Kavramı, Yardımlarda Düzenlilik Ve Devamlılık Halinde Söz Konusu Olur ölmeseydi anneannenin torununa bakacağı umuda, bu kavramın kapsamı dışındadır. Sorumluluk için mantıki illiyet değil, uygun illiyet bağı aranır. Nedenle sonuç arasında bir illiyetin kabulü için sorunun genel hayat tecrübelerine, olayların genel akışına ve objektif ihtimale göre, bir nedene bağlanabilmesini aramak zorunluluğu vardır. Başka bir anlatımla sonuç mahiyeti itibariyle bu nedene (olaya) uygun olmalı, onun uygun bir sonucu olarak görünmelidir: açıklamaları yer almakta, destek kavramında yardımların düzenliliği ve devamlılığının araştırılması gerek ve yeter şart olmaktadır.
Dava konusu olayda davacıların statüleri dahi hukuka aykırılık kavramları içinde sonradan belirlenen statülerine göre uyuşmazlığın çözümünün kabulünün mümkün olmadığı değerlendirilmektedir. Müteveffa ................... askere gitmeden önce herhangi bir iste çalışmamakta ve her hangi bir isi bulunmamaktadır. Davada herhangi bir desteklik gücü tam olarak ortaya konmamıştır, Ayrıca .....................'in önceki ve mevcut yaşantısı değerlendirmeye alınmamıştır. Desteklik yönü ile bundan sonrada destek olacak mıdır? Olacaksa ne derece destek olacaktır? Bu destek ne kadar sürecektir? Desteklik durumu bitmiş midir? Desteklik durumu hiç olmuş mudur? sorularına cevap aranmadığı gibi davacı ...........'in statüsü de tam olarak ortaya konmamıştır. Müteveffa ..................... 'in 9 kardeşinin 7si evli, kendisi ile diğer 2 kardeşi ise bekârdır. Dava dilekçesinde belirtilen hususların özde gerçeği yansıtmadığı tüm açıklığıyla görülmektedir. Müteveffanın askere gitmeden önceki medeni hali vukuatlı nüfus kayıt örneğine göre bekar olarak belirtilmektedir, Çocuk ................ in Müteveffanın askerlik hizmeti sırasında dünyaya geldiği anlaşılmakla birlikte Er ...................... 'in ölümünden iki ay üç gün sonra ne şekilde yapıldığı bilinmeyen bir işlemle nüfus kaydına geçirildiği görülmekle birlikte mahkeme kararıyla vasiliğinin ve vasi izninin amcası .................'a verildiği, bu kapsamda çocuğun tüm bakım ve gözetiminin amcada olduğu açıktır. Sivas İl Jandarma Komutanlığınca düzenlenen 31 Ekim 2001 gün ve HRK:0621-1663-01/5198 Sayılı ve 12 Kasım 2001 gün ve HRK:0621-2731-01/8415 Sayılı yazılarının eklerinde yer alan tutanaklardan................... in amca ,.............. ile aynı çatı altında yaşadıkları ifadeleri bulunmaktadır. .............. ile ilgili olarak bilirkişinin yaptığı hesapta es gibi hesaplama yapılmış, yeniden evlenme şansı için %35 kullanılmış, aslında .................... halen ............la aynı çatı altında yasamaktadır. Yapılan bilirkişi incelemesi verileri ve değerleri açısından gerçeği yansıtmamaktadır.
Ayrıca yaptırılan ek bilirkişi incelemesi i!e çocuk, müteveffanın anne ve babası için (olması gereken) yarar ve zarar hesaplaması yaptırılmış, yani burada hukuki statü ve durumları bilinen kişiler için hesaplama yaptırılmış bulunmaktadır. Bu hesaplama daha doğruyu ve gerçeği yansıtan bilirkişi incelemesi olmuştur. Kişilerin birbirlerine göre statülerinin kabullerle belirlenmesinin gerçek hukuki statülerden uzaklaşma olarak değerlendirmekteyim. Buna göre oluşturulan maddi ve manevi tazminat hak edişin belirlenmesinin var olan hukuki duruma paralel hukuk dışı bazı hak edişlerin imkan sağlayacağı mütalaası içinde bulunulmaktayım. Bilirkişi incelemesinde de dolaylı kabullerle oluşturulan ......................... 'in statüsünün hukuki olmadığı ve kendisinin tazminat elde etme hakkinin olup olmadığına tam olarak bakılmaksızın yapılan hesaplamanın da hukuki olamayacağı kanaatinde bulunmaktayım.
Bahse konu davamızda; buraya kadar yapılan açıklamalar da dikkate alındığında, daha teferruatlı bir şekilde incelenmesinde fayda mütalaa edilen ve hâlihazırda çelişkili hali devam ettiği açık olan bazı durum ve konuların bulunduğu görülmektedir. Kararda 3ncü sayfa üstten üçüncü satırda Müteveffa ölmese idi........................ 'a eylemli ve düzenli olarak yardım edeceği. Dolayısıyla .......................in ölüm olayı nedeniyle ölenin desteğini kaybettiği değerlendirildiğinden, destekten yoksun kalan davacı..................... 'a tazminat verilmesi cihetine gidilmiştir ifadesinin yer aldığı, bu ifade ile....................... 'a müteveffanın yardımının eylemli ve düzenli devam edeceği ve müteveffanın desteğini kaybettiği çoğunluk tarafından kabul edilerek tazminat verilmesine karar verilmiştir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle davanın öncelikle görev yönünden reddi gerekirken, tam belirlenmeyen statüsü nedeniyle davacıların davada haklılığının hukuka uygunluğunun denetlenmesinde oluşan hukuka uygun olmama duruma M.K. kapsamında gerek müteveffanın statüsü, ölümünden önceki durumu ve ilişkileri gerekse desteğinin düzenliliği, devamlılığı yönünden durumunun tam olarak ortaya konamamış olması ve bu konuda varsayımlara/kabullere dayandırılmış olmasından dolayı oluşan ve de Medeni Kanun kapsamında kabul edilen bir statüde yaptırılan bilirkişi incelemesinin esas alınarak davacı ...................' a ait maddi ve manevi tazminat VERİLMESİNE karar veren çoğunluk görüsüne iştirak etmediğimden karşı oy kullandım. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy