(2709 S. K. m. 152, 10) (4376 S. K. m. 1) (1602 S. K. m. 20)
Davacı 20 Kasım 2000 tarihinde kayda geçen dilekçesinde özetle; 30.08.1997 ile 30.08.2000 tarihleri arasında Almanya'da Kara Ataşesi olarak görev yaptığını, yurtdışına atanmasından 11 ay sonra 29.07.1598 tarihinde TSK. Personel Kanununun bazı maddelerinde değişiklik yapılması ve bu Kanuna ek geçici maddeler eklenmesine dair 4376 Sayılı Kanunun yürürlüğe girdiğini ve kendisine Ağustos 1998 ayında tebliğ edildiğini bu Kanun ile yurtdışı sürekli görevde bulunan subay ve astsubaylara ek hizmet yükümlülüğü getirildiğini, Ek Geçici 75 nci madde ile de halen yurtdışı sürekli görevde bulunanlara kanunun yürürlük tarihinden sonra geçecek süre ile sınırlı olmak üzere ek hizmet yükümlülüğü uygulanacağının hükme bağlandığını, benzer yükümlülüğün yurtdışında bulunan diğer devlet memurlarına getirilmediğini, bu hususun Anayasanın 10 ncu maddesinde zikredilen devlet organları ve idare makamlarının bütün işlemlerde kanun önünde eşitlik ilkesine göre hareket etme zorunluluğu bulunduğunu, anılan yasal düzenlemenin Anayasanın eşitlik ve adaleti öngören ruhuna aykırı olduğunu, yurtdışına sürekli atanan TSK. mensubu personele devletin diğer sivil devlet memurlarından farklı olarak maaşının dışında hiçbir masraf yapmadığını, elçilikteki diğer personelden daha fazla çalıştığını, üstelik diğer personelin ikinci hatta üçüncü kez yurtdışı göreve atandıklarını oysa TSK. personelinin bir kez atandığını, ek hizmet yükümlülüğünün TSK. personeline ve hatta bu yükümlülüğün kendisi gibi kanunun yürürlüğe girdiği esnada yurtdışında bulunan kazanılmış hak sahibi personele de getirilmesinin Anayasaya aykırı olduğunu belirterek 29 Temmuz 1998 tarihli 4376 Sayılı kanunun şahsını ilgilendiren 1 nci maddesinin (b) fıkrasında ve Ek Geçici 75 nci maddesinde belirtilen ek hizmet yükümlülüğü ile ilgili hükümlerin iptal edilmesini talep ve dava etmiş, anılan kanun gereğince 29.07.1998-30.08.2000 tarihleri arasındaki görevi için ek hizmet yükümlülüğü doğduğundan yürütmenin durdurulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Dava dilekçesi 1602 Sayılı Kanunun 44 ncü maddesi gereğince ilk incelemeye tabi tutulduktan sonra; AYİM Kanununun 45 nci maddesi gereğince karar verilmek üzere dairemize gönderildiği anlaşılmıştır.
Dava dosyasının incelenmesinden, davacının yurtdışı görevi nedeniyle, 926 Sayılı TSK. Personel Kanununun 113 ve Ek Geçici 75 nci maddeleri uyarınca Ek Hizmet Yükümlülüğü uygulanması ile ilgili bir idari işlem tesis edilmediği ve davacının da hakkında bu konuda tesis edilmiş veya müracaatına rağmen tesis edilmemiş herhangi bir idari işlemin iptali isteminde bulunmadığı anlaşılmıştır.
Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin görevlerini belirleyen 1602 Sayılı Kanunun 20 nci maddesinde; Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Türk Milleti adına askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların ilik ve son derece mahkemesi olarak yargı denetimini ve diğer kanunlarda gösterilen görevleri yapar..., denmektedir. Yine aynı kanunun Dava açma süresini düzenleyen 40 ncı maddesinde; Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açma süresi her çeşit işlemlerde yazılı bildirim tarihinden itibaren kanunlarda ayrı süre gösterilmeyen hallerde altmış gündür.... hükmünü amirdir. İdari davalar ve yargı yetkisinin sınır başlıklı 21 nci maddede de 20 nci maddede belirtilen kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden dolayı, yetki sebep, şekil, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından bahisle menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılacak iptal davaları, aynı idari işlem ve eylemlerin haklarını ihlal etmesi halinde açılacak tam yargı davaları, doğrudan doğruya ve kesin olarak Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde çözümlenir ve karar bağlanır. İdari yargı yetkisi, idari işlem ve eylemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. Yerindelik denetimi yapılamaz... hükmü yer almaktadır.
Görüldüğü üzere Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin yargı görev ve yetkisi, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. Davacının dava dilekçesinde belirttiği üzere, davacının yurtdışı görevi nedeniyle ek hizmet yükümlülüğü ile ilgili olarak tesis edilmiş herhangi bir işlem bulunmamaktadır. Dolayısıyla iptal davasına konu olabilecek ve hukuka uygunluk denetimi yapılabilecek olumlu veya olumsuz bir idari işlem söz konusu değildir.
Anayasa'nın 152. Maddesi Anayasa'ya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi konusunu düzenlemektedir. Bu madde de; Bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin hükümlerini Anayasa'ya aykırı görürde veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır... denmektedir.
Bu maddeden de anlaşılacağı üzere davacı elbette ki kendisi hakkında uygulanan bir kanunun Anayasaya aykırılığını iddia ederek iptalini talep edebilir. Ancak bunun için idarece hakkında tesis edilmiş bir işlem olması ve bu işlemin de dayanağını iptalini istenen kanundan alması gerekir. Aksi takdirde hakkında tesis edilmiş bir işlem olmadığı halde, salt kanun kapsamına giriyor olması veya ileride girebileceği ve hukuki menfaatini ihlal edebileceği gerekçesi ile iptal davası açmak mümkün değildir.
İptal davasına konu olabilecek tesis edilmiş bir idari işlem olmaması ve bu işlemin iptalinin istenmemesi nedeniyle; iptali istenen kanunun ilgili maddelerinin Anayasa'ya aykırılık iddiası irdelenmemiştir.
Yukarıda izah edildiği üzere mahkememizce incelenebilecek bir idari işlem veya eylem bulunmamaktadır. Bu itibarla; Anayasanın 157 ve 1602 sayılı kanunun 20 ve 21 nci maddeleri gereğince inceleme kabiliyeti bulunmayan davanın REDDİNE. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy