(1602 S. K. m. 56) (2709 S. K. m. 125)
Davacı vekilinin 12 Şubat 2001 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde; müvekkilinin Erzurum Askerlik Şubesinde Yedek Subay olarak görevini ifa ederken geçirdiği rahatsızlık nedeniyle 27.02.1995 tarihinde Erzurum Mareşal Fevzi Çakmak Askeri Hastanesine yatırıldığını, beyin cerrahisi servisinde yapılan müşahede neticesinde müvekkilinin 22.03.1995 tarihinde Bel Fıtığı ameliyatı olduğunu, 5 aylık istirahattan sonra 14.09.1990 tarihinde, 5717 sayılı Gülhane Askeri Hastanesi Baştabipliği raporuna göre topallamasına rağmen görevine devam etmek zorunda kaldığını, ameliyat sonrası doktorların iyileşemediği kanaatine rağmen müvekkilinin ağrılarının dinmeyerek, ayağını doğru dürüst atamayarak topallamaya devam ettiğini, bu durum karşısında müvekkilinin Çukurova Üniversitesi Tip Fakültesi Nöroloji servisine başvurarak muayene, inceleme ve tetkikten geçtiğini, 24.02.2000 tarihli ve 455 Nolu EMG raporuna göre, Erzurum Mareşal Fevzi Çakmak Hastanesinde geçirdiği ameliyattan dolayı meydana gelen topallamanın kalıcı olduğunun saptandığını, uzun süre tedavisinin devamı ve büyük maddi imkanlara ihtiyacı olduğunu, müvekkilinin askeri hastanedeki doktorların kusurundan sakat kaldığını, bu kalıcı sakatlığını 24.02.2000 tarihlî raporla öğrendiğini, bu kapsamda 23.03.2000 tarihinde dilekçeyle idareye başvurarak maddi ve manevi tazminat talebinde bulunduğunu, idarenin dilekçeye yasal süresinde cevap vermediğinden 07.08.2000 tarihinde tazminat davası açtıklarını, ancak ANKARA İdare Mahkemesinden yetkisizlikle Erzurum İdare Mahkemesine gönderilen dava dosyasında bu kez de 2577 Sayılı Yasanın 15nci maddesine göre Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin görevli olduğu yönünde karara bağlandığını, kendilerine kararın 01.02.2001 tarihinde tebliğ edildiğini, müvekkiline 35 milyar TL. maddi ve
milyar TL. manevi tazminat verilmesini ve adli yardımdan yararlandırılmasını talep ve dava etmiştir.
Dava dosyasında mevcut bilgi ve belgelerin incelenmesi neticesinde, davacının Erzurum Askerlik Dairesi Başkanlığı emrinde görevli iken bel ve sağ bacak ağrısı nedeni ile 27 Şubat 1995 tarihinde Erzurum Mareşal Çakmak Hastanesine yatırıldığı ve tetkikleri sonucu sağ L4-5 disk hemisi tespit edilerek 08 Mart 1995 tarihinde ameliyata alındığı, ameliyattan hemen sonra, sağda düşük ayak gelişmesi ve ameliyat bölgesine konulan drenin çalışmadığının tespit edilmesi nedeniyle ayni gün tekrar ameliyata alındığı, davacının 22 Mart 1995 tarihinde üçüncü kez ameliyata alındığı ve 29 Mart 1995 tarihinde SMK 3 ay istirahatta taburcu edildiği, davacının SMK sonucunda başvurduğu GATA Beyin ve Sinir Cerrahisi Kliniğinde 07 Temmuz 1995 tarihi itibarıyla SMK 2 ay hava değişimi kararı verildiği, istirahat bitiminde bulguları devam eden hastaya 14 Eylül 1995 gün ve 5717 sayılı sağlık kurulu raporu ile B/63, F6, B/11, F1 sınıfı görevine devam eder kararı verildiği ve ayni gün terhise müstahak olduğundan terhis edildiği, davacının 24 Şubat 2000 tarihînde Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Bölümünde yapılan kontrolünde kronik nörolojik tutuluş bulgularının yani sıra regenerasyon bulgularının saptandığı anlaşılmaktadır.
Dava açma süresi kamu düzeni ilgili olup hak düşürücü süre niteliğinde olduğundan davanın her aşamasında re' sen dikkate alınması hukuk alanında tartışmasız kabul edilen pir zorunluluktur. Bu nedenle işin esasına geçilmeden önce davanın süresinde açılıp açılmadığını incelemek gerekmektedir. 1602 Sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 43ncü maddesi idari eylemlerden haktan ihlal edilmiş olanların Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açmadan önce, bu eylemlerin yazılı bildirimi üzerine veya başka surette öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve herhalde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde yetkili makama başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri lazımdır, Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halindeki bu konudaki işlemin tebliği tarihinden ve altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten İtibaren altmış gün içerisinde tam yargı davası açabilirler.
Görevli olmayan adli yargı mercilerine açılan tam yargı davasının görevden reddi halinde sonra da Askeri Yüksek idare Mahkemesine açılan davalarda, birinci fıkrada öngörülen idareye başvurma şartı aranmaz hükmünü öngörmektedir. Buna göre davacının sakat kalmasına neden olduğu iddia edilen tedavi işlemi 07 Şubat 1995 tarihinde başlamış ve çeşitli ameliyat ve istirahat sürelerinin sonunda 14 Eylül 1995 tarihi itibariyle sona ermiştir. Dolayısı ile eylemin meydana geldiği tarih 14 Eylül 1995 tarihi olarak kabul edildiğinde eylem tarihinden itibaren öngörülen beş yıllık kanuni süre dolmamıştır. Keza GATA K.lığının 14 Eylül 1995 tarih ve 5717 sayılı sağlık Kurulu raporunda davacı hakkında sınıf görevini yapar kararı verildiği ve davacının rahatsızlığının kronik hale geldiğinin ancak 24 Şubat 2000 tarihinde Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Bölümünde yapılan kontrolde ortaya çıktığı göz önüne alındığında 24 Şubat 2000 tarihi zarar doğuran eylemi öğrenme tarihi olarak kabul etmek gerekmektedir. Dolayısı ile davalı idarenin kayıtlarına 28 Mart 2000 tarihli itibariyle giren ön müracaat dilekçesinin süresi içinde yapıldığının kabulü gerekmektedir.
Anayasanın 125nci maddesine göre idare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür. Bu suretle idarenin sorumluluğu Anayasa prensibi olarak kabul edilmiştir. Ancak Anayasada idarenin sorumluğunun hangi esaslara göre belirleneceği belirtilmemiş, bu meselenin haili doktrin ve yargı kararlarına bırakılmıştır. Bugün idarenin sorumluluğu hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk tikelerine dayandırılmaktadır, ister hizmet kusuru, ister kusursuz sorumluluk ilkelerine dayandırılsın genel olarak idarenin tazmin borcunun doğabilmesi için bir zararın mevcudiyeti, zarara yol açan eylemin idareye yüklenebilir nitelikte bulunması zarar ile eylem arasında illiyet bağının bulunması zorunludur.
Davacının bahse konu somut olayda sakat kalmasına neden olan rahatsızlığın davacının görev yaptığı Erzurum Askerlik Şubesinde idari faaliyet teşkil eden sağlık hizmetinin kötü işlemesi veya doktorların seçimi, eğitimi ve denetiminde idarenin gerekli özeni göstermemesi sonucu eksik, yetersiz, hatalı veya gecikmiş olarak tıbbî müdahalenin yapılması şeklinde ortaya çıkan hizmet kusurundan kaynaklanıp kaynaklanmadığı, bu rahatsızlığın bünyesel olup olmadığı, mevcut rahatsızlığın sebep ve sonucuna bağlı olup olmadığı, davacının iddia ettiği üzere askeri hastanedeki doktorların kusurundan böyle bir kalıcı sakatlığın vuku bulup bulamayacağı, rahatsızlığa sebep teşkil eden nedenlerin askerlik hizmetine bağlı durumlardan meydana gelip gelmediği, dava dosyasında mevcut davacının gördüğü tüm tedaviler ve raporlarda dahil incelenerek değerlendirilmesi, kusurlu durumların ortaya konması ve davacının zamanında tam teşekküllü hastaneye sevk edilmesi durumunda hastalığın doğru teşhisinin ve tedavisinin önceden mümkün olup olmayacağı, zamanında tıbbi tedaviye başlansa idi, kalıcı rahatsızlık olmayacak şekilde iyileşip iyileşemediği, bakım ve tedavi eksikliği veya gecikmesi bulunup bulunmadığı hususlarında bir tıbbi bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiştir.
Davacı ......................... hakkında yaptırılan 04.11.2002 tarihli tıbbi bilirkişi incelemesine göre özetle; mevcut komplikasyonun tecrübe ve bilgi düzeyi böyle bîr müdahaleyi yapabilecek ve oluşacak komplikasyonları zamanında tespit ederek gerekli tedbirleri alabilecek düzeyde olduğu, hekim ihmali ya da dikkatsizliğinde, ya da yetki aşımından oluşmadığı kanaatine ulaşıldığı belirtilerek, hastada onaya çıkan komplikasyonun eksik, yetersiz, hatalı ya da gecikmiş bir tıbbi müdahalenin söz konusu olmadığı, mevcut rahatsızlığın bünyesel olmayıp, lomber disk cerrahisi ameliyatlarından sonra %1 ile 8 oranında görülebilen bir komplikasyon olduğu, doktora bağlı yanlış tanı, yanlış ya da yetersiz tedavi sonucu olmadığı, kalıcı hasarın doktor hatasından çok, bir cerrahi komplikasyon olduğu, rahatsızlığın askerliğe durumlardan meydana gelmediği, hastanın tedavi sürecinde oluşan giderilebilmesi için her türlü tıbbi tetkik ve tedavisinin zamanında yapıldığı ve adı geçen kliniğin imkan ve personelinin böyle bir cerrahiye ve oluşabilecek komplikasyonları takip ve tedavi edecek kapasitede olduğu, mevcut tabloya zamanında müdahale edildiğinin raporlardan anlaşıldığı ve iyileşebilmesi için tüm olanakların kullanıldığı, bakım ve tedavi eksikliğine bağlı herhangi bir eksiklik ya da gecikme olmadığı kanısının oluştuğu belirtilmiştir.
Bilirkişi raporunun 26.11.2002 tarihinde davacıya tebliğ edildiği, 1602 sayılı AYİM Kanunun 56ncı maddesinin yollanması ile Askeri Yüksek İdare Mahkemesindeki uygulanmakta olan Hukuk Usulleri Mahkemeleri Kanunu 283ncü maddesine göre bir hafta içinde itiraz edilmediği, ancak duruşmada davacı vekili tarafından ibraz edilen dilekçe ile bir takım iddialar ileri sürülmüş ise de bu itirazın süresi içinde yapılmış olduğu, esasen itiraz dilekçesinde ileri sürülen hususlarında yerinde bulunmadığı, bu nedenlerle davacı hakkında yaptırılan ve yukarıda belirtilen tıbbi bilirkişi raporu uyarınca davalı idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı zarar ile eylem arasında illiyet bağının kurulamadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.
Açıklanan nedenle;
Davacı ......................... in maddi ve manevi tazminat istemlerinin REDDİNE.
Full & Egal Universal Law Academy