(2709 S. K. m. 125)
Davacı vekili 21 şubat 2001 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; müvekkili P.Komd.Er ..........'ün 4 ncü Komando Taburu 1 nci Bölük K.lığı Tunceli emrinde vatani görevini yaparken 27 Mart 1998 tarihinde teröristlere karşı yapılan operasyon esnasında üzerine kaya yuvarlanması sonucu sol bacağı diz üstünden kırılması sonucu yaralandığını, hastanede yapılan tedavilerden sonra Askeri Mevki Hastanesi Sağlık Kurulu tarafından Askerliğe elverişlidir. Komando olamaz kararlı rapor verildiğini, raporun 30 Aralık 1999 tarihinde onaylandığını, davacının rahatsızlığı sakatlığının artarak ilerleme gösterdiği, bacağında platin olduğunu, koşamadığını, yürürken zorlanıp çabuk yorulduğunu, çökerek oturamadığını, ağır kaldıramadığını, oturduğu zaman kalkamadığını, tuvalette çökemediğini, dizinin bükülemediğini, son sağlık durumu itibariyle Askerliğe elverişli olmadığı kanaatinde bulunulduğunu, davacının hastaneye sevk edilerek son durumu itibariyle askerliğe elverişli olup olmadığının ve İş gücü kayıp oranının tespit ettirilmesine karar verilmesini, davalı idarenin kusursuz sorumluluğunun olduğunu, lise mezunu davacının askere gitmeden önce sigortalı olarak çalışmadığını, kendisine ait bir iş yeri kurmadığını, Askeri hastane raporunun onay tarihinin 30 Aralık 1999 olduğunu, 09 Kasım 2000 tarihinde dilekçe ile Milli Savunma Bakanlığına müracaat ettiklerini, ancak cevap alamadıklarını, olay tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte 14 milyar Maddi, 1 milyar Manevi tazminata hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
Dosyada mevcut bilgi ve belgelerin incelenmesinden; davacının 4 ncü Komando Tugayı, 1 nci Komando Taburu, 1 nci Bölük K.lığı emrinde askerlik hizmetini yapmakta iken 27 Mart 1998 tarihinde operasyon görevi esnasında Tunceli ili, Merkez Köyü, Kutu Deresi mevkiinde üzerine taş yuvarlanması sonucu yaralandığı, ilk müdahalesinin Tunceli Devlet Hastanesinde yapıldıktan sonra Elazığ 100 yataklı Asker Hastanesine getirildiği ve burada 28 Mart 1998 gün ve 401 protokol numarası ile Sol femur cisim kırığı tanısıyla ortopedi servisinde tedavi gördüğü ve 14 Nisan 1998 gün ve 411 Sağlık Kurulu Raporu ile C/59 SMK 3(üç) ay hava değişimi verilerek taburcu edildiği, bu rahatsızlığından dolayı hayati tehlike geçirmediği, uzuv kaybı ve tadili olmadığı, 3(üç) ay iş ve gücünden kaldığı, askerliğe elverişli olduğunu bildirir kati kanaat raporu verildiği ve müteakiben devam eden muayene ve tedavileri neticesi Ankara 600 Yataklı Mevki Asker Hastanesi Baştabipliğinin 22 Ekim 1999 gün ve 4432 sayılı Sağlık Kurulu Raporu ile 58/A/F1 Askerliğe elverişlidir. Komando olamaz kararı verildiği ve raporun 30 Aralık 1999 tarihinde onaylandığı ve davacının 08 Haziran 2000 tarihinde normal terhis olduğu, davacıya 2330 sayılı Kanun uyarınca 15 Temmuz 1999 gün ve 1999/484 karar sayılı Milli Savunma Bakanlığı Nakdi Tazminat Komisyonunun kararı ile 2.280.000.000.TL. nakdi tazminat ödendiği, askerliğe elverişli olması nedeniyle T.C.Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünce aylık bağlanmadığı anlaşılmıştır.
Anayasanın 125 nci maddesine göre idare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlüdür. Bu suretle idarenin sorumluluğu Anayasa prensibi olarak kabul edilmiştir. Ancak, Anayasada idarenin sorumluluğunun hangi esaslara göre belirleneceği belirtilmemiş, bu meselenin halli doktrin ve yargı kararlarına bırakılmıştır. Bugün idarenin sorumluluğu hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk ilkelerine dayandırılmaktadır. İster hizmet kusuru isterse kusursuz sorumluluk ilkelerine dayandırılsın genel olarak idarenin tanzim borcunun doğabilmesi için bir zararın mevcudiyeti, zarara yol açan eylemin idareye yüklenebilir nitelikte bulunması zarar ile eylem arasında illiyet bağının bulunması zorunludur.
Davacının asayişle ilgili askeri bir görevin ifası sırasında teröristlerce çıkan çatışmada yaralandığı hususunda taraflar arasında bir ihtilaf bulunmamaktadır. Olayın meydana gelmesinde hizmetin kurulması ve işletilmesinden kaynaklanan idareye atfı kabil bir hizmet kusurunun varlığından söz edilemez. Zarar doğrudan doğruya idarenin bir eyleminden doğmayıp idarenin dışındaki bir eylemden kaynaklandığı açıktır. Zararlı sonucu doğuran olay ile hizmet arasında illiyet bağı bulunduğundan kusursuz sorumluluk ilkesine göre zararın zarar gören üzerinde bırakılmayarak topluma yayılması adalet, eşitlik, hakkaniyet esaslarına daha uygun düşeceğinden davacının zararlarının bu esaslara göre karşılanması gerekeceği sonucuna ulaşılmıştır.
Maddi tazminat isteminde bulunan davacının maddi zararlarının tespiti için re'sen seçilen bilirkişi tarafından tanzim olunup Mahkememize ibraz edilen 10.09.2001 tarihli bilirkişi raporunda davacının 9.842.101.571.TL. gerçek maddi zararına karşılık 4.458.667.000.TL. nakdi tazminat yararı sağladığı, maddi tazminat hak edişinin 5.383.434.571.TL. olduğu belirtilmiştir.
Taraflara tebliğ olunan bilirkişi raporuna süresi içinde itiraz edilmemiş olup bilirkişi raporu Mahkememizce kabul edilen kıstaslara ve ilmi verilere uygun olarak tanzim edildiğinden rapor doğrultusunda uygulama yapılmıştır.
Davacının olay nedeniyle duyduğu ve ileride duyacağı acı ve ızdırabını kısmen de olsa karşılayabilmek amacıyla olayın vukua geliş şekli davacının askeri ve sosyal durumu, paranın alım gücü, sakatlık derecesi, zararın başlangıç tarihi olan olay tarihinden ödeme gününe kadar işleyecek yasal faiz dikkate alınarak uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmesi sonucuna ulaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerle;
1. Bilirkişi raporu uyarınca davacı ............'e 5.384.000.000.TL.
(beşmilyarüçyüzseksendörtmilyon TL.) maddi tazminat VERİLMESİNE, fazlaya ilişkin isteminin REDDİNE,
2. Davacı ............'e takdiren 250.000.000.TL.
(ikiyüzellimilyon TL.) manevi tazminat verilmesine, fazlaya ilişkin isteminin REDDİNE,
3. Hükmedilen maddi tazminata davacının yeniden gelir elde etmeye başlayacağı varsayılan 08 Ağustos 2000 tarihinden ödeme tarihine kadar yıllık %60 (yüzdealtmış) yasal faiz YÜRÜTÜLMESİNE,
4. Hükmedilen manevi tazminat miktarına olay tarihi olan 27 Mart 1998 tarihinden 31 Aralık 1999 tarihine kadar yıllık %50 (yüzde elli), 01 Ocak 2000 tarihinden ödeme tarihine kadar yıllık %60 (yüzde altmış) yasal faiz YÜRÜTÜLMESİNE,
5. Davacı tarafından peşin yatırılan 20.000.000.TL. (yirmimilyon TL.) bilirkişi ücretinden davadaki haklılık oranına göre 12.309.000.TL. (Onikimilyonüçyüzdokuzbin TL.) nın davacı üzerinde BIRAKILMASINA, geri kalan 7.691.-000.TL. (yedimilyonaltıyüzdoksanbirbin TL.) nın davalı idareden alınarak davacıya VERİLMESİNE,
6. 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 71 nci maddesi gereğince yargılama giderlerinin davalı idareye YÜKLETİLMESİNE, 492 sayılı Harçlar Kanununun 13/j maddesi uyarınca muaf tutulan idare aleyhine harca hükmedilmesine YER OLMADIĞINA,
7. Hükmedilen maddi ve manevi tazminat miktarları üzerinden davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifeleri gereğince nispi olarak hesabedilen 102.884.000.TL.(Yüzikimilyonsekizyüzseksendörtbin TL.) vekalet ücretinin davalı idareden alınarak davacılara VERİLMESİNE,
8. Dava duruşmalı görüldüğünden reddedilen maddi ve manevi tazminat miktarı üzerinden davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Ücret Tarifeleri gereğince nispi olarak hesap edilen 106.116.000.TL.(yüzaltımilyonyüzonaltıbin TL.) vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı idareye VERİLMESİNE,
9. Davacı tarafından peşin yatırılan 215.000.000.TL.(İkiyüzonbeşmilyon TL.) harcın istemi halinde davacıya İADESİNE,
10. Davacı tarafından peşin yatırılan ve sarfedilen 9.750.000.TL.(dokuzmilyonyediyüzellibin TL.) posta giderinin davalı idareden alınarak davacılara VERİLMESİNE,
KARŞI OY GEREKÇEM
Davacı manevi tazminata olay tarihinden itibaren yasal faiz yürütülmesini talep etmiş ise de; takdir olunan manevi tazminat miktarı paranın karar tarihindeki alım gücü, olay tarihinden karar tarihine kadar geçen süredeki değişen sosyal ve ekonomik koşullar nazara alınarak davacının olay tarihindeki manevi zararlarının tamamını kapsayacak şekilde tespit ve takdir edildiğinden, manevi tazminata olay tarihinden itibaren yasal faiz yürütülmesi isteminin reddine karar verilmesi, ancak karar tarihinden ödeme tarihine kadar yasal faiz yürütülmesi gerektiği görüşünde bulunduğumdan çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy