(657 S.K. m. 12) (818 S.K. m. 61, 66)
Davacı 18 Nisan 2001 tarihinde kayda geçen dilekçesinde özetle; 1998 yılı atamaları ile İNS (İkmal Noksanı Serisi) Komutanlığına takım komutanı olarak atandığını, 3 ncü Ordu K.lığı İşletme Sorumluluğunda açıldıktan sonra J.Asayiş K.lığı harekat kontrolüne girdiğini, maaş ve özlük hakları yönünden 4 ncü Dağ ve Komando Tb.K.lığına bağlandığını, birliğinin kurulduğu andan itibaren verilen operasyon faaliyetlerine katılmış, gerektiğinde ikmal maddelerini, özellikle mühimmatı operasyon bölgesindeki birliğe kadar götürerek faaliyetlerini sürdürdüğünü, bütün bunlara rağmen 9000 puan üzerinden yapılan tazminat ödenmesinin sehven yapıldığı ileri sürülerek Ağustos 2000 tarihinden başlamak üzere 962.604.000.TL. paranın defaten ödenmesinin istendiği, ödemede zorluk çıkarıldığı takdirde ilk istihkaktan itibaren herhangi bir ödeme yapılmayacağının tarafına bildirildiğini, tazminat ödemesinin fazla olmadığı kanısını taşıdığını, aynı görevi ifa eden diğer İNS personeline 9000 puan üzerinden tazminat ödendiğini belirterek adına borç olarak tahakkuk ettirilen 788.560.000.TL. ve faizi olan 174.044.000.TL. nin yargı kararı olmaksızın maaşından kesilmesi işleminin iptalini talep ve dava etmiştir.
Davacının yürütmenin durdurulması yönündeki talebi AYİM. 2 nci Dairesinin 30 Mayıs 2001 gün ve E.2001/377 sayılı kararı ile kabul edilmiştir.
Dava dosyasında mevcut belgeler ve bilgilerin tetkikinde; davacının 1998 yılı genel atamalarında Van İkmal Noktası Servis Komutanlığına (İNS) atandığı, halen görevine devam ettiği, adı geçen birliğin Van Hakkari Bölgesinde harekatı icra eden birliklerin ikmal maddesi ihtiyaçlarını daha ekonomik, emniyetli ve süratle karşılamak maksadı ile kurulduğu, birliğin 01.04.1996 tarihinde J.Asayiş K.lığı harekat kontrolüne girdiği, maaş ve özlük hakları yönünden 4 ncü Dağ ve Komando Tb.K.lığına bağlandığı, davacıya 9000 puan üzerinden ek OHAL tazminatı ödenmeye başlandığı, 4 ncü Dağ ve Komando Tabur Komutanlığının 10 Nisan 2001 tarihli yazısı ile İNS personeline 3000 puan üzerinden tazminat ödenmesi gerektiği belirtilerek 15 Ağustos 2000 tarihinden itibaren sehven ödenen tazminatların maaşlardan kesileceğinin bildirildiği anlaşılmaktadır.
Taraflar arasındaki uyuşmazlığın esası, idare tarafından sehven yapılan fazla tazminat ödenmesi sonucunda Sayıştay'ın ilgililer hakkında zimmet çıkarması nedeniyle mahkeme kararı olmaksızın davalı idare tarafından fazla ödenen tazminatın rızası olmayan davacının maaşından re'sen kesilip kesilmeyeceği hususudur.
Kamu görevlilerinin aylık ve ödenekleri ile diğer özlük işleminin kanunla düzenleneceği (Anayasa madde 128/2) ilkesi, aynı zamanda özlük haklarından yapılacak kesintilerin kanuniliği prensibini de beraberinde getirmiştir. Bu durum kamu görevlilerinin güvencesinin kaçınılmaz bir sonuç ve gereğidir. Kamu görevlilerinin aylık ve diğer özlük haklarından kanunlarda (193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu, 5434 Sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu, 488 sayılı Damga Vergisi Kanunu, 205 Sayılı Ordu Yardımlaşma Kanunu vb.) özel hüküm bulunan haller ile kesinleşmiş yargı kararları üzerine kesinti yapılabilir.
Yasal ya da kesinleşmiş yargı kararı gibi bir dayanak bulunmaksızın, idarece kamu görevlisinin aylık ve özlük haklarından kendiliğinden devlet alacağına mahsuben kesinti yapılması hukuki sayılmaz. Bu tür yapılan bir kesinti olsa olsa kamu otorite ve gücüne dayanılarak yapılan bir tahsil olur.
657 Sayılı Devlet Memurları Kanunun 2670 Sayılı Kanunla değişik 12. maddesinin İkinci fıkrasında devlet memurlarının kasıt, kusur, ihmal ve tedbirsizliği sonucu idare zarara uğrarsa, zararın ilgili memura ödettirileceği, anılan hükmün üçüncü fıkrasında ise belirli bir limiti (zararın meydana geldiği tarihte en alt derecenin 1. kademesinde bulunan memurun brüt aylığının yarısı) geçmeyen zararların "memurun kabul etmesi" halinde idarece tahsil edilebileceği belirtilmiştir. Memurun rıza göstermemesi halinde yargı yerinden hüküm alınması zorunludur.
Devlet memurunun haksız fiil ile idareyi zarara uğratması halinde devlet alacağının rızası veya yargı kararı ile tahsili esasının benimsendiği hukuk düzenimizde, idareyi yanıltıcı bir hareketi, kusuru bulunmayan devlet memuruna sehven yapılan fazla tazminat ödenmesi nedeniyle idarenin alacağını kendiliğinden ve aylıktan kesinti yapmak suretiyle geri alabilmesini kabul etmenin imkanı bulunmamaktadır.
Ancak, bir kamu görevlisine yanlış tahakkuk sonucu aylığının tazminatının veya yan ödemesinin fazla ödenmesi gibi durumlarda fazladan ödenen paranın idari dava açma süresi geçtikten sonra o kamu görevlisinden istenemeyeceğini söylemenin hukuki ve mantıki dayanağı yoktur. Kanuna uygun olmayan ödeme sonucunda kişiler kendilerine ait olmayanı geri vermek zorundadırlar. Bu düşünce sebepsiz zenginleşme müessesesinin temelini oluşturur. (BK.61-66) Davalı idare, davacıya sehven ödediği fazla tazminat miktarını Borçlar Hukukunun sebepsiz zenginleşme kurallarına dayanarak adliye mahkemelerinde açacağı dava ile isteyebilecektir. Aksine bir düşünce tarzı idarenin kamu görevlilerine yapmış olduğu hatalı ödemeleri, gerek ödeme yapılan kişilerden ve gerekse ödemeyi yapan görevlilerden geri alamayacağı gibi bir sonuç doğurur. Bu durum ise idareyi işlemez ve iş göremez bir hale koyar ki bu tür bir sonucun hukukça savunulması mümkün değildir.
Bu itibarla;
1. Ord.Kd.Ütğm ........'a 15 Ağustos 2000 tarihinden itibaren davalı idare tarafından sehven fazla yapıldığı belirtilen tazminat ödemeleri toplamının yasal faizi ile birlikte usulüne uygun surette adli yargı yerine başvurulup kesinleşmiş ilam olmaksızın 15 Mayıs 2001 tarihinden itibaren davacının aylığından kesintiler yapılarak geri alınması işleminin İPTALİNE, yapılan kesintilerin davacıya İADESİNE,
2. 1602 sayılı AYİM. Kanunun 71 nci maddesi uyarınca yargılama giderlerinin davalı idareye YÜKLETİLMESİNE, 492 sayılı Harçlar Kanunun 13/j maddesi uyarınca muaf tutulan davalı idare aleyhine harca hükmedilmesine yer olmadığına.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy