(1111 S. K. Geç. m. 34, 37)
Davacı vekili, 24.05.2001 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; 24.11.1989- 05.05.1994 tarihleri arasında Cidde - Suudi Arabistan'da çalışan davacının, o tarihte bulunan mevzuata göre istenen bilgi ve belgeleri idareye sunarak dövizle askerlik hizmetinden yararlanmak isteğinde bulunduğunu, isteminin kabul edildiğini, gerekli döviz miktarını yurda kesin dönüş yapmadan ödediğini, 14.09.1991 - 14.11.1991 tarihleri arasında Burdur'da temel askerlik eğitimini tamamlayarak terhis edildiğini, yıllardan beri ODTÜ'de öğretim üyeliği yapan saygın bir bilim adamı olan davacının askerlik yükümlülüğünü yerine getirdikten on yıl sonra 05.04.2001 tarihinde yeniden askere sevk edilmek üzere çağrı pusulası tebliğ edildiğini, kişilerin kendilerini hukuk güvencesinde hissetmelerinin sağlanmasının gerektiğini, işlemin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan hukuk kuralları çerçevesinde sorumlu olduklarını, Devletin de hukuka bağlı olmasının gerektiğini, işlemin amaç, neden, kapsam ve konu yönlerinden hukuka aykırı olduğunu, 1991 yılında yurtdışında bir yılını tamamlayan ve dövizle askerlik hizmetinden yararlanmak isteyen müvekkilinin idareye sunduğu belgelerin resmi belgeler olduğunu ve statüsünü belirlediğini, müvekkilinin askerlik hizmetini tamamlamasından 10 yılı aşkın bir süre geçtikten sonra yokluk ve butlan halleri de olmadığı halde idarenin işlemini geriye almasının idarenin güvenirliliğinin, istikrarlı yönetim prensiplerinin sarsılması anlamına geleceğini, müvekkilinin yurtdışında fiilen bulunmadığı iddiasının yerinde olmadığını, davacının dövizle askerlik hizmetinden yararlandığı tarihte idarece fiilen ve daimi olarak yurtdışında bulunmak şartının aranmadığını, fiilen bulunma şartının 1992 tarihinden sonra gündeme geldiğini, davalının sunduğu yasal belgeleri incelemek ve kabule şayan olup olmadığını takdir etmenin idareye tanınmış bir yetki olduğunu, idarenin bu yetkiyi kullanarak davacının başvurusunu kabul ederek dövizle askerlik hizmetinden yararlandırma hakkını verdiğini, 1111 sayılı yasa ile yapılan düzenlemenin amacının ülkemize döviz kazandırmak ve yurt dışında çalışan vatandaşların işlerini yitirmemelerini, sağlıklı üretime bilgi ve iktisadi açıdan katkı sağlamak olduğunu, davacının eyleminden kaynaklanmayan bu kararın kazanılmış hak ve idari istikrar ilkesine aykırılık oluşturduğunu, idarenin yanlış tasarrufu ile müvekkilinin mağdur edildiğini, davacının 1999 yılı sonunda yürürlüğe giren 1111 sayılı Kanunun Geçici 37 nci maddesinden yararlanma hakkını da yitirdiğini, ODTÜ'de öğretim üyesi olan pek çok öğrenci yetiştiren müvekkilinin talebinin zamanında reddedilmesi halinde o tarihten sonraki bir çok düzenlemeden istifade edebileceğini, şayet iptal istemi yerinde görülmeyecek olursa 1111 sayılı Kanunun Geçici 37 nci maddesinden yararlandırılmasının kazanılmış hakkı olduğuna karar verilmesini talep ettiklerini belirterek Dövizle askerlik hizmeti kapsamından çıkarılarak yeniden askere sevk edilme işlemi ile 1111 sayılı Askerlik Kanununun Geçici 37 nci maddesindeki bedelli askerlik hizmetinden yararlandırılmaması işleminin iptalini ve yürütmenin durdurulmasını talep ve dava etmiştir.
Davacı vekili, 05.09.2001 tarihinde kayda geçen cevap layihasında da özetle; davacının yapılan başvurusunun kabul edilerek dövizini ödediğini, temel askerlik eğitimini tamamlayarak 07.04.1994 tarihinde kesin terhisinin onaylandığını, idarenin kendisine sunulan belge ve bilgileri sağlıklı toplamadığı ve değerlendirmediğinden kusurlu olduğunu, ihbar üzerine yapılan araştırmanın-idari istikrar ve hukuka uygunluk ilkesine aykırı olduğunu, tüm bilgi ve belgelerini idareye sunan müvekkilinin, sunduğu bu belgelerin yasaya uygun olup olmadığını denetlemek, değerlendirmek takdirinin idareye ait olduğunu, davacının aldatıcı bir işleminin bulunmadığını, gerek bilgi ve belgelerini gerek pasaportunu idareden gizlemediğini, idarenin takdir yetkisini kullanarak davacıyı bu statüden yararlandırdığını, aradan on yıl geçtikten sonra kapsamdan çıkarılmasının hiçbir ilke ile bağdaşmadığını, müvekkilinin işverenle yaptığı iş sözleşmesinin 3 ncü maddesi uyarınca takdiri işverene ait olduğundan havalandırma teknisyeni olarak değil danışmanlık hizmeti alanında çalıştığını, bahse konu maddede aynen işçinin kabul etmesi halinde işveren işçiyi kendisine ait aynı ya da başka bir işyerinde ve yapabileceği başka bir meslek veya işte çalıştırabilir. hükmüne yer verildiğini, böyle olduğu için ODTÜ'de öğretim görevlisi olan davacının kendi statüsüne uygun olarak gerek Cidde'de gerek Türkiye'de veya uygun yerlerde işverene danışmanlık hizmeti verdiğini, idarenin bu sözleşmeyi kabul ederek davacıyı dövizle askerlik hizmetinden yararlandırdığını, pasaport ve emniyet kayıtları incelendiğinde 20 ye yakın yurtdışına giriş - çıkış yapıldığının görüleceğini, müvekkilinin Türkiye'de bir işyerinde çalıştığı iddiasının doğru olmadığını, müvekkilinin 1000'e yakın işçi çalıştıran OPAL A.Ş.nin yönetim kurulu başkanı olduğunu, yurtdışına ciddi ihracat yaptığını ve istihdam olanağı yarattığını, gerek öğretim üyesi olarak gerek ihracat ve üretim sektöründeki hizmetlerinin küçümsenemeyeceğini, yasada en az bir yıl süre ile fiilen yurtdışında oturma şartının bulunmadığını, müvekkilinin bunu faaliyette bulunduğu yani giriş ve çıkışları arasında geçen süre olarak anladığını, fiilen ve sürekli yaşam olarak anlamadığını, müracaatını bu anlayışla yaptığını, idarece kabul edildiğini, aradan 10 yıl geçtikten sonra işlemin geri alınmasının hukuka aykırı olduğunu, sonradan müvekkilinin lehe olan 1111 sayılı Kanunun Geçici 37 nci maddesi kapsamında bedelli askerlik hizmetinden yararlandırılmaması işleminin de hukuki dayanağının olmadığını, müvekkilinin yabancı ülkede fiilen ve sürekli bulunmaya da belirli bir süreyi kesintisiz yaşamak gibi bir yükümlülüğü olduğunu bilmediği gibi yasayı ve yönetmelikleri ayrıntılı inceleme gibi bir görevi olmadığını düşünerek sadece istenen belgeleri idareye sunduğunu ve kabul edildiğini, görevini gereği gibi yapmayan kusurlu davranan idarenin sorumluluğunun kişilere yüklenemeyeceğini, davacının dövizle askerlik hizmeti kapsamından çıkarılmasının, o tarihte yürürlükte olan mevzuata, idarenin istikrarı, idari işlemlerin geriye yürümemesi, kazanılmış hakların korunması, idari işlemin kişisel sonuçlarının dokunulmazlığı gibi genel hukuk prensiplerine aykırı olduğundan ve idare tek taraflı olarak tam kusurlu bulunduğundan dövizle askerlik hizmeti kapsamından çıkarılma işleminin iptalini, yürütmenin durdurulmasını, talebin reddine karar verilmesi halinde 1111 sayılı Kanunun Geçici - 37 nci maddesi kapsamında bedelli askerlik hizmetinden yararlandırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davacının yürütmenin durdurulması istemi, AYİM İkinci Dairesinin 26 Eylül 2001 tarih ve GENSEKNO: 2001/972, ESAS NO: 2001/442 sayılı kararı ile reddedilmiştir.
Dava dosyası ile davacıya ait askerlik şubesi şahsi dosyası ve idarece gizli gizlilik derecesi ile gönderilen bilgi ve belgelerin incelenmesinde; 28.09.1963 doğumlu olan davacının, 26.01.1990 tarihinden itibaren Suudi Arabistan'da işçi olarak--çalışmaya başladığını beyan etmesi üzerine T.C. Cidde Başkonsolosluğunun 04.02.1996-gün ve 39 sayılı erteleme belgesine istinaden 32 yaşını tamamlayacağı yılın sonuna kadar 1111 sayılı Askerlik Kanununun 35/G maddesi gereğince askerlik hizmetinin ertelendiği, müteakiben 1111 sayılı Askerlik Kanununun 3031 sayılı Kanunla değişik EK-1 nci maddesi gereğince dövizle askerlik hizmetinden yararlanmak için öngörülen dövizin tamamını peşin olarak yatırarak 13.05.1991 tarihinde T.C. Cidde Başkonsolosluğuna işçi sıfatıyla başvuruda bulunduğu, başvurusunun kabul edilerek MSB. lığının 17.07.1991 gün ve ASAL: 0913- 1445-91 DÖV. AS. KS. sayılı emirleri gereğince 14.09.1991-14.11.1991 tarihleri arasında Burdur 58 nci Top.Er.Eğt.Tug.Uçş.Tb.S.Bt.K.lığı emrinde temel askerlik eğitimini tamamlayarak 10.11.1991 tarihinde 4 gün süre ile terhis mahiyetinde izne gönderildiği, kesin terhis belgesinin 07.04.1994 tarihinde onaylandığı, 14.12.1999 tarihinde bir ihbar dilekçesi üzerine yapılan araştırmada, fiilen yurt içinde bulunmasına, meslek ve sanatını yurt içinde icra etmesine rağmen dövizle askerlik hizmetinden yararlandırıldığının tespiti üzerine MSB.lığının 14 Nisan 2001 tarihli yazıları ile Kanunda öngörülen şartları taşımadığından dövizle askerlik hizmeti kapsamından çıkarıldığı ve yeniden askere sevk işlemine tabi tutulduğu anlaşılmıştır.
Davacının, Suudi Arabistan'da çalışmaya başladığı 26 Ocak 1990 tarihinden, dövizle askerlik hizmetinden yararlanmak için başvurduğu 13 Mayıs 1991 tarihine kadar geçen sürede ek görevli öğretim elemanı olarak derslere girdiği günleri gösterir aylık puantaj çizelgeleri ODTÜ'nün 30.03.2000 tarih ve B.30.2.ODT.0.70.71.03.001901 sayılı yazıları ile Milli Savunma Bakanlığına bildirilmiştir. Buna göre davacının; l, 2, 8, 9, 22, 23 Şubat 1990, l, 2, 8, 9, 15, 16, 22, 23, 29, 30 Mart 1990, 5, 6, 12, 13, 19, 20, 30 Nisan 1990, 3, 4, 10, 11, 17, 18, 24, 25, 30, 31 Mayıs 1990, 5, 12, 19, 26 Ekim 1990, 2, 9, 16, 30 Kasım 1990, 7, 14, 21, 28 Aralık 1990, 4, 11 Ocak 1991, 28 Şubat 1991, 7, 14, 21, 28 Mart 1991, 5, 12, 26 Nisan 1991 tarihlerinde derslere ve 7 Haziran 1990 tarihinde de final sınavına girdiği, ayrıca davacının pasaport fotokopileri ile duruşma sırasında davacı vekili tarafından Mahkememize ibraz edilen TR-E No: 239519 sayılı pasaport aslının incelenmesinde; davacının yurtdışında çalışmaya başladığı 26.01.1990 tarihinden temel askerlik eğitimini tamamladığı 14.11.1991 tarihine kadar geçen süre içerisinde 6 aydan az süre ile yurtdışında fiilen kaldığı tespit edilmiştir.
Davacının dövizle askerlik hizmetinden yararlanmak üzere başvuruda bulunduğu ve temel askerlik eğitimini yaptığı dönemde yürürlükte bulunan mevzuat 1111 sayılı Askerlik Kanununun 3031 sayılı Kanunla değişik EK-1 nci maddesi ile Resmi Gazetenin 08 Mart 1985 gün ve 13688 sayılı nüshasında yayımlanan 08.02.1985 tarih ve 85/9103 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla kabul edilerek yürürlüğe konulan Dövizle Askerlik Hizmetinin Uygulanması Esasları Hakkında Yönetmeliktir . Bu Yönetmelik, Resmi Gazetenin 12.01.1993 gün ve 21463 sayılı nüshasında yayımlanan Bakanlar kurulunun 17.11.1992 tarih ve 92/3769 sayılı kararı ile kabul edilerek 01.06.1992 tarihinden geçerli olmak üzere yürürlüğe konulan Dövizle Askerlik Hizmetinin Uygulanması Esasları Hakkında Yönetmelik ile yürürlükten kaldırılmıştır.
1111 sayılı Askerlik Kanununun 3031 sayılı Kanunla Değişik EK-1 nci maddesinde Oturma veya çalışma iznine sahip olarak, en az bir yıl süre ile yabancı bir ülkede işçi, işveren sıfatıyla veya herhangi bir meslek veya sanatı icra etmek üzere bulunan 1111 sayılı Askerlik Kanunu ile 1076 sayılı Yedek subay ve Yedek Askeri Memurlar Kanununa tabi yükümlüler, durumlarını ispata yarayan belgelerle birlikte bağlı bulundukları konsolosluklar aracılığıyla askerlik şubelerine başvurmaları halinde 600.000.Türk lirasının 01 Mart 1980 tarihindeki resmi kur üzerinden başvuru tarihinden başlayarak 32 yaşını tamamladıkları yılın sonuna kadar ödemeleri ve iki aylık temel askerlik eğitimine tabi tutulmaları suretiyle vatan ödevini yerine getirmiş olurlar. hükmü öngörülmüştür.
Dövizle askerlik hizmetinden yararlanabilmek için yabancı bir ülkede bir yıl süre ile çalışmış bulunmak yeterli değildir. Zira bu hüküm Kanunun gerekçesinde de açıklandığı gibi yabancı ülkelerde çalışan Türk vatandaşlarının uzun süreli askerlik hizmeti için Türkiye'ye çağrılmaları sebebiyle işlerini ve o ülkelerde sahip oldukları haklarını kaybetmelerini önlemek amacıyla getirilmiştir. Bu bakımdan dövizle askerlik hizmetinden yararlanabilmenin ön koşullarından biri de yabancı ülkede kalışın kanunun amacına uygun olması ve yabancı ülkede çalışır görünüpte senede birkaç kez o ülkeye gidip gelen ve yurtdışında sürekli çalışmayan kişileri dövizle askerlik hizmeti kapsamına dahil etmemektir.
Davacının, 1111 sayılı Askerlik Kanununun EK-1 nci maddesinde öngörülen 1 yıllık süre zarfında aslında Türkiye'de bulunduğunun ve Türkiye'de çalıştığının ihbarı üzerine idarece yapılan araştırma sonucunda tespit edilmesi nedeniyle hakkında tesis edilen dövizle askerlik hizmeti kapsamından çıkarılma işleminde mevzuata ve hukuka aykırılık bulunmamaktadır.
Davacının ibraz ettiği belgelere göre dövizle askerlik hizmeti kapsamına alınarak yükümlülüklerini yerine getirmesinden uzun bir süre sonra bu kapsamdan çıkarılmasının idari istikrar, hukuki güvenlik ve kazanılmış hak kavramları ile bağdaşıp bağdaşmayacağının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Bilimsel öğretide, idareye bir süre ile sınırlı olmaksızın tasarrufunu her zaman geri alma olanağı tanınacak olursa uyuşmazlıkların sonunun gelmeyeceği, idarenin işlemi tesis ederken gereken dikkat ve özeni göstermeyerek idare edilenlerin hukuki güvenliklerinin sağlanamayacağı, hukuka aykırı bir işlemin ancak muayyen bir süre sonraya kadar geri alınabileceği, bu süre geçtikten sonra geri almanın olanaksız olduğu, muayyen bir süre geçtikten sonra hukuka aykırı işlemin geri alınmasının hukuka aykırı olacağı, belirli bir sürenin geçmesiyle işlem kanuna aykırı olsa dahi artık kazanılmış hak olacağı esası kabul edilmiştir.
Türk Hukukunda, kazanılmış hakkın mevzuata uygun yapılmış idari işlemlerden doğabileceği, hukuka aykırı bir işlemin kazanılmış hak doğuramayacağı, ancak yerleşmiş kazanılmış durum yaratabileceği, bu tür işlemlerin dava açma süresi geçtikten sonra geri alınamayacağı kabul edilmektedir.
Yargıtay'ın 27.01.1973 gün ve 1972/O Esas, 1973/2 Karar sayılı İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararı ile Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 22.12.1973 gün ve 1969/8 Esas, 1973/14 sayılı kararında belirtildiği gibi, çok ciddi ve ağır ölçüde hukuka aykırı olmaları nedeniyle hiçbir hukuki değere sahip olmayan ve hukuken yok hükmündeki idari işlemler, yönetilenlerin gerçek olmayan beyan ve bilgilerle idareyi aldatarak yaptırdıkları işlemler, hile ile elde edilmiş işlemlerle, idare edilenlerin kolayca anlayabileceği açık hataya dayalı işlemler hukuka aykırı olacakları için bir hak doğurmazlar ve idarece her zaman geri alınabilirler.
Bahse konu bu kararlarda, yokluk, mutlak buların, ilgilinin gerçek dışı beyanı ve hilesi olmamak koşuluyla iyi niyetli kişiler yönünden yanlış bir idari tasarrufun iptal davaları için kanunen belirlenen 60 günlük dava açma süresinin geçmesinden sonra geri alınması, idari istikrarı, toplumun güven duygusunu ve kamu düzenini zedeleyeceği cihetle sakıncalı görülmüş, bu tür sakat işlemlere yapay sıhhat tanınarak idare edilenler, haklarında yapılmış işlemlerin süresiz olarak geri alınabileceği endişe ve tehdidinden kurtarılmış dolayısıyla kişi ile idare arasında eşit ve adil bir denge sağlanmış olmaktadır.
Gerek Danıştay gerek Mahkememizin yerleşik içtihatlarında, idarenin söz konusu sakat işlemi geri alma bakımından 60 günlük süre esası mutlak bir şekilde kabul edilmemekte her dosyanın ve olayın özelliği dikkate alınarak ne kadar bir sürenin geçmesinin idari istikrar ilkesi bakımından yeterli olabileceği belirlenmektedir. Dosyasına göre saptanacak olan bu sürenin geçtiği kabul olunursa, ayrıca işlem yok hükmünde değilse ve ilgilinin hile ve yalan beyanı yoksa idarenin işlemini geri alması kabul edilmemektedir.
Davacı hakkında tesis edilen dövizle askerlik hizmeti kapsamından çıkarılma işleminin gerekçesi, davacının istek ve başvuru belgesinde yazılı bulunan şartları taşımadığının daha sonra ihbar üzerine yapılan araştırmada tespit edilmesidir. Dolayısıyla davacı açısından idari istikrar, hukuki güven ve kazanılmış hak ilkelerine dayanılarak korunabilecek bir hakkı bulunmamaktadır. Keza davacıya 14.09.1991 tarihinde tebliğ edilen Dövizle Askerlik Hizmetine Tabi Yükümlülerden Sevk Esnasında Alınacak Beyanname Örneğinde istek ve başvuru belgelerinde yazılı şartları taşımadığının tespit edilmesi halinde dövizle askerlik hizmeti kapsamından çıkarılacağı ve askerlik hizmetinin genel askerlik kanunu hükümlerine göre tamamlattırılacağı da açıkça belirtilmiştir.
Davacı vekilinin, davacının 1111 sayılı Askerlik Kanununun Geçici 37 nci maddesi kapsamında bedelli askerlik hizmetinden yararlandırılması gerektiğine yönelik iddiasına gelince; 1111 sayılı Askerlik Kanununa 4459 sayılı Kanunla eklenen Geçici 37 nci maddenin 1 nci fıkrası Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte her ne sebeple olursa olsun henüz fiili askerlik hizmetine başlamamış, 01 Ocak 1973 tarihinden önce doğan ve 1076 sayılı Yedek Subaylar ve Askeri Memurlar Kanunu ile 1111 sayılı Askerlik Kanununa tabi yükümlüler, istekleri halinde, bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde askerlik şubelerine başvurmaları, 15.000.000 Alman Markı ve ödeme tarihindeki karşılığı Konvertible yabancı ülke parasını ya da Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası döviz satış kuru üzerinden hesaplanacak Türk Lirası parayı ödemeleri ve Genelkurmay Başkanlığınca belirlenecek birlik ve kurumlarda temel askerlik eğitimlerini yapmaları şartıyla askerlik hizmetlerini yerine getirmiş sayılırlar. hükmünü taşımaktadır.
Askerlik Kanununun Geçici 37 nci maddesinin uygulanmasına Dair Usul ve Esaslara ilişkin 14.11.1999 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanan 12.11.1999 tarih ve 99/13584 sayılı Bakanlar Kurulu Kararının 5 nci maddesinde de bedelli askerlik hizmetinden faydalanma şartları açıklanmış ve (a) bendinde 1.1.1973 tarihinden önce doğmuş ve henüz fiili askerlik hizmetine başlamamış olmak şartı belirtilmiştir.
Davacının Dövizle askerlik statüsünden yararlanarak askerlik yükümlülüğü nü yerine getirmek üzere 14.09.1991 - 14.11.1991 tarihleri arasında temel askerlik hizmetini yerine getirdiği, ancak Kanunda belirtilen yurtdışında bulunma koşulunu taşımadığından 1111 sayılı Askerlik Kanununun EK-1 TICİ maddesi kapsamından çıkarılma işleminin yapıldığı anlaşılmaktadır.
Davacının 14.09.1991- 14.11.1991 tarihleri arasında yaptığı hizmetin Askerlik Hizmeti olduğunda bir duraksama söz konusu değildir. Davacının dövizle askerlik statüsünden çıkarılmasıyla kalan askerlik hizmetini yürürlükteki yasalar uyarınca tamamlamak durumunda olduğunda, buna göre erler için 18 ay, yedek subaylar için 16 aylık ya da 8 aylık askerlik süresine tabi olacağında ve yaptığı iki aylık askerlik süresinin bu sürelerden mahsup edilmesi gerektiğinde bir duraksama olmadığı açık ve net keyfiyettir.
1111 sayılı Askerlik Kanununa eklenen Geçici 37 nci maddeden yararlanabilmek için 01 Ocak 1973 tarihinden önce yani 1972 veya daha önceki yıllarda doğmuş olmak, ayrıca her ne sebeple olursa olsun henüz fiili askerlik hizmetine başlamamış olmak koşullarının birlikte gerçekleşmesi zorunluluğu vardır.
Yasanın yaş koşulu üzerinde durmaya gerek bulunmamaktadır. Ancak ikinci koşul her ne sebeple olursa olsun henüz fiili askerlik hizmetine başlamamış olmak koşulu üzerinde bazı duraksamaların olduğu görülmektedir.
Bu düşünüşe göre; maddenin bu koşulundan yükümlünün, halen silahaltında olmaması gereği şart koşulmuştur. Diğer bir anlatımla davacı, davanın açıldığı tarihte Silahlı Kuvvetlerde yükümlü askerliğini fiilen yapmakta olan bir kişi değilse 4459 sayılı Yasanın öngördüğü ikinci koşulu yerine getirmiş temektir. Yasadan yararlanır.
Diğer düşünüşe göre ise; davacının halen silahaltında olmaması keyfiyeti maddeyle şart koşulduğu gibi daha önce de her ne sebeple olursa olsun fiilen askerlik hizmetine başlamamış şu veya bu nedenle askerliği yanın bırakmamış olması gerekli ve zorunludur. Maddenin bunun dışında yorumlanması mümkün değildir. Zira Kanun Koyucu isteseydi sadece halen silahaltında bulunmamak diye yan cümleciği düzenleyebilirdi. Hâlbuki kanun koyucu halen silahaltında olmamayı doğal olarak düzenlediği gibi bunun dışında her ne sebeple olursa olsun fiili askerlik hizmetine başlamamış olmak koşulunu da aramıştır. Maddedeki Her ne sebeple olursa olsun koşulu halen silahaltında olanları kapsadığı gibi ayrıca askerlik hizmetini bitirmemiş olanları da kapsar. Yasa koyucunun gerçek arzusu bu şekilde oluşmuştur. O nedenledir ki askere gelip firar edenler, sağlık kurulu raporuna dayalı olarak terhis edilenler ve fakat sonradan raporlarının gerçeği yansıtmadığı anlaşılanlar, temel askerlik hizmetini yaptıktan sonra (kısmen de olsa) dövizli askerlik statüsünden çıkarılanlar, hep fiili askerlik hizmetine başlamış kişiler olup bir nedenle askerlik yükümlülüğünden kurtulmamış kişilerdir. Bu kişiler, bir şekilde askerlik hizmetine başladıkları halde yükümlü oldukları askerlik hizmetini tamamlayamamış kişilerdir. Yasa koyucunun her ne sebeple olursa olsun sözcüklerini kullanmasının nedeni budur. Bu cümleciği sadece silah altında olmak la sınırlandırmak Kanun Koyucu tarafından arzu edilse idi bu husus açıkça ifade edilirdi.
Kurulumuz bu ikinci görüşü yasanın gerçek yorumu olarak kabul etmektedir. Aksi görüşe itibar edilecek olursa her ne sebeple olursa olsun henüz fiili askerlik hizmetine başlamamış olmak koşulunun varlık nedeni ortadan kalkmış olur. Yargının yasama tasarrufunu görmezden gelmek gibi bir yetkisi bulunmamaktadır.
Davacının fiili askerlik hizmetine başladığı ve fakat henüz tamamlamamış olduğu anlaşılmaktadır.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında davacının durumu değerlendirildiğinde; 1111 sayılı Askerlik Kanununun 3031 sayılı yasayla değişik EK - 1 nci maddesi kapsamında dövizle askerlik hizmetinden yararlanmak için başvuruda bulunan, ödenmesi gereken dövizi ödeyerek 14.09.1991- 14.11.1991 tarihleri arasında iki aylık temel askerlik hizmetini tamamlayarak terhis edilen davacının, yapılan bir ihbar nedeniyle yasanın öngördüğü yurtdışında bulunma koşulunu gerçekleştirmediği tespit edilerek dövizle askerlik hizmeti kapsamından çıkarılarak yeniden askere sevk işleminde ve 1111 sayılı Askerlik Kanununun Geçici 37 nci maddesi kapsamında bedelli askerlik hizmetinden yararlandırılma koşullarını taşımadığından bu kapsamda askerlik hizmetinden yararlandırılmaması işleminde mevzuata ve hukuka aykırılık bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle; Davacının, dövizle askerlik hizmeti kapsamından çıkarılarak yeniden askere sevk edilmesi ve bedelli askerlik hizmetinden yararlandırılmaması işlemlerinin iptaline yönelik DAVANIN REDDİNE. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy