(2709 S. K. m. 125)
Davacı vekili 18 Temmuz 2001 tarihinde kayda geçen dilekçesinde özetle;
Davacı .........'in 900 Ord. Ana Depo K. lığı emrinde askerlik hizmetini yapmakta iken, 14 Mayıs 1999 tarihinde, çöp dökme meselesi yüzünden aralarında çıkan tartışma esnasında, ......... isimli erin vurduğu yumruk sonucu beyin kanaması geçirdiğini, yapılan tedavisi sonucunda GATA Askeri Hastanesi Sağlık Kurulunun 17/5/2000 tarihli ve 4795 sayılı raporuyla travmatik beyin hasarı teşhisi konularak "D/10 Askerliğe elverişli değildir. 45 gün iş ve gücünden kalmıştır." kararı verildiğini belirterek, Davacının çektiği acılara karşılık olmak üzere 3 milyar TL. manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işletilecek faiziyle birlikte hüküm altına alınmasını talep ve dava etmiştir.
Dava dosyasındaki belge ve bilgilerden, Davacı Ord. Er ......ile Ord.
Er ....'in, 14 Mayıs 2000 tarihinde, çöp dökülmesinden dolayı tartıştıkları, tartışma esnasında ilk olarak davacının vurduğu, Ord. Er ...'inde Davacıya yumrukla vurmak suretiyle karşılık verdiği, bu yumruğun etkisiyle yere düşen Davacının kafasını yere çarparak yaralandığı, tedavisini müteakip GATA Askeri Hastanesinin 17 Mayıs 2000 tarihli 4795 sayılı raporu ile Davacının rahatsızlığına ilişkin olarak "Travmatik beyin hasan" teşhisiyle askerliğe elverişli olmadığı kararı verildiği, olaya ilişkin soruşturma neticesi Er ......hakkında, TCK. 456/2 ve 51/2 maddeleri gereğince kamu davası açıldığı anlaşılmıştır.
İdarenin hukuki sorumluluğunun dayanağı Anayasanın 125'inci maddesidir. Buna göre "İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlüdür." idarenin sorumluluğu Anayasa prensibi olarak kabul edilmiştir. Ancak, gerek Anayasada gerekse 1602 sayılı Kanunda bu sorumluluğu hangi esaslara göre belirleneceği Bugün idarenin sorumluluğu, doktrin ve yargı içtihatları doğrultusunda hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk ilkelerine dayandırılmaktadır. İster hizmet kusuru isterse kusursuz sorumluluk ilkesine dayansın, genel olarak idarenin tazmin borcunun doğabilmesi için bir zararın mevcudiyeti, zarara yol açan eylemin idareye yüklenebilir nitelikte olması ve zarar ile eylem arasında illiyet bağının bulunması zorunludur.
Meydana gelen olay nedeniyle doğan zararın meydana gelişinde, idarenin yerine getirmekle yükümlü olduğu hizmetin kurulmasından ve işletilmesinden doğan bir hizmet kusuru bulunmamaktadır. Ancak davacının, bir kamu hizmeti olduğunda şüphe bulunmayan askerlik hizmeti yaptığı sırada, idarenin diğer bir ajanının kasdi fiili sonucu yaralandığı, zarar ile eylem arasında illiyet bağının bulunduğu ve söz konusu zararların kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca davalı idarece karşılanması gerektiği sonucuna varılmıştır. Davacının, Ord ....... ile aralarındaki tartışmada, ilk yumruğu vuran olması müterafik kusur olarak kabul edilmiştir.
Diğer taraftan, davacının gerek olay nedeniyle duyduğu ve gerekse ömür boyu duyacağı acı ve ızdırabı kısmen de olsa karşılayabilmek amacıyla, olayın vukua geliş şekli ve tarihi, askerlikteki statüsü, sosyal durumu, paranın olay tarihindeki alım gücü ve takdir olunan manevi tazminatın davacıya fiilen ödeneceği güne kadar geçecek sürede işleyecek yasal faiz göz önünde bulundurularak kendisine uygun miktarda manevi tazminat verilmesi kabul edilmiştir.
Açıklanan nedenlerle;
Davacı ........'a takdiren ve müterafık kusuru da dikkate alınarak 1.000.000.000.TL. (BİR MİLYAR TL) Manevi Tazminat Verilmesine, fazlaya ilişkin isteminin REDDİNE,
2. Hükmedilen manevi tazminata olay tarihi olan 14 Mayıs 2000 tarihinden, ödeme tarihine kadar yıllık %60 (Yüzde Altmış) YASAL FAİZ YÜRÜTÜLMESİNE.
3. 1602 sayılı AYİM. Kanununun 71'inci maddesi uyarınca yargılama giderlerinin davalı idareye YÜKLETİLMESİNE, 492 sayılı Harçlar Kanununun 13/J maddesi uyarınca harçtan muaf olan davalı idare aleyhine harca hükmedilmesine YER OLMADIĞINA,
4. Hükmedilen manevi tazminat miktarı üzerinden davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifeleri uyarınca tespit edilen 100.000.000.TL. (Yüz Milyon TL.) Avukatlık ücretinin davalı idareden alınarak Davacılara Verilmesine, dava duruşmalı görüldüğünden reddedilen manevi tazminat miktarı üzerinden, tarifenin 11 nci maddesi uyarınca 100.000.000.TL. (Yüz Milyon TL.) avukatlık ücretinin davacıdan alınarak DAVALI İDAREYE VERİLMESİNE,
5. 492 Sayılı Harçlar Kanunu uyarınca davacı tarafından peşin yatırılan 45.420.000 TL. (Kırkbeşmilyondörtyüzyirmibin TL.) harcın, aynı Kanunun 31 nci maddesi uyarınca istemi halinde Davacıya İADESİNE,
6. Davacı tarafından peşin yatırılan ve sarf edilen 8.250.000 TL. (Sekiz Milyon İki Yüz Elli Bin Tl.) posta masrafının davalı idareden alınarak davacıya İADESİNE,
KARŞI OY GEREKÇESİ
Davacılar manevi tazminata olay tarihinden itibaren yasal faiz yürütülmesini talep etmişler ise de; takdir olunan manevi tazminat miktarı paranın karar tarihindeki alım gücü, olay tarihinden karar tarihine kadar geçen süredeki değişen sosyal ve ekonomik koşullar nazara alınarak davacıların olay tarihindeki manevi zararlarının tamamını kapsayacak şekilde tespit ve takdir edildiğinden, manevi tazminata olay tarihinden itibaren yasal faiz yürütülmesi isteminin reddine karar verilmesi, ancak karar tarihinden ödeme tarihine kadar yasal faiz yürütülmesi gerektiği görüşünde bulunduğumdan çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmıyorum.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy