(1602 S. K. m. 43, 86) (2709 S. K. m. 125)
Davacı vekili, 07.09.2001 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; davacının Deniz Kuvvetlerinde Dz.Kd.Çvş. olarak görev yapmakta iken geçirdiği rahatsızlık sonucu hakkında Ankilozan Spondilit, B/63 F-3 TSK.'de görev yapamaz, fikren çalışır, bedenen çalışamaz, vücut fonksiyon kayıp oranı %40'dır. raporu verildiğini ve bu rapor nedeniyle 07.09.2000 tarihinde Silahlı Kuvvetlerden ilişiğinin kesildiğini, 1992 yılında tam teşekküllü hastaneden aldığı sağlam raporuna istinaden Deniz Astsb.Hazırlama Okuluna girdiğini, burada 3 yıl eğitim ve öğrenim gördükten sonra Dz.Astsb.Çvş. olarak mezun olduğunu, aynı zamanda 1995 yılında Dz.Astsb.Çvş. olur. Deniz altıcı ve kurbağa adam olur. Raporu verilen davacının 1996 yılında Gölcük TCG Piyale Paşa muhribinde göreve başladığını, muhripte çalıştığı bölümün olumsuz koşulları nedeniyle bir süre sonra rahatsızlandığını, müvekkilinin rahatsızlığına muhripteki olumsuz koşulların neden olduğunu, rahatsızlığının bir kamu hizmetinin ifası sırasında meydana geldiğini, rahatsızlığının oluşumunda hiçbir kusurunun bulunmadığını, Emekli Sandığı tarafından kendisine aylık bağlanmadığını, yakalandığı hastalık nedeniyle duyduğu ve mesleğinden ayrılması nedeniyle ömür boyu duyacağı acı ve ızdırapların kısmen telafisi amacıyla manevi tazminat verilmesinin gerektiğini, olayda idareye atfı kabil bir hizmet kusurunun varlığından söz edilmese de ifa edilen görevin özel şartlarının etkisi ile kamu görevinin ifası sırasında meydana gelen hastalıktan dolayı meydana gelen zararların idarece karşılanmasının gerektiğini belirterek 26 milyar TL. maddi ve 4 milyar TL. manevi olmak üzere toplam 30 milyar TL. tazminatın ilişik kesme tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte ödenmesini talep ve dava etmiştir.
Davacı vekili, 27 Kasım 2001 tarihinde kayda geçen cevap layihasında özetle; dava konusu tazminat isteğinin TSK.lerinden ayırma işlemi nedeniyle ortaya çıkan zararların giderilmesine yönelik olmadığını, müvekkilinin ağır ve sağlıksız çalışma koşullan sonucu yakalandığı hastalık nedeniyle meydana gelen zararların giderilmesi talebi olduğunu, 1602 sayılı Kanunun 43 ncü maddesine göre, raporun kesinleşme tarihinden itibaren bir yıl içinde idareye başvurulduğunu, idarece cevap verilmemesi üzerine davanın süresi içinde açıldığını, idarenin süre aşımına ilişkin talebinin reddi gerektiğini, davacının hastalığının ağır görev koşulları sonucu meydana geldiğini, Ankilozan Spondilit hastalığının çok seyrek bir hastalık olmasına rağmen bulunulan ortam ve yaşam koşulları ile doğrudan bir hastalık olduğunu beyan ederek tazminat istemlerini tekrarlamıştır.
Dava dosyasındaki bilgi ve belgelerin incelenmesinde; davacının, 30.08.1996 tarihinde Astsubay Çavuş nasbedildiği, 03.09.1996 tarihinde TCG Piyale Paşa Muhribine Atış Kontrol Astsubayı olarak atandırıldığı, bu görevde bir yılını doldurmadan şikayetlerinin başladığı, Gölcük Deniz Hastanesinin 24.06.1997 gün ve 582 sayılı raporu ile Ankilozan Spondilit teşhisi konularak Denizin kara birliklerinde bir süre ile görevlendirilmesine ve iki yıl süre ile ilaç kullanmasına karar verildiği, 25.07.1997 tarihinde kara görevine alındığı, Çanakkale Deniz Hastanesinin 04 Ocak 2000 tarihli yazısı ile sevkedildiği GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesinin 24 Ocak 2000 gün ve 132 sayılı Sağlık Kurulu Raporu ile Ankilozan Spondilit teşhisiyle B/63 F-3 TSK.'de görev yapamaz. Fikren çalışır. Bedenen çalışamaz. Vücut Fonksiyon kayıp oranı %40'tır. kararı verildiği, bu raporun 20.04.2000 tarihinde onaylandığı, Milli Savunma Bakanlığının 05 Eylül 2000 tarihli onayına istinaden adi malul olarak emekliye sevk edildiği, 03 Ekim 2000 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiğinin kesildiği anlaşılmıştır.
Davalı idarece, davada süre aşımı olduğu iddia edilmiş ise de, davacının olumsuz görev koşullarından kaynaklanan rahatsızlığı nedeniyle GATA Haydarpaşa Askeri Hastanesinin 24.01.2000 tarih ve 132 sayılı Sağlık Kurulu raporu ile sakat kaldığının tespit edilmesi ve bu raporun 20.04.2000 tarihinde onaylanması üzerine, davanın işlem nedeniyle değil eyleme dayalı olarak açıldığı anlaşılmıştır. 1602 sayılı AYİM Kanununun 43 ncü maddesine göre; idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açmadan önce, bu eylemlerin yazılı bildirimi üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde yetkili makarna başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemelerinin gerektiği, bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde bu konudaki işlemin tebliğ tarihinden ve altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açabilecekleri öngörülmüştür. Davacının, idari eylemden kaynaklanan zararını 20.04.2000 tarihinde onaylanan rapor ile öğrendiği kabul edilerek, 29.03.2001 tarihli dilekçe ile 30.03.2001 tarihinde bir yıllık süre içerisinde idareye müracaatta bulunduğu, müracaatına cevap verilmemesi üzerine 07.09.2001 tarihinde kayda giren dava dilekçesi ile dava açtığı, 30.03.2001 tarihinde işleyen 120 günlük sürenin çalışmaya ara verme zamanına rastlaması nedeniyle 1602 sayılı Kanunun 86 ncı maddesine göre, ara vermenin sona erdiği 6 Eylül'den itibaren yedi gün uzatılmış sayılacağına dair hükmü de dikkate alınarak davanın süresinde açıldığı anlaşılmakla idarenin süre aşımı itirazına itibar edilmeyerek esasa geçilmiştir.
T.C.Anayasasının 125 nci maddesine göre; idare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlüdür. Bu suretle idarenin sorumluluğu Anayasa prensibi olarak kabul edilmiştir. İdarenin sorumluluğunun hangi esaslara göre belirleneceği Anayasada belirtilmemiş olup bu meselenin halli doktrin ve yargı kararlarına bırakılmıştır. Bugün idarenin sorumluluğu hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkelerine dayandırılmaktadır. İster hizmet kusuru ister kusursuz sorumluluk ilkelerine dayandırılsın, idarenin tazminle sorumlu tutulabilmesi için bir zararın varlığı, zararı doğuran eylemin idareye yüklenebilir nitelikte olması, zararlı sonuçla eylem arasında doğrudan doğruya bir illiyet bağının bulunması, zarara yol açan eylemin bir hizmet kusuru teşkil etmesi veya kusursuz sorumluluk kuram ve ilkelerinin uygulanmasına elverir nitelikte bulunması şartlarının birlikte gerçekleşmesi zorunludur.
Davacının malul hale gelerek Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiğinin kesilmesine neden olan Ankilozan Spondilit hastalığının; bünyesel veya genetik geçişli bir rahatsızlık olup olmadığı, davacı tarafından ileri sürüldüğü şekilde muhripte görevli bulunduğu süre içerisinde olumsuz görev koşullarının bu rahatsızlığa yol açıp açmadığı, bu rahatsızlığın askerlik görevinin etkisi ve olumsuz koşullarından kaynaklanıp kaynaklanmadığı hususları, Kurulumuzca Gülhane Askeri Tıp Akademisi Komutanlığında görevli üç kişilik öğretim üyesine incelettirilerek tıbbi kanaat raporu düzenlemelerinin istendiği, GATA Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Ana Bilim Dalı Başkanı Prof.Dr ......., GATA Romatoloji Bilim Dalı Başkanı Doç ...... ve GATA Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç.Dr .......... tarafından düzenlenen 16 Mayıs 2002 tarihli Tıbbi Kaaat Raporunda; Ankilozan Spondilit, omurga ve çevre eklemleri tutan kronik, ilerleyici vasıfta romatizmal bir hastalık olduğu, nedeni ve mekanizmasının tam olarak aydınlatılmamış olmakla birlikte genetik (doğuştan gelen özellikler) yatkınlığı olan kişilerde bazı tetikleyici çevresel faktörler (özellikle enfeksiyonlar) ile ortaya çıktığının kabul edildiği, genetik zemini olan her kişide ortaya çıkmadığı gibi bu enfeksiyonlar da her kişide aynı tetikleyici etkiyi göstermediği, hastalığın çok faktörlü bir mekanizma ile açıklandığı, tetikleyici faktörler arasında meslek koşullarının bulunmadığı, ortaya çıkan hastalığın klinik seyrinin yine kişinin genetik ve immünolojik özellikleri ile tedaviye verdiği yanıta göre değişkenlik gösterebildiği, hastaya 1997 yılında tanı koyulduğu, tedavi ve öneriler bağlamında TSK. SYY gereği, kara birliklerinde görevlendirilmesinin önerildiği, hastalık ortaya çıktıktan sonra nispeten daha düşük fiziki kabiliyet gerektiren ortama geçmesinin sağlandığı, daha sonraki klinik seyrinin bu görevi de yapmasına müsaade etmeyeceği yönünde olması üzerine TSK.de görev yapamaz kararı verildiği, aynı hastalığa sahip diğer mesleklere mensup hastalar ile karşılaştırıldığında bu hastaya tıbbi ve hukuki desteğin zamanında sağlandığının görüldüğü belirtilerek sonuç olarak bil imsel verilere göre: 1. Ankilozan Spondilit'in genellikle genetik yatkınlığı bulunan kişilerde ortaya çıktığı, 2. Hastanın muhripte görevli bulunduğu sürede ileri sürülen olumsuz görev koşullarının bu rahatsızlığa yol açmadığı, 3. Bu rahatsızlığın askerlik görevinin etkisi ve olumsuz koşullarından kaynaklanmadığı tıbbi kanaati bildirilmiştir.
Tıbbi kanaat raporu dikkate alınarak davacının durumu değerlendirildiğinde, davacının malul hale gelerek TSK.lerinden ilişiğinin kesilmesine neden olan Ankilozan Spondilit hastalığının, idarenin hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluğunu gerektirecek bir eyleminden kaynaklanmadığı, zararlı sonuçla idarenin davranışı arasında nedensellik bağının bulunmadığı, zararlı sonuçtan idarenin sorumlu tutulmasının hukuken mümkün olmadığı bu nedenle, davacının iddialarına itibar edilmeyerek talep edilen maddi ve manevi tazminat isteminin reddine karar verilmesi sonuç ve kanaatine varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle;
Davacı .....'ın maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin DAVANIN REDDİNE. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy