(2709 S. K. m. 125)
Davacı vekilleri, 18 Temmuz 2001 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; davacının askerlik hizmetini yaptığı sırada, Tabur ait bir takım mobilyaları yapmak üzere, taburun anlaştığı sivil marangozhanede çalışırken sağ el işaret, orta ve yüzük parmaklarını planya makinesine kaptırarak askerliğe elverişsiz hale geldiğin hayatını ailesinin yardım ve desteği ile sürdürülebildiğini, müvekkilinin olayda herhangi bir kusurunun bulunmadığını, belirterek otuz milyar TL. maddi ve iki milyar manevi olmak üzere toplam 32.000.000.000 TL. (Otuz İki Milyar Tl.) tazminatın olay tarihi olan 3 Ekim 2000 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesini talep ve dava etmiştir.
Davacı vekili Av ..... Şahin 28 Mart 2002 tarihinde Mahkememiz kaydına giren dilekçesi ile müvekkili .........'na T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünce vazife malulü aylığı bağlanması nedeniyle maddi zararlarının tazmin edildiğini belirterek, maddi tazminat taleplerinden feragat ettiklerini bildirmiştir.
Dava dosyasında mevcut bilgi ve belgelerin incelenmesinden; davacı .......'nün 4 ncü Zh. Tuğ. K.lığı emrinde askerlik görevini yapmakta iken, mesleğinin marangozluk olması sebebiyle birliğin marangozluk işlerinin yapımıyla görevlendirildiği, söz konusu işlerin birlik marangozhanesi müsait olmadığı için, komutanlıkça sivil bir şahsa ait marangozhanede çalışması amacıyla girişimde bulunulduğu ve davacının marangoz olan bir başka erle birlikte bölük astsubayı nezaretinde bahse konu marangozhanede çalışmaya başladığı, davacının 3 Ekim 2000 tarihinde marangozhanede planya makinesinde çalışırken sağ elini kaptırması neticesi 2, 3 ve 4 ncü parmaklarının koptuğu, GATA Sağlık Kurulunun 20 Kasım 2000 tarihli ve 13774 sayılı raporuyla 1) D/65 F3 Askerliğe elverişli değildir. 2) Hayati tehlike geçirmemiştir. 3) 20 (Yirmi) gün iş ve gücünden kalır. 4) Çehrede sabit eser mevcut değil. 5) Sağ elde uzuv kaybı vardır. (2., 3., 4. Parmaklarda) kararı verilerek 16 Kasım 2000 tarihinde terhis edildiği, olay nedeniyle davacı hakkında Kendini Askerliğe Elverişsiz Hale Getirmek işlediğinden bahisle yapılan soruşturma sonucunda 9 ncü Kor. K.lığı As. Savcılığının 16 Mart 2001 tarihli ve 2001/20-161 sayılı kararıyla olayın tamamen bir kaza ve tedbirsizlik sonucu yaralanma olduğundan bahisle, kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiği, davacıya T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünce vazife malullüğü aylığı bağlandığı, tütün ikramiyesi ödendiği anlaşılmaktadır.
Anayasanın 125 nci maddesine göre idare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlüdür. Bu suretle idarenin sorumluluğu Anayasa prensibi olarak kabul edilmiştir. Ancak, Anayasada idarenin sorumluluğunun hangi esaslara göre belirleneceği belirtilmemiş, bu meselenin halli doktrin ve yargı kararlarına bırakılmıştır. Bugün idarenin sorumluluğu hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkelerine dayandırılmaktadır. İster hizmet kusuru ister kusursuz sorumluluk ilkelerine dayandırılsın genel olarak idarenin tazmin borcunun doğabilmesi için bir zararın mevcudiyeti, zarara yol açan eylemin idareye yüklenebilir nitelikte bulunması, zarar ile eylem arasında illiyet bağının bulunması zorunludur.
Davacının askeri bir görevin ifası sırasında, birliğin marangoz işlerinin yaptığı esnada sağ elini planya makinesine kaptırması sonucu yaralanıp sakat kaldığı hususunda taraflar arasında bir ihtilaf bulunmamaktadır. Olayın meydana gelmesinde, hizmetin kurulması ve işletilmesinden kaynaklanan idareye yüklenebilecek bir hizmet kusurunun varlığından söz edilemez. Zarar doğrudan doğruya idarenin bir eyleminden doğmayıp idarenin dışındaki bir eylemden kaynaklandığı açıktır. Zararlı sonuç doğuran olay ile hizmet arasında illiyet bağı bulunduğundan kusursuz sorumluluk ilkesine göre zararın zarar gören üzerinde bırakılmayarak topluma yayılması adalet, eşitlik, hakkaniyet esaslarına uygun düşeceğinden davacının zararlarının bu esaslara göre karşılanması gerekeceği sonucuna ulaşılmıştır. Mahkememizin yerleşik içtihatları gereğince davacıya T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünce bağlanan vazife malullüğü aylığı ve ödenen tütün ikramiyeleri olay nedeniyle sağlanan yarar olarak kabul edilerek maddi sararlardan düşülmektedir.
Davacının maddi zararının sağlanan yararlarla karşılanıp karşılanmadığının ve karşılanmayan zarar var ise bu miktarın tespiti amacıyla bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş ancak, davacı vekili 23 Mart 2002 tarihli dilekçesi ile maddi tazminat istemlerinden feragat ettiklerini beyan ettiğinden ve Yenimahalle ' nci Noterliği tarafında düzenlenen 26/2/2001 tarihli Vekaletname ile davacı vekillerine bu yolda bir yetki de verilmiş olduğu anlaşıldığından, maddi tazminat istemi hususunda bir karar verilmesine yer olmadığı değerlendirilmiştir.
Davacının olay nedeniyle duyduğu acı ve ızdırabını kısmen de olsa karşılayabilmek amacıyla, olayın meydana geliş şekli ve tarihi, statüsü ve sosyal durumu, paranın alım gücü ve işletilecek yasal faiz göz önünde bulundurularak uygun miktarda manevi tazminat verilmesi kabul edilmiştir.
Mahkememizin yerleşik içtihatlarına göre T.C.Emekli Sandığı Gn.Md.nce ödenen maluliyet aylığı ve tütün ikramiyesi maddi tazminat miktarlarından düşülmektedir. Zira davacı bu olay nedeniyle T.C.Emekli Sandığında gerek maluliyet aylığı ve gerekse tütün ikramiyesinin ödenmesi uzun zamana ihtiyaç göstermekte ve başlangıçta bu aylığın bağlanması kesin olmadığından idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanlar bir yandan aylık bağlanması hususunda başvururken öte yandan da dava açma süresini geçirmemek için maddi tazminat verilmesi istemiyle bağlanacak aylıkları da içerecek şekilde tam yargı davası açmaktadırlar. Başka bir deyişle başlangıçta davacıların maddi tazminat istemiyle tam yargı davasını açma veya aylık bağlanması için başvuruda bulunma yollarından birini seçmeleri haklarının kaybolmasını önlemek yönünden imkan dahilinde bulunmamakta, zorunlu olarak iki yola birden başvurma durumunda kalmaktadırlar. Hal böyle olunca duruşmalı görülen davalarda mahsup muamelesinden dolayı maddi tazminat isteminin kısmen veya tamamen reddi veya sonradan aylık bağlanması nedeniyle feragat halinde davacılar aleyhine hükmolunması haksızlığa ve hak aramak için başka çaresi olmayan davacının zarara uğramasına yol açmaktadır. Davacı ...........'e T.C.Emekli Sandığı, Gn.Md.lüğünün 24 Ocak 2002 tarihli işlemi ile 1 Nisan 2001 tarihinden itibaren aylık bağlanması üzerine davacı vekilinin 28 Mart 2002 tarihinde kayda geçen dilekçesi ile maddi tazminat işleminden feragat edildiği anlaşılmakla, Mahkememizdeki benzer davalarla ilgili uygulamalar da dikkate alınarak davacının maddi tazminat talebinin reddi sebebiyle aleyhe vekalet ücretine hükmolunmamıştır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle; Feragat nedeniyle maddi tazminat istemi hakkında bir karar verilmesine YER OLMADIĞINA,
Davacı ........ ' e takdiren 600.000.000 TL. (ALTI YÜZ MİLYONTL.) Manevi Tazminat Verilmesine, Fazlaya Ait İsteminin Reddine,
Hükmedilen manevi tazminata olay tarihi olan 3 Ekim 2000 tarihinden ödeme tarihine kadar yıllık %60 (YÜZDEALTMIŞ) yasal faiz YÜRÜTÜLMESİNE,
4. Yargılama giderlerinin davalı idareye YÜKLETİLMESİNE, 492 Sayılı Harçlar Kanunun 13/j maddesi gereğince muaf tutulan davalı idare aleyhine harca hükmedilmesine YER OLMADIĞINA,
5. Hükmedilen manevi tazminat miktarı üzerinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifeleri üzerinden hesaplanan 60.000.000.TL.(ALTMIŞMİLYON TL.) Avukatlık ücretinin davalı idareden alınarak DAVACIYA VERİLMESİNE,
6. Dava duruşmalı görüldüğünden reddedilen manevi tazminat miktarı üzerinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifeleri üzerinden Tarifenin 11 nci maddesi de dikkate alınarak hesabedilen 60.000.000.TL.(ALTMIŞMİLYON TL.) Avukatlık ücretinin davacıdan ALINARAK, davalı idareye VERİLMESİNE,
KARŞI OY GEREKÇESİ
Davacı manevi tazminata olay tarihinden itibaren yasal faiz yürütülmesini talep etmiş ise de; takdir olunan manevi tazminat miktarı paranın karar tarihindeki alım gücü, olay tarihinden karar tarihine kadar geçen süredeki değişen sosyal ve ekonomik koşullar nazara alınarak davacının olay tarihindeki manevi zararlarının tamamını kapsayacak şekilde tespit ve takdir edildiğinden, manevi tazminata olay tarihinden itibaren yasal faiz yürütülmesi isteminin reddine karar verilmesi, ancak karar tarihinden ödeme tarihine kadar yasal faiz yürütülmesi gerektiği görüşünde bulunduğumdan çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy