(2709 S. K. m. 125) (818 S. K. m. 47)
Davacılar vekili 03 Eylül 2001 tarihinde İstanbul İkinci İdare Mahkemesine müracaatla ve bu kanalla gönderip 12 Eylül 2001 tarihinde kayda geçen dava dilekçesi ile 09 Mayıs 2002 tarihinde İstanbul Üsküdar 4 ncü Asliye Hukuk Mahkemesine müracaatla ve bu kanalla gönderip 13 Mayıs 2002 tarihinde kayda geçen cevap lahikasında özetle; müvekkili .........................ün Kocaeli İl Jandarma Komutanlığında askerlik görevini yapmakta iken 23 Haziran 1997 günü göreve gitmeden önce hamili bulunduğu silahın patlaması sonucunda vurularak yaralandığını, uzun tedavileri sonucunda GATA Haydarpaşa Askeri Hastanesinde 29.12.1999 tarihinde B/13-F1 B/45-F10 Askerliğe Elverişli Değildir kararı verildiğini ve bu raporun 26.02.2001 tarihinde onaylandığını, bu olay sonucu müvekkilinin ömür boyu çalışamaz ve iş yapamaz durumda ve vücut fonksiyon oranının % 35 olduğunun raporda belirtildiğini, bu olayın askerlik hizmeti esnasında meydana geldiğini, 15 nci Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığının 26 Haziran 1997 gün ve 1997/840-390 Esas ve Karar sayılı Kovuşturmaya Yer Olmadığı kararında; Bu fiilin herhangi bir suça sebebiyet vermediğinin ve askerlikten kurtulmak istediğine dair herhangi bir delilin bulunmadığı hususun belirtildiğini dolayısıyla olayda kasıt unsurunun bulunmadığını, olay tarihi itibarıyla müvekkilinin terhisine az bir süre kaldığını, ölüm neticesi doğuracak riskli bir harekette bulunmasının son ihtimal olduğunu, olayın meydana gelişinde ağır görev şartlarının meydana getirdiği stres ve bunalım gibi hususların etkili olduğunu, meydana gelen neticenin kontrol ve denetim noksanlığından meydana geldiğini bu olayda müvekkiline yönelik bir kusurun olmadığı ve bunun Kovuşturmaya Yer Olmadığı kararında da belirtildiğini, silah altına aldığı genç fidanların yetiştirilmesi sırasında idarenin gereken dikkat ve özeni göstermediğini, olay sebebi ile yaralanmada bütün kusurun müvekkile atfedilmesinin haksızlık olacağını, annesine destek olacakken, yatalak bir hasta olarak annesinin bakım ve desteğine muhtaç bir hale geldiğini, tazminat için davalı idareye başvurduklarını, 30.06.2001 tarihli yazı ile başvurusuna red cevabı verildiğini belirterek öncelikle adli yardim talebinin kabulünü ve ......................... için 30.000.000.000.-TL (otuzmilyar) maddi, 5.000.000.000.-TL (beşmilyar) Manevi, destekten yoksun kalan annesi ......................... içinde 10.000.000.000.-TL (onmilyar) maddi, 1.000.000.000..-TL (birmilyar) manevi tazminata olay tarihiden itibaren yasal faizi ile birlikte hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
Davacıların adli yardım istemleri yasal unsurlar bulunmaması nedeniyle Dairemizin 14 Kasım 2001 gün ve ESAS:2001/820, 09 Ocak 2002 gün ve ESAS:2001/810 sayılı kararlarıyla reddedilmiştir.
Dosyada mevcut bilgi ve belgelerin incelenmesinden; davacı .........................ün Kocaeli İl Jandarma Komutanlığı emrinde askeri minibüs aracının sürücüsü olarak görev yapmakta iken 23.06.1997 günü saat 06.30 civarında lojman nöbetçilerini almaya gitmek için araç içinde bulunduğu esnada üzerine zimmetli piyade tüfeği ile kendi kendini vurarak yaraladığı, İzmit Devlet Hastanesine akabinde Gölcük Deniz Hastanesine, oradan da 30.09.1997 tarihinde GATA Haydarpaşa Askeri Hastanesine sevk edildiği, bu hastanede gördüğü tedaviler sonucunda, 03.06.1998 gün ve 2344 sayılı rapor ile C 10/SMK 6 ay hava değişimi, 26.04.1999 gün ve 2023 sayılı rapor ile C/10, SMK 4 ay hava değişimi verildiği , tekrar tedavi altına alındığı ve 29.12.1999 gün ve 7236 sayılı kesin rapor düzenlendiği, hastanın 30.11.1999 günü taburcu edildiği, söz konusu raporda Ateşli silah yaralanmasına bağlı sağ böbrek tamiri+karaciğer primar tamiri+kolostami onarimi+rekolostomi+quadriparazi+ serebellar sedrom teşhisi konularak, B/10 F1, B/45 F 10 Askerliğe elverişli değildir vücut fonksiyon kayıp oranı % 35dir kararı verildiği ve bu kararın 26.02.2002 tarihinde onaylanarak kesinleştiği, söz konusu olay ile ilgili olarak İzmit 15 nci Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığı tarafından soruşturma yapıldığı, 26.06.1997 gün ve 1997/840-320 Esas ve Karar sayılı kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiği, bu kararda; sanık J. Er .........................e gelen mektuplar ile kendi el yazısı ile yazılmış olduğu notlar göz önüne alındığında girmiş olduğu bunalım sebebiyle kendisine ateş ettiğinin, terhisine az bir zaman kala sanık erin askerlikten kurtulmak istediğine dair herhangi bir delilin bulunmadığının bu olay sebebiyle hayati tehlike geçiren sanığın eyleminin herhangi bir suç oluşturmayıp, disiplin cezası gerektirdiği sonucuna ulaşıldığının ifade edildiği, davacı erin durumunun 2330 Sayılı Kanun kapsamına girmemesi nedeniyle Jandarma Genel Komutanlığı Askeri Tazminat Komisyonunun 07.02.2002 gün ve 2002/80 sayılı red kararına istinaden davacıya nakdi tazminat ödenmediği, davacıda oluşan bu zarar nedeniyle davacı ......................... için 30.000.000.000.-TL (otuzmilyar) maddi, 5.000.000.000.-TL (beşmilyar) Manevi destekten yoksun kalan annesi ......................... içinde 10.000.000.000.-TL (onmilyar) maddi, 1.000.000.000..-TL (birmilyar) manevi tazminat istemiyle is bu davanın açıldığı anlaşılmıştır.
Anayasanın 125 nci maddesine göre; idare kendi eylem ve işlemlerinde doğan zararları ödemekle yükümlüdür. Bu suretle; idarenin sorumluluğu Anayasa prensibi olarak kabul edilmiştir. Ancak, Anayasada idarenin sorumluluğunun hangi esaslara göre belirleneceği belirtilmemiş, bu meselenin halli, doktrin ve yargı kararlarına bırakılmıştır. Bugün, idarenin sorumluluğu hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk ilkesine dayandırılmaktadır. İster hizmet kusuru, isterse kursuz sorumluluk ilkesine dayandırılsın genel olarak idarenin tazminat borcunun doğabilmesi için;
a. Bir zararın varlığı,
b. Zararı doğuran işlem veya eylemin idareye yüklenebilir olması,
c. Zararlı sonuçla, işlem veya eylem arasındaki illiyet bağının bulunması, zorunludur.
Bu şartlardan birinin yokluğu, idarenin sorumluluğunu ortadan kaldırmaktadır. Eylemin idareye yüklenebilmesi için, idarenin zararın faili ve sorumlusu olması gerekir. Eylemin idareye bağlanması olanağı yoksa, idare doğan zarardan sorumlu tutulamaz.
Dava konusu olayımızda; davacı er 15 nci Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığının 26.06.1997 tarih ve 1997/840-390 Esas ve Karar sayılı kovuşturmaya yer olmadığı kararında da belirtildiği gibi kendi kusurlu eylemi sorucunda kendini yaralayarak sakat bırakmıştır. Üstelik davacı erin kusur derecesi kasıt düzeyindedir.
Davacı erin bu kasıtlı eylemi zarar ile askeri hizmeti arasındaki nedensellik bağını tamamen ortadan kaldırmıştır. Zira zarar görenin eyleminin zararın doğmasında başlıca etken olması halinde nedensellik bağından bahsetmeye imkan yoktur.
Yaralanma olayında erin idarenin bir görevlisi olması, eylemde de idareye ait silahın kullanılması hizmetle eylem arasındaki nedensellik bağını kurmak için yeterli olamaz. Davacı ere kazaların önlenmesine ilişkin tüm emir ve talimatlar tebliğ edilmiştir. Kaldı ki, davacı erin eylemi dikkatsizlik ve tedbirsizlikten kaynaklanan bir eylem de değildir.
Askerlik görevinin sebep ve etkisinin silahaltına alınan ve aynı koşuldaki her askere aynı etkiyi yapması hali dışında kişinin bünyesinin ve ruhi yapısının zayıf olması nedeniyle ortaya çıkabilecek rahatsızlıkların ve bu rahatsızlıklar sonucu meydana gelebilecek zararların görevden kaynaklanmış olduğunu ve bu şekilde uygun bir illiyet bağının kurulmuş olabileceğini kabul etmek yaşamın olağan akışına ters düşeceği gibi idarenin tazmin sorumluluğunu da sınırsız şekilde genişletecektir.
Bu itibarla, istem nedeni olayda idarenin ne kusurlu sorumluluğu ne de kusursuz sorumluluğu mevcut değildir.
Dava dosyasında davacının annesi içinde maddi ve manevi tazminat isteminde bulunulduğu görülmüştür. Tazminat Hukuku kuralları gereğince maddi tazminat isteminde bulunabilecek kişiler doğrudan doğruya zarara uğrayanlardır. Yansıma yoluyla zarara uğrayanların maddi tazminat istemleri kabul edilmemektedir. İdari yargı alanının yerleşik içtihatları da bu doğrultudadır. Bu bağlamda istem nedeni olayda doğrudan doğruya zarara uğrayan davacı erdir. Davacı erin annesinin uğradığı zarar ise doğrudan değil yansıma yoluyla oluşan bir zarardır.
Manevi tazminat isteme hakki ise Borçlar Kanununun 47 nci maddesine göre, cismani zarara uğrayana ya da ölüm halinde ailesine aittir. Zira, bu hak kişiye sıkı sıkı bağlı haklardandır. Yakın olmak, zarara uğrayanın ailesinden bulunmak bu yolda bir hak sağlamaz. Diğer taraftan, bu tür olaylarda aile fertlerin az ya da çok üzüntü ve acı duyacakları kuşkusuzdur. Ancak, böyle bir elem ve ızdırap nedeniyle cismani zarara uğrayanların yakınları hakkında manevi tazminata hükmedilmesine yukarıda değinilen tazminat hukuku kuralı da engeldir. Yakınların manevi tazminat istemlerinin kabul edilmesi için kişisel haklarının doğrudan doğruya zarara uğraması gerekmektedir. Bu itibarla, davacı annenin oğlunun yaralanması olayından dolayı üzüntü duyduğu bir vakıa olmakla birlikte bu üzüntüsü oğlunun zararının kendisine yansımasının bir tezahürüdür.
Bu durum karsısında davacı annenin yansıma yoluyla uğradığı zarar nedeniyle maddi ve manevi tazminat isteminde bulunması yerinde değildir.
Bu itibarla;
Davacılar ......................... ve .........................ün maddi ve manevi tazminat istemiyle açtıkları davanın REDDİNE
KARŞI OY GEREKÇESİ
Çoğunluk kararında, davacının kasıtlı eyleminin zarar ile askeri hizmet arasındaki nedensellik bağını tamamen ortadan kaldırdığı kabul edilmiş, dayanak olarak da Askeri Savcılıkça verilmiş Kovuşturmaya Yer Olmadığına dair karar alınmıştır. Bir kimsenin ölümü tevlit edecek şekilde kendi kendine ateş etmesi için intihar etmeyi ve ölümü istemiş olması gerekir. Askeri Savcılığın Kovuşturmaya Yer Olmadığına dair kararı incelendiğinde, davacının intihar ettiğine dair bir açıklamaya yer verilmediği görülmektedir. İddianamede davacının kendine ateş etmesinin Askeri Ceza Kanununun 81 nci maddesinde yazılı askerlikten kurtulmak amacıyla yapmadığı ifade edilmektedir. Bu da davacının kasten hareket etmediğini gösterir.
Dinlenen tanıkların beyanları, devecinin olaydan önceki haleti ruhiyesi davacının kasten hareket etmediğini ifade etmektedir.
Öte yandan Borçlar Kanunun 53 ncü maddesine göre, Hukuk Hakimi, Ceza Hakiminin kusur olup olmadığına ilişkin kararıyla bağlı olmadığı gibi Ceza Mahkemesinde verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Keza Ceza Mahkemesi Hakiminin kusurun takdiri ve zararın miktarının tayini konusundaki kararı da hukuk mahkemesi hakimini bağlamaz.
Bu nedenle Askeri Ceza Yargılaması yapan 15 nci Kor. K.lığı Askeri Mahkemesi Askeri Savcılığının kararına bağlı kalınmadan dava dosyasındaki tüm delillerin bir arada değerlendirilmesi, gerekirse olay yerinde bir keşif yapılması suretiyle tazminata hükmedilmesini gerektiği düşüncesinde olduğumdan çoğunluk kararına katılmadım. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy