(1111 S. K. Geç. m. 33, 37, m. 81) (YİBK. 27.01.1973 T. 1972/6 E. 1973/2 K.) (DİBK. 22.12.1973 T. 1968/8 E. 1973/14 K.)
Davacı vekili 19 Aralık 2001 tarihinde kayda gecen dilekçesinde özetle; müvekkilinin 1967 olan doğum tarihinin 02.07.1992 tarihli mahkeme kararıyla 01.01.1964 olarak düzeltildiğini, 15.07.1994 - 15.09.1994 tarihleri arasında bedelli erlik hizmetini tamamladığını, 01.11.2001 tarihli yazı ile bedelli askerlik statüsüne son verilerek askere sevkine karar alındığının bildirildiğini, bu durumun idari istikrar ilkesine aykırı olduğunu, statüye elverişliliğin belirlenmesinde davacının eylemi bulunmadığını, bu hususta yapılan soruşturmanın takipsizlik ile sonuçlandığını, yaş düzeltme kararının idareden gizlenmediğini, kazanılmış hakkının elinden alınarak kamu yararına aykırı işlem tesis edildiğini, bu nedenle 1111 sayılı Kanunun Geçici 37nci maddesinden yararlanma hakkini kaybettiğini belirterek öncelikle yürütmenin durdurulmasını ve hukuka aykırı istemin iptalini takip ve dava etmiştir.
Davacı vekilinin yürütmenin durdurulması yönündeki talebi AYİM İkinci Dairesinin 26 Aralık 2001 gün ve E.2001/957 sayılı Kararı ile reddedilmiştir.
Dava dosyasında mevcut belge ve bilgiler incelendiğinde; davacının 01 Ocak 1986 tarihinde askerlik çağına girdiği, 01 Kasım 1986 tarihinden itibaren yoklama kaçağı olarak aranmaya başlanıldığı, Diyarbakır Askeri Hastanesinin 19 Haziran 1989 gün ve 5710 sayılı raporu uyarınca hakkında bir yıl sevk tehiri kararı verildiği, yoklama kaçağı olarak aranmakta iken askerliğini yaptığını bildirmesi üzerine inceleme başlatıldığı, davacının Kızıltepe Asliye Hukuk Mahkemesinin 03 Temmuz 1992 gün ve E.1992/113, 1992/143 sayılı Kararı ile 01 Ocak 1967 olan yaşını 01 Ocak 1964 olarak düzelttirdiği, davacı hakkında yapılan soruşturmanın 7. Kolordu K.'lığı Askeri Savcılığının 24 Eylül 2001 gün E.2001/2005 K.2001/2005 sayılı Kararı ile takipsizlikle sonuçlandığı, askerlik çağına girdikten sonra yaş tashihi yaptırması ve tashihten önceki yaşı nedeniyle bedelli askerlikten yararlanma şartlarını taşımadığı gerekçesi ile statüden çıkarıldığı, yeniden askere sevkine karar verilmesi üzerine ise bu davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
1111 sayılı Askerlik Kanunun Geçici 33 ncü maddesi: Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte saklı, yoklama kaçağı, bakaya durumunda veya tecilli olan 28 yaşından gün almış veya daha büyük olan 1076 ve 1111 sayılı Kanunlara tabi yükümlüler, istekleri halinde bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde askerlik şubelerine başvurmaları halinde, 1111 sayılı Kanunun bedel ödeyerek askerlik hizmetini yapmaya İlişkin hükümlerinden yararlanırlar.
Bu madde kapsamında bulunan ve 31.12.1992 tarihinde 40 yaşını tamamlamış olanlar 15.000 Alman Markı veya karşılığı yönetmelikte belirtilen yabancı ülke parasını başvuru sırasında defaten ödemeleri halinde temel askerlik eğitimine tabi tutulmazlar.
Bedelin ödenme usul ve esasları ve uygulama ile ilgili diğer hususlar Bakanlar Kurulu kararı ile düzenlenir. Bu madde hükümlerinden yararlanan yükümlüler hakkında adli takibat yapılmaz. Hükmü amirdir.
Ayni Kanunun Yaşlarını Değiştirenler başlıklı 81nci maddesine göre ise; Askerlik çağına girdikten sonra yaşlarını değiştirenlerin yaşlarında yapılan değişikliğin askerliklerine tesiri yoktur. Ancak son yoklama görmemiş olanlardan nüfus kütüğünde yazılı yaşları, şahıslarına uygun görülmeyenlerin yaşlarının tashihini nüfus kanununa göre ait olduğu mahkemeden istemek üzere askerlik meclisleri veya askerlik daire ve şube reisleri veya mahallinin en büyük mülkiye memuru tarafından müddeiumumiye müracaat olunur ve bilmuhakeme takdir olunacak yaşa göre askerlikleri yaptırılır.
Ayrıca 03.09.1992 tarih ve 21334 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 92/3365 Karar Sayılı Askerlik Kanununun Geçici 33 ncü Maddesinin Uygulanmasına Dair Esaslar konulu Bakanlar Kurulu Kararına göre 1111 sayılı Kanunun Geçici 33 ncü maddesinden yararlanabilmek için 31.05.1965 ve daha yaşlı doğumlu olmak gerekmektedir.
Dava dosyasından davacının 1111 sayılı Kanunun 81 nci maddesi kapsamında askerlik çağına girdikten sonra yaş tashihi yaptırdığı anlaşılmaktadır. Dolayısı ile öncelikle davacı hakkında idari istikrar ilkesinden kaynaklanan bir kazanılmış hakkında söz konusu olup olmadığının incelenmesi gerekir.
Bilimsel öğretide, İdareye bir süre ile sınırlı olmaksızın tasarrufunu her zaman geri alma olanağı tanınacak olursa uyuşmazlıkların sonunun gelmeyeceği, idarenin işlemi tesis ederken daha uyanık olamayacağı, dolayısıyla idare edilenlerin hukuki güvenliklerinin sağlanamayacağı esasa kabul edilmiş bulunmaktadır. Yine doktrinde kabul edilen esaslara nazaran, hukuka aykırı bir işlem ancak muayyen bir süre sonraya kadar geri alınabilir. Bu süre geçtikten sonra geri almak olanaksızdır. Muayyen bir süre geçtikten sonra hukuka aykırı işlemin geri alınması da hukuka aykırı olur. Belirli bir sürenin geçmesiyle işlem kanuna aykırı olsa dahi artık kazanılmış hak olmaktadır.
Hukukun bir amacı da kişilerin gerek birbirleriyle gerekse devletle olan ilişkilerde güven ve sürekliliği sağlamaktır. Kanuna aykırı sakat bir işlemin uzun bir süre sonra geri alınması adalet, hakkaniyet, kamu düzeni ve istikrar ilkelerine dolayısıyla hukuka aykırı olur. Topluma ve kişiye hizmetle yükümlü bir hukuk devleti kişiye haksızlık yapmamak ve kendisinin yararlandığı bir süreden kişiye de yararlandırmak zorundadır.
Kanuna aykırı idari işlemlerin bazı haklar doğurması halinde, Fransız hukukunda kanunsuz yapıldığı gerekçesiyle ancak idari dava açma süresi içinde geri alınabilir. Türk Hukukunda ise, kazanılmış hakkında mevzuata uygun yapılmış idari işlemlerden doğabileceği, hukuka aykırı bir işlemin kazanılmış hak doğuramayacağı, ancak, yerleşmiş kazanılmış durum yatabileceği, bu tür işlemlerin dava açma süresi geçtikten sonra geri alınamayacağı kabul edilmektedir.
Yargıtayın 27.01.1973 gün ve E.1972/6, K.1973/2 sayılı İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararı ile Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 22.12.1973 gün ve E.1968/8, K.1973/14 sayılı kararında belirtildiği gibi, çok ciddi ve ağır ölçüde hukuka aykırı olmaları nedeniyle hiçbir hukuki değere sahip olmayan ve hukuken yok hükmündeki idari işlemler, yönetilenlerin gerçek olmayan beyan ve bilgilerle idareyi aldatarak yaptırdıkları işlemler, hile ile elde edilmiş işlemlerle, idare edilenlerin kolayca anlaşabileceği açık hataya dayalı işlemler hukuka aykırı olacakları için bir hak doğurmazlar ve idarece her zaman geri alınabilir.
Sözü edilen bu kararlarda yokluk mutlak butlan, ilgilinin gerçek dışı beyanı veya hilesi olmamak koşuluyla iyi niyetli kişiler yönünden yanlış bir idari tasarrufun iptal davaları için (60) günlük dava açma süresinin geçmesinden sonra geri alınması, idari istikrarı, toplumun güven duygusunu ve kamu düzenini zedeleyeceği cihetle sakıncalı görülmüş, bu tür sakat işlemlere yapay ve sıhhat tanınarak idare edilenler, haklarında yapılmış işlemlerin süresiz olarak geri alınabileceği endişe ve tehdidinden kurtarılmış dolayısıyla kişi ile idare arasında eşit ve adil bir denge sağlanmış olmaktadır.
Ne var ki gerek Danıştay gerekse Mahkememizin yerleşik içtihatlarında, idarenin söz konusu sakat işlemi geri alma bakımından (60) günlük süre esası mutlak bir şekilde kabul edilmemekte, her dosyanın ve olayın özelliği dikkate alınarak ne kadar bir süre nin geçmesinin idari istikrar ilkesi bakımından yeterli olabileceği belirlenmektedir. İşte, dosyasına göre saptanacak olan bu sürenin geçtiği saptanacak olursa, ayrıca işlem yok hükmünde değilse ve ilgilinin hile ve yalan beyanı yoksa idarenin işlemini geri alması kabul edilmemekte; idari istikrar ilkesi ve sosyal hukuk devleti olgusu dikkate alınarak işlemin iptaline karar verilmektedir.(AYİM. 1.D. nin 08.12.1997 tarih ve E.1997/125, K.1997/233 sayılı kararı).
Davacının yaş tashihi yaptırması nedeniyle Askerlikten Kurtulmak İçin Hile Yapmak suçundan Diyarbakır 7.Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığında yapılan hazırlık soruşturması sonucunda kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiği anlaşılmakla birlikte, 1111 Sayılı Askerlik Kanununun 81 nci maddesinin yukarıda değinilen açık ve amir hükmü karşısında davacının bedelli askerlikten yararlandırılmasının kanuna aykırılığının açık hataya dayalı bir işlem olduğunun, hukuka aykırılığının idare edilenlerce kolaylıkla anlaşılabilir nitelikte bulunduğu, bu nedenle davacı hakkında idare istikrar ilkesinden kaynaklanan bir kazanılmış haktan söz edilemeyeceği sonucuna ulaşılmıştır.
Öte yandan davacının 1111 sayılı Kanunun Geçici 37 nci maddesinden yararlanabilmesi için bu Kanunun yürürlüğe girdiği 04.11.1999 tarihinden önce henüz fiilen askerlik hizmetine başlamamış olması gerekmektedir. Dolayısı ile davacının 1111 sayılı Kanunun Geçici 37nci maddesinden yararlanabilmesi de mümkün değildir. Bu itibarla;
Davacı ..................... in yeniden askere sevk ve dövizle askerlik hizmetinden yararlandırılmama işleminin iptali istemiyle açtığı DAVANIN REDDİNE. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy