(1602 S. K. m. 20, 46) (1086 S. K. m. 87) (5434 S. K. m. 66) (2709 S. K. m. 125)
Davacılar vekili 24 Nisan 2001 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; davacıların yakini Kr.Plt.Bnb. ......................in Kara Havacılık Okulu Komutanlığı emrinde görevli iken, 12 Nisan 2000 tarihinde yurt dışında görev uçuşu sırasında şehit olduğunu, bu olay nedeniyle davacıların madden ve manen büyük zararlara uğradığını, bu zararların kusursuz sorumluluk kuram ve ilkeleri çerçevesinde davalı idarece tazmini gerektiğini belirterek, davacı eş için 45.000.000.000 TL. maddi, 5.000.000.000 TL. manevi, davacı çocuklar için ayrı ayrı 10.000.000.000 TL. maddi, 5.000.000.000 TL. manevi tazminata hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
Askeri Yüksek İdare Mahkemesi 2 nci Dairesinin 22 Mart 2002 gün ve E.2001/407 K.2002/336 sayılı kararı ile davanın görev yönünden reddine oyçokluğu ile karar verilmiş, davalı idare tarafından yasal süresi içerisinde, uyuşmazlığın görüm ve çözümünün Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin görevine girdiği ileri sürülerek kararın düzeltilmesi istenmiştir.
Uyuşmazlık Mahkemesince verilip istikrar kazanmış çok sayıda karar bulunması ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesince bu tür davalara Mahkemenin kurulduğu 1972 yılından 2002 yılına kadar bakılarak yerleşik ve istikrar kazanmış bir uygulama oluşturulması karşısında, 1602 sayılı AYİM Kanununun 20 nci maddesindeki, bir davaya Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde bakılabilmesi için gerekli tüm şartların bir arada gerçekleştiği sonuç ve kanaatine varilmiş, bu bağlamda Dairemizin davanın görev yönünden reddine ilişkin kararı AYİM İkinci Dairesinin 02.10.2002 tarih ve E.2002/565 sayılı kararı ile kaldırılarak, davaya kaldığı yerden devam edilmesine karar verilmiş, verilen karar gereğince esasa geçilmiştir.
Dosyada mevcut bilgi ve belgelerin incelenmesi neticesinde; davacıların yakını Kara Pilot Binbaşı ......................in, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Ürdün Hasımı Krallığı arasındaki Askeri Eğitim ve Öğretim İşbirliği Antlaşması ve Türk Kara Kuvvetleri Komutanlığı ile Ürdün Kraliyet Hava Kuvvetleri arasındaki taarruz helikopter pilotu mübadelesine ilişkin protokol kapsamında, 24 Ocak 2000 - 24 Temmuz 2000 tarihleri arasında 6 ay süre ile mübadele pilotu olarak Ürdünde görevlendirildiği, 12 Nisan 2000 tarihinde Ürdünlü bir pilot ile birlikte birinci pilot olarak çıktığı görev uçuşu sırasında düşen helikopterde vefat ettiği, olay sonrası yapılan teknik inceleme sonucunda kazanın teknik bir arıza olan kuyruk motor arızasından meydana geldiğinin belirlendiği, adli soruşturmayı yürüten Kara Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Savcılığının 22 Aralık 2000 gün ve 2000/871 - 1274 esas ve karar sayılı kararı ile; helikopterin teknik arıza nedeniyle düşmesinde pilota ve üçüncü kişilere atfı kabil kast kusur ve ihmal bulunmadığından bahisle olay hakkında Kovuşturmaya Yer Olmadığına karar verildiği anlaşılmıştır.
Anayasanın 125 nci maddesine göre idare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlüdür. Bu suretle idarenin sorumluluğu Anayasa prensibi olarak kabul edilmiştir. Ancak Anayasamızda idarenin sorumluluğunun hangi esaslara göre belirleneceği belirtilmemiş bu meselenin halli doktrin ve yargı kararlarına bırakılmıştır. Bugün idarenin sorumluluğu hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk ilkelerine dayandırılmaktadır. İster hizmet kusuru, isterse kusursuz sorumluluk ilkelerine dayandırılsın genel olarak idarenin tazmin borcunun doğabilmesi için; bir zararın mevcudiyeti, zarara yol açan eylemin idareye yüklenebilir nitelikte bulunması ve zarar ile eylem arasında illiyet bağının bulunması zorunludur. Kara Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Savcılığının kovuşturmaya yer olmadığına dair kararında da belirtildiği üzere, olayın meydana gelmesinde davalı idareye yüklenebilecek bir hizmet kusuru bulunmamaktadır. Ayrıca olayda helikopterin pilotu olan davacıların yakınının da bir kusuru mevcut değildir.
Ancak olayın bir kamu hizmetinin ifası sırasında meydana geldiği göz önüne alındığında, hizmetle doğrudan doğruya ilgili olduğu, hizmetle zararlı sonuç arasında uygun illiyet bağının bulunduğu anlaşılmaktadır. Silahlı Kuvvetler tarafından yerine getirilen hizmetlerde gerek hizmetin kendisinin, gerekse hizmetin ifasında kullanılan silah, bomba, uçak, helikopter gibi araç ve gereçleri yapıları gereği hem kullanıcıları hem de üçüncü kişiler için tehlike arzederler. Bu araçların taşıdığı tehlikelerin ne zaman ortaya çıkacağını tahmin edip önceden tedbir alarak önlemek mümkün olmaz. İşte bu gibi tehlike taşıyan hizmetlerle araç ve gereçlerden sağlanan yararlar nasıl ki bunların sahibine ait oluyor ise, doğan zararlarda sahibine ait olabilmelidir şeklinde ifade edilen risk ilkesinin bir gereği olarak davacıların uğradığı zararın hizmetin sahibi idare tarafından karşılanması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
T.C. Emekli Sandığı iştirakçisi olan kimselerin kamu hizmetinin ifası sırasında vefat etmeleri halinde mirasçılarına T.C. Emekli Sandığınca ödenen ve Mahkememizin yerleşik içtihatları uyarınca yarar olarak kabul edilen aylık ve ikramiyelerin ödenip ödenmediği hususu araştırılmıştır.
T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünün 22.01.2002 tarih ve B.07.1. EMS.0. 10. 01. 01 / 60.453.047 sayılı yazısından, Genel Müdürlüğü 02 Mayıs 2000 tarih ve 183986 sayılı işlemi ile davacılara 15 Nisan 2000 tarihinden itibaren aylık bağlandığı, bilahare Yönetim Kurulunun 31 Ağustos 2000 tarih ve 844 sayılı kararı ile davacıların yakınının harp malulü kabul edilmesi üzerine Genel Müdürlüğün 21 Eylül 2000 tarih ve 243819 sayılı işlemi ile davacıların aylıklarının 15 Nisan 2001 tarihinden itibaren 1 nci derece 4 ncü kademeye yükseltilerek tadil edildiği, davacıların yakını görev dışında da ölmüş olsaydı 5434 sayılı Kanunun 66 ncı maddesi uyarınca eş ve çocuklarına aylık bağlanabileceği, davacı eşe 4.967.810.000 TL. , davacı çocuklara ayrı ayrı olmak üzere 2.483.560.000 TL. emekli ikramiyesi ödendiği, davacılara ayrı ayrı 2000 yılı için 129.200.000 TL. , 2001 yılı için 303.000.000 TL. tütün ikramiyesi ödendiği, davacıların yakınının eceli ile ölmesi halinde bağlanacak aylıkların ise liste halinde bildirildiği görülmüştür.
Ayrıca 2629 sayılı Kanun gereğince davacı eşe 19 Nisan 2000 tarihinde 1.574.340.000 TL. davacı çocuklara aynı tarihte ayrı ayrı 2.361.510.000 TL. şehitlik tazminatı ödenmiştir. Aynı Kanun gereğince bu tazminatın davacıların maddi ve manevi zararlarının karşılığı ödendiği izahtan varestedir.
Mahkememizin görevsizlik kararından önce davacıların maddi zararlarının tespiti için resen seçilen bilirkişi tarafından tanzim edilen 01 Mart 2002 tarihli bilirkişi raporundan sonra ortaya çıkan rakamsal değişiklikler dikkate alınarak düzenletilen 25 Ekim 2002 tarihli ek bilirkişi raporunun tetkikinden, şehitlik tazminatının mahsubundan sonra davacı eşin 40.259.340.845 TL. davacı birinci çocuk ......................in 22.526.268.287 TL. , davacı ikinci çocuk ......................in 18.774.617.615 TL. maddi tazminat hak edişi olduğu anlaşılmıştır.
Taraflara tebliğ edilen ve itiraz edilmeyen bilirkişi raporu, Mahkememizin yerleşik içtihatlarına, Mahkememizce kabul edilen kıstaslara ve ilmi verilere uygun bulunduğundan bilirkişi raporu doğrultusunda tatbikat yapılmıştır. Davacıların olay nedeniyle çektikleri acı ve ızdırapların kısmen de olsa karşılanabilmesi amacıyla olayın meydana geliş şekli ve tarihi, davacıların yakınının askerlik statüsü ve sosyal durumu, paranın alım gücü, işleyecek yasal faiz dikkate alınarak uygun miktarlarda manevi tazminat verilmesi kabul edilmiştir.
Her ne kadar davacı vekilleri 27 Kasım 2002 tarihli dilekçe ile, HUMK 87 nci maddesinin müddei ıslah suretiyle müddeabihi tezyit edemez şeklindeki son tümcesinin Anayasa Mahkemesince iptal edildiğini, dava dilekçesinde istedikleri maddi tazminat miktarlarını ıslah ettiklerini belirterek, yeni istemleri gibi karar verilmesini talep etmişler ise de; 1602 sayılı AYİM Kanununun 46/4 ncü maddesindeki Taraflar sürenin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemezler kuralı karşısında, idari yargıda iddia ve savunmanın değiştirilmesi ve genişletilmesi yasağı bulunduğundan ve davacıların süresi dışında müddeabihi ıslah yoluyla arttırmaları mümkün bulunmadığından, davacı vekillerinin bu yöndeki istemi kabul edilmemiştir.
Açıklanan nedenlerle;
1. Bilirkişi raporu uyarınca davacı eş ......................a 40.259.340.000 TL. (KIRKMİLYARİKİYÜZELLİDOKUZMİLYONÜÇYÜZKIRKBİN TL.) MADDİ TAZMİNAT VERİLMESİNE, fazlaya ait istemin REDDİNE,
2. Bilirkişi raporu uyarınca ve istemine bağlı kalınarak davacı çocuk ......................a 10.000.000.000 TL. (ONMİLYAR TL.) MADDİ TAZMİNAT VERİLMESİNE,
3. Bilirkişi raporu uyarınca ve istemine bağlı kalınarak davacı çocuk ......................a 10.000.000.000 TL. (ONMİLYAR TL.) MADDİ TAZMİNAT VERİLMESİNE,
4. Davacı eş ...................... ile davacı çocuklar ...................... ve ......................a ayrı ayrı takdiren 1.000.000.000er TL. (BİRER MİLYAR TL.) MANEVİ TAZMİNAT VERİLMESİNE, fazlaya ait istemlerinin REDDİNE,
5. Hükmedilen maddi tazminat miktarlarına harp malullüğü aylığı bağlandığı 15 Nisan 2000 tarihinden ödeme tarihine kadar yıllık % 60 (YÜZDE ALTMIŞ) yasal faiz YÜRÜTÜLMESİNE,
6. Hükmedilen manevi tazminat miktarlarına olay tarihi olan 12 Nisan 2000 tarihinden ödeme tarihine kadar yıllık %60 (YÜZDE ALTMIŞ) yasal faiz YÜRÜTÜLMESİNE (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy