(2709 S. K. m. 125) (1602 S. K. m. 43)
Davacılar vekili 2.3.2001 tarihinde Uşak Asliye Hukuk mahkemesine müracaatta bulunup, bu kanalla AYİMne gönderilen ve 20 Mart 2001 tarihinde kayda geçen dilekçesinin reddedilmesi üzerine yenilenerek 1.6.2001 tarihinde Uşak 2.Asliye Hukuk Mahkemesine müracaatta bulunup bu kanalla gönderilip 5.6.2001 tarihinde AYİM.de kayda geçen dilekçesinin yeniden reddedilmesi üzerine 11.2.2002 tarihinde Uşak 2.Asliye Hukuk mahkemesine müracaatla bu kanalla gönderilip 20.2.2002 tarihinde AYİM.de kayda geçen dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin oğlu olan ..........................ün askerlik hizmetini yerine getirdiği esnada içine girdiği bunalım sonucu intihar ettiğini, hizmet yapılan bölgede haberleşme imkanı olmadığından müteveffanın ruhsal bunalıma girmesinde idarenin kusuru bulunduğunu ayrıca hizmet esnasında meydana gelen olayda idarenin kusursuz sorumluluğunun bulunduğunu beyan ederek davacılardan anneye bir miktar maddi, ayrıca anne ve babaya bir miktar manevi tazminatın yasal faizleri ile birlikte ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı idare ilk savunmasında süre aşımı itirazında bulunduğundan Kurulumuz öncelikle davanın süresi içerisinde açılıp açılmadığı hususunu incelemiştir. Zira dava açma süresi kamu düzeni ile ilgili olup davanın her safhasında dikkate alınması hukuk alanında ihtilafsız kabul edilen bir keyfiyettir.
1602 sayılı Kanunun 43 ncü maddesinin birinci fıkrasında idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların Askerî Yüksek İdare Mahkemesinde dava açmadan önce bu eylemlerin yazılı bildirimi üzerine veya başka surette öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve herhalde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde yetkili makama başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri lazımdır. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde bu konudaki işlemin tebliği tarihinden itibaren ve altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açabilirler denilmektedir. Kanunda belirtilen bu sürelere uyulması kanuni bir zorunluluktur.
Davacıların oğlu ..........................ün 7.3.2000 tarihinde üzerine zimmetli silah ile intihar etmesinden sonra bir yıllık süre içinde davacılar vekilinin 20.3.2001 tarihinde Uşak 2.Asliye Hukuk Mahkemesi kaydına geçen dava dilekçesi ile söz konusu davayı açtığı ve davalı idarenin bu yöndeki iddialarının mesnetsiz olduğu anlaşılmakla davada süreaşımının bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Dosyada mevcut bilgi ve belgelerin incelenmesinde; Davacıların oğlu Er ..........................ün askerlik hizmetini ifa ettiği esnada kız arkadaşı ile yaşadığı problemler nedeniyle bunalıma girdiği ve 7.3.2000 tarihinde üzerine zimmetli silah ile intihar ettiği, olayla ilgili olarak yürütülen adli tahkikat sonucunda Diyarbakır 2 nci Taktik Hava Kuvveti Komutanlığı Askeri Savcılığının 09.08.2000 tarih, E.No:2000/579, K.No:2000/802 sayılı kararı ile olayda ihmal veya kusuru bulunan personel olmadığından bahisle kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiği anlaşılmıştır.
Anayasanın 125 nci maddesine göre idare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlüdür. Bu suretle idarenin sorumluluğu Anayasa prensibi olarak kabul edilmiştir. Ancak, Anayasa da idarenin sorumluluğunun hangi esaslara göre belirleneceği belirtilmemiş, bu meselenin halli doktrin ve yargı kararlarına bırakılmıştır. Bugün idarenin sorumluluğu hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk ilkelerine dayandırılmaktadır. İster hizmet kusuru isterse kusursuz sorumluluk ilkelerine dayandırılsın genel olarak idarenin tazmin borcunun doğabilmesi için bir zararın mevcudiyeti, zarara yol açan eylemin idareye yüklenebilir nitelikte bulunması, zarar ile eylem arasında illiyet bağının bulunması zorunludur. Kovuşturmaya yer olmadığı kararı da dikkate alındığında davacıların yakını olan J.Er ...................ün askerlik hizmetini yaptığı sırada nöbet mahallinde intihar etmesi olayında hizmetin kurulmasından ve işletilmesinden kaynaklanan idareye atfı kabil bir hizmet kusuru bulunmadığı gibi zararlı sonucun idarenin bir eyleminden ve ajanlarının kusurlu davranışlarından kaynaklanmayıp müteveffanın kendi eyleminden meydana geldiği anlaşılmaktadır. Zira olayla ilgili yapılan adli soruşturma sonunda da idarenin hiçbir ajanı hakkında kamu davası açılmamıştır.
İntihar olayının, idarenin kusurundan kaynaklandığına yönelik davacıların iddiası herhangi bir kanıt ile doğrulanmamıştır. Sonuç olarak olayın meydana gelmesinde idareye atfı kabil bir kusurun bulunmaması ve zararlı sonuç ile idarenin herhangi bir eylemi arasında illiyet bağı bulunmaması nedeniyle, intihar olayında idarenin sorumlu tutulmayacağı kanaatine varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle;
Davacıların maddi ve manevi tazminat istemlerinin REDDİNE,
KARŞI OY GEREKÇEMİZ
1602 sayılı Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin 20 nci maddesi; Askerî Yüksek İdare mahkemesi Türk milleti adına; askerî olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askerî hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların ilk ve son derece mahkemesi olarak yargı denetimini ve diğer kanunlarda gösterilen görevleri yapar. Ancak, askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda; ilgilinin asker kişi olması şartı aranmaz. Bu Kanunun uygulanmasında asker kişiden maksat; Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış bulunan subay, askerî memur, astsubay, askerî öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurlardır. hükmünü amirdir.
Dava dosyasında davacılar olarak ismi geçen ........................... ve ............................ün müteveffa J.Er ..............................ün babası ve annesi olduğu dolayısıyla sivil kişi oldukları açıktır. Davacıların asker kişi olmaması nedeni ile davanın görev yönünden reddi gerekirken davanın esasına geçilmesi yönünde oluşan çoğunluk görüşüne katılamadık. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy