(1602 S. K. m. 43)
Davacılar vekili 26 Kasım 2001 tarihinde Çermik Asliye Hukuk Mahkemesine müracaatla bu kanalla gönderilen ve 04 Aralık 2001 tarihinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kayıtlarına geçen ve dilekçenin reddedilmesi üzerine 28 Ocak 2002 tarihinde Çermik Asliye Hukuk Mahkemesine müracaatla gönderilen ve 07 Şubat 2002 tarihinde yenilenen dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin yakini
..nun Nusaybinde askerlik hizmetini yaparken aynı yerde görevli Er
.. tarafından silahında tedbirsizlik ve dikkatsizlikle vurulması sonucu 07 Haziran 2001 tarihinde vefat ettiğinden, müvekkillerinin zararının karşılanması için toplam 5.000.000.000 TL maddi, 15.000.000.000 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren isleyecek faizi ile birlikte hüküm altına alınmasını talep ve dava etmiştir.
Yapılan yargılama sırasında Askeri Yüksek İdare Mahkemesi İkinci Dairesinin 15.05.2002 tarih ve Gensek No:2002/652, Esas No:2002/374, Karar No:2002/434 sayılı kararıyla davanın görev yönünden reddine oy çokluğu ile karar verilmiş, bu karara karşı davalı idarenin karar düzeltme istemleri üzerine yapılan inceleme sonucunda; AYIM İkinci Dairesinin 25 Eylül 2002 tarih ve Gensek No:2002/1759 Esas No:2002/623 sayılı kararıyla karar düzeltme isteminin kabulüyle, davanın görev yönünden reddine ilişkin kararın kaldırılarak davaya kalındığı yerden devam edilmesine karar verilmiş ve esasa geçilmiştir.
Davalı idare, davacıların 1602 sayılı AYİM Kanunun 43 ncü maddesi gereğince MSB. lığına zorunlu idare müracaatta bulunmadığını belirtilmiş ise de, ayni savunmada dava dilekçesinin tebliği üzerine davanın esası hakkında savunma yapılarak davanın reddine karar verilmesinin istenmesi karşısında, bu aşamada dava dilekçesinin görevli mercie tevdiinin usul ekonomisine aykırı olacağı kanaatine varıldığından uyuşmazlılığın esasinin incelenmesine geçilmiştir.
Dosyada mevcut bilgi ve belgelerin incelenmesinden; davacıların yakini P.Er
nun 4 ncü Hd. A.1 nci Hd. Tb.3 ncü Hd. Bl. K.lığı
. Kısım Karakolu (Nusaybin/Mardin)nde askerlik görevini yapmakta iken, 31.03.2000 tarihinde ayni birlikte görevli P.Er
..nin davacıların yakini Erin silahını aldığı ve sohbet sırasında silahla oynamaya başladığı, ayağa kalkarken silahın patlaması sonucu davacıların yakininin yaralandığı, tedavisi devam ederken 07.06.2000 tarihinde öldüğü, Diyarbakır 7 nci Kolordu Komutanlığı Askeri Savcılığının 19.04.2001 gün ve E.2001/1288, K.2001/315 sayılı iddianamesi ile
nun ölümü olayından dolayı P.Er
hakkında Askeri Mahkemede açılan davada 7 nci Kolordu K.ligi Askeri Mahkemesinin 01.10.2002 gün ve 2002/398-522 Esas ve Karar sayılı kararıyla As. C.K.nun 146 nci maddesi delaletiyle TCK. 455/1 md. gereğince mahkûmiyetine karar verildiği, davanın 05.02.2002 tarihli oturumunda dinlenen bilirkişinin, olayda sanığın 6/8, davacılar yakini ölenin de 2/8 oranında kusurlu olduğu yönünde görüş bildirdiği, davacılar vekilinin 26.07.2001 tarihli ve davalı bakanlığa hitaben yazılan dilekçesinde davacılara maddi ve manevi tazminat ödenmesi isteminde bulunduğu, dosyada bulunan Acele Posta alındı belgesinde davacılar vekilinin alıcısının Milli Savunma Bakanlığı olduğunun yazılı olduğu zarfı 26.07.2001 tarihinde postaya teslim ettiği, dosyada bunun davalı bakanlığa ulaşıp ulaşmadığı yönünde belge bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Anayasanın 125 nci maddesine göre idare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararların ödemekle yükümlüdür. Bu suretle idarenin sorumluluğu Anayasa prensibi olarak kabul edilmiştir. Ancak, Anayasada idarenin sorumluluğunun hangi esaslara göre belirleneceği belirtilmemiş, bu meselenin halli doktrin ve yargı kararlarına bırakılmıştır. Bugün idarenin sorumluluğu hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk ilkelerine dayandırılmaktadır. İster hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk ilkelerine dayandırılmaktadır. İster hizmet kusuru isterse kusursuz sorumluluk ilkelerine dayandırılsın genel olarak idarenin tazmin borcunun doğabilmesi için bir zararın mevcudiyeti, zarara yol açan eylemin idareye yüklenebilir nitelikte bulunması zarar ile eylem arasında illiyet bağının bulunması zorunludur.
Davacıların yakını P.Er.
.nun ölüm olayının; bir kamu görevi olan askerlik hizmetinin ifası sırasında aynı birlikte görevli P.Er
..nin, müteveffanın silahını alarak tedbirsizlik ve dikkatsizliği sonucu suç teşkil eden eylemi sonucu silahın patlaması ile meydana geldiği, olayda müteveffanın herhangi bir kusurunun bulunmadığı, meydana gelen zararla eylem arasında illiyet bağı bulunduğu, davacıların uğradıkları zararların idarenin hizmet kusuru bulunmasa dahi kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca davalı idare tarafından karşılanmasının gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Mahkememizin yerleşik içtihatlarına göre sandık iştirakçisi olmayan müteveffanın yakınlarına T.C. Emekli Sandığınca bağlanan aylık ve ödenen tütün ikramiyeleri olay nedeniyle yarar kabul edildiğinden bu husus araştırılmış, T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünün 22.05.2003 tarih ve 344 sayılı ile müteveffayla
nun 5434 sayılı Yasa uyarınca vazife malullüğü kabul edilerek hakkında 2330 sayılı Yasa hükümlerinin uygulanmasına karar verilmesi üzerine Genel Müdürlüğün 10.06.2003-20.06.2003 tarih ve 768586-77365 sayılı işlemleri ile (4567 sayılı Kanun hükümleri de uygulanmak suretiyle) 01.07.2001 tarihinden itibaren anne ve babası
ve
.'e ayrı ayrı olmak üzere 83.830.000er TL. 1.derece vazife malullüğü yetim aylıklarının bağlandığı, bağlanan bu aylıkların da değişen katsayılar itibariyle yükseltilerek en son 01.07.2003 tarihi itibariyle 181.650.000er TL.ye yükseltildiği, ayrıca 3480 sayılı Kanun uyarınca adı geçenin anne ve babası... ve ....e ayrı ayrı olmak üzere 2001 yılı için 303.000.00er TL., 2002 yılı için 686.00.000er TL., tütün ikramiyesi ödendiği, müteveffa görevi dışında başka bir sebepten dolayı ölmüş olsaydı, 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunun 56 nci maddesinde erlere ancak vazife malullüğü durumunda aylık bağlanacağı öngörülmüş olduğundan Emekli Sandığı iştirakçisi olmayan müteveffanın anne ve babasına yetim aylığı bağlanması ve de emekli ikramiyesi ödenmesinin mümkün olmadığı bildirilmiştir.
Davacıların maddi zararlarının tespiti için resen seçilen bilirkişi tarafından tanzim alınıp Mahkememize ibraz edilen 05.01.2004 tarihli bilirkişi raporunda anne
.. ve baba
nun tazminat hak edişlerinin bulunmadığı belirtilmiştir. Taraflara tebliğ olunan bilirkişi raporuna davacılar vekili tarafından bilirkişi hesap yöntemine itiraz edildiği anlaşılmakta ise de; bilirkişi hesaplama yöntemi Mahkememizin yerleşik içtihatlarına ve ilmi verileri uygun olduğundan davacılar vekillerinin itirazlarına itibar olunmamıştır. Davacıların tüm zararlarının sağlanan yararla tamamıyla ve fazlasıyla karşılandığı anlaşıldığından maddi tazminat talepleri reddedilmiştir.
Davacıların olay nedeniyle duydukları ve ömür boyu duyacakları acı ve ızdıraplarını kısmen de olsa karşılayabilmek amacıyla, olayın vukua geliş şekli ve tarihi, davacının askerlik statüsü ve sosyal durumu, paranın alım gücü ve isleyecek yasal faiz göz önünde bulundurularak olay tarihinden itibaren isletilecek yasal faiziyle birlikte uygun miktarda manevi tazminat verilmesi kabul edilmiştir.
Davacıların maddi tazminat hak edişlerinin bulunmaması davacıların istemlerinde haksız oluşlarından değil haklı görülen istemlerinin dava tarihinden sonra T.C.Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünce, desteğin mevcut hizmeti karşılığı ödenen emekli maaşı ve bunun faizlendirilmesine dayandığı, Emekli Sandığı işleminin beklenmesi halinde dava açma süresi geçirilebilecek olduğundan dava açılmasının bir hukuki zorunluluk olarak belirmesi karsısında reddedilen maddi tazminatla ilgili olarak istenen miktar üzerinden Avukatlık ücretinin davacıya yükletilmesine ilişkin davalı idare isteminin reddi cihetine gidilmiştir.
Açıklanan nedenlerle;
1. Bilirkişi raporu uyarınca davacı anne
ve davacı baba
..nun maddi tazminat istemlerinin REDDİNE,
2. Takdiren davacı anne.... ve davacı baba
ya ayrı ayrı 2.400.000.000 TL. (ikimilyardörtyüz bin TL.), davacı kardeşler
..,
..,
,
. ve
.ya ayrı ayrı 700.000.000er (yediyüzermilyon TL.) manevi tazminat verilmesine, fazlaya ait istemlerinin REDDİNE. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy