(2709 S. K. m. 125)
Davacı vekilleri, 12.12.2001 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; davacıların müşterek oğulları P.Ütğm. .....................ın terörle mücadele göreviyle görevlendirildiğini, görevin sona ermesini müteakip 16.05.2001 tarihinde Özel Kuvvetler Komutanlığına ait CASA uçağı ile Ankaradaki kıtasına dönerken Malatya Akçadağ Güzyurdu Köyü yakınlarında uçağın düşmesi sonucu hayatını kaybettiğini, olayın görevin sebep ve tesiri ile meydana geldiğini, şehit üsteğmenin olayda bir kusurunun bulunmadığını, idarenin kusurlu veya kusursuz sorumluluğunun bulunduğu belirtilerek davacılara ayrı ayrı 2.200.000.000.TL. maddi ve 2.800.000.000.TL. manevi olmak üzere toplam on milyar TL tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesini talep ve dava etmişlerdir.
Yapılan yargılama sırasında AYİM İkinci Dairesinin 27.03.2002 tarih ve Esas No:2002/21, Karar No:2002/301 sayılı kararı ile davanın görev yönünden reddine oyçokluğu ile karar verilmiş, bu karara karşı davalı idare ile davacılar tarafından karar düzeltme isteminde bulunulması üzerine yapılan incelemede; AYİM İkinci Dairesinin 09.10.2002 tarih ve Gensek No: 2002/1211, Esas No:2002/667 sayılı kararıyla karar düzeltme isteminin kabulüyle, davanın görev yönünden reddine ilişkin kararın kaldırılarak, davaya kalındığı yerden devam edilmesine karar verilerek, davanın esasının incelenmesine geçilmiştir.
Dava dosyasındaki bilgi ve belgelerin incelenmesinde; davacıların müşterek oğulları olan P.Ütğm. ......................ın, Genelkurmay Özel Kuvvetler Hava Grup Komutanlığı emrinde görevli olduğu, görevli olarak gönderildiği OHAL Bölgesinden görev dönüşü Ankaraya gelmek için yolcu olarak bindiği, Diyarbakırdan kalkan Genelkurmay Özel Kuvvetler komutanlığına ait CASA firması tarafından üretilen Hafif Nakliye uçağına bindiği, uçağın 16 Mayıs 2001 tarihinde saat:13.09 sıralarında Malatya - Akçadağ - Güzyurdu Köyüne 2 Km. mesafede bahçelik bir alanda yere çakılmak suretiyle düşmesi sonucu vefat ettiği, Genelkurmay Başkanlığı Askerî Savcılığı tarafından yapılan soruşturma sonucunda, olay nedeniyle herhangi bir kişi hakkında kamu davası açılmasını gerektirebilecek yasal nedenlerin mevcut olmadığı anlaşıldığından 07 Kasım 2001 tarih ve 2001/474- 364 Esas ve Karar sayı ile kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiği anlaşılmıştır.
İdare Hukuku ilkelerine ve T.C.Anayasasının 125 nci maddesine göre idare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür. Bu suretle idarenin sorumluluğu Anayasa prensibi olarak kabul edilmiştir. Ancak idarenin sorumluluğunun hangi esaslara göre belirleneceği Anayasada belirtilmemiş olup bu meselenin halli doktrin ve yargı kararlarına bırakılmıştır. Bugün idarenin sorumluluğu hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkelerine dayandırılmaktadır. İster hizmet kusuru ister kusursuz sorumluluk ilkelerine dayandırılsın, idarenin hukuki sorumluluğu için bir zararın mevcudiyeti, zarara yol açan eylemin idareye yüklenebilir nitelikte olması, zararla eylem arasında illiyet bağının bulunması yeterlidir. İlliyet bağının kesilmiş sayılması için zararın tümüyle hizmete ve idare tüzel kişiliğine yabancı unsurlardan doğması gerekmektedir.
Davacıların müşterek oğulları olan P.Ütğm. ......................ın ölümü olayında, idareye yüklenebilecek bir hizmet kusuru bulunmamaktadır. Müteveffanın da herhangi bir kusurunun bulunmadığı anlaşılmıştır. Ancak olayın bir kamu hizmeti sırasında meydana geldiği dikkate alındığında, hizmetle doğrudan doğruya ilgili olduğu, hizmetle zararlı sonuç arasında uygun illiyet bağının bulunduğu anlaşılmaktadır. Gerek öğretide gerekse yargı kararlarında kabul edildiği üzere, özellikle Silahlı Kuvvetler tarafından yerine getirilen bazı hizmetlerle, hizmetin ifasında kullanılan uçak, helikopter, silah, top, mayın gibi araç ve gereçler yapıları gereği hem ilgililer hem de üçüncü kişiler için tehlike arz ederler. Bunların taşıdığı tehlikelerin ne zaman ortaya çıkacağını tahmin edip önceden tedbir alarak önlemek mümkün olamaz. İşte bu gibi tehlike taşıyan hizmetlerle araç ve gereçlerden sağlanan yararlar nasıl ki bunların sahibine ait oluyor ise doğan zararlarda onların sahibine ait olmalıdır, şeklinde ifade edilebilecek olan risk ilkesinin bir gereği olarak davacıların uğradığı zararların, hizmetin sahibi olan idare tarafından kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca karşılanmasının gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Mahkememizin yerleşmiş içtihatları uyarınca Emekli Sandığı iştirakçisi olmayan kimselere olay sebebiyle T.C.Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünce bağlanan aylıklar ve ödenen tütün ikramiyeleri yarar kabul edilerek maddi zararlarından düşülmekte, diğer taraftan 2629 sayılı Kanun kapsamında ödenen tazminat, maddi ve manevi zararlar karşılığı ödendiğinden bunlar da yarar kabul edilerek maddi zararlardan düşüldüğünden bu hususlar araştırılmıştır.
T.C.Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü Tahsisler Dairesi Başkanlığının 02.05.2002 tarih ve B.07.1.Ems.0.10.01.01/72.503.019 sayılı yazılarıyla; Yönetim kurulunun 12.07.2001 tarih ve 688 sayılı kararı ile ilgili hakkında 5434 sayılı Kanunun vazife malullüğü hükümleri ile 64 ncü maddesi (Harp malullüğü) hükmünün de uygulanmasına karar verilmesi üzerine Genel Müdürlüğün 13.07.2001 tarih ve 380179 sayılı işlemi ile 15.06.2001 tarihinden itibaren davacılara ayrı ayrı 92.790.000.er TL. 1. derece harp malullüğü yetim aylığı bağlandığı ve bu aylıkların değişik tarihlerde tespit edilen katsayılar esas alınarak yükseltildiği, 01.01.2002 tarihinde tespit edilen katsayı uyarınca bu tarihten itibaren aylıklarının 130.380.000.er TL.ye yükseltildiği, ayrıca 3480 sayılı Kanun uyarınca 2001 yılı için davacılara (6,5 aylık) 328.250.000er TL. tütün ikramiyesi ödendiği, müteveffa ......................ın görev dışında başka bir sebeple ölmesi halinde davacılara aylık bağlanamayacağı bildirilmiştir. Ayrıca davacılara 2629 sayılı Kanun gereğince 12.266.450.000.TL. tazminat ödendiği anlaşılmıştır.
Davacıların maddi zararlarının tespiti için bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş, resen seçilen bilirkişi tarafından düzenlenerek Mahkememize ibraz edilen 02.12.2002 tarihli bilirkişi raporunda; davacı anne ......................ın maddi zararının sadece maddi yararlarla ve 23.947.251.671.TL. fazlasıyla karşılandığı, kendisine ayrıca 2629 sayılı Kanun gereğince tazminat ödendiği maddi tazminat hakedişinin bulunmadığı, davacı baba ......................ın maddi zararının sadece maddi yararlarla ve 30.575.115.363.TL. fazlasıyla karşılandığı, kendisine ayrıca 2629 sayılı Kanun gereğince tazminat ödendiği maddi tazminat hakedişinin bulunmadığı bildirilmiştir. Taraflara tebliğ edilen bilirkişi raporuna, davacı vekili tarafından; Mahkemenin belirlediği desteğin yardım oranlarının çok düşük ve güncellikten uzak bulunduğu, bu nedenle davacılara çok az maddi tazminat hak edişi çıktığını belirterek itirazda bulunmuştur.
Bilirkişi raporu Mahkememizce kabul edilen kıstaslara ve ilmi verilere uygun bulunduğundan davacılar verilinin itirazlarına itibar edilmeyerek bilirkişi raporu doğrultusunda uygulama yapılmıştır.
Davacıların maddi zararlarının sadece maddi yararlarla fazlasıyla karşılandığı, ayrıca kendilerine 2629 sayılı Kanun uyarınca ödenen tazminatın manevi zararlar karşılığı olarak kaldığı, maddi tazminat hesabında dikkate alınmadığından ve davacıların manevi zararlarının karşılığı olarak kalan bu tazminatın Mahkememizin emsal olaylarda takdir ettiği manevi tazminat miktarından fazla olduğundan, davacıların maddi ve manevi tazminat istemlerinin reddine karar verilmiştir.
Açıklanan nedenlerle;
Bilirkişi raporu uyarınca ve 2629 sayılı Kanun gereğince ödenen tazminat miktarı dikkate alınarak davacı baba ................. ile davacı anne ......................ın maddi ve manevi tazminat istemlerinin REDDİNE. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy