(2709 S. K. m. 125)
Davacılar vekili, 4.10.2001 tarihinde AYİM kaydına giren dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin yakını ............................nin 66 nci Zh.Tuğ.K.lığı emrinde askerlik hizmetini yaptığı, yedi defa viziteye çıktığını, tedavilerinde gerekli özenin gösterilmediğini, 6.5.2001 tarihinde vefat ettiğini belirterek davacı ............................ için 30.000.000.000 TL. maddi ve 2.000.000.000 TL. manevi, ............................ için 8.000.000.000 TL. maddi ve 2.000.000.000 TL. manevi tazminat ödenmesini talep ve dava etmiştir.
Yapılan yargılama sırasında AYİM İkinci Dairesinin 27 Mart 2002 tarih ve Gensek.: 2001/1970, Esas No.:2001/779, Karar No.:2002/198 sayılı kararı ile davanın görev yönünden reddine oyçokluğu ile karar verilmiş, bu karara karşı davalı idare tarafından karar düzeltme isteminde bulunulması üzerine yapılan incelemede; AYİM İkinci Dairesinin 2 Ekim 2002 tarih ve Gensek.:2002/1425, Karar No.:2002/675 sayılı karar düzeltme isteminin kabulüyle, davanın görev yönünden reddine ilişkin kararın kaldırılarak davaya kalındığı yerden devam edilmesine karar verilerek esasın incelemesine geçilmiştir.
Dava dosyasındaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden;
a. Er ............................nin 19 Eylül 2000 tarihinde birliğine katıldığı,
b. 17 Ekim 2000 tarihinde Kışla Revir Tabipliğine halsizlik, ateş ve öksürük şikayeti ile başvurduğu, yapılan muayene neticesinde, A. Bronşit teşhisi konduğu, gerekli ilaçların verildiği,
c. 08.12.2000 tarihinde kışla revir Baştabipliğine üst solunum yolu şikayeti ile başvuru yaptığı, muayenesi neticesinde 2 gün yatak istirahatı verildiği,
d. 17 Ocak 2001 tarihinde kışla revir baştabipliğine müracaat ettiği ve yapılan muayenesinde, Gümüşsüyü Askeri Hastanesi Gastroenteroloji Polikliniğine sevk edildiği,
e. 22 Ocak 2001 tarihinde tekrar Gümüşsüyü Askeri Hastanesi Gastroenteroloji Polikliniğine sevk edildiği,
f. 09 Şubat 2001 tarihinde kışla revir Baştabipliğine başvurusunda karın ağrısı teşhisi konulduğu ve ilaçlar verildiği,
g. 12 Şubat 2001 tarihinde kışla revir Baştabipliğine mide ağrısı şikayeti ile başvurduğu ve yapılan muayenesinde karın ağrısı teşhisi konulduğu ve ilaçlar verildiği,
h. 15 Şubat 2001de 5 gün süre ile izine ayrıldığı, izinde iken 16 Şubat 2001 tarihinde Kayseri Askerî Hastanesinden GATA Tıbbi Onkoloji Polikliniğine sevk edildiği,
i. 17.02.2001 tarihinde GATA Hastanesine yatırılarak 18.02.2001 tarihinde ameliyat edildiği, GATA Sağlık Kurulunun 21.03.2001 tarih ve 2641 sayılı kararıyla SMK. ile 2 ay hava değişimi verildiği,
i. Hava değişimi devam etmekte iken 23 Mart 2001 tarihinde Kayseri Tıp Fakültesi Hastanesine götürüldüğü, 28 Nisan 2001 - 29 Nisan 2001 tarihlerinde Ankara Bayındır Tıp Merkezinde yatırıldığı, 6.5.2001 tarihinde Kolon CA hastalığına bağlı olarak vefat ettiği anlaşılmıştır.
Davacılar vekili, hastalığa zamanında müdahale edilmemesi, teşhis ve tedavide gecikme ve doktor ihmali bulunması nedeniyle davacıların zarara uğradığını iddia ettiğinden, bu hususların açığa kavuşturulması için tıbbi bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiştir.
Müteveffanın tedaviler ve ameliyatına ilişkin tüm tıbbi evrakı getirtilerek dava dosyası ile birlikte resen tıbbi bilirkişi olarak seçilen Hacettepe Üniversitesi Tıp fakültesi Genel Cerrahi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyeleri Prof. Dr. ............................, Doç. Dr. ............................, Doç. Dr. ............................ dan oluşan bilirkişi heyetine tevdi edilerek, davacılar yakınının hastalığının bünyesel olup olmadığının, bu hastalığın askerlik hizmetinin sebep ve tesiri ile meydana gelip gelmeyeceğinin, teşhis, tedavi ve bakim hizmetlerinde yapılan işlemlerde herhangi bir gecikme, hata ve ihmal bulunup bulunmadığının, işlemlerin yeterli ve usulüne uygun olup olmadığının, davacıların iddialarının tıbbi açıdan değerlendirilmesi istenilmiştir.
Resen seçilen bilirkişiler tarafından Mahkememize ibraz edilen 24 Eylül 2003 tarihli raporda; müteveffanın GATAya başvurduktan sonra yapılan tedavilerinin uygun olduğu, olası bir gecikmenin hastanın şikayetlerinin başlaması ile taninin konulması arasında geçen EKİM - ŞUBAT arası 4 aylık dönemde olduğu, bu dönemde Ekim - Ocak arasında gribal şikayetlerle viziteye çıkmış olması nedeniyle esas gecikmenin 1 aylık bir süreyi içerdiği, bunda da 26 yaşında bir hastada kolon kanserini akla getirmenin zor olması rol oynamış olabileceği, müteveffaya 4 ay önceden teşhis konulsa bile bu hastalıktan kaybedilmiş olacağının kuvvetle öngörüldüğü, sonuç olarak hastada tanıdaki gecikmenin hastanın ölümüne yol açan neden olmadığı şeklinde tıbbi kanaat belirtmişlerdir.
Taraflara tebliğ olunan bilirkişi raporuna, davacılar vekili tarafından aynı iddialar ileri sürülerek Yüksek Sağlık Şurası veya Adli Tıp Kurumunun ilgili ihtisas dairesinden tekrar rapor alınması istemiyle itirazda bulunulmuştur.
Düzenlenen tıbbi bilirkişi raporu heyetimizce yeterli görülerek davacılar vekilinin iddialarına ve istemine itibar olunmamıştır.
Anayasanın 125 nci maddesine göre idare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlüdür. Bu suretle idarenin sorumluğu Anayasa prensibi olarak kabul edilmiştir. Ancak, Anayasada idarenin sorumluluğunun hangi esaslara göre belirleneceği belirtilmemiş, bu meselelerin halli doktrin ve yargı kararlarına bırakılmıştır. Bu gün idarenin sorumluluğu hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk ilkelerine dayandırılmaktadır. İster hizmet kusuru isterse kusursuz sorumluluk ilkelerine dayandırılsın genel olarak idarenin tazmin borcunun doğabilmesi için bir zararın mevcudiyeti, zarara yol açan eylemin idareye yüklenebilir nitelikte bulunması, zarar ile eylem arasında illiyet bağının bulunması zorunludur.
Dava dosyasındaki bilgi ve belgeler ile tıbbi bilirkişi raporu dikkate alınarak, Kısa Dönem Er ............................nin ölümüne neden olan kolon kanseri hastalığının oluşumunda askerlik hizmetinin sebep ve tesirinin bulunmadığı, doğrudan ölüme yol açacak nitelikte tanı, tedavi, ameliyat ve bakım hizmetlerinde idareye yüklenebilecek herhangi bir ihmal ve hata bulunmadığı, idarenin hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluğunu gerektirecek bir durumun bulunmadığı, dolayısıyla tazminat yükümlülüğünün bulunmadığı, bu nedenle davacıların maddi ve manevi tazminat istemlerinin reddine karar verilmesinin gerekeceği sonuç ve kanaatine varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle;
Davacıların maddi ve manevi tazminat istemiyle açtığı DAVANIN REDDİNE (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy