(2709 S. K. m. 125)
Davacılar vekili 19 Nisan 2001 tarihinde Edirne İdare Mahkemesi Başkanlığına verdiği ve 24 Nisan 2001 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; davacıların yakını Dz.Er ..........................ün T.C.G. Yıldırım Komutanlığı emrinde görev yaparken 09 Aralık 1999 tarihinde gemiden denize düşerek kaybolduğunu, Medeni Kanunun ilgili hükümleri işletilerek ..........................ün vefat ettiğini 05 Ocak 2001 tarihinde nüfus kaydına yazdırdıklarını, zararın karşılanması için yapılan müracaata davalı idarece cevap verilmediğini belirterek, davacı anne ve baba için ayrı ayrı altışar milyar TL. maddi, üçer milyar TL. manevi, davacı kardeşler için ayrı ayrı yedi yüz ellişer milyon TL. manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizleriyle birlikte ödenmesini talep ve dava etmiş, adli yardım isteğinde bulunmuştur.
Davacıların adli yardım istemleri, AYİM İkinci Dairesinin 09 Mayıs 2001 gün ve E.2001/360 sayılı kararı ile reddedilmiştir. Yapılan yargılama sırasında Askeri Yüksek İdare Mahkemesi İkinci Dairesinin 22 Mart 2002 gün ve E.2001/360, K.2002/396 sayılı kararıyla davanın görev yönünden reddine oy çokluğu ile karar verilmiştir.
Davalı idare ile davacılar vekilinin yasal süresi içerisinde bu kararın düzeltilmesi talebinde bulunmaları üzerine yapılan incelemede; Uyuşmazlık Mahkemesince verilip istikrar kazanmış çok sayıda karar bulunması, Askeri Yüksek İdare Mahkemesince bu tür davalara Mahkememizin kurulduğu 1972 yılından 2002 yılına kadar bakılmış olması ve uygulamanın yerleşip istikrar oluşması karşısında; 1602 sayılı AYİM Kanununun 20 nci maddesinde düzenlenen, bir davaya Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde bakılabilmesi için gerekli görülen tüm şartların bir arada gerçekleştiği sonucuna ulaşıldığından, davalı idare ve davacılar vekilinin kararın düzeltilmesi isteminin kabulüyle, davanın görev yönünden reddine ilişkin Mahkememizin 22 Mart 2002 gün ve E.2001/360, K.2002/396 sayılı kararının kaldırılmasına ve davaya kalındığı yerden devam edilmesine karar verilerek davanın esasına geçilmiştir.
Dava dosyasındaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden; davacıların yakını Dz.Elk.Er .....................ün T.C.G Yıldırım Komutanlığı emrinde askerlik hizmetini ifa ederken, istirahatçı vardiyada olduğu 09 Aralık 1999 tarihinde, mesai görev yeri olan kıç tulumba dairesinin temizliğini icra etmek üzere görevlendirildiği, Dz.Elk.Er .................... ile birlikte temizlik yaparken, T.C.G. Yıldırım Gemisinin Karadeniz Ereğlisi açıklarında 10 mil süratle ilerlediği sırada midesinin bulandığını söyleyerek kıç tulumba dairesinden ayrıldığı ve kıçaltına çıktığı, burada bulunan erlere midesinin bulandığını söyleyerek sancak tarafında bulunan puntellerden denize doğru sarkarak istifra etmeye çalıştığı, bilahare helikopter platformuna gittiği ve bilinmeyen bir sebeple denize düştüğü, durumun köprü üzerindeki personelce fark edilmesi üzerine denize adam düştü alarmı verilerek kurtarma çalışmalarına başlandığı, ancak yüzme bilmeyen Dz.Elk.Er .....................e ulaşılamadığı, olayla ilgili olarak Gölcük Donanma Komutanlığı Askeri Savcılığınca yürütülen hazırlık soruşturması sonucunda; TCG ..................in 08.11.1999- 30.11.1999 tarihleri arasında Gölcükte bulunduğu, Er ..................ün 08.11.1999 tarihinde gemiye katıldığı ve yüzme bilmediği, 17.08.1999 tarihinde Marmara depremi sonrasında Gölcük bölgesinde yüzme eğitimi verilebilecek tesis bulunmaması, Karadeniz Ereğlide ise kapalı yüzme havuzu bulunmaması nedeniyle yüzme kursuna gönderilemediği, TCG Yıldırım Komutanlığının 08 Aralık 1999 tarihli Komutan Seyir Emri (No: 20/99)nda Ağır deniz ve dalgalı havada güverte üzerinde görev yapacak personel can yeleği takmadan güverteye çıkmayacaktır ibaresi bulunduğu, olay günü denizin dalgasız ve sakin, rüzgar süratinin 0-5 Km/saat olduğu, bu nedenle can yeleksiz ve izin almaksızın açık güverteye çıkılmayacağına dair anons yapılmadığı anlaşılmıştır. Er ....................ün midesinin bulandığını söyleyerek kıçaltına çıktığı ve müteakiben helikopter platformuna geçtiği, yanında kimsenin bulunmadığı, bu sırada istifra etmek için puntellere eğildiği ve denize düştüğü veya kendisinin denize atladığı, yüzme bilmemesi sonucu suya batarak kaybolduğu, olay sonrası bölgede yapılan aramada cesedinin bulunamadığı, bu nedenle kesin ölüm sebebinin tespit edilemediği ancak olayda ihmali görülen personel olmadığı anlaşıldığından denerek 02 Ağustos 2001 gün ve 2001/1170-760 Esas ve Karar sayılı karar ile olay hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiği, müteveffanın ölüm kaydinin gaiplik kararı üzerine 05 Ocak 2001 tarihinde nüfus kaydına düşüldüğü anlaşılmıştır.
İdare Hukuku ilkelerine ve T.C. Anayasasının 125 nci maddesine göre, idare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlüdür. Bu suretle idarenin sorumluluğu Anayasa prensibi olarak kabul edilmiştir. İdarenin sorumluluğunun hangi esaslara göre belirleneceği Anayasada belirtilmemiş olup bu meselenin halli doktrin ve yargı kararlarına bırakılmıştır. Bugün idarenin sorumluluğu hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkelerine dayandırılmaktadır. İster hizmet kusuru ister kusursuz sorumluluk ilkelerine dayandırılsın, idarenin tazminle sorumlu tutulabilmesi için bir zararın varlığı, zararı doğuran eylemin idareye yüklenebilir nitelikte olması zararlı sonuçla eylem arasında doğrudan bir illiyet bağının bulunması şartlarının birlikte gerçekleşmesi zorunludur.
Olayımızda idareye atfı kabil bir hizmet kusurunun varlığından söz edilemez ise de, kamu görevinin ifası sırasında meydana gelen zarar ile görevden kaynaklanan eylem arasında sıkı bir illiyet bağı bulunduğu, zararın hizmetin içinden doğduğu dikkate alındığında davacı yakınlarının uğradıkları zararların kusursuz sorumluluk ilkesi gereğince davalı idare tarafından karşılanması gerektiği sonucuna varılmıştır.
T.C.Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünce davacı anne ve babaya vazife malüllügü aylığı bağlanıp bağlanmadığı araştırılmış, T.C.Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü Tahsisler Dairesi Başkanlığının 03 Aralık 2002 gün ve B.071.EMS.0.10.01.01/79.326.073 sayılı yazısından, vazife malullüğü kararı verildiği, ancak davacılar vekilinin ibraz ettiği belgelerin yeterli görülmemesi üzerine, bu işlemin iptali için idari yargıda dava açıldığı anlaşılmıştır.
Bu aşamada davacılar vekili tarafından davacı anne ve babanın maddi tazminat istemlerinden feragat edildiğinden ve feragat, 1602 sayılı AYİM Kanununun 56 ncı maddesinin atfıyla Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 91-95 nci maddelerine göre kesin hükmün bütün hukuki sonuçlarını doğurduğundan ve dava konusu uyuşmazlığı sona erdirdiğinden davacı anne ve babanın maddi tazminat istemleri hususunda bir karar verilmesine yer olmadığı kararı verilmesi gerekmiştir.
Davacıların olay nedeniyle duydukları ve ömür boyu duyacakları acı ve ızdıraplarını kısmen de olsa karşılayabilmek amacıyla olayın meydana geliş şekli, tarihi, müteveffanın ve davacıların askerlik statüsü, sosyal durumu, paranın alım gücü ve isletilecek faiz de dikkate alınarak, davacılara ayrı ayrı uygun miktarlarda manevi tazminat verilmesi kabul edilmiştir.
Açıklanan nedenlerle;
1. Feragat nedeniyle davacı baba ...................... ve davacı anne ..................ün maddi tazminat istemleri konusunda bir karar verilmesine YER OLMADIĞINA,
2. Davacı baba ............... ve davacı anne ...................e ayrı ayrı ve takdiren 1.000.000.000.er TL. (BİRERMİLYAR TL.) MANEVİ TAZMİNAT VERİLMESİNE, fazlaya ait istemlerinin REDDİNE,
3. Davacı kardeşler ...................., ..................., ..................., ..................... , ..................... ve .....................e takdiren ve ayrı ayrı 280.000.000.er TL.(İKİYÜZSEKSENERMİLYON TL.) MANEVİ TAZMİNAT VERİLMESİNE, fazlaya ait istemlerinin REDDİNE,
4. Hükmedilen manevi tazminat miktarlarına olay tarihi olan 09 Aralık 1999 tarihinden 31 Aralık 1999 tarihine kadar yıllık % 50 (YÜZDE ELLİ), 01 Ocak 2000 tarihinden 31.12.2002 tarihine kadar yıllık % 60 (YÜZDE ALTMIŞ) 01.01.2003 tarihinden ödeme tarihine kadar yıllık % 55 (YÜZDE ELLİBEŞ) yasal faiz YÜRÜTÜLMESİNE (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy