(2933 S. K. m. 2) (Devlet Madalya ve Nişanları Yönetmeliği m. 5, 12)
Davacı vekilinin 13 Temmuz 2001 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin oğlunun URFA/SİVEREKde topçu er olarak askerlik hizmetini yerine getirirken Ankaraya izne geldiğini, bu sırada kız arkadaşı ile birlikte 23.10.1994 tarihinde faili meçhul bir cinayete kurban gittiğini, Devlet Övünç Madalyası verilmesi için 22.10.2000 tarihinde yaptığı başvuruya olumsuz cevap verildiğini beyanla ni talep ve dava etmiştir.
Askeri Yüksek İdare Mahkemesi 2 nci Dairesinin 5 Nisan 2002 tarih ve Gensek. No: 2001/1984, Esas No: 2001/879, Karar No: 2002/ 408 sayılı kararı ile davanın görev yönünden reddine karar verildiği, bunun üzerine davalı idare tarafından yasal süresi içerisinde Davanın Görev Yönünden Reddine İlişkin Kararın Düzeltilmesi istendiği, Uyuşmazlık Mahkemesince verilip istikrar kazanmış çok sayıda kararın Askeri Yüksek İdare Mahkemesince, Mahkemenin kurulduğu 1972 yılından 2002 yılına kadar bakılmış olduğu, uygulamanın yerleşip istikrar kazandığı, 1602 Sayılı AYİM Kanununun 20 nci Maddesinde bir davaya AYİMde bakılabilmesi için gerekli görülen tüm şartların bir arada gerçekleştiği sonucuna ulaşıldığından, davalı idarenin karar düzeltme isteminin kabulü ile AYİM 2 nci Dairesinin 5 Nisan 2002 tarih ve Gensek No: 2001/1984, Esas No: 2001/879, Karar No: 2002/408 sayılı kararının kaldırılmasına, davaya kalındığı yerden devam edilmesine karar verildiği görülmektedir.
Dava dosyasında mevcut bilgi ve belgeler ile davacının daha önceden bu konuyu da kapsayacak şekilde açtığı ve dilekçe reddi yapılan AYİM 2 nci Dairesinin 2001/305 E. - 481 K. sayılı dava dosyası incelendiğinde; müvekkilleri davacıların oğlu Top. Er .....................in 107 nci Top. A. 4 ncü K/M Top.Tb.Kh.Srv.Bl.K.lığında askerlik hizmetini yapmakta iken 10.10.1994 tarihinde 15 gün izinli olarak ANKARAya gönderildiği, 23.10.1994 tarihinde GÖLBAŞI mevkiinde bir dere yatağında kendisinin ve kız arkadaşının cesetlerinin yan yana bulunduğu, 24.10.1994 tarihinde yapılan otopside taş ve ateşli silah yaralanmasına bağlı beyin kanaması ve beyin harabiyetinden kaynaklandığının belirlendiği, ancak konu ile ilgili olarak yapılan incelemede müteveffanın izinli olarak memleketi olan Ankaraya geldiği sırada kız arkadaşının da evinden 21.10.1994 tarihinde ayrılarak bir daha evine dönmemesi üzerine kızın babasının müteveffanın babası ile görüşmeye geldiği, müteveffanın babasının maddi gücü olmadığını bildirerek oğlunu evlendirmeyeceğini söylemesinin ardından olayın meydana geldiği, olayı müteakip kızın ağabeyi ve babasının gözaltına alınmasından sonra delil yetersizliğinden şartlı salıverildikleri ve olayın faili meçhul olarak bugüne kadar Ankara Emniyet Müdürlüğü tarafından soruşturmasına devam edilmesine rağmen ölüm sebebinin ve failin tespit edilemediği, davacılar vekilinin tazminat ve şehitlik madalyası verilmesi için 22.10.2000 tarihinde Kara Kuvvetleri Komutanlığına ve Milli Savunma Bakanlığına yaptığı müracaatlarına K.K.Klığının 27.06.2000 tarih ve PER: 3050-457-00 sayılı yazısı ile olumsuz cevap verildiği, bunun üzerine AYİMde 02.04.2001 tarihinde Tazminat ve İptal davasının birlikte açıldığı, AYİM 2 nci D.nin 06.06.2001 2001/305-481 sayılı kararı ile dilekçenin reddedildiği, bu kez birer dilekçe ile 13.07.2001 tarihinde Tazminat ve İptal davalarının ayrı ayrı açıldığı, tazminat davasının AYİM 2 nci Dairesinin 09.01.2002 gün ve 2002/6-8 sayılı ilamı ile süre yönünden reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
Davalı idare davada süre aşımının bulunduğunu ileri sürmüş ise de; idari işlemin 04.02.2001 tarihinde tebliğinden sonra yukarıda açıklandığı gibi davanın AYİMde ilk kez olarak 02.04.2001 tarihinde açıldığı, ancak dilekçe noksanlığından dolayı bu dilekçenin 06.04.2001 tarihli karar ile reddedildiği, bu kararın 14.06.2001 tarihinde tebliği üzerine 13.07.2001 tarihinde dilekçenin yenilendiği belirlenmekle, AYİM Kanununun gerek 40 ncı maddesindeki 60 günlük dava açma süresinin, gerekse 45 nci maddesindeki 30 günlük yenileme süresinin asılmadığı sonucuna varılarak davada süre aşımı bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Devlet Ödünç Madalyasına ilişkin düzenlemeler 2933 Sayılı kanun ve buna dayanılarak çıkarılan Yönetmelikte yer almaktadır.
2933 Sayılı Madalya ve Nişanlar Kanununun 2/b maddesinde Devlet Övünç Madalyası, ilgili Bakanın teklifi, Bakanlar Kurulunun onayı ve Cumhurbaşkanının tevcihi ile yurt içinde ve dışında gösterdiği sorumluluk ve görev anlayışı içinde feragat ve fedakarlık, başarı ve yararlılık dolu çalışmalarıyla Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Milleti adına haklı gurur kaynağı teşkil ederek malûl olanlara ve şehit olan kişinin bu Kanunun 5 nci maddesinde belirtilen mirasçılarına verilir hükmü ile 2933 Sayılı Kanuna dayanılarak Bakanlar Kurulunca çıkarılan 88/13039 tarihli Devlet Madalya ve Nişanları Yönetmeliği 5/B maddesine göre: B) Devlet Övünç Madalyası: Yurt içinde veya yurt dışında gösterdiği sorumluluk ve görev anlayışı içinde feragat ve fedakarlık, başarı ve yararlılık dolu çalışmalarıyla Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Milleti adına haklı gurur kaynağı teşkil ederek malûl olanlar ve şehit olan kişilerin 12 nci madde de belirtilen mirasçılarına verilen madeni ve altın kaplama semboldür. Bu madalya ilgili Bakanın teklifi, Bakanlar Kurulunun onayı ve Cumhurbaşkanının tevcihi ile verilir. hükmü yer almaktadır.
Yönetmeliğin 12 nci maddesinde hak sahibi mirasçılar olarak öncelikle büyük erkek çocuklar, sonra kız çocuklar, çocuk yoksa baba, baba yoksa anne, anne de yoksa eş olarak gösterilmiştir.
Buna karşılık Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları ile Silahlı Kuvvetlere yararlı hizmet yapan kişilere verilecek madalyalara ilişkin hükümler 926 Sayılı TSK Personel Kanununun 191-201 nci maddelerinde düzenlenmiştir. Burada düzenlenen madalya çeşitleri de, 2933 Sayılı Kanunda sayılanlarla benzerlik göstermektedir. Dolayısıyla her iki Kanuna göre, hak sahiplerine verilen madalyalar, Devlet veya TSK Savaş Madalyası, Şeref Madalyası, Övünç Madalyası ve Üstün Hizmet Madalyası olmak üzere 4 çeşit olup Şehitlik Madalyası diye isimlendirilen bir madalya bulunmamaktadır.
Bu hükümlere göre Devlet Övünç Madalyası ile TSKleri Övünç Madalyası birbirinden farklı mahiyette olup ilki Bakanlar Kurulu kararı ile Cumhurbaşkanınca verilir iken, TSKleri Övünç Madalyası Barışta ilgili Kuvvet Komutanının teklifi üzerine Genelkurmay Başkanınca verilmektedir.
Davacı vekilinin 22.10.2000 tarihinde MSBlığına ve KKKlığına verdiği her iki dilekçede de, müvekkilinin ölümünden dolayı 3713 ve 2330 sayılı yasa uyarınca şehitlik maaşı bağlanmasını, nakdi tazminat ödenmesini ve şehitlik madalyası verilmesini istediği, kabul edilmemesi üzerine 02.04.2001 tarihinde AYİM kaydına giren dava dilekçesinde nakdi, maddi ve manevi tazminatla birlikte Devlet Övünç Madalyası talep ettiği, bu davada AYİM 2 nci Dairesinin 06.06.2001 gün ve 2001/305-481 sayılı kararı ile dilekçenin reddine karar verildiği, davacı vekilinin daha sonra 13.07.2001 tarihinde ayrı bir dilekçeyle açtığı tazminat davasının AYİM 2 nci Dairesinin 09.01.2002 gün ve 2002/6 E. - 2002/8 K. sayılı kararı ile süreden reddedildiği belirlenmiştir. Bu çerçevede, davanın konusu değerlendirildiğinde, 13.07.2001 tarihli dava dilekçesinde Devlet Övünç Madalyası istendiğinden, 2933 Sayılı Kanunda olsun, 426 Sayılı Kanunda olsun şehitlik madalyası diye bir madalya çeşidi öngörülmediğinden bu talebin zımnen müteveffanın 3713 Sayılı Kanundan dolayı şehitliğinin kabulü ile övünç madalyası verilmesini içerdiği tespit edilmiştir.
Öncelikle belirtelim ki, Türk Hukukunda şehit ve şehitlik kavramları tanımlanmamış olmakla beraber 1325, 5434, 4992, 3713 gibi birçok kanunda şehitliğe hüküm ve sonuç bağlanmıştır. Şehitliğin tarifi konusunda müracaat edilen TBMMnin 926 sayılı yorum kararına göre, harpte veya eşkiya mücadelesinde her nevi düşman tesiri ile derhal vefat edenlerin şehit sayılacağı belirtilmiştir. Uygulamada Ohal bölgesinde terörle mücadele esnasında ölenlere sehim işlemi yapılmakta ve 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamında kabul edilenlerin mirasçılarına Devlet veya TSK Övünç Madalyası verilmektedir.
Müvekkilleri davacıların oğlu olan müteveffanın izne geldiği sırada 23.10.1994 tarihinde arazide ölü bulunması olayı değerlendirildiğinde; konu ile ilgili olarak yapılan 24.10.1994 tarihli otopsi raporu, Ankara Emniyet Müdürlüğünün bu konudaki yazıları, 24.10.1994 tarihli ilk kaza raporu ile 02.11.1994 tarihli ayrıntılı kaza raporu ve bu kapsamda mevcut belgeler incelendiğinde, müteveffanın bir kız arkadaşı ile birlikte meçhul kişi veya kişilerce öldürüldüğü, Ankara Emniyet Müdürlüğü tarafından öldürülme sebebinin ve failin tespiti maksadıyla bugüne kadar gerekli araştırmaların yapıldığı, konu ile ilgili olarak yapılan incelemeler kapsamında müteveffanın izinli olarak Ankaraya geldiği sırada kız arkadaşının da evinden 21.10.1994 tarihinde ayrılarak bir daha evine dönmemesi üzerine kızın babasının müteveffanın babası ile görüşmeye gittiği, müteveffanın babasının kızın babasına maddi gücünün olmadığını bildirerek oğlunu evlendirmeyeceğini söylemesi üzerine olayın meydana geldiği, bunun üzerine kızın ağabeyi ve babasının gözaltına alındığı, ancak delil yetersizliğinden şartlı salıverildikleri, ancak olayda müteveffa ve kız arkadaşının öldürülme sebebinin ve failin bugüne kadar Ankara Emniyet Müdürlüğü tarafından tespit edilemediği, durumun aydınlatılamadığı, ölümün oluşumunda görevin sebep ve tesirinden olduğuna dair herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığı, müteveffanın üstlendiği görev nedeniyle görevli olarak geldiği sırada ve bu sebeple öldürüldüğüne dair beyanların soyut bir iddiadan öteye geçmediği, ölenin şehit sayılmasının ve 3713 Sayılı Kanun ve 88/13039 Sayılı Yönetmelik Hükümleri gereğince mirasçılara Devlet Övünç Madalyası verilebilmesinin mümkün olmadığı, aynı şekilde TSK Personel Kanunu ile Madalya Yönetmeliğine göre de TSK Övünç Madalyası verilmesinin de mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle;
Yasal dayanaktan yoksun DAVANIN REDDİNE (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy