(2709 S. K. m. 40)
Davacılar vekili 10.05.2001 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin yakını P.Onb. ..........................ın 54 ncü Mknz.P.Tuğ.2.Tnk.Tb.4.Tnk.Bl.K.lığı emrinde görev yapmakta iken 27.04.2000 tarihinde P.Ütğm. .......................... tarafından hiçbir sebep yokken dövüldüğünü ve akabinde olayın etkisi ile intihar ettiğini, idare ajanı olan P.Ütğm. ..........................ün daha öncede P.Onb. ..........................ı dövdüğü hususunun olayla ilgili olarak askeri savcılıkça düzenlenen iddianamede de yer aldığını, müvekkillerinin yakınının askerden önce hiçbir psikolojik sorununun bulunmadığını, ölüm olayı ile idare ajanının dayak eylemi arasında illiyet bağı bulunduğunu beyan ederek toplam16.000.000.000 TL maddi ve 6.000.000.000 TL manevi tazminatın ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Dosyada mevcut bilgi ve belgelerin incelenmesinden; davacıların yakını P.Onb. ..........................ın Mart 2000 tarihinde bölüğe ait deterjanları şahsi işlerinde kullandığından ve bu hususta yalan söylediğinden bahisle idare ajanı olan P.Ütğm. .......................... tarafından tekme, tokat ve yumrukla dövüldüğü, bu olaydan sonra P.Ütğm. ..........................ün müteveffanın üzerine gitmeye başladığı ve onu yalancılıkla itham ettiği, müteveffanın baskıdan dolayı sıkıntıya girdiği son olarak 27.04.2000 günü sabahı P.Ütğm. ..........................ün muhabere deposunda mağdur Hasan Hüseyin TAŞa elindeki kitabı fırlatmak ve omuzuna, yüzüne vurmak suretiyle dövmesi akabinde mağdurun akşam üstü P.Ütğm. ..........................ü suçlayan bir mektup bırakarak kendisini başından vurmak suretiyle intihar ettiği, idare ajanı olan P.Ütğm. .......................... hakkında müteaddit asta müessir fiil suçundan yapılan yargılama sonucunda, mağdur ..........................a karşı iki kez asta müessir fiil suçunu işlediği sabit görülerek 3.Mknz.P.Tüm.K.lığı Askeri Mahkemesinin 24.01.2001 tarih Esas No:2001/154, Karar No:2001/32 sayılı kararı ile mahkumiyetine karar verildiği bu kararın Askeri Yargıtay tarafından onanıp kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Anayasanın 40 ncı maddesinde yer alan kişinin resmi görevliler tarafından vaki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da kanuna göre, Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır. şeklinde ifadesini bulan hükmü ve Anayasanın 129/5 nci maddesindeki memurlar ve rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak ancak idare aleyhine açılabilir. şeklindeki hükmü ile 1602 Sayılı Kanunun 24 ncü maddesinde yer alan kişiler askeri görevlerle ilgili olarak uğradıkları zararlardan ötürü bu görevleri yerine getiren personel aleyhine değil sadece bu mahkemede ilgili kurum aleyhine tazminat davası açabilirler. Kurumun genel hükümlere göre sorumlu personele rücu hakkı saklıdır. şeklindeki hükmü muvacehesinde askeri bir kamu hizmetinin ifası sırasında ika edilen kusurunun ifa edilen görevden ayrı düşünülemeyeceği, bu durumda dahi verilen zararlarda devletin asıl ve birinci derecedeki sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı, keza devlet adına kamu hizmeti yürüten davalı idarenin halin icaplarına ve ihtiyaca görev hizmeti devamlı ve iyi şekilde topluma arz etmesi ve hizmeti yürütürken kimsenin zarara uğramamasını sağlamak amacıyla gerekli önlemleri alması zorunludur. Bu zorunluluğunun gereği gibi yerine getirilmemesi hizmetin kusurlu işlediğinin göstergesidir.
Askeri Yargıtay 3 ncü Dairesinin 22.05.2001 tarih ve Esas No:2001/411, Karar No:2001/406 sayılı ilamında da belirtildiği üzere, idarenin ajanı olan P.Ütğm. ..........................ün davacıların yakını P.Onb. ..........................ı dövme eylemi ile mağdurun intiharı arasında doğrudan bir sebep sonuç ilişkisi kurmak mümkün değil ise de, mağdurun bıraktığı P.Ütğm. ..........................e yönelik menfi beyanlar içeren mektup ve mağdurun P.Ütğm. ..........................den çekindiğine dair tanık ifadeleri dikkate alındığında, olay günü P.Ütğm. ..........................ün ika ettiği müessir fiil eyleminin davacıların yakınının intiharında rol oynadığı anlaşılmaktadır.
Müteveffanın intihar ettiği gün ve öncesinde müteaddit defalar idare ajanı P.Ütğm. .......................... tarafından azarlandığı ve müessir fiillere maruz kaldığı, üstlerin astlarını usulüne uygun bir şekilde eğitmek ve korumakla görevli oldukları halde bu kurala riayet edilmediği, olayın müteveffanın komutanının kusurundan ileri geldiği, ajanların idarenin yürüttüğü hizmetin bir parçası olup, ajanları idarenin yürüttüğü hizmetten ayırmanın mümkün olmadığı düşünüldüğünde birlikteki hizmetin iyi işlemediği, ajanların yeterince eğitilmediği ve yeterince denetlenmediği, dolayısıyla idarenin hizmet kusuru içinde bulunduğu anlaşıldığından müteveffanın müterafik kusuru da dikkate alınarak, zararın davalı idarece karşılanması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Davacılara sağlanan maddi yararların tespiti maksadıyla davacı anne ve babaya olay nedeniyle aylık bağlanıp bağlanmadığı T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünden sorulmuş, 04.04.2001 tarihinde verilen cevap ile; ilgilinin olay günü anahtarın kendisinde bulunduğu muhabere deposuna giderek kapıyı arkadan kilitledikten sonra üzerine zimmetli silahını çenesinin altına dayayarak intihar kastı ile bir el ateş etmesi sonucu ölüm olayının meydana geldiği ve bu eyleminin 5434 Sayılı Kanunun vazife malullüğü hükümlerinin uygulanamayacağı ve tütün ikramiyesi ödenemeyeceği bildirilmiştir.
Maddi tazminat isteminde bulunan davacıların maddi zararlarının tespiti için resen seçilen bilirkişi tarafından tanzim edilip Mahkememize ibraz edilen 22.11.2002 tarihli bilirkişi raporunda, davacı annenin maddi tazminat hak edişinin 4.862.000.000. TL, davacı babanın maddi tazminat hak edişinin 3.688.000.000. TL olduğu belirtilmiştir. Taraflara tebliğ olunan ve itiraz edilmeyen bilirkişi raporunun Mahkememizce bilirkişiye verilen talimatlara göre hazırlandığı, ilmi verilere ve Mahkememizin yerleşik içtihatlarına uygun olarak düzenlendiği anlaşıldığından bilirkişi raporu uyarınca tatbikat yapılmıştır. Davacı anne, baba ve kardeşlerinin olay nedeniyle ve müteveffanın müterafik kusuru da dikkate alınarak duydukları ve ömür boyu duyacakları acı ve ızdırabı kısmen de olsa karşılayabilmek amacıyla olayın oluş şekli ve tarihi, davacıların sosyal durumu, paranın alım gücü ve işleyecek yasal faizi dikkate alınarak uygun miktarda manevi tazminat verilmesi kabul edilmiştir.
Açıklanan nedenlerle;
1- Bilirkişi raporu uyarınca ve müteveffanın müterafik kusuru dikkate alınarak davacı baba ..........................a 900.000.000.-TL (Dokuz yüz milyon TL), davacı anne ..........................a 1.200.000.000.-TL (Bir Milyar iki yüz milyon TL) Maddi Tazminat VERİLMESİNE, fazlaya ait istemlerinin REDDİNE,
2- Davacı anne ve babaya takdiren ve müteveffanın müterafik kusuru dikkate alınarak ayrı ayrı 225.000.000.-TL (İki yüz yirmi beşer milyon TL) Manevi Tazminat VERİLMESİNE, fazlaya ait istemlerinin REDDİNE,
3- Davacı kardeşler .......................... ve ..........................a takdiren ve müteveffanın müterafik kusuru dikkate alınarak ayrı ayrı 90.000.000. TL (Doksanar milyon TL) Manevi Tazminat VERİLMESİNE, fazlaya ait istemlerinin REDDİNE,
4- Hükmedilen maddi tazminat miktarına müteveffa P.Onb. ..........................ın terhisinden sonra gelir elde edeceği farz edilen 26 Nisan 2001 tarihinden 31.12.2002 tarihine kadar yıllık % 60 (Yüzde altmış) 01.01.2003 tarihinden ödeme tarihine kadar yıllık % 55 (Yüzde elli beş) yasal faiz YÜRÜTÜLMESİNE,
5- Hükmedilen manevi tazminat miktarına olay tarihi olan 27 Nisan 2000 tarihinden 31.12.2002 tarihine kadar yıllık % 60 (Yüzde altmış) 01.01.2003 tarihinden ödeme tarihine kadar yıllık % 55 (Yüzde elli beş) tarihine yasal faiz YÜRÜTÜLMESİNE,
16 Ocak 2003 tarihinde Üye Dz. Kur. Kd. Alb. Oktay Tanju SELin davanın reddi yününden, Başkan Hak. Kd. Alb. Osman Şimşekin hükmedilen manevi tazminat miktarı yönünden karşı oyları üzerine Oyçokluğu, diğer hususlarda Oybirliği ile karar verildi.
KARŞI OY GEREKÇESİ
Hükmedilen manevi tazminat miktarlarını az bulduğumdan çoğunluk kararına katılmadım.
KARŞI OY GEREKÇESİ
Davacıların yakınının vefatının sebebinin intihar olduğu, müteveffanın intiharında sebep sonuç ilişkisi içinde tamamen kendi kusurunun bulunduğu, görev yaptığı birlikte oluşan mevcut durumun tüm personeli ilgilendiren bir husus olduğu ve bunun da davacının intiharında direk etkisinin bulunmadığı kanaatinde olduğumdan aksi yönde oluşan çoğunluk görüşüne katılmadım. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy