(2709 S. K. m. 125)
Davacı vekilleri, 22 Ocak 2002 tarihinde kayda geçen dava dilekçesinde özetle; davacının, 11 Kasım 2000 tarihinde Manisa Kırkağaç Jandarma Komando Alayı emrinde görevli iken, maden yolu mevkiinde gece saat 24.00de gece yürüyüşünden kışlaya dönerken düşüp sağ kol bileğinden sakatlandığını, davacının olayın ardından revire çıktığını ve olayı Uzm. Çvs..............nin bildiğini, düşmesinden sonra askerlik yapmaya devam edince kendisinde kalıcı sakatlık meydana geldiğini, olayda idarenin kusurlu veya kusursuz sorumluluğunun söz konusu olduğunu belirterek, 25.000.000.000 TL. maddi, 2.000.000.000 TL. manevi tazminata hükmedilmesini, davanın adli yardımlı görülmesini talep ve dava etmişlerdir. Davacının adli yardım istemi, AYİM İkinci Dairesinin 30 Ocak 2002 gün ve E.2002/78 sayılı kararı ile kabul edilmiştir.
Dava dosyası ile davacıya ait askerlik şubesi şahsi dosyasının incelenmesinden; davacı ..............in, Manisa Kırkağaç 6 nci Jandarma Komando Er Eğitim Alay Komutanlığı emrinde temel askerlik hizmetini yaptığı sırada iki kez revire çıktığı, ilkinde 09 Ekim 2000 tarihinde Manisa Asker Hastanesi üroloji kliniğine sevk edildiği, ikincisinde ise 11 Ekim 2000 tarihinde yumuşak doku travması teşhisi ile kendisine üç gün istirahat verildiği, temel askerlik eğitimini tamamlamasını müteakip 05 Kasım 2000 tarihinde 10 gün süre ile dağıtım iznine gönderildiği ve izin süresinin bitiminde 15 Kasım 2000 tarihinde Bitlis Jandarma Komando Bölük Komutanlığına katıldığı, buradaki görevi sırasında sağ bileğindeki rahatsızlığın artması üzerine tedavisine Tatvan 100 Yataklı Asker Hastanesi ve müteakiben GATAda devam edildiği, toplam dokuz aylık hava değişimi süresi sonunda, GATA Sağlık Kurulunun 31 Ekim 2001 gün ve 12800 sayılı raporu ile sağ ulnar sinir lezyonu, B/11 F.1 Askerliğe Elverişli Değildir kararı verildiği ve ayni gün terhis edildiği anlaşılmıştır.
T.C.Anayasasının 125 nci maddesine göre; idare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür. Bu suretle idarenin sorumluluğu Anayasa prensibi olarak kabul edilmiştir. Ancak Anayasada idarenin sorumluluğunun hangi esaslara göre belirleneceği belirtilmemiş, bu meselenin halli doktrin ve yargı kararlarına bırakılmıştır. Bugün idarenin sorumluluğu hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkelerine dayandırılmaktadır. İster hizmet kusuru, ister kusursuz sorumluluk ilkelerine dayandırılsın genel olarak idarenin tazmin borcunun doğabilmesi için bir zararın mevcudiyeti, zarara yol açan eylemin idareye yüklenebilir nitelikte bulunması, zarar ile eylem arasında illiyet bağının bulunması zorunludur. Dava konusu olayda, sağ kolundan sakatlanan davacının, bundan dolayı bir zarara uğradığı konusunda tereddüt yoktur. Ancak, bu zarardan idarenin sorumlu olduğundan söz edebilmek için, mevcut zararın idareye yüklenebilir nitelikte olması şarttır. Bir başka ifade ile zararın, idarenin bir işlem veya eylemi sonucu gerçekleşmesi gerekir. Aksi takdirde idarenin tazmin yükümlülüğünden söz edilemez.
Davacı tarafından, 11 Kasım 2000 tarihinde gece eğitim sırasında düştüğü iddia edildiğinden bu husus bir ara kararı ile davalı idareden sorulmuş, davalı idarenin cevabi yazısından, bu tarihin eğitim birliğinde devre boşluğu olduğu, davacının bu tarihte dağıtım izninde olduğu anlaşılmıştır.
Dava dosyasındaki birlik reviri kayıtlarının incelenmesi sonucunda, davacının, 11 Ekim 2000 tarihinde yumuşak doku travması nedeniyle revire müracaat ettiği ve kendisine üç gün istirahat verildiği anlaşıldığından, davalı idareden bu kez 11 Ekim 2000 tarihinde davacının iddia ettiği eğitim faaliyetinin gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği sorulmuş, verilen yanıttan, bu tarihin branş eğitim safhasında olması nedeniyle bu tarihte gece icra edilen herhangi bir eğitim faaliyeti olmadığı cevabı verilmiştir. Ayrıca davalı idarece, davacının olayı bildiğini iddia ettiği ................... isminde bir uzman çavuşun, eğitim birliğinde görev yapmadığı bildirilmiştir.
Bu bilgiler ışığında davacının askerlik hizmetinin gereği olan bir faaliyet sırasında sakatlanmadığı, davacının sakatlanmasına neden olan bir idari işlem ve eylemin ispatlanamadığı dolayısıyla zarara yol açan eylemin idareye yüklenebilir nitelikte bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Aksinin kabulü, zararın giderilmesi için sırf askerlik statüsünde bulunmanın yeterli olması anlamına gelir ki, böyle bir durum idarenin tazmin sorumluluğunu sınırsız bir şekilde genişletmek anlamına gelecektir.
Davacının sakatlanmasına neden olan olay sonrası tıbbi tedavide hata veya gecikme olup olmadığı, sakatlığın düşme sonrası askerlik yaptırılması sonucu kalıcı hale gelip gelmediği, rahatsızlığın bünyesel olup olmadığı ve askerlik hizmetinin sebep ve tesirinden kaynaklanıp kaynaklanmadığı dolayısıyla idarenin hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla tıbbi bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiştir.
Resen bilirkişi olarak seçilen Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlığında görevli öğretim üyeleri Prof. Dr. ................, Doç. Dr. ................ ve Doç. Dr. ............... tarafından düzenlenen 08 Mayıs 2003 tarihli bilirkişi raporunda; muhtemelen 11.11.2000 tarihinde oluşan yaralanmanın ulner sinir lezyonuna neden olduğu, lezyonun bünyesel olmadığı ve yaralanma sonucu geliştiği, yapılan telhis ve tedavide gerekli özenin gösterildiği, sakatlığın geç teşhis ve tedaviden değil yaralanmanın tabiatından kaynaklandığı belirtilmiştir. Taraflara tebliğ edilen tıbbi bilirkişi raporuna itiraz edilmemiştir.
Bilirkişi raporu doğrultusunda tıbbi tedavide herhangi bir hata ve gecikmesi olmayan idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı, davacının yaralanması sonucu meydana gelen zararın idarenin herhangi bir eylem veya işleminden de kaynaklandığının ispatlanamadığı, dolayısıyla idarenin tazmin sorumluluğunun bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle;
Davacı ..............in maddi ve manevi tazminat istemlerinin REDDİNE,
KARŞI OY GEREKÇEMİZ
Davacı .............in temel askerlik hizmetini Kırkağaç 6.t.Er Eğt. A.K.lığında ifa ettiği sırada 11 Ekim 2000 tarihinde birlik revirinde muayene edilip sağ bileğinde yumuşak doku travması teşhisiyle kendisine üç gün istirahat verildiği, daha sonraki tarihlerde rahatsızlığının artması üzerine Tatvan 100 Yataklı Asker Hastanesi ve GATAda tedavisinin devam ettiği, toplam dokuz aylık hava değişimi sonunda GATA Sağlık Kurulunun 31 Ekim 2001 gün ve 12800 sayılı raporu ile sağ ulnar sinir lezyonu, B-11 F-1 Askerliğe Elverişli Değildir kararı verildiği konusunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Hal böyle iken, çoğunluk kararında davacı vekilinin dava dilekçesinde davacının 11 Kasım 2000 tarihinde gece eğitimi sırasında düştüğünün ileri sürüldüğü, oysa bu tarihte devre boşluğu bulunduğu, keza 11 Ekim 2000 tarihte de gece eğitimi icra edilmediği, davacıdaki rahatsızlığın düşme sonucu kalıcı hale gelip gelmediği konularında bilirkişi sıfatıyla görüşlerine başvurulan Hacettepe Üniversitesince olayın 11 Ekim 2000 tarihinde oluşan ulner sinir lezyonundan kaynaklandığı ifade edilmekle birlikte teşhis ve tedavide bir gecikmenin de bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine hükmedilmiştir.
Davacının, 11 Ekim 2000 tarihinde yumuşak doku travmasına maruz kaldığı, bu rahatsızlığın artarak ulner sinir lezyonuna ve davacının askerliğe elverişsiz hale gelmesine neden olduğu, revir kayıtları, Tatvan Asker Hastanesi ve GATA Hastanesinin dosyada mevcut raporlarıyla sabittir.
Tıbbi bilirkişi raporunda, davacının askerliğe elverişsiz hale gelmesinin 11 Ekim 2000 tarihinde maruz kaldığı yumuşak doku travmasına bağlı olduğu açıklanmıştır.
Davalı idarece davacının iddiasının aksini kanıtlayacak, yaralanmanın hizmetle ilgisi bulunmayan bir nedenden ileri geldiğini izah edecek, kavga, disiplinsizlik, kendisini kasten sakatlama gibi bir olayın, davacının beyanlarından farklı şekilde gerçekleştiğini gösterir somut bir olgu ve belge ortaya konamamıştır. Bu durumda davacının beyanlarının gerçek olduğunun kabulü gerekir.
Bu nedenlerle davacının uğradığı zararın davalı idarece giderilmesi gerektiği düşüncesinde olduğumuzdan çoğunluk kararına katılmadık. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy