(2709 S. K. m. 125)
Davacılar vekili, 24 Temmuz 2002 tarihinde İzmir Bölge İdare mahkemesine verdiği ve 26
Temmuz 2002 tarihinde AYİM.de kayda geçen dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin yakini Tğm..................in Edirne Süloğlu Mknz.Is.Svs.K.lığında takım komutanı olarak görev yapmakta iken 27.05.2001 tarihinde şahsi tabancasıyla kendisini vurarak hayatına son verdiğini, müvekkillerinin yakının Bölük Komutanı Yzb.........................nün kendisini astlarının önünde rencide edici sözler söylemesi, tehdit etmesi ve devamlı baskı altında tutması nedeniyle küçük düşürülmesi sonucu intihar ettiğini, Bölük Komutanı Yzb. ................... hakkında olay sebebiyle memuriyet görevini ihmal ve tehdit etmek suçlarından kamu davası açıldığını belirterek, müvekkillerine yasal faizleriyle birlikte 10.000.000.000 TL. maddi ve 20.000.000.000 TL. manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Dava dosyasındaki bilgi ve belgeler ile şahsi dosyası ve mahkeme dosyasının incelenmesinde; davacıların yakını Tğm................... hakkında 3 ncü Mknz.Tüm.K.lığı As.Savcılığının 24.04.2002 gün ve 2002/11 E., 2002/232 K.sayılı iddianame ve kovuşturmaya yer olmadığı kararında, davacıların yakını Tğm. ..................in ölümü olayında herhangi bir kimsenin kusurunun olmadığı, kendi silahıyla intihar etmesi nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiği, Is.Yzb................... hakkında ise 2000-2001 yıllarında Tğm. .............a yönelik olarak amirlik görevini yerine getirmediği ve tehdit ettiği sonucuna varılarak memuriyet görevini ihmal ve tehdit suçlarından As.C.K.nun 144 maddesi delaletiyle TCK.nun 230/1 maddesi ve TCK.nun 191/1, 71 maddeleri gereğince cezalandırılması istemiyle 3 ncü Mknz.Tüm.K.lığı Askeri Mahkemesinde kamu davası açıldığı, ancak isnat olunan suçlardan Beraatine karar verildiği ve kararın kesinleştiği anlaşılmaktadır. İdare Hukuku İlkelerine ve Anayasanın 125/7 nci maddesine göre, idarenin tazminle sorumlu tutulabilmesi için, bir zararın varlığı, zararı doğuran eylemin idareye yüklenebilir olması, zararlı sonuçla eylem arasında doğrudan doğruya bir nedensellik bağının bulunması, zarara yol açan eylemin bir hizmet kusuru teşkil etmesi veya kusursuz kuram ve ilkelerinin uygulanmasına elverir nitelikte olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi zorunludur. Bu şartlardan birinin yokluğu idarenin sorumluluğunu ortadan kaldırır. Bu nedenle ortada bir zarar yoksa veya meydana gelen zararın idari eylem ve işlemle ilgisi bulunmuyorsa, idari faaliyet zararın gerçek nedenini, illiyedini teşkil etmiyorsa, arada illiyet bağı mevcut değilse idarenin sorumluluğu ortadan kalkmaktadır. Dava konusu olayda mühtehirin şahsi tabancası ile birliğinde kendisini vurarak intihar etmesi eyleminin idari nitelikte bir eylem veya böyle bir eylemin sonucu olarak kabul etmeye imkan bulunmamaktadır. Zira intihar olayı mühtehirin kendisini silahla vurması sonucunda meydana geldiğinden ve bu nedenle sebep sonuç ilişkisi ortadan kalktığından, zararlı sonucu doğuran eylem idari olma özelliğini kaybetmektedir. Davacılar vekili davacıların yakını Tğm...............in Bölük Komutanı Yzb. ................... nün kendisini astlarının önünde rencide edici sözler söylediği, tehdit ettiği ve devamlı baskı altında tutması nedeniyle küçük düşürülmesi sonucu intihar ettiğini ileri sürmüş ise de; mahkeme dosyası ile şahsi dosyası incelendiğinde, olaya müteakip düzenlenen idari tahkikat raporuna göre mühteherin; psikolojik ve ailevi sorunları bulunması, mesleğini sevmemesi ve içine kapanık bir kişiliğe sahip olması nedeniyle bunalıma girip intihar ettiği belirtilmiş, Bölük Komutanı hakkında açılan kamu davası neticesinde; Bölük Komutanı Yzb. ...................nün müntehir Tğm.................a karşı muaheze sınırlarını aşan, asta fena muamele kapsamına girebilecek somut bir davranışının bulunmadığı, ilişkilerinin normal bir takım komutanı-bölük komutanı ilişkisi içerisinde olduğu, Tğm................in; 27.08.1999, 08.09.1999, 12.10.1999, 29.11.1999, 06.12.1999, 13.12.1999, 21.02.2000, 16.03.2000, 17.03.2000, 24.03.2000, 24.11.2000, 15.12.2000, 14.12.2000 tarihlerinde ve bu arada tam tarihi tespit edilmeyen iki ayrı tarihte çeşitli vasilerle viziteye çıkararak doktora göründüğü, ayrıca 27.11.2000 tarihinde Çorlu Askere Hastanesi Dahiliye servisine sevk edildiği, 07.12.2000 tarihinde Çorlu Askeri Hastanesi üroloji servisine sevk edildiği, 21.01.2001 tarihinde GATA FTR Polikliniğine sevk edildiği, 13.12.1999 tarihinde Çorlu Asker Hastanesi FTR Polikliniğine sevk edildiği, 13.12.1999 tarihinde Çorlu Asker Hastanesi FTR Polikliniğine sevk edildiği, 20.11.2000 tarihinde Çorlu Asker Hastanesi Baştabipliğinden 20.11.2000 tarih ve 1411 sayılı sağlık kurulu raporuyla anksiyete bozukluğu tanısıyla bir buçuk ay istirahat raporu aldığı, dolayısıyla sorunların çözümü için ilgili yerlere başvurabildiği, kendisine bu sorunlarını çözmesinde herhangi bir güçlük çıkarılmadığı, tanık ...................in ifadesine göre .............. teğmenin kendisini iyi hissetmediği için bazı günler kendisine izin verildiğini, ona yardımcı olunduğunu, söz konusu iddiaların ............ teğmenin sağlığında etrafındaki bazı kimselere söylediği soyut sözlerden kaynaklandığı ve dayanaksız olduğu, ............... Teğmenin dahi sağlığında bölük komutanın kendisinin sorunlarıyla ilgilenmediğine ilişkin somut herhangi bir olay anlatmadığı, özellikle .............. teğmenin psikolojik durumu nazara alındığında, onun sağlığında herhangi bir somut hadiseye dayanmayan soyut beyanlarıyla Yzb.................yü suçlamanın mümkün olmadığı, ayrıca Bölük Komutanı Yzb..............ün Tğm...................a tehdit ettiğine dair de herhangi bir delil olmadığı; bu hususunda soyut iddia düzeyinde kaldığı belirtilerek Beraatine karar verilmesi karsısında davacılar vekilinin bu yöndeki iddialarına itibar imkanı görülmemiştir. Diğer taraftan dava konusu ölüm olayında hizmetin kurulması ve işletilmesinden doğan idareye atfı kabil bir hizmet kusurunun varlığından da söz edilemez. Zira zararlı sonuç idarenin bir eyleminden veya ajanlarının kusurlu davranışından kaynaklanmayıp doğrudan doğruya davacıların desteğinin kendi kusurlu fiili (intihar) ile meydana gelmiştir. Zararlı sonucu doğuran eylem ile hizmet arasında illiyet bağı mevcut olmadığından müteveffanın kişisel kusurundan doğan olayda kusursuz sorumluluk kuram ve ilkesinin uygulanmasını gerektiren bir durumda bulunmamaktadır. Bu bakımdan idare hukuku ilkelerine ve Anayasanın 125/7 nci maddesine göre ölüm olayından idarenin sorumlu tutulamayacağı sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle;
Hukuki dayanaktan yoksun DAVANIN REDDİNE. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy