(818 S. K. m. 45) (2709 S. K. m. 125)
Davacı ....... vekili Av.
...., 18 Nisan 2002 tarihinde AYİM kayıtlarına giren dava dilekçesinde özetle; davacının oğlunun askerlik hizmeti sırasında geçirdiği trafik kazası sonucu öldüğünü belirterek, davacı lehine 7.000.000.000 TL. maddi ve 8.000.000.000 TL. manevi tazminata hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
Davacılar ....., ..... ve ..... vekili Av. ....., 11 Temmuz 2002 tarihinde AYİM kayıtlarına giren dava dilekçesinde özetle; davacıların torunu ve yeğenleri olan müteveffa .....in bir yaşında iken babasının vefatı üzerine annesiyle birlikte davacılarda kalmaya başladığını, annesinin 1991 yılında evlenerek aynı çatı altından ayrılmasından sonra dahi müteveffanın tüm bakım ve ihtiyaçlarının davacılar tarafından karşılandığını, müteveffanın askere gidinceye kadar aynı şekilde davacılar ile birlikte yaşadığını, müteveffayı oğulları gibi gördüklerini ve büyüttüklerini, müteveffanın da birlik künye defterinde ölümü halinde varisi olarak eniştesini gösterdiğini, bunun da müteveffanın ölmemesi halinde davacıların desteği olacağının kanıtı olduğunu belirterek, davacı..... için 3.000.000.000 TL. davacı ..... için 7.000.000.000 TL. ve davacı ..... için 5.000.000.000 TL. maddi tazminata, her bir davacı için ayrı ayrı 10.0000.000.000 TL. manevi tazminata hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
Davacı .....in açtığı tam yargı davasının yargılaması sırasında, AYİM İkinci Dairesinin 22 Mayıs 2002 gün ve E.2002/383 K.2002/489 sayılı kararıyla davanın görev yönünden REDDİNE karar verildiği, davalı idarenin kararın düzeltilmesi istemi üzerine yapılan inceleme sonucunda, Uyuşmazlık Mahkemesince verilip istikrar kazanmış çok sayıdaki karar ve AYİMde bu tür davalara Mahkemenin kurulduğu 1972 yılından 2002 yılına kadar bakılması, uygulamanın yerleşip istikrar kazanması karşısında, 1602 sayılı AYİM Kanununun 20 nci maddesinde bir davanın AYİM. de görülebilmesi için gerekli tüm şartların bulunduğu sonucuna ulaşıldığından, davalı idarenin talebinin kabulüyle Mahkememizin 22 Mayıs 20002 gün ve E.2002/383, K.2002/489 sayılı kararının kaldırılmasına ve davaya kalındığı yerden devam edilmesine karar verilerek işin esasına geçilmiştir.
Yapılan yargılama esnasında, davacı..... tarafından açılan ve Gensek No:2002/1771, Esas No:2002/696 sayılı dava dosyası üzerinden yürütülen tam yargı davası ile davacıları ....., ..... ve ..... olan ve Gensek No:2002/1842, Esas No:2002/257 sayılı dava dosyası üzerinden yürütülen tam yargı davası arasında maddi ve hukuki bakımından bağlılık bulunduğunun tespiti üzerine dava dosyaları AYİM İkinci Dairesinin 02 Nisan 2003 gün ve Gensek No:2002/1771, Esas No:2002/696 sayılı kararıyla birleştirilerek, yargılamaya AYİM İkinci Dairesinin E.2003/257 sayılı dava dosyası üzerinden devam olunmuştur.
Dava dosyasındaki bilgi ve belgelerin incelenmesinden; Şanlıurfa 20 nci Zırhlı Tugay Komutanlığı emrinde askerlik hizmetini yapmakta olan müteveffa Tnk. Er .....in, 20 Ağustos 2001 tarihinde lojmanlar bölgesinde nöbetçi olduğu, nöbetini müteakip nöbet değişiminde, lojman bölgesinden Tugayın bulunduğu bölgeye geçmek için Diyarbakır-Şanlıurfa karayolu kenarında Diyarbakırdan gelen araçları beklediği sırada, sivil şahıs .....in kullandığı kamyonetin önündeki sivil şahıs .....un kullandığı araca, bu aracında refüj kenarında beklemekte olan müteveffaya çarpması sonucu Tnk. Er .....in olay yerinde vefat ettiği, olayla ilgili hazırlık soruşturmasını yürüten Şanlıurfa Cumhuriyet Başsavcılığınca sivil şahıslar hakkında kamu davası açıldığı, yapılan yargılama sonucunda Şanlıurfa 1 nci Asliye Ceza Mahkemesinin 18 Mart 2003 gün ve E.2001/824, K.2003/207 sayılı kararıyla sanık .....in tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu ölüme sebebiyet vermek suçundan tam kusurlu bulunarak mahkûmiyetine karar verildiği anlaşılmıştır.
T.C. Anayasasının 125 nci maddesine göre, idare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlüdür. Bu suretle idarenin sorumluluğu Anayasa prensibi olarak kabul edilmiştir. Ancak idarenin sorumluğunun hangi esaslara göre belirleneceği Anayasada belirtilmemiş olup bu meselenin halli doktrin ve yargı kararlarına bırakılmıştır. Bugün idarenin sorumluluğu hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkelerine dayandırılmaktadır. İster hizmet kusuru ister kusursuz sorumluluk ilkelerine dayandırılsın, idarenin tazmin borcunun doğabilmesi için bir zararın varlığı, zarara yol açan işlem veya eylemin idareye yüklenebilir nitelikte bulunması, zarar ile işlem veya eylem arasında illiyet bağının bulunması zorunludur.
Ölüm olayının meydana gelmesinde, hizmetin kurulması ve isletilmesinin doğan idareye atfı kabil bir hizmet kusurunun varlığından söz edilemez ise de; zararın askerlik hizmetinin ifası sırasında, nöbet hizmetini müteakip birliğe dönerken karayolundan karşıya geçilmek istenirken bir sivil aracın çarpması neticesinde meydana geldiği, dolayısıyla hizmet ile zarar arasında illiyet bağının bulunduğu açıktır. Bu itibarla zararın, davacılar üzerinde bırakılmayarak topluma yayılmasının adalet, eşitlik ve hakkaniyet esaslarına uygun düşeceği kanaatine varılmakla, mevcut zararın davalı idarece kusursuz sorumluluk ilkesi uyarınca karşılanması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Maddi olayımızda, müteveffanın ölümü dolayısıyla zarara uğradıklarını iddia eden davacılar, müteveffanın annesi ile babaannesi, halası ve eniştesidir. Davacılar, müteveffanın desteğinden yoksun kaldıkları iddiasıyla ayrı ayrı maddi tazminat talebinde bulunmuşlardır.
Bu taleplerin yerinde olup olmadığının ortaya konabilmesi için öncelikle, Borçlar Kanununun 45 nci maddesinde düzenlenen destekten yoksun kalma gideriminin şartları ve mahiyetinin ortaya konmasında yarar görmekteyiz. Zira bir hakkaniyet ve içtihat mahkemesi durumunda olan Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, kendi görev alanlarına giren bir meselenin çözümünde, önlerindeki idari mevzuatların yetersiz kalmaları halinde; içtihat yoluyla yaratacakları hukukla sonuca ulaşmak durumundadırlar. Kuskusuz, bu durum idari yargı hakiminin medeni hukuk müesseselerinden esinlenmesine engel değildir. (Serdar ÖZGÜLDÜR, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kararları Işığında Tam Yargı Davaları, Ank.1996, s.219,220 ). Nitekim Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin çeşitli kararlarında da, eylemden doğan tam yargı davalarında talep olunan maddi zararın tayin ve tespitinde Borçlar Hukukundan çok geniş ölçüde esinlenildiği ifade edilmiştir. (AYİM 2.D., 02.02.1994, E.1992/224, K.1994/158; AYİM 2.D., 21.10.1992, E.1992/201, K.1992/649; AYİM 2.D., 04.05.1988, E.1988/93, K.1988/126; AYİM 2.D., 21.01.1987, E.1985/258, K.1987/19; AYİM 2.D. 25.06.1986, E.1985/179, K.1986/85) Borçlar Kanununun Ölüm takdirinde zarar ve ziyan başlıklı 45 nci maddesi; Bir adam öldüğü takdirde zarar ve ziyan, bilhassa defin masraflarını da ihtiva eder. Ölüm derhal vukuu bulmamış ise zarar ve ziyan tedavi masraflarını ve çalışmaya muktedir olmamaktan mütevellit zararı ihtiva eder.
Ölüm neticesi olarak diğer kimseler müteveffanın yardımından mahrum kaldıkları takdirde, onların bu zararını da tazmin etmek lazım gelir. hükmünü amirdir.
Borçlar Kanununun 45 nci maddesinin 1 nci fıkrasında, ölüm halinde mevcut ve yakın sürede olacak zararlar belirlenmiş, 2 nci fıkrasında ise istisnai bir kurum olan bir kuruma yer verilmiştir. Günümüze gelen sekliyle bu kavram, Destekten Yoksun Kalma Tazminatı dır. Destekten yoksun kalma tazminatının belirleyici özelliğini destek kavramı sağlar. İsviçre-Türk hukukuna göre destek kavramı, fiili bakım=geçindirme ilişkisi olarak ele alınır. Ölüm olgusu ise, destekten yoksun kalma tazminatını diğer tazminat türlerinden ayırıcı en önemli özelliktir. (Mustafa KILIÇOGLU, Sorumluluk Hukuku, Cilt:1, Ank.2002, s.68,69,77). Destekten yoksun kalma tazminatı, doktrinde ve uygulamada şu şekilde tanımlanmakta veya ifade edilmektedir: Destekten yoksun kalma tazminatı, desteğini yitiren kimse ile desteğin, yani ölenin yaşaması muhtemel süre içinde ölen desteğin çalışarak sağlayabileceği gelir ve kazancından ayırmak suretiyle yapabileceği yardım tutarının peşin ve toptan ödetilmesinden ibarettir. (Metin GÜRBÜZ, Beden Tamlığının İhlali (Sakatlık) ve Ölüm Hallerinde Doğan Maddi Zararın Hesaplanması ve Tazminatın Tayini, Ank.2001, s.140) Destekten yoksun kalma tazminatı, desteğini kaybeden kimseye, diğer bir deyimle ölen kimsenin yakınlarına, ölüm olayından önceki sosyal ve ekonomik düzeyinin devamını sağlayacak bir miktar para ödenmesidir. (Cemal ÖZTÜRKLER, Ölüm ve Bedeni Zarar Hallerinde Maddi Tazminatın Hesaplanması Teknikleri, Ank. 2003, s.31) Bu zarar, ölüm nedeniyle ölenin değil, yasanın ifadesiyle, müteveffanın yardımından mahrum kalanların şahsında doğan bir zarardır. (M. Ahmet KILIÇOGLU, Borçlar Kanunu Genel Hükümler, Ank.2003, s.280) Destekten yoksun kalma giderimi, üçüncü kişilere tanınmış bir haktir. Bu hak, ölenden geçen bir hak olmayıp, doğrudan doğruya desteğini yitirenlerin kişiliklerinde doğar. Ölenle ya da malvarlığı ile ilgisi bulunmadığını belirtmek için de istemin bağımsızlığından söz edilir. (Mustafa Reşit KARAHASAN, Türk Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, Cilt-1, s.1299, İst.2003) Destekten yoksun kalma tazminatı, niteliği itibariyle, üçüncü kişilere, desteğin gelir ve yardımından yoksun kalmaları nedeniyle tanınmış, bağımsız bir hak olup, mirasçılık sıfatı ve miras hukuku ile bir ilgisi yoktur. (Y.H.G.K., 25.05.1984, E.1982/9-301, K.1984/619)
Destekten yoksun kalma tazminatının şartları ise şöyle sıralanabilir:
1- Destek olanın ölmesi ve bir zararın doğması,
2- Ölenin bakım gücüne sahip olması,
3- Davacının bakım ihtiyacı içinde bulunması,
1- DESTEK OLANIN ÖLMESİ VE BİR ZARARIN DOĞMASI
Borçlar Kanununun 45/2 nci maddesinde ...Müteveffanın yardımından mahrum kalanlar... denmek suretiyle, destekten yoksun kalma tazminatının zarar unsuru ifade edilmiştir. Maddede sözü geçen zarar kavramı tanımlanmamış ise de; zarar, desteğini yitirenin zararlandırıcı olaydan önceki sosyal ve ekonomik yaşayış düzeyini, olaydan sonraki dönemde de destek olmasa bile, aynı derecede tutabilmek için muhtaç olduğu paranın ödettirilmesidir. şeklinde tanımlanabilir. (Metin GÜRBÜZ, Beden Tamlılığının İhlali (Sakatlık) ve Ölüm Hallerinde Doğan Maddi Zararın Hesaplanması ve Tazminatın Tayini, Ank.2001, s.142,143)
A - DESTEK KAVRAMI:
Giderim olacağının doğumu, her şeyden önce destek olanın ölmesine bağlıdır. Bu konuda, desteğin belirleyici niteliği önem taşır. Kimin destek sayılması gerektiği doktrinde ve uygulamada şu şekilde ifade edilmiştir: Borçlar Yasasının 45 nci maddesinde sözü geçen destek kavramı, hukuksal bir ilişkiyi değil, eylemli bir durumu hedef tutar ve ne hısımlığa ve ne de yasanın nafakaya ilişkin hükümlerine dayanmaz. Bir kimseye, sadece eylemli ve düzenli olarak, geçimini kısmen veya tamamen sağlayacak şekilde yardım eden ve olayların akışına göre eğer ölüm vuku bulmasaydı, az çok yakın gelecekte de bu yardımı sağlayacak olan kimse destek sayılır. O halde, destek sayılabilmek için bakımın (yardımın) eylemli olması ve ölümden sonra da düzenli biçimde devam edeceğinin anlaşılması yeterlidir. (Y.H.G.K., 25.05.1984; E.1982/9-301, K.1984/619) Destek terimi ile, bir başkasının veya başkalarının geçimini kısmen veya tamamen karşılayan veya ileride ona bakması kuvvetle muhtemel olan kişi ifade edilmektedir. Görüldüğü gibi hukuki olmaktan ziyade fiilen bakımı yüklenmiş olan kişi ele alınmaktadır. Kanunla veya bağıtla kurulmuş bir ödev bulunmaksızın, bir kimsenin eylemli ve düzenli olarak diğerine yardım etmesi ve bu durumdan ileride de bu yardımın sürüp gitmesinin muhtemel olduğu sonucunun çıkarılması, ölenin talepte bulunana destek olan sayılması için yeterlidir. (Sema GÜLEÇ (UÇAKHAN), Maddi Tazminat Esasları ve Hesaplanması, Ank.2002, s.407) Yasa ile ya da bağıtla konulmuş bir ödev bulunmaksızın, bir kimsenin eylemli ve düzenli olarak ötekine yardım etmesi ve bu durumdan, ileride yardımın sürüp gitmesinin beklenir bulunması sonucunun çıkarılması, öldürülenin destek sayılması için yeterlidir. Demek ki, eylemli olarak bakma, geçindirme ilişkisinin varlığı, destek niteliğinin belirlenmesinde önem taşır. Burada, akrabalık, mirasçılık yasal ya da sözle simsel bir bakma yükümü gerekli değildir. Bakımın eylemli olması ve ölümden sonra da düzenli biçimde devam edeceğinin anlaşılabilir bulunması yeterli görülür. Üstelik destek sayılabilmek için ölüm anına göre, bakma ilişkisinin kurulmuş olması da aranmaz; olayların normal akışına göre, eğer ölüm meydana gelmemiş bulunsaydı, az çok yakın bir gelecekte bir bakma ilişkisinin kurulmasının beklenir olması yeterlidir. (Mustafa Reşit KARAHASAN, Tazminat Hukuku, Maddi Tazminat, İst. 2001, s. 284, 285) Destek kavramının dayanağı, hukuksal bir ilişki değil eylemli bir durum olduğundan, hısımlığa ve yasanın nafaka hakkındaki hükümlerine dayanmaz. Bu bakımdan destek kavramı, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 364 ncü maddesine göre belirlenmez. (Turgut UYGUR, Borçlar Kanunu, Cilt-2, s.2062, Ank.2003)
Destek tanımlarından da anlaşılacağı üzere iki tür destek söz konusudur. Fiili destek, ölümü anında kısmen veya tamamen diğer kimselerin bakımını fiilen üzerine almış olan ve ileride de bu durumu devam ettirecek olan desteğe denir. Bu durumda davacıların, müteveffanın sağlığında kendilerine baktığını ispatlamaları gerekir. Farazi destek ise, ölümü anında ve daha önce davacıların bakımını kısmen veya tamamen karşılamadığı halde ileride üzerine alması, muhakkak olan kimse demektir. Özellikle küçük yasta ölen çocuklar, ana baba için bu nitelikte destek sayılır. (Sema GÜLEÇ (UÇAKHAN), Maddi Tazminat Esasları ve Hesaplanması, Ank.2002, s.411,412) (Y.H.G.K., 21.04.1982; E.1979/4-1528, K.1982/412) (Mustafa Reşit KARAHASAN, Türk Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Cilt-1, s.1305,1306 İst.2003) (Ergün ORHUNÖZ, Tazminat Davalarında Uygulama Sorunları, Ölüm ve Bedeni Zararlar, s.146 Ank.2000)
B - DESTEK OLUNABİLECEK KİŞİLER:
Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, destekten yoksun kalma tazminatını talep edebilmek için ölenin mirasçısı olmak şart değildir. Ölenin hayatta iken baktığı ve ileride de bakacağı umulan kişiler bu tazminatı isteyebilirler. Bir başka ifade ile destekten yoksun kalma tazminatı davası, ölenin sağlığında yardım görmekte iken ölümle bu yardımdan yoksun kalan ve yardımın devam edeceği muhakkak olan kişiler tarafından açılabilir.
2 - ÖLENİN BAKIM GÜCÜNE SAHİP OLMASI:
Destekten yoksun kalma giderimizde, eylemli ve düzenli olarak yardım etme önem taşır. Desteğin yardımı ise bakma olarak belirir; ihtiyaç içinde olan bir kimseye eylemli ve düzenli yardım etme, bakma diye nitelenir. Bakma, yardım görenin bütün ihtiyaçlarını karşılayacak ölçüde olabileceği gibi kısmen de olabilir. Burada önemli nokta ölüm meydana gelmeseydi, yaşamın normal akışı içerisinde bu yardımın ileride de beklenir olmasına değindir. Bakma için bir biçim öngörülmemiştir. Para, yiyecek ya da elbise vermek, okuma giderlerini karşılamak gibi beliren yardım çeşitleri, düzenli ve sürekli olmak koşuluyla bakma sayılır. (Mustafa Reşit KARAHASAN, Tazminat Hukuku, Maddi Tazminat, İst.2001, s.298) Öncelikle destek verebilmek için, ölenin bakım gücünün bulunması gerekmektedir. Buradaki bakım gücü, mükellefiyet değildir. Zira bakım mükellefiyeti olmayan bir kişi de destek olabilir. (Cemal ÖZTÜRKLER, Ölüm ve Bedeni Zarar Hallerinde Maddi Tazminatın Hesaplanması Teknikleri, Ank.2003, s.101) Bakım gücü, bakan kişinin yani desteğin, bu yardımı sağlayabilecek maddi veya fiziki olanaklara ve kaynaklara sahip olması anlamını taşır. Bu yardımın başka bir kişiye dayanmasının önemi yoktur. Yeter ki, ölüm anında devam ede gelen bir yardımın ileride de devam edeceği kuvvetli bir olasılık olsun. (Sema GÜLEÇ (UÇAKHAN), Maddi Tazminat Esasları ve Hesaplanması, Ank.2002, s.413) Destekten yoksun kalma tazminatına hükmedilebilmesi için ölenin davacı için destek niteliğini taşıması, bir başka anlatımla, davacıların bu ölüm olayı ile ölenin düzenli ve sürekli yardımlarından fiilen yoksun kalmış bulunmaları gerekir. Her halde ölen, geleceğe uzanacak biçimde - teknik deyimle - bakım gücüne sahip olmalıdır. (Y.10.H.D., 01.06.1976, E.10082, K.4265) Ölen, davacıya karşı kanunen nafaka yükümü altında ise bakma mükellefiyetinin ispati kolaylaşmaktadır. Bakma mükellefiyetinin olaydan önce veya sonra başlamasının bir önemi yoktur. Ancak, ölenin bakım gücü yoksa yardımdan söz edilemez. Önemli olan, ölen sağ kalsa idi, bakma gücüne sahip olabileceği veya farazi destek durumunda, ölenin ileride bu gücü elde edeceğinin ispatıdır. (Metin GÜRBÜZ, Beden Tamlılığının İhlali (Sakatlık) ve Ölüm Hallerinde Doğan Maddi Zararın Hesaplanması ve Tazminatın Tayini, Ank.2001, s.143)
3 - DAVACININ (DAVACILARIN) BAKIM İHTİYACI İÇİNDE BULUNMASI:
Destekten yoksunluk giderimi için, yardım gören kimse, devamlı ve gerçek bir ihtiyaç içinde bulunmalıdır. Genel olarak bakım ihtiyacı, sosyal düzeye uygun olan yaşamın devamını sağlamak için gerekli olanaklardan yoksun kalmayı anlatır. Eğer, ölenin eylemli olarak baktığı davacı, ölüm yüzünden bu bakımın sağladığı yasama düzeyinin altına düşmüş olursa. İhtiyaç bulunmak koşulu gerçekleşmiş sayılır. Burada önemli olan, davacının ve ailesinin temsil ettiği sosyal ve ekonomik düzeye göre normal karşılanan giderlerdir. (Mustafa Reşit KARAHASAN, Türk Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Cilt-1, s.1317,1318, İst.2003) Burada kastedilen ihtiyaç içinde olma, zaruret ve sefalet içinde olma değil, olaydan önceki sosyal seviyesine uygun olan hayati devam ettirmek için gerekli imkânlardan yoksun kalmayı ifade eder. (Metin GÜRBÜZ, Beden Tamlığı İhlali (Sakatlık) ve Ölüm Hallerinden Doğan Maddi Zararın Hesaplanması ve Tazminatın Tayini, Ank.2001,s.143)Davacıların bakılma ihtiyacı içinde bulunması araştırılırken, bu kişilerin mutlaka zaruret ve sefalet içinde bulunması beklenmemelidir. Gerçek destek durumunda ölçü, davacıların önceki sosyal yasamda tutturdukları ekonomik ve sosyal seviyenin altına düşmemiş olması keyfiyetinin tespiti yeterlidir. Farazi destek durumunda ise, farazi desteği davacılar ispatlamalıdırlar. (Cemal ÖZTÜRKLER, Ölüm ve Bedeni Zarar Hallerinde Maddi Tazminatın Hesaplanması Teknikleri, Ank. 2003,s.102) Destekten yoksun kalmış sayılabilmek için o kişinin desteğin bakma niteliğindeki yardıma muhtaç olması gerekir. Bu husus destekten yoksun kalma tazminatının ikinci manevi unsurunu teşkil eder. Nasıl bakımın amacı yardım ise, bir diğer amaçta bu yardıma muhtaç olmaktır. Hiç kimsenin maddi yardımına ihtiyacı olmayan bir kimseye yapılan yardımlar ne kadar sürekli, düzenli ve de karşılıksız olursa olsun, bu yardıma bakma niteliği vermez. (Sema GÜLEÇ (UÇAKHAN), Maddi Tazminatın Esasları ve Hesaplanması, Ank.2002, s.143) Davacıların ölüm dolayısıyla ölenin ileride yapacağı bir yardımın gerçekleşeceği tespit edilmelidir. Bu tespit isi davacıların içtimai ve iktisadi durumları göz önünde tutularak aynı zamanda ölenin kişisel durumu da incelenmek suretiyle destekten yoksun kalma tazminatı hesaplanmalıdır. Davacıların ileride şimdiki iktisadi ve mali durumlarını devam ettiremeyecekleri ve ihtiyaç içerisinde kalacakları kabul olunduğu ve ölenin de yardımı olmaksızın ihtiyaçlarını gideremeyeceğinin tespit olunması halinde, tazminat davaya konu olabilir. (Y.4.H.D., 18.02.1967, E.11870, K.1389) Bakım ihtiyacı, davacının zaruret ve sefalet haline düşmesi değil, sosyal seviyesine uygun olan hayatı devam ettirmek için gerekli imkânlardan yoksun kalmayı ifade eder. (Y.4.H.D., 02.12.1988, E.6744, K.10354) Bu genel açıklamalar ve destekten yoksun kalma tazminatının, ölenin yardımından mahrum kalanların sahsında doğan bir zarar olduğu dikkate alınarak maddi olayımıza döndüğümüzde:
1. DAVACI BABAANNE ..... YÖNÜNDEN:
Davacının yakını olan Tnk.Er .....in askerde iken geçirdiği trafik kazası sonucu ölümü olayında, bu davacının destekten yoksun kalma tazminatına hak kazanıp kazanmadığı, tazminatın şartları ışığında incelenmiştir.
Bu bağlamda dairemizce alınan ara kararı ile Ankara Çankaya İlçe Emniyet Müdürlüğünden, müteveffanın askere gidinceye kadar davacı ile birlikte aynı çatı altında yaşayıp yaşamadığı, bakım ihtiyaçlarının davacı tarafından karşılanıp karşılanmadığı, müteveffanın annesinin 1991 yılında evlenerek yanlarından ayrılıp ayrılmadığı, bu tarihten sonra müteveffanın davacı ile birlikte kalmaya devam edip etmediği, davacının gelir durumu ile müteveffanın askere gelmeden önce çalışarak gelir elde edip etmediği, bu gelirle davacının ihtiyaçlarını karşılayıp karşılamadığı hususlarının araştırılarak bildirilmesi istenmiştir. Çankaya İlçe Emniyet Müdürlüğü Dikmen Karakol Amirliğinin 03 Nisan 2003 gün ve B.0.5.1 EGM.4.06.38.23 2003/İd./4061 sayılı yazısından; müteveffanın askere gidinceye kadar davacılar ile birlikte yaşadığı, bakım ihtiyaçlarının davacılar..... ve..... tarafından karşılandığı ancak belli dönemde annesiyle birlikte ölen babasından aylık aldığı, annesinin 1991 yılında evlenerek yanlarından ayrılmasından sonra da müteveffanın davacılar ile birlikte yaşamaya devam ettiği, davacı ......in 300.000.000 TL. ve diğer iki davacının ise ayrı ayrı 400.000.000 TL. aylık emekli maaşlarının bulunduğu, müteveffanın askere gelmeden önce gelir getirecek şekilde çalışmadığı, bazı yerlerde vasıfsız olarak çalışıp cep harçlığı çıkardığı, elde ettiği gelir ile davacının ihtiyaçlarını karşılamadığı, davacının maddi desteği olmadığı anlaşılmıştır. Bu zabıta araştırması ışığında destekten yoksun kalma tazminatının şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği Kurulumuzca tartışılmış; müteveffa Tnk. Er .....in, davacı .....in geçimini kısmen veya tamamen eylemli ve düzenli olarak karşılayan ve ileride de onlara bakması kuvvetle muhtemel olan bir kişi olmadığı dolayısıyla da fiili veya farazi desteği olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Yine yapılan zabıta araştırması göstermektedir ki, askere gitmeden önce müteveffanın bakım gücü yoktur. Zira, müteveffa davacıya yardım edebilecek bir başka ifade ile destek olabilecek maddi ve fiziki kaynaklara sahip değildir. Ölüm anına kadar devam ede gelen bir yardımı olmadığı gibi, böyle bir yardımın ileride olacağı ve devam ede geleceği yönünde bu davacı tarafından ortaya konmuş bir delil de mevcut değildir.
Ayrıca davacının mevcut gelir durumu dikkate alındığında, müteveffanın bakımına muhtaç olmadığı açıktır. Davacı, orta derecede aylık emekli maaşı almaktadır ve ölümüne kadar bu gelirlerine müteveffanın olumlu bir katkısı da olmamıştır. Tüm bu açıklamaların ışığı altında, davacı..... yönünden, müteveffanın ölmese idi kendisine düzenli ve eylemli olarak yardımı bulunacağı ve bu durumun ileride de devam edeceği veya sonradan gerçekleşeceği yönünde bir kanıtın bulunmadığı dolayısıyla da destekten yoksun kalma tazminatının şartlarının gerçekleşemediği sonucuna varılmakla, bu davacının maddi tazminat isteminin reddi cihetine gidilmiştir.
Bu bağlamda, bu davacı yönünden Borçlar Kanununun 47 nci maddesinde düzenlenen manevi tazminat şartlarının da gerçekleşmediği kanaatine varılmıştır. Zira davacının bu madde de belirtilen ölenin ailesi sayılması yasal olarak mümkün görülmemiştir.
2. DAVACI HALA ..... VE DAVACI ENİŞTE ..... YÖNÜNDEN:
Davacıların yeğeni olan Tnk.Er .....in, askerde iken geçirdiği trafik kazası sonucu ölümü olayında, davcıların destekten yoksun kalma tazminatına hak kazanıp kazanmadığı Kurulumuzca, bu tazminatın şartları ışığında irdelenmiştir: Öncelikle, müteveffanın bu davacıların fiili desteği olup olmadığının, bir başka ifade ile ölümü anına kadar kısmen veya tamamen davacıların bakımını filen üstlenip üstlenmediğinin ve ileride de bu durumunu devam edip etmeyeceğinin ortaya konabilmesi için, Dairemizce alınan ara kararı ile Ankara Çankaya İlçe Emniyet Müdürlüğünden; müteveffanın askere gidinceye kadar davacılar ile birlikte aynı çatı altında yaşayıp yaşamadığı, bakım ihtiyaçlarının davacılar tarafından karşılanıp karşılanmadığı, müteveffanın annesinin 1991 yılında evlenerek yanlarından ayrılıp ayrılmadığı, bu tarihten sonra müteveffanın davacılar ile birlikte kalmaya devam edip etmediği, davacıların gelir durumu ile müteveffanın askere gitmeden önce çalışarak gelir elde edip etmediği, bu gelir ile davacıların ihtiyaçlarını karşılayıp karşılamadığı hususlarının araştırılarak bildirilmesi istenmiştir.
Çankaya İlçe Emniyet Müdürlüğü Dikmen Karakol Amirliğinin 03 Nisan 2003 gün ve B.0.5.1 EGM.4.06.38.23 2003/İd./4061 sayılı yazısından; müteveffanın askere gidinceye kadar davacılar ile birlikte yaşadığı, bakım ihtiyaçlarının davacılar tarafından karşılandığı ancak belli dönemde annesiyle birlikte ölen babasından aylık aldığı, annesinin 1991 yılında evlenerek yanlarından ayrılmasından sonra da müteveffanın davacılar ile birlikte yasamaya devam ettiği, davacı ..... in 300.000.000 TL. ve diğer iki davacının ise ayrı ayrı 400.000.000 TL. aylık emekli maaşlarının bulunduğu, müteveffanın askere gelmeden önce gelir getirecek şekilde çalışmadığı, bazı yerlerde vasıfsız olarak çalışıp cep harçlığı çıkardığı, elde ettiği gelir ile davacıların ihtiyaçlarını karşılamadığı, davacıların maddi desteği olmadığı anlaşılmıştır.
Bu zabıta araştırması karşısında, bakım gücüne bir başka ifade ile davacılara destek olabilecek maddi ve fiziki kaynaklara sahip olmayan müteveffanın, askere gidinceye kadar davacıların geçimini kısmen veya tamamen eylemli ve düzenli olarak karşılamadığı dolayısıyla davacıların fiili desteği olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Müteveffanın, davacı hala ve eniştenin farazi desteği bir başka ifade ile ölümü anında ve daha önce davacının bakımını kısmen ve tamamen karışlamadığı halde (filli destek olmadığı halde), davacıların bakımını ileride üzerine alması muhakkak olan kimselerden olup olmadığı tartışılmıştır:
İlk olarak Çankaya İlçe Emniyet Müdürlüğü Dikmen Karakol Amirliğinin yaptığı zabıta araştırması, müteveffanın babasının ölümünü müteakip annesi ile birlikte davacıların evine yerleştirdiğini, infak ve iaşesinin bu tarihten sonra davacılar tarafından karşılandığını, annesinin 1991 yıllında henüz 10 yaşında iken bir başkası ile evlenerek evden ayrılmasından sonra da müteveffanın davacıların yanında kalmaya devam ettiğini, bu tarihten askere gidinceye kadar müteveffaya bir nevi anne ve baba gibi davacılar tarafından bakıldığını açıkça ortaya koymaktadır. Buna göre üç yasında iken babası vefat eden ve davacıların yanına yerleşen müteveffaya, davacılar tarafından anne-baba şefkati gösterildiği, bir anlamda davacıların, müteveffanın anne ve babası yerine geçtiğini söylemek yanlış olmayacaktır.
İkinci olarak; müteveffa askere gelmeden önce, Ankara 32 nci Noterliğince düzenlenen 07 Mayıs 2001 gün ve 10272 yevmiye numaralı vekaletname ile, davacı hala .....na kendi mal varlığı ve şahsi isleriyle ilgili konularda geniş yetkiler vermiştir. Buna göre, davacı hala ....., müteveffanın her türlü menkul ve gayrimenkul mallarını satmaya, doğrudan veya dolaylı olarak müteveffaya intikal edecek hak ve hisseleri almaya, ahzu kabza, sulh, ibra ve daha bir çok konuya yetkili kılınmıştır.
Üçüncü olarak; dava dosyasında bulunan ve müteveffa tarafından doldurulan Şanlıurfa 20 nci Zırhlı Tugay Karargâh Bölük Komutanlığı erat künye defteri sayfasına müteveffanın, el yazısı ile ölümüm halinde varisim eniştemdir yazarak imzaladığı, en yakın aile adresi olarak da davacıların halen ikamet ettiği adresi yazdığı görülmüştür.
Tüm bu bilgiler ışığında, müteveffanın mal varlığı ile ilgili olarak işlem yapma konusunda davacı hala .....nu geniş yetkiler ile donatarak vekil tayin etmesi, birlik künye defterinde en yakın aile adresi hanesine davacıların halen ikamet ettiği adresi, varisi olarak da davacı enişte .....nu yazması hususları birlikte değerlendirildiğinde, davacıları anne ve babası gibi gören müteveffanın, davacıların bakımını ileride üzerine almasının muhakkak olduğu dolayısıyla da farazi destek olarak kabul edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Maddi tazminat isteminde bulunan davacı hala ..... ve davacı enişte .....nun maddi zararlarının tespiti için bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş, resen seçilen bilirkişi tarafından düzenlenerek Mahkememize ibraz edilen 19 Nisan 2004 tarihli bilirkişi raporuna davacılar vekilinin itirazı üzerine yeniden düzenlenerek Mahkememize ibraz edilen 14 Mayıs 2004 tarihli bilirkişi raporunda; davacı hala .....nun 6.715.648.000 TL., davacı enişte .....nun ise 3.720.327.000 TL. maddi tazminat hak edişlerinin mevcut olduğu bildirilmiştir.
Taraflara tebliğ edilen ve itiraz olunmayan bilirkişi raporu, Mahkememizce kabul edilen kıstaslara, ilmi verilere ve yerleşik içtihatlara uygun bulunduğundan bilirkişi raporu doğrultusunda uygulama yapılmıştır.
Davacı hala ve enişteye, olay sebebiyle duydukları ve ömür boyu duyacakları acı ve ızdıraplarını kısmen de olsa karşılayabilmek amacıyla, olayın meydana geliş şekli, tarihi, müteveffanın askerlik statüsü, davacıların sosyal durumu, paranın alim gücü ve isletilecek yasal faizi dikkate alınarak manevi tazminat verilmesi kabul edilmiştir.
3. DAVACI ANNE..... YÖNÜNDEN:
Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin yerleşik uygulamaları uyarınca, müteveffanın annesi olan davacının (boşanıp bir başka kişi ile evlenmiş olsa dahi) yasal desteği (farazi desteği) olduğu dikkate alınarak, davacıya olay sebebiyle T.C.Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünce bağlanan aylık ve ödenen tütün ikramiyesi yarar kabul edilerek maddi zararından düşüldüğünden bu husus araştırılmış, T.C.Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünün 07 Ağustos 2002 gün ve B.07.1.EMS. 0.10.09.01/81.785.025 sayılı yazısından, davacıya Genel Müdürlüğün 17.07.2002 tarih ve 598325 sayılı işlemi ile 01.07.2002 tarihinden itibaren 229.580.000 TL. aylık bağlandığı ve ayrıca tütün ikramiyesi tahakkuk ettirildiği anlaşılmıştır. Maddi tazminat isteminde bulunan davacı annenin maddi zararının tespiti için bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş, resen seçilen bilirkişi tarafından düzenlenerek Mahkememize ibraz edilen 12 Haziran 2003 tarihli raporda; davacı annenin maddi zararlarının, sağladığı maddi yararlarla fazlasıyla karşılandığı, maddi tazminat hak edişinin mevcut olmadığı belirtilmiştir. Taraflara tebliğ edilen ve itiraz olunmayan bilirkişi raporu, Mahkememizce kabul edilen kıstaslara, ilmi verilere ve yerleşik içtihatlara uygun bulunduğundan bilirkişi raporu doğrultusunda uygulama yapılmıştır.
Davacı anneye, olay sebebiyle duyduğu ve ömür boyu duyacağı acı ve ızdırabının kısmen de olsa karşılayabilmek amacıyla olayın meydana geliş şekli, tarihi, müteveffanın askerlik statüsü, davacının sosyal durumu, paranın alım gücü ve isletilecek yasal faizi dikkate alınarak manevi tazminat verilmesi kabul edilmiştir.
Açıklanan nedenlerle;
1. Bilirkişi raporu uyarınca davacı hala .....na 6.716.000.000 TL (Altı milyar yediyüz onaltı milyon TL.), davacı enişte .....na 3.720.000.000 TL. (üç milyar yediyüzyirmi milyon TL.) maddi tazminat verilmesine, fazlaya ait istemlerinin REDDİNE,
2. Takdiren davacı hala ..... ve davacı enişte .....na ayrı ayrı 2.500.000.000ar TL. (iki milyar beşyüz milyonar TL.) manevi tazminat verilmesine, fazlaya ait istemlerin REDDİNE,
3. Davacı babaanne .....in maddi ve manevi tazminat istemlerinin REDDİNE,
4. Bilirkişi raporu uyarınca davacı anne .....in maddi tazminat isteminin REDDİNE,
5. Takdiren davacı anne .....a 2.500.000.000 TL.(iki milyar beşyüz milyon TL.) manevi tazminat verilmesine, fazlaya ait isteminin REDDİNE,
6. Hükmedilen maddi tazminat miktarlarına müteveffanın yeniden gelir elde edeceği kabul olunan 13 Kasım 2002 tarihinden 31 Mart 2003 tarihine kadar yıllık %55 (yüzde ellibeş), 01 Nisan 2003 tarihinden 31 Aralık 2003 tarihine kadar yıllık %30 (yüzde otuz), 01 Ocak 2004 tarihinden ödeme tarihine kadar yıllık %15 (yüzde onbeş) yasal faiz YÜRÜTÜLMESINE,
7. Hükmedilen manevi tazminat miktarlarına müteveffanın ölüm tarihi olan 20 Ağustos 2001 tarihinden 30 Haziran 2002 tarihine kadar yıllık %60 (yüzde altmış), 01 Temmuz 2002 tarihinden 31 Mart 2003 tarihine kadar yıllık %55 (yüzde ellibeş), 01 Nisan 2003 tarihinden 31 Aralık 2003 tarihine kadar yıllık %30 (yüzde otuz), 01 Ocak 2004 tarihinden ödeme tarihine kadar yıllık %15 (yüzde onbeş) yasal faiz YÜRÜTÜLMESINE,
KARŞI OY GEREKÇESI
Destekten yoksun kalma tazminatı Borçlar Kanununun 45 nci maddesinde düzenlenmiştir. Söz konusu maddeye göre; vefat halinde müteveffanın yardımından yoksun kalanlara tazminat ödeneceği hüküm altına alınmıştır. Bu tazminattan amaç, kendisine destek olan kişinin ölümünden önce, desteğini yitiren kişinin bulunduğu sosyal ve ekonomik yasam seviyesini sürdürebilmesidir. Destekten yoksun kalma nedeniyle maddi tazminata hükmedilme şartlarından birisi de, müteveffanın davacılara destek olduğunun veya olabileceğinin gerçekleşmesidir. Bunun yanında bu desteğin devamlılık arz ederek düzenli bir şekilde devam etmesi gerekmektedir. Bahse konu şartlar gerçekleşmediğinden davacılara tazminat verilmesine yönelik çoğunluk görüşüne katılmadık. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy