(1632 S. K. m. 82/2, 85/1, 91/1) (765 S. K. m. 71) (353 SK.m. 251/1) (211 S. K. m. 24) (2709 S. K. m. 125)
Davacı vekili 30 Temmuz 2002 tarihinde AYİM kaydına geçen dilekçesinde; Şırnak/Y.Arslanbaşar J.Krk.K.lığı emrinde görev yapan müvekkilinin karakola sarhoş gelen ve alkol almayı sürdüren Uzm.J.Çvş.............. ve Uzm.J.Çvş.................in sözlü ve fiili saldırısına uğradığını, darp ve hakaret edilen müvekkilinin 01.11.2001 tarihinde 10 gün iş ve gücünden kalacak şekilde yaralandığına dair tabip raporu aldığını, kişiler hakkında 2.Tak.Hv.K.lığı As.Savcılığı tarafından Amire Fiilen Taarruz ve Amire Hakaret suçlarından ötürü cezalandırılması için kamu davası açıldığını, disiplini sarsıcı bu olayın müvekkilinin mesleki ve şahsi onurunu zedelediğini, davalı idarenin ajanlarının bu eylemlerinden dolayı verilen zararı tazminle yükümlü olduğunu beyanla, her eylem için 2.000.000.000 TL. olmak üzere toplam 4.000.000.000 TL. sı manevi tazminatın olay tarihinden itibaren yürütülecek yasal faizi ile birlikte ödenmesini talep ve dava etmektedir. Dava dosyasının incelenmesinden; davacının Şırnak/Y.Arslanbaşar J.Krk.K. lığı emrinde J.Üçvş. rütbesi ile görev yapmakta olduğu, 29.08.2001 tarihinde aynı Komutanlıkta görevli Uzm. J.Çvş. .................. ve Uzm.J. Çvş. ................... in izinli olarak gittikleri il merkezinden alkollü olarak döndükleri ve Karakol Hizmet Binasındaki rütbeli yemekhanesinde alkol almaya devam etmek istedikleri, gazinodan sorumlu Erin Karakol Komutanı Astsb. Bçvş. ..............e haber vermesi üzerine, Bçvş. ............. in şahısları gazinoda alkol almamaları konusunda uyardığı ve adı geçenlerin gazinodan ayrıldıkları, daha sonra santralci Er ile Karakol Komutanının habercisine Karakol Komutanını kasdederek yüksek sesle tehdit içeren sözler söyledikleri, bu sırada davacının adı geçen Uzman Jandarmaları sakinleştirmek için Karakol Komutanının izni ile yanlarına gittiği, ancak söz konusu personelin kendisine tehdit içeren sinkaflı sözler söyleyip müessir fiilde bulundukları, burnundan ve başından yaralanan davacının Şırnak 30 Yataklı Seyyar Cerrahi Askeri Hastanesine kaldırıldığı ve gerekli tedavisinin yapıldığı, Diyarbakır 600 Yataklı Asker Hastanesi Baştabipliğinin 01 Kasım 2001 gün ve 10 nolu kati tabip raporu ile davacının KBB. Uzmanınca yapılan muayenesi sonucunda söz konusu olay nedeniyle 10 gün iş ve gücünden kaldığının tespit edildiği, Diyarbakır 2 nci Taktik Hava Kuvveti Komutanlığı As.Savcılığının 04.10.2001 gün ve E. 2001/1625, K.2001/534 sayılı iddianamesi ve adı geçen Uzman Jandarma Çavuşların söz konusu olay nedeniyle, Amire Hakaret, Amire Fiilen Taarruz, Amire Tehdit Suçlarından dolayı As.C.Kanununun 85/1 (2 kez) 91/1, 82/2, TCK 71, 353 SK.m.251/1 maddeleri gereğince cezalandırılmaları istemiyle kamu davacı açıldığı ve tutuklandıkları, yargılama sonunda henüz kesinleşmemekle birlikte 2.Tak.Hv.K.K.lığı Askeri Mahkemesinin 25.12.2002 gün ve 2002/320-736 sayılı ilamı ile, mağdur davacıyla ilgili olarak Uzm.J.Çvş..................ın ve Uzm.J.Çvş..............in Üste Fiilen Taarruz suçundan dolayı As.Cknin 91/1 nci maddisi uyarınca ayrı ayrı 6şar ay hapis cezasına mahkum edildikleri, dosya muhteviyatına göre de fiillerin sübutu konusunda şüphe bulunmadığı, davacı vekilinin 09 Temmuz 2002 tarihinde tazminat talebiyle yaptığı müracaatın davalı idarece reddedilmesi üzerine 30 Temmuz 2002 tarihinde işbu davanın açıldığı anlaşılmıştır.
Anayasanın 125 nci maddesine göre idare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlüdür. Bu suretle idarenin sorumluluğu Anayasa prensibi olarak kabul edilmiştir. Ancak Anayasada idarenin sorumluluğunun hangi esaslara göre belirleneceği belirtilmemiş, bu meselenin halli doktrin ve yargı kararlarına bırakılmıştır. Bu gün idarenin sorumluluğu hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk ilkesine dayandırılmaktadır. İster hizmet kusuru ister kusursuz sorumluluk ilkelerine dayandırılsın genel olarak idarenin tazmin borcunun doğabilmesi için bir zararın mevcut olması, zararı doğuran eylemin idareye yüklenebilir nitelikte bulunması, zarar ile eylem arasında illiyet bağının bulunması şartlarının bir arada gerçekleşmesi yeterlidir.
TSK. İç Hizmet Kanunun 24 ncü maddesine göre, her üst disipline aykırı gördüğü her hâle müdahaleye ve emir vermeye görevlidir. Bu meyanda, davacının, Karakol Komutanı olan amirinin bilgisi dahilinde ve TSK İç Hizmet Kanununun 24 ncü maddesi çerçevesinde disiplinsizliklerinden ötürü müdahale ettiği astları tarafından sözlü ve fiili saldırıya uğradığı sırada hizmet hâlinde olduğu ortadadır. Dolayısıyla, davacının kişilik haklarına yapılan saldırı sonucu doğan zararın kamu hizmetinin ifası esnasında meydana gelmesi karşısında, idarenin ajanlarının zarara yol açan eyleminin idareye yüklenebilir nitelikte olduğu ve illiyet bağının bulunduğu belirlenmiştir.
İdarenin ajanlarının kasdi fiillerinden kaynaklanan ve hizmetle olan bağı kendine özgü bir nitelik taşıyan olayda, idarenin hizmet kusurundan söz edilemezse de, doğan zararın hak ve nısfet kuralı gereğince kusursuz sorumluluk esasına göre tazmini gerekmektedir.
Bu itibarla, davacının olay sebebiyle duyduğu üzüntü ve kişilik haklarında meydana gelen zedelenme sebebiyle kısmen de olsa üzüntüsünü giderebilmek amacıyla manevi tazminata hükmedilmiş, manevi tazminatın bir tatmin aracı olduğu göz önünde bulundurularak, davacının manevi zararının, bir bütün olarak ve zenginleşmeye yol açmayacak şekilde tazmini cihetine gidilmiştir.
Bu sebeple;
1- Davacı ............................e takdiren 250.000.000 TL. (ikiyüzellimilyon TL.) manevi tazminat verilmesine, fazlaya ilişkin istemin REDDİNE,
2- Hükmedilen manevi tazminatın olay tarihi olan 29.08.2001 tarihinden 31 Aralık 2002 tarihine kadar yıllık %60 (yüzdealtmış), 1 Ocak 2003 tarihinden ödeme tarihine kadar yıllık %55 (yüzdeellibeş) yasal faiz YÜRÜTÜLMESİNE,
3- 1602 sayılı AYİM Kanunun 71 nci maddesi uyarınca yargılama giderlerinin davalı idareye Yükletilmesine, 492 sayılı Harçlar Kanunun 13/5 maddesi uyarınca harçtan muaf olan davalı idare aleyhine harca hükmedilmesine YER OLMADIĞINA,
4- 492 sayılı Harçlar Kanunu uyarınca davacı tarafından peşin yatırılan 62.250.000 TL. (altmışikimilyonikiyüzellibin TL.) harcın istek halinde davacıya İADESİNE,
5- Davacı tarafından peşin yatırılan ve sarf edilen 18.500.000 TL. (onsekizmilyon beşyüzbin TL.) posta giderinin davalı idareden alınarak davacıya VERİLMESİNE,
6- Hükmedilen manevi tazminat miktarı üzerinden hükmün verildiği tarihte yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifeleri gereğince nisbi olarak hesaplanan 25.000.000 TL. (yirmibeşmilyon TL.) avukatlık ücretinin davalı idareden alınarak davacıya VERİLMESİNE,
KARŞI OY GEREKÇEMİZ
Anayasanın 125 nci maddesine göre; İdari kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlüdür. Bu suretle; İdarenin sorumluluğu Anayasa prensibi olarak kabul edilmiştir. Ancak, Anayasada İdarenin sorumluluğunun hangi esaslara göre belirleneceği belirtilmemiş, bu meselenin halli, doktrin ve yargı kararlarına bırakılmıştır. Bugün, İdarenin sorumluluğu hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk ilkelerine dayandırılmaktadır. İster hizmet kusuru, isterse kusursuz sorumluluk doğabilmesi için;
a. Bir zararın varlığı,
b. Zararı doğuran işlem veya eylemin idareye yüklenebilir olması,
c. Zararlı sonuçta, işlem veya eylem arasında illiyet bağının bulunması zorunludur.
Bu şartlardan birinin yokluğu, idarenin sorumluluğunu ortadan kaldırır. Zarar doğuran eylemin idareye yüklenebilmesi için, idare adına ve idare tarafından yapılmış olması gerekir. Eylemin idareye bağlanma olanağı yoksa idare doğan zarardan sorumlu tutulamaz. Başka bir anlatımla, zararın idareye bağlanabilmesi için idarenin, zararın faili ve sorumlusu olması gerekir. Somut olayda davalı idarenin hiçbir sorumluluğu bulunmadığı bu nedenle manevi tazminat verilmemesi görüşünde bulunduğumuzdan, manevi tazminat verilmesi yönünde oluşan çoğunluk kararına katılmadık. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy