(2709 S. K. m. 125)
Davacı vekili, 30 Haziran 2003 tarihinde AYİM de kayda geçen dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin eşi Hv.Plt.Ütğm
.in 05 Haziran 2002 tarihinde yönetimindeki F-16 savaş uçağının gaz kolunun kilitlenmesiyle oluşan teknik arıza sonucu iniş için yönlendirildiği Çiğli Havaalanına teker koymayı başarmasına rağmen arızanın durmayı kesin olarak engellemesi sonucu uçağın infilak etmesiyle şehit olduğunu, bu olay sebebiyle müvekkilinin maddi ve manevi zarara uğradığını, zarar doğuran olayın kusursuz sorumluluk veya hizmet kusuru kapsamında takdir edilmesini, bu nedenle müvekkilinin zararlarının karşılanması maksadıyla 62.000.000.000 TLsi (ALTMIŞİKİMİLYAR TL.) maddi, 3.000.000.000 TL.si (ÜÇMİLYAR TL.) manevi tazminatın olay tarihinden itibaren isleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Dava dosyasındaki bilgi ve belgelerden; davacının eşi Hv.Plt.Ütğm
..in, 05 Haziran 2002 tarihinde Ege görevi için yönetimindeki F-16C uçağı ile saat 09:40 da dörtlü kolun 1 numarası olarak Akhisar Hava Meydanından kalkış yaptığı, kalkışı takiben AGL+1000 feetden görev profili uçulmaya başlandığı, saat 09:50de 1 numara tarafından Motor SECe geçti ikazı yapıldığı, gerekli emercensi işlemleri yapılırken radardan en yakın meydan hakkında bilgi alındığı, Akhisar Hava meydaninin 46 mil uzaklıkta olması nedeniyle 30 mil uzaklıkta bulunan Çiğli Hava Meydanına inmek üzere görevin iptal edildiği, çeklist maddelerinin uygulanması sırasında 1 numara tarafından motorun SECte olmasının dışında, motor saatlerinin normal çalıştığının ancak sürati düşüremediğinin belirtildiğini bu şekilde 4 kez iniş için girişimde bulunulduğu ancak uçağın sürati düşmediği için başarılı olmadığı, 5 nci iniş denemesinde inisin gerçekleşmiş olmasına karşın oturuş süratinin yüksek olması nedeniyle ağ bariyerinin koparak uçağın pist istikametinde toprağa çıktığı ve takribi olarak 1000 feette infilak etmesi sonucu davacı yakını
in vefat ettiği anlaşılmıştır.
İdare Hukuku ilkelerine ve T.C.Anayasanın 125 nci maddesine göre idare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararların ödemekle yükümlüdür. Bu suretle idarenin sorumluluğu Anayasa prensibi olarak kabul edilmiştir. Ancak, idarenin sorumluluğunun hangi esaslara göre belirleneceği Anayasada belirtilmemiş olup , bu meselenin halli doktrin ve yargı kararlarına bırakılmıştır. Bugün idarenin sorumluluğu hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk ilkelerine dayandırılsın idarenin hukuki sorumluluğu için bir zararın mevcudiyeti, zarara yol açan eylemin idareye yüklenebilir nitelikte olması zararla eylem arasında illiyet bağının bulunması yeterlidir. İlliyet bağının kesilmiş sayılması için zararın tümüyle hizmete ve idare tüzel kişiliğine yabancı unsurlardan dogması gerekmektedir.
Dava dosyasındaki bilgi ve belgelerin tetkikinden olayın meydana gelmesinde idareye yüklenebilecek bir hizmet kusuru bulunmamaktadır. Ayrıca uçak motorunun devecinin eşi şehit Pilot Ütğm
in iradesi dışında teknik bir sebepten SEC olması, motor saatleri normal çalışmasına rağmen süratinin düşmemesi, 4 kez iniş denemesine rağmen süratin düşürülememesi, 5 nci inişte uçağın oturuş süratinden ağ bariyerinin koparak uçağın pist dışına çıkıp 1000 feette infilak etmiş olması karşısında uçağın pilotu davacı yakını kusurlu kabul edilemez. Ancak, olayın bir kamu hizmeti sırasında meydana geldiği gözönüne alındığında, hizmetle doğrudan doğruya ilgili olduğu, hizmetle zararlı sonuç arasında uygun illiyet bağının bulunduğu anlaşılmaktadır. Gerek öğretide ve gerekse yargı kararlarında kabul edildiği üzere, özellikle Silahlı Kuvvetler tarafından yerine getirilen bazı hizmetlerle, hizmetin ifasında kullanılan uçak, helikopter, silah, top, bomba, mayın gibi araç ve gereçler yapıları gereği hem ilgililer hem de üçüncü kişiler için tehlike arz ederler. Bunların taşıdığı tehlikelerin ne zaman ortaya çıkacağını tahmin edip önceden tedbir alarak önlemek mümkün olamaz, iste bu tehlike taşıyan hizmetlerle araç ve gereçlerden sağlanan yararlar nasıl ki bunların sahibine ait oluyor ise, doğan zarar da onların sahibine ait olmalıdır, şeklinde de ifade edilebilecek olan risk ilkesinin bir gereği olarak davacının uğradığı zararın hizmetin sahibi idare tarafından karşılanması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.
Mahkememizin yerleşmiş içtihatları uyarınca Emekli Sandığı iştirakçisi olmayan kimselere olay sebebiyle T.C.Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünce bağlanan aylıklar ve ödenen tütün ikramiyeleri yarar kabul edilerek maddi zararlarından düşülmekte, diğer taraftan 2629 sayılı Kanun kapsamında ödenen tazminatı, maddi ve manevi zararlar karşılığı ödendiğinden bunlarda yarar kabul edilerek maddi zararlardan düşüldüğünden bu hususlar araştırılmıştır.
T.C.Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü Tahsisler Dairesi Başkanlığının 05 Aralık 2003 tarih ve B.07.1.EMS.0.10.01.01/74.262.002 sayılı yazılarıyla; Yönetim kurulunun 25 Temmuz 2002 tarihinde durumunun incelendiği ilgili hakkında 5434 sayılı Kanunun vazife malullüğü hükümleri ile 64 ncü maddesi (Harp malullüğü) hükmünün de uygulanmasına karar verilmesi üzerine Genel Müdürlüğün 08 Ağustos 2002 tarih 613273 sayılı işlemiyle 15 Haziran 2002 tarihinden itibaren davacı eş
.e 268.240.000 TL. birinci derece harp malullüğü dul aylığı bağlandığı ve bu aylığın değişik tarihlerde tespit edilen katsayılar esas alınarak yükseltildiği, 01 Ocak 2002 tarihinde tespit edilen katsayı uyarınca bu tarihten itibaren aylığın 410.650.000 TL.ye yükseltildiği, ayrıca 3480 sayılı Kanun uyarınca 2002 yılı için davacıya 247.730.000 TL. tütün ikramiyesi ödendiği bildirilmiştir.
Ayrıca davacıya 624 sayılı KHK ve 4354 sayılı Kanun gereğince 26 Haziran 2002 tarihi itibariyle 2.889.590.000 TL. ve 02 Mayıs 2003 tarihinde de 14.348.560.000 TL.si ikramiyenin tahakkuk ettirildiği anlaşılmıştır. Davacının maddi zararlarının tespiti için bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş, resen seçilen bilirkişi tarafından düzenlenerek Mahkememize ibraz edilen 12 Ocak 2004 tarihli bilirkişi raporunda; davacının maddi tazminat hak edişinin 70.197.896.650 TL:si olduğu bildirilmiştir. Taraflara tebliğ edilen bilirkişi raporuna itirazda bulunulmamıştır.
Bilirkişi raporu Mahkememizce kabul edilen kıstaslara ve ilmi verilere uygun bulunduğundan bilirkişi raporu doğrultusunda uygulama yapılmıştır.
Ayrıca davacı
.e eşinin ölümü nedeniyle gerek olay anında duyduğu, gerekse ömür boyu duyacağı acı ve ızdırabı karşılayabilmek amacıyla olayın meydana geliş şekli, tarihi, müteveffanın ve davacının sosyal durumları paranın alım gücü ve işletilecek yasal faiz dikkate alınarak uygun miktarda manevi tazminat verilmesi kabul edilmiştir.
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacı eş
e , bilirkişi raporu uyarınca ve istemi gibi 62.000.000.000 TL. (ALTMIŞİKİMİLYAR TL.) MADDİ TAZMİNAT VERİLMESİNE,
2. Davacı çocuk
.e takdiren ve istemi gibi 3.000.000.000 TL. (ÜÇMİLYAR TL.) MANEVİ TAZMİNAT VERİLMESİNE,
3. Hükmedilen maddi tazminat miktarına harp malullüğü aylığı bağlandığı 15 Haziran 2002 tarihinden 30 Haziran 2002 tarihine kadar yıllık %60 (YÜZDEALTMIŞ), 01 Temmuz 2002 tarihinden 31 Mart 2003 tarihine kadar yıllık %55 (YÜZDEELLİBEŞ), 01 Nisan 2003 tarihinden 31 Aralık 2003 tarihine kadar yıllık %30 (YÜZDEOTUZ), 01 Ocak 2004 tarihinden ödeme tarihine kadar yıllık %15 (YÜZDEONBEŞ) yasal faiz YÜRÜTÜLMESİNE,
4. Hükmedilen manevi tazminat miktarına olay tarihi olan 05 Haziran 2002 tarihinden 30 Haziran 2002 tarihine kadar yıllık %60 (YÜZDEALTMIŞ), 01 Temmuz 2002 tarihinden 31 Mart 2003 tarihine kadar yıllık %55 (YÜZDEELLİBEŞ), 01 Nisan 2003 tarihinden 31 Aralık 2003 tarihine kadar yıllık %30 (YÜZDEOTUZ), 01 Ocak 2004 tarihinden ödeme tarihine kadar yıllık %15 (YÜZDEONBEŞ) yasal faiz YÜRÜTÜLMESİNE
KARŞI OY GEREKÇESİ
Dava konusu olayın meydana gelmesinde davacının müteveffa eşinin müterafık kusurunun bulunduğu kuskusuzdur. Bu nedenle hükmedilecek maddi ve manevi tazminat miktarlarından kusuru oranında indirim yapılması kanuni zorunluluk olmasına rağmen, müteveffanın kusursuz olduğu kabul edilerek davacı lehine maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi şeklindeki çoğunluk görüşüne katılamadık.
Full & Egal Universal Law Academy