(2709 S. K. m. 125) (1136 S. K. m. 164) (1602 S. K. m. 71) (818 S. K. m. 41, 49)
Davanın Özeti: Maddi ve Manevi Tazminat İstemi
Savunmanın Özeti: Davacı hakkında kesin Sağlık Kurulu raporu alınmadan açılan davanın erken açılmış bir dava olması nedeniyle öncelikle bu yönden davanın reddinin gerektiği, davacının kendi tedbirsizliği ve dikkatsizliği sonucu zarara uğradığı, olaydan önce birlik komutanlığınca emniyet ve kaza önleme ile ilgili emrin davacıya tebliğ edilmiş olması, olaydan sonra davacının tedavisi için gerekenlerin yapılmış olması nedeniyle idarenin herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığı, tazminata hükmedilmesi halinde davacının birlikte kusurunun dikkate alınmasının gerektiği, istenilen tazminat miktarlarının çok yüksek olduğu, maddi tazminata yeniden gelir elde etmeye başlayacağı tarihten itibaren, manevi tazminata ise karar tarihinden itibaren faiz yürütülmesi gerektiği belirtilerek davanın reddi yönünde savunma yapılmıştır.
Davacının askerlik hizmeti sırasında yaralanmış olması, marangozhanede dikey-daire şerit testerede çıta kesme işinin son derece riskli bir görev olması ve bu sırada kaza geçirme olasılığının her zaman bulunması, olayda davacının kastının bulunmaması nedenleriyle, idare hukukunun genel ilkeleri, hakkaniyet ve nesafet kuralları gereği davacının zararının kusursuz sorumluluk ilkesi gereğince davalı idarece karşılanması gerektiği bu nedenle davacının olay nedeniyle uğradığı zararları karşılamak üzere bilirkişiye tespit ettirilecek miktarın maddi, ayrıca çekilen acı ve ızdırabı unutturmaya yönelik olarak takdir edilecek bir miktarın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verilmesinin gerektiği yönünde düşünce bildirilmiştir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
Yargı yetkisini kullanan Askeri Yüksek İdare Mahkemesi İkinci Dairesince, davacı vekillerinin istemi üzerine 01 Aralık 2004 Çarşamba günü saat 09.30'da, davacının yokluğunda, davacı vekili Av. Ahmet KAHRAMAN, davalı idare vekili Haz. Av. Nükhet KILIÇAY ile AYİM Savcısı Hak. Yzb. Fikret ERES'in iştirakleriyle acık duruşma yapılıp Raportör Üye Hak Yb. Coşkun GÜNGÖRün açıklamamaları dinlendikten ve dava dosyası incelendikten sonra;
Gereği düşünüldü:
Davacı vekilleri, 30.10.2003 tarihinde AYİM kaydına giren dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin Bilecik 2 nci J.Er Eğt.Tuğ.Kh.ve Srv.Bl.K.lığında askerlik görevini ifa ettiği sırada marangozhanede tomruklan çıta yaparken iş kazası geçirdiğini, geçirdiği kasa sonucu sağ el işaret parmağı ve orta parmağını tamamen kaybettiğini, yüzük parmağının ise sadece deri tutacak şekilde kesildiğini, 22.11.2002 -14.01.2003 tarihleri arasında tedavi edildikten sonra SMK kayıtlı iki (2) ay hava değişimi ile taburcu edildiğini, müvekkillerinin maruz kaldığı yaralanma sonucu askerliğe elverişsiz hale geldiğini, Yüksek Mahkemece sevk edileceği hastanede askerliğe elverişli olup olmadığı konusunda yeni bir rapor düzenlenmesi gerektiğini belirterek 30 milyar maddi, 5 milyar manevi tazminatın yasal faizi ile birlikte ödenmesini talep ve dava, adli yardım isteminde bulunmuşlardır.
Davacının adli yardım istemi, AYİM İkinci Dairesinin 03.12.2003 tarih ve Gensek No:2003/2796, Esas No:2003/975 sayılı kararıyla kabul edilmiştir.
Dava dosyasının incelenmesinde; Davacının, 2 nci Jandarma Eğitim Tugay Komutanlığı (Bilecik) Kh.Srv.BI.K.lığı Levazım II. Kademesine bağlı marangozhanede görevli iken; marangozhanede bulunan dikey-daire şerit testerede, çıta keserken sağ elini testereye kaptırarak; sağ elinin ikinci parmağının dipten, üçüncü parmağının orta boğumdan koptuğu, dördüncü parmağı orta boğumdan itibaren kesildiği, beşinci parmağın ise ucundan doku kaybı olacak şekilde kesilerek yaralandığı, davacıya ilk müdahalenin Tugay Revir Baştabipliğince yapılarak, Bilecik Devlet Hastanesine oradan da Eskişehir 800 Yataklı Hava Hastanesi Baş Tabipliğine sevk edildiği ve yapılan ameliyatla sağ el üçüncü parmağın orta kısımdan kesildiği, diğer parmaklan ise yerine dikildiği, Eskişehir 1 nci Taktik Hava Kuvveti Komutanlığı Askeri Savcılığının 20.01.2003 gün ve Esas No:2003/87, Karar No:2003/191 sayılı kararı ile davacı hakkında Kendini Askerliğe Elverişsiz Hale Getirmek suçundan yapılan hazırlık soruşturması sonunda davacının sağ el parmaklarını dikey şerit testerede kestirmesi olayının dikkatsizlik sonucu meydana geldiği, kasten gerçekleştirmediği sonucuna varılarak Kovuşturmaya Yer Olmadığına karar verildiği, davacı vekillerinin 25.08.2003 tarihli dilekçe ile davacıya maddi ve manevi tazminat ödenmesi istemiyle davalı Bakanlığa başvurdukları, davalı Bakanlığın 20 Ekim 2003 tarihli yazı ile başvuruyu reddettiği anlaşılmıştır.
Davalı idare davacı hakkında kesin Sağlık Kurulu raporu alınmadan açılan davanın erken açılmış bir dava olması nedeniyle öncelikle bu yönden davanın reddinin gerektiğini ileri sürmekte ise de; davacının olaydan sonra tedavisinin tamamlanıp terhis edilmiş olması ve hakkında askerliğe elverişli olup olmadığı hususunda Sağlık Kurulu raporu düzenlenmesi yönünde devam eden herhangi bir işlem bulunmaması nedeniyle davalı idarenin bu iddiasının yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır.
Davacının yaralanma sonrasında tedavisinin devam ettiği 15.07.2003 tarihinde tedavisi ile ilgili kesin sonuca ulaşılmadan terhis edildiği anlaşıldığından, Mahkememizce davacının nihai sağlık durumunun tespiti için GATA Asker Hastanesinde muayenesi istenmiş, bu Hastanenin 07.05.2004 gün ve 1561 sayılı sağlık kurulu raporuyla davacı hakkında; B/65 F 1 Askerliğe değildir, mevcut yaralanma nedeniyle sağ elde uzuv zafiyeti mevcut olup, tadili yoktur. Onbeş gün iş ve gücünden kalmıştır, hayati tehlike geçirmemiştir kararı verildiği anlaşılmıştır.
Anayasanın 125 nci maddesine göre idare kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlüdür. Bu suretle idarenin sorumluluğu Anayasa prensibi olarak kabul edilmiştir. Ancak, Anayasada İdarenin sorumluluğunun hangi esaslara göre belirleneceği belirtilmemiş, bu meselenin halli doktrin ve yargı kararlarına bırakılmıştır. Bugün idarenin sorumluluğu hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk ilkelerine dayandırılmaktadır. İster hizmet kusuru isterse kusursuz sorumluluk ilkelerine dayandırılsın genel olarak İdarenin tazmin borcunun doğabilmesi için bu zararın mevcudiyeti, zarara yol açan eylemin idareye yüklenebilir nitelikte bulunması zarar ile eylem arasında illiyet bağının bulunması zorunludur.
Olayımızda İdareye atfı kabil bir hizmet kusurunun varlığından söz edilemez ise de; kamu görevinin ifası sırasında meydana gelen zarar ile görevden kaynaklanan eylem arasında doğrudan bir İlliyet bağı bulunduğu, zararın hizmetin içinden doğduğu nazara alındığında kusursuz sorumluluk kuram ve ilkesi gereğince davacıda meydana gelen zararın davalı idarece karşılanması gerektiği sonucuna varılmıştır.
Mahkememizin yerleşik İçtihatları doğrultusunda Emekli Sandığı İştirakçisi olmayan kimselere yaralanma sebebiyle T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünce bağlanan aylıklar ve ödenen tütün ikramiyeleri zarar kabul edilerek davacının maddi zararından düşülmektedir.
T.C. Emekli Sandığının 25.11.2004 tarihli yazısından Genel Müdürlüğün 18.09.2004 tarih ve 105597 sayılı işlemi ile davacıya 01.07.2004 tarihinden itibaren 585.590.000 TL 6 ncı derece T.S.K. vazife malullüğü aylığı bağlandığı, diğer yandan 3480 sayılı kanun uyarınca 2004 yılı için 8 aylık tütün ikramiyesinin 01.01.2005 tarihinde tespit edilecek memur maaş katsayısı esas alınarak ödeneceği bildirilmiştir.
Davacının maddi zararlarının tespiti için Mahkememizce resen seçilen bilirkişinin tanzim ettiği, 03.01.2005 tarihli bilirkişi raporunun tetkikinden, davacının 42.138 YTL maddi zararına karşılık 180.055 YTL maddi yarar sağladığı, davacının zararlarının maddi yararla fazlasıyla karşılandığında maddi tazminat hak edişinin bulunmadığı anlaşılmıştır.
Taraflara tebliğ edilen ve itiraz edilmeyen bilirkişi raporu, Mahkememizin tespit ettiği kıstaslara yerleşik uygulamalara ve ilmi verilere uygun bulunarak bilirkişi raporu doğrultusunda uygulama yapılarak davacının maddi tazminat isteminin reddine karar verilmesi sonucuna ulaşılmıştır.
Davacının olay nedeniyle duyduğu ve ömür boyu duyacağı ızdırabın kısmen de olsa telafisi amacıyla olayın meydana geliş şekli, tarihi, davacının askerlik statüsü, işleyecek yasal faiz dikkate alınarak uygun miktarda manevi tazminat verilmesi kabul edilmiştir.
Davacının maddi tazminat hak edişlerinin bulunmaması, davacının isteminde haksız oluşundan değil haklı görülen istemin dava tarihinden sonra T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğünce karşılandığı Emekli Sandığı işleminin beklenmesi halinde dava açma süresi geçirilebilecek olduğundan, dava açılmasının bir hukuki zorunluluk olarak belirmesi karşısında, reddedilen maddi tazminatla ilgili olarak istenen miktar üzerinden avukatlık ücretinin davacıya yükletilmesine ilişkin davalı idare isteminin reddi cihetine gidilmiştir.
Açıklanan nedenlerle;
1. Bilirkişi raporu uyarınca davacı Musa BOZa maddi tazminat isteminin REDDİNE,
2. Davacı Musa BOZa, takdîren 2.000 YTL, (İkibin Yeni Türk Lirası) manevi tazminat verilmesine, fazlaya ait isteminin REDDİNE,
3. Hükmedilen manevi tazminat miktarına olay tarihi olan 22.11.2002 tarihinden 31.03.2003 tarihine kadar yıllılık %55 (yüzdeellibeş), 01.04.2003 tarihinden 31.12.2003 tarihine kadar yıllık %30 (yüzdeotuz), 01012004 tarihinden 3112.2004 tarihine kadar yıllık %15 (yüzdeonbeş), 01.01.2005 tarihinden ödeme tarihine kadar yıllık %12 (yüzde oniki) yasal faiz YÜRÜTÜLMESİNE,
4. 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 71 nci maddesi uyarınca yargılama giderlerinin dava adli yardımla görüldüğünden resmi posta pulu kullanılmak suretiyle sarf edilen (posta giderleri dahil) davalı İdareye YÜKLETİLMESİNE, ancak 492 sayılı Harçlar Kanununun 13/j maddesi uyarınca muaf tutulan idare aleyhine harca hükmedilmesine YER OLMADIĞINA,
5. Davacı tarafından peşin yatırılan ve sarf edilen 90 YTL (Doksan Yeni Türk Lirası.) bilirkişi ücretinin davacı üzerinde BIRAKILMASINA,
6. Hükmedilen manevi tazminat miktarı üzerinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca tespit edilen 240 YTL. (İkiyüzkırk Yeni Türk Lirası) avukatlık ücretinin davalı idareden alınarak, DAVACIYA VERİLMESİNE,
7. Dava duruşmalı görüldüğünden reddedilen manevi tazminat miktarı üzerinden, hüküm tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ve Tarifenin 10 ncu maddesi dikkate alınarak tespit edilen 240 YIL. (İkiyüzkırk Yeni Türk Lirası) avukatlık ücretinin, davacıdan alınarak DAVALI İDAREYE VERİLMESİNE,
8. Dava duruşmalı görülmekle birlikte reddedilen maddi tazminat miktarı ürerinden davacı aleyhine avukattık ücretine hükmedilmesine ilişkin davalı idare isteminin REDDİNE,
09 Şubat 2005 tarihinde OYBİRLİĞİ ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy